Tutkunuyduk Tutsağı Olduk

50

 

Sokak lambaları henüz sönmemiş, otomobillerin üstünü buzdan bir tabaka kaplamış. Bir ayaza teslim olmuş bütün şehir.

Titrek ve ürkek canlar, birer ikişer sokağa dökülüyor ve gün başlıyor. Bir anne ve kucağında 3 yaşlarında bir çocuk; Üşüyen yüzünü annesinin boynunda gizleyerek ısıtmaya çalışıyor. Soğuktan titreyen bir sesle “anne üşüdüm” diye ağlıyor. Belli ki anne çocuğunu zor zahmet bulduğu bir bakıcıya götürüyor, belki büyük annelerden birine…

Gözlerim anne ve çocuğun ardı sıra giderken, 30-35 yıl önceki hatıralar sardı benliğimi; Soğuk bir kış günü, oğlum battaniyesine sarılı ve kucağımda, yakın akrabalarımızdan birine bırakıp işe yetişeceğiz. Oğlum; “baba üşüdüm, baba uykum var” dedikçe eşimin gözleri ıslanıyor…

Bu hayal içinde yolumda yürürken, “baba üşüyorum, baba uykum var” diyen gerçek haykırışlarla irkildim ve sandım ki bana bir şeyler oluyor. Neden sonra sesin, yan yolda koşar adım ilerleyen bir babanın kucağındaki çocuktan geldiğini fark ettim ve ‘ çok şükür gerçekmiş’ dedim ama bana afakanlar bastı ve onca yılın öfkesini kustum bu şehre ve teslim olduğumuz hayata…

Bu nasıl medeniyet, bu nasıl şehir, bu nasıl hayat? Üstadın; “Öyle bir hayata çattık ki, hayata kumuş pusu” mısralarını gel de mırıldanma! Her defasında bu pusuya düşen biçare canlar; savaşta telef olur, afetler onları bulur, şiddete maruz kalır, taciz, tecavüz ve hayatın onca yükü ve çilesini taşırlar titrek omuzlarında, küçücük yüreklerinde…

Hani aile sıcaklığı? Öyle bir düzen kurmuşuz ki; çocukları, kadınları, aileleri, aile büyüklerini, akrabaları, komşuları, dostlukları, bütün bir toplumu yiyip bitiren ve tek yiyeceği insan, içeceği sevgi olan bir canavar…

Sonsuz mavilikleri terk etmenin bedeli bu olmalı! Işıl ışıl yanan ışıkların cazibesine kapılıp geldiğimiz şehirlerin gönüllü tutsağı olmuşuz. Değerlerimizi kendi ellerimizle teslim etmişiz. Hırslarımızın kurbanıyız. Azla yetinmemenin, fıtratı insandan alıp tekniğe izafe etmenin bedelini ödüyoruz.

Dünyayı tüketme yarışına kendimizi, sevgimizi ve sevdiklerimizi kurban ederek başlıyoruz. Beton ve asfalttan oluşmuş kapkara mahpushanelerin gönüllü tutsağıyız.

Göğü delen gökdelenler, itiş kakış caddeler ve sokaklar… Kendini yollara vuran hasta solgun canlar ve imajı bozuk insanlar… Binler, yüz binler, milyonlar içinde hani insan? Yüreklerde buz tutmuş sevgiler… Bir parça ekmeğe satılan dostlar ve arkadaşlıklar…

Sabah akşam kum çakıl… Kârcı mimari yoz yapı… Çelik çiçek açar mı, türkü söyler mi beton? Ne bir kuş öter, ne bir arı vızıldar ne dalda bir tomurcuk ne gökte bir yıldız… Hani nerede metafizik kaygılarımız? Bütün değerlerden arındığımız bu şehirlerde nasıl insan kalır bir yanımız ve nasıl mutlu olur insanımız?

Bil ki hangi mevsimdesin! Cemre ne zaman düşer? Sesine ses verir mi taş duvar? Hani sonsuzluğa saldığımız yankılar? İçtiğin su, soluduğun hava kirli, besinler hileli, fıtrata aykırı bitkiler ve tıklım tıklım hastaneler…

Sonsuz maviden kaçanlara kara taştan mahpushaneler yapmaya ne gerek? Şehirler, ölü canlara tabut…

Ve çocuklar uçurtmaları tutsak, zincire vurulmuş özlemleri… Bir bakıcı elinde, cahil insafına emanet, anne sevgisine ve sıcaklığına muhtaç…

Balkonda küçük bir çocuk henüz beş yaşında, yalnızlığından korkmuş, ağlıyor içli içli. Kenar mahallede bir bebe elinde kuru bir ekmek, üşüyor yarı çıplak…

Ve anneler, anneliğe de kadınlığa da doyamayan… Sevgiye aç, sevgiye muhtaç…

Ve babalar; baba olduğuna pişman, iş kaygısından yarınlara düşman, taşlaşmış yüreğinde çaresizliği kötü huya dönüşen…

TV’de Başbakan, genç evlileri uyarıyor; “en az üç çocuk” diyor… Gazeteler yazıyor; kadın istihdamında Manisa %43 lere ulaştı, Manisa doğurganlık hızı en düşük iller arasında, Manisa boşanmada birinci…

Şehirler ve şehirler… Önce insanlığı sonra insanı yiyip bitiren şehirler!

Her şeye sosyoekonomik çözüm üreten kafalar, reçeteniz tutmuyor, tutmadı, tutmayacak. Az gelişmişliği bir üstünlük sayalım! Çünkü eşyaları olanın elinden çalınan dünya, hiç bir şeyi olmayanın elinde şimdi! Haydi, geri alalım desem; kimde derman var? Şehir boğuyor hepimizi kurtulmaya çare mi var? Tutkunu olduğumuz şehirde tutuklu kaldık vesselam…