Üstadım, Ağabeyim, Dostum, Ergun Göze’ye

27

Ergun Göze bey, bir vatan ve iman şevkinin abidesi,temiz, masum,dürüst, fikir ve mana    alışverişi hızlı ve bereketli bir müstesna insandı.

Ergun Göze bey büyük hukukçu Avukat Mülazım Ahmet İzzet Efendinin oğlu olarak 1931 yılında Sivas’ta doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini 1957 yılında bitirdi. Arkadaşları ile birlikte 1969’da Babıali yayınevini kurdu. Bir süre serbest avukatlık yaptı. Çok önemli davalarda imzası olan bir insandı.

İlk yazısı, Sivas’ta çıkan hakikat gazetesinde 1949 yılında yayınlandı. Mümtaz Turhan hocanın çıkardığı ‘Öncü’ dergisinde Ahmet Kenan imzasıyla yazılar yazdı. Babıali’de Sabah gazetesinde 1965 yılında başladığı fıkra yazarlığını Tercüman gazetesinde 1969-1989 yılları arasında sürdürdü. Türkiye gazetesinde de uzun süre fıkra yazarlığı yaptı. Son olarak Tercüman gazetesi sahibi değiştikten sonra bir müddet daha fıkra yazarlığına bu gazetede devam etti.

İslam Medeniyeti, Büyük Türkiye, Büyük Doğu ve Köprü gibi dergilerde de yazılar yazdı.

Eserleri: Meşhurların Son Sözleri (1967), Anadolu Sahabeleri (1968) Peyami Safa-Nazım Hikmet kavgası (1969), Köşebaşı (1969), Peyami Safa’dan Seçmeler (1970) Mukayeseli İslam Tarihi Kronolojisi (1971), Dirilen Çöl (1975), İslam’a Selam (1989), Gözümle ve Gönlümle Tanıdıklarım (1989), İslamiyet ve Teknoloji (1991), İslam Davası(1967), Kuran-ı Kerim Mucizesi (1969), İslam ve Demokrasi (1970), Cezayir’de İslam’a Yeniden Doğuş (1973), Soruşturma (1975), İslam’da Dini Düşünce Yapısı…

Bu eserlerin yazarı merhum Göze ağabeyimizle önce yazılarıyla tanıştık. Daha sonra Avukatlık mesleğimizle beraberliğimiz başladı. Birçok meslek sorunlarını onun önderliğinde çözmeye çalıştık.

Ağabey -kardeş ilişkilerimiz ivazsız, garazsız, çok samimi bir şekilde devam etti.Haftada bir gün mutlaka ya kendisi beni çağırır ,’Gel, canım sıkıldı, sohbet edelim derdi.Yahut da ben ‘Ağabey, müsaitsen seninle sohbete geliyorum’ derdim.

Beraber olduğumuzda sohbetimiz sadece Türkiye meseleleri üzerine olurdu. Bir gün masanın üzerinde Tercüman’da yazarken  “ADINI KOYMAK” isimli bir makalesinin fotokopisi dikkatimi çekti. Tarihi 03.08.1983 idi. “Abi bu nedir?” diye sordum.”Bir okurum kütüphanesinde bulduğu bir yazıyı bana gönderdi” dedi.”Bakabilir miyim?” dedim. Yazıyı bana uzattı ve okudum. Ermeni meselelerini anlatıyordu.Yazıyı gönderen kişi, yazının altına şu notu düşmüştü; “Ergun ağabeyim, kütüphanemi karıştırırken bir yazınızı buldum. Aradan 26 yıl geçmiş ve değişen bir şey yok, gösterilen bir çaba da yok, olanlardan ders alan da yok, Ellerinizden öperim.” diyordu. Bu yazısının fotokopisini istedim.

Yine bir gün ziyaretine gitmiştim.Masasının üzerinde çok büyük ebatta bir kitap duruyordu.”Abi bu nedir?” dedim. “Bunu bana Erzurum Üniversitesi Rektöre gönderdi, YÜCE YURTTAN YÜKSELEN SES ALBAYRAK isimli bir kitaptır.” dedi. Aldım, inceledim, kitap Mustafa Kemal Atatürk’ün Erzurum seyahatini, orada karşılanışını anlatıyordu.”Abi bunu nasıl temin edebilirim?” diye sordum. Bana “Benim yeğenim Fahrettin Göze Erzurum Üniversitesi Rektörünün yakın arkadaşıdır. O söylemiş ve Rektör de bana göndermiş. Para ile satılmaz.” dedi. Ben de kendisine “Mesele yok, Sayın Prof. Dr. Fahrettin Göze kardeşimiz bizim Sivas Aydınlar Ocağı başkanımızdır. Onu arar rica ederim. Bana da gönderirler.” dedim. Yanından ayrıldım. Prof. Dr. Fahrettin Göze beyi aradım.”Hemen görüşeceğim” dedi ve üç gün sonra kitabı kargo ile bana gönderdi.

Yazıhanemde otururken bir mesajla acı haberi aldım. İnanamadım. Bir müddet kalakaldım. Müşterek dostlarımızı aradım. Kaderin önüne geçilmiyor, haber doğru çıktı. Sevgili ağabeyimiz Hakka Yürüdü, yolculuğuna bir müddet katıldık, uğurladık.

Mekanın cennet olsun Ergun Ağabey…