Susuzluğa Hazır mıyız?

31

     Çok
değil bundan 25 -30 yıl önce, özellikle İstanbul’da hemen, hemen her evin
banyosunda tavana yakın, ya da çatı katında plastik ya da galvanizli su depolarımız
vardı!

     Her
gün yaşanan saatlerce su kesintisinin verdiği zorlukları aşmak için böylesine
bir çareye başvurmuştu insanlarımız…

    Çünkü o yıllarda o kadar susuz kalmıştık ki!

   
Bir ara bulutların arasına su bombaları atılmış ama yine de de
susuzlukla baş edememiştik.

   
Sonrası yıllarda özellikle İstanbul’a çevre illerden, derelerden su
aktarıldı, yeni yeni barajlar devreye girdi. Kısmen de olsa bir çözüm sağlandı…

   
Bu geçici çözüm az da olsa bir rahatlama sağlamıştı. Ama son yıllarda
yaşanan su eksikliği ülkemizi giderek etkisi altına almaya başladı!

  
Özellikle bu yıl yaşanan susuzluk kendisini öylesine hissettirmeye
başladı ki, insanlarımızı bekleyen susuzluk felaketi birkaç ay sonra tüm
acımasızlığı ile karşımızda olacak.

   Çünkü
mevsimsel değişiklikler, doğaya verdiğimiz tahribat, su yataklarına acımasızca
yapılan inşaatlar nedeniyle dağlarımızdan akan o şırıl şırıl su yatakları birer
birer kayboldu! Çoğu doğal su kaynaklarımız da bir şekilde 49 yıllığına özel
şirketlerin oldu!

  
Sadece dereler değil, göllerimiz bile kurudu!

  
Pekiyi bizi bekleyen bu felaket karşısında bizler ne yapıyoruz?

   Hiç su tasarrufunu düşünenimiz var mı?

   Olsa bile bu nüfusumuzun kaçta kaçı?

  
Şöylece günlük yaşamımızı bir düşünün!

   Sabah uyanır uyanmaz ilk yaptığımız iş
yüzümüzü yıkamak; sıcak bir kahve, çay için cezveye, çaydanlığa su doldurmak.
Ya da pişecek aşımız için yemek tenceresine su koymak…

  Hele ki ülke genelinde yaşadığımız Korona
salgını nedeniyle de ellerimizi en az beş, altı kez yıkamak.

  Ya yaşadığımız evin bahçesini her Allah’ın
günü sulayanlar. Apartman görevlilerince musluklardan akan içme suyu ile
temizlenen merdivenler, o apartmanda oturanların araçlarının yıkanması…

  Hele ki, yaz aylarında en azından günde
birkaç kez alınan duşlar, suların varlığını düşünmeden musluklardan akan oluk,
oluk sular…

   Şimdi bir an düşünün!

    Değil kullanmak için, bir yudum içmek için
dahi ihtiyacımız olan su olmadığında ne yaparız?

    Haftalar önce yağmur duasına dahi çıkılan
ülkemizi işte böylesine büyük bir doğa faciası bekliyor!

   Çünkü su kaynaklarımız giderek azalıyor.
Beklenen yağmurlar bir türlü yağmıyor. Yağsa bile ihtiyacımıza yetecek kadar
olmuyor, barajlarımız dolmuyor.

    İşte
böylesine bir tablo karşısında yapacağımız yegâne şey su tasarrufu yapmak.

    İnanınız her evde yapılacak bu tasarruf, en
azından suya olan ihtiyacımızı bir süre daha karşılayacak. Yoksa halimiz harap!

   Su
olmadan yaşanacak bir hayat düşünün.

   Afrika’da bir yudum su için insanların neler
çektiğini bir hatırlayınız!

    İnanınız önümüzdeki süreç Korona’lı günlerimiz
kadar hassas, kritik…

    Yeni yılda yağacak yağmur, kar bizlere ne
kadar kaynak sağlayacak bilinmez ama kesin olarak bilinen şey; önümüzdeki
yıllar susuz olacak!

    Bu
doğal afet, sadece evlerimizde değil, tarım alanlarımızda da yaşanacak.
Kuraklık nedeniyle ülkemizi bekleyen afet tarlalarımızı da vuracak!

   Bir
tarım ülkesi olmaktan giderek uzaklaşan ülkemizde yaşanacak olası bir kuraklık
nedeniyle tahıl, sebze, meyve üretimimizin de olumsuz yönde etkilenmesi
kaçınılmaz.

   Daha fazla vakit geçirmeden alınacak
tedbirlerle susuzlukla şimdiden mücadeleye başlamak kaçınılmazdır.

  Susuzluğu yaşamış bir yurttaş olarak;
evimizde şimdiden tasarruf tedbirlerine başladık. Siz de kendi çapınızda bu
tedbirleri uygulayınız lütfen.

  Şırıl, şırıl tazyikle akan musluklarımızı
daha kontrollü kullanalım, en azın ilk su tasarrufumuzu böyle yapalım.

   Tıraş olurken, dişlerimizi fırçalarken
musluğun kapalı olması, duş alırken daha az su harcamak, binlerce ton suyun
boşa akmasını önleyecektir

    Bir de şehirlerdeki suyu taşıyan boru
hatlarındaki su kaçaklarını önlersek, bizleri bekleyen susuzluk felaketine
karşı koymak adına; hem ülkemizin su kaynaklarına, hem de sulu tarıma büyük bir
katkı sağlanmış olacaktır

   Unutmayalım susuz hayat, yaşayabileceğimiz
doğal felaketlerin en büyüğüdür…

Önceki İçerikTuran İllerinden Gezi Notları
Sonraki İçerikKorku Kumpanyası ve Panik-Atak Zihin Dizaynı
Avatar photo
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.