Suskun Kürtlerin Duası

61

 

Terörün sona ermesi ve akan kanın durması için en çok ‘Suskun Kürtlerin’ fiili duasına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Onların fiili duası Türkiye’ye çağ açıp çağ kapatacak, Türkiye’yi lider ülke konumuna getirecektir.

Bu ülke, Türklerin sessiz kararlılığı ve sabrı, ‘Suskun Kürtlerin’ sukutunu terör aleyhine bozmasıyla huzura erecektir ve yapılacak gerçek dua budur.

Devlet idaresinden anlamam, devletin sırlarına vakıf değilim. Devleti idare edenlerin,” ustalık dönemi” söyleminden devlet işlerinde bir dönem acemilik çektiklerini anlıyoruz. Bizde adet böyle olmalı ki atalarımız; “kervan yolda düzülür, denize düşünce yüzülür!” demişler.

Terörle mücadelede devlet, maalesef ustalık döneminde de “tahterevalli” ve “çek- bırak” şeklindeki “lastik politikalarından” netice bekliyor.

Sıcak terörü müzakereyle soğutmak ve sıcak takiple yarattığı tehdit etkilerini müzakere masasında neticeye çevirmek!

Bu usulü otuz yıldır deniyoruz, bir netice alabildik mi? Terörle anladığı dilden konuşmaya bir saniye bile ara verilemez ama sadece silahlı mücadeleyle de bir yere varılamaz. Terörü doğuran iç ve dış etkenlerle topyekûn mücadele gerekir.

Dış desteği kesemiyoruz, bölgede devleti tek hâkim güç haline getirip terörün para ve insan kaynakları kurutamıyoruz, bölge halkının gücünü ulusal ekonomiye kazandırıp kendi kendine yeter hale getiremediğimiz gibi onları beleş yaşamın parçası yapıyoruz. Beleş yaşamı terörün kazandırdıkları olarak algılamalarına engel olamadığımız için devletten ziyade terörizme medyunu şükran oluyorlar.

Bu çözümsüzlük ortamında günü kurtaralım derken sorunu her gün biraz daha büyüterek yeni kuşaklara taşıyoruz.

Türk adaletinin yargılayıp içeriye tıktıklarını meşru liderliğe taşıyoruz. Kendimizi cellâdın insafına terk edenlerin durumuna düşürüyoruz…

Olup bitenin izahını kendimize yapamazken, birileri de çıkıp; “Türkiye Cumhuriyetini, Türkiye Birleşik Devletleri Cumhuriyeti’ne dönüştürelim” müptezelliklerini çözüm diye piyasaya sürüyor.

Osmanlı’dan ilham almanın sırası değil, kendimizi dev aynasında görmeyelim. Osmanlı’yı örnek alacaksak Fetih dönemini değil eşdeğer dönemlerine bakalım. Günümüz Türkiye’sini dünya beşlisinin durumuyla bir kıyaslayalım! İlim, teknoloji, endüstri, kültür ve sanatta lider bir konumumuz var mı? Dünyada hangi malın fiyatını biz belirliyoruz? Bizim fiyatımızı bile belirliyorlar!

Terör ne istiyor? Güneydoğu’ya özerklik verin, Türkiye’yi istifademe açın! Anlamı ne? “Güneydoğu bizim, Türkiye hepimizin…” Başka izahı var mı? Tabi aynı zamanda Suskun Kürtlere’ de bir mesaj; “siz bize karşı çıkmayın, iktidarla birlikte hareket etmeyin! Mücadelemiz sizin de haklarınızı korumak üzere yürütülmektedir.”

Zamanında ağaların insafına terk edip vermediğimiz her hak, bu gün bumerang gibi bizim başımıza çarpıyor ve terörizmin hanesine yazılıyor ve kitleler, acaba satışa mı geldik şüpheciliğine kapılıyor.

Bu şartlarda terör, istediğini almadıkça silah bırakır mı? Onlar bıraksalar, ağa babaları bıraktırmaz. Çünkü Kürtler, ABD ve İsrail’in 21. yüzyılda keşfettiği yeni tutsakları, yeni kuklaları…

O nedenlerledir ki; ‘Suskun Kürtler’ bu gerçeği görüp teröre dur dedikleri gün, önce kendi vicdanlarında özgürleşecekler. Çünkü onlar, küçük çıkarların ve nefislerinin esiri oldular, kısa gün kârı peşindeler, kimin kayığına bineceklerse onun türküsünü çığırmak üzere istikrarlı bir sukut ile bekliyorlar. Onların sukutunu bozmaları tövbe etmeleri, nefisleriyle hesaplaşmaları, terör karşısında özgürleşmeleri, bizi içimizden vurmak isteyenlerin oyunlarını bozmaları ve Kürt Ergenekon’undan çıkmaları demektir.

Bu sukut, terör aleyhine bozulduğu gün; Türkiye’de akan kan 12 Eylül sabahındaki gibi durur ve herkes gerçeği görüp “biz bu kavgayı neden yaptık” diye hayıflanıp el ele, kol kola mutlu bir geleceğe yürür ve gerçek dua budur ve işte o zaman dualar karşılık bulur. Türkiye dünyadaki gerçek yerini alır.