Osmanlı’dan Kiraladıkları Kıbrıs’ı İngilizler Neden Rumlara Verdi ki?

35

Üç aydır Kıbrıs Türkleriyle birlikteyim. KKTC’de insanların
eğitimli olması kurallara uymakta etkili oluyor. Özellikle sağlıkta ve trafikte
kurallar çok güzel işliyor. Trafikte insanlar ve geçiş üstünlüğü olan araçlar
öncelikli. Trafik soldan üstelik. Kavşakta olan aracı diğerleri sabırla
bekleyebiliyor. Tek sorun alkollü araç kullanmak. Böylesi kazaları zaman zaman
gazeteler yazabiliyor. Bir de üniversiteler ülkesi olan KKTC’de uyuşturucu
tehlikesi sorun olarak önemli.

Tarihi KKTC sokakları dar ama duvarlardan çiçekler
fışkırıyor, her yan limon çiçeği kokuyor. Sokakların çoğunun adı da
şehitlerimizin ismiyle anılıyor. Çünkü bu topraklarda daha düne kadar bile
şehitler veriliyordu. Ana vatan Türkiye’nin başlattığı 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı
ile Allah’tan noktalandı. Barış geldi, mutluluk geldi. Kuzey Kıbrıs 47 yıldır
özgür ve bağımsız bir devlet.

 

Rusya Akdeniz’e İnmesin Diye Kiraya Verilen Vatan Toprağı!

 

Kıbrıs MÖ 1400 yılında yani Miken uygarlığının menşeinden
adaya yerleştirilen ve Yunanca konuşan Rumların tarihi böyle başlıyor. Bunlara
eteokıbrıs halkı deniyor. Akdeniz’in üçüncü büyük adası ve stratejik öneme haiz
Kıbrıs, Padişah İkinci Selim zamanında (01 Ağustos 1571 tarihinde) Osmanlılarca
fethedildi. Lala Mustafa Paşa ve Piyale Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu
Limasol’da adaya çıktı (02 Temmuz 1570). Venediklilerin elinde bulunan Kıbrıs
Adası 5 maddelik bir anlaşma ile 11 ay sonra Venedikli Kale Komutanı Bragadino
tarafından Osmanlılara teslim edildi. İkinci Selim zamanında yani 451 sene önce
fethedilen Kıbrıs, ayrıca Osmanlıların yönetiminde 307 yıl kaldı. Türklerin
sürekli bunu hatırlatmaları Rum yönetimini had safhada kızdırıyor, Adanın kendi
malları olduğunu iddia ediyorlar!. Dolayısıyla uzlaşmaya yanaşmıyorlar. Hala
ilk, orta ve lise kitaplarında Türk Düşmanlığı yapılıyor. Yıl içinde
gerçekleştirilen Cenevre görüşmeleri dahil bu konuyu gündeme bile getirmediler.
Sebebi de Batının Yunanistan’ı şımartması ve çantada keklik görmesi. Peki
İkinci Sultan Abdülmamit’in sıcak denizlere inmek isteyen Rusya’nın
saldırılarına karşı İngilizlere kiraya verdiği Kıbrıs’ı İngiltere Yunanistan’a
neden hibe etti, iki üssü bulunmak kaydıyla?

 

Yunan Asıllı İngiliz Dükü

 

Şöyle ki 09 Nisan 2021’de yani geçenlerde 100 yaşında vefat
eden Edinburg Dükü İngiliz Prensi Philip Mountbatten Yunanistan’daki Korfu’da
1921 yılında doğmuştu. Mountbatten Ailesi ve özellikle çocukları başta olmak
üzere o yıllarda Nazilere karşı büyük bir sempati beslemişlerdi. Bunun için de Aileye
Yunanistan ve Danimarka Prensi unvanı verilmişti. Eğitimini de önce Almanya’da
yapan Philip sonra İngiltere’de devam etmişti. Prens Philip ve ailesi
Yunanistan’daki devrim sonrası ülkeden kovulmuş ve Almanya’ya geçmişlerdi. Daha
sonra da Londra’da tanıştığı İngiltere Kraliçesi ile evlenmişti. Dolayısıyla İngilizlerin
Kıbrıs’ı Yunanlılara hibe etmesinin bir sır perdesi kısmen olsa de aydınlığa
kavuşmuştu. Netflix’de The Crown adlı dizide böylesi bazı ögeleri bulmak
mümkün.

Başbakan Bülent Ecevit ve Yardımcısı Necmettin Erbakan
hükumetince gerçekleştirilen başarılı 1974 Kıbrıs Barış Harekâtında Türk
Silahlı Kuvvetlerinden 415 karacı, 65 denizci, 5 havacı, 13 jandarmamız toplam
498 şehit, 1200 yaralı, Kıbrıs Türklerinden de 70 mücahit ve 270 sivil Türk
şehit olmuş, 1000 kişi de yaralanmıştı. Türk Silahlı Kuvvetleri yanında Kıbrıs
Türklerinin kurduğu Türk Mukavemet Teşkilatı TMT mücahitlerinin Liderleri Dr.
Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş ile birlikte destan yazmışlardı.

 

Ünlü Türk Şairi Osman Türkay’ın Köyü

 

Çocuklarımla kaldığım evimiz, Makarios zamanında bile bir
Türk köyü olan Ozanköy’de. Türk Şiirinin Uluslararası Şöleni Bursa’da organize
ve konuk ettiğimizde tanıdığın rahmetli Şair Osman Türkay’ın köyü. Osman Türkay
adına da köyde bir meydan ve anıt var. Çocuklarımın evi tek katlı, üç oda bir
salon bir ikametgâh. Güneş enerjisi olmazsa olmazlardan. Camiye ve Köy
meydanına çok yakın. Fehim Bey Yokuşun hemen başında, Şehit Nuh Ahmet
Sokağında. Bölgede bütün evler bahçeli. Mutlaka bir zeytin ağacı vardır, bir de
palmiye ve çam ile selvi. Çocuklarımın mart sonunda evine girdiğimde 1950’li
yılların Kilis’indeki baharı aklıma düştü. Kesil biçmek için buğday tarlalarına
gittiğimizde gözünüzün alabildiği her yan kır çiçekleriyle doluydu. Tabiat bir
yeşil ormanı gibi göz bebeklerinize otururdu. Bir de okulla Karnebi, Eğri
Kanne, Tibil, Keferrehim Köylerine seybanaya giderdik ki oksijeni bol temiz
havaya ayrıca başta mor Ali Bardak çiçekleri olmak üzere renk renk kır
çiçeklerinin kokuları birbirine karışırdı. İçimize çekerdik. Hele bir de nergis
ve sümbül mevsimi olduğunu düşünürseniz, kuzuların doğduğu, kaymak ve sütün bol
olduğu, çiçek kokularıyla da bir parfüm dükkanından çıkmış gibi hissederdi
insanlar kendisini.

Akdeniz ikliminin bütün bitkileri özellikle baharda çoşuyor.
Girne ilkbaharında bir başka deyişle yaza girerken bunu yaşıyorum işte.
Evimizde envai çeşit zeytin, çam, sedir, servi, badem(çagala), limon, portakal,
turunç ağaçlarının içinde en başta bütün kır çiçekleri papatya ve gelincik
yerini alıyor. Sonra ekilmiş pembe ve kırmızı güller, Kıbrıslıların Tavşan
Kulağı dediği sıklemenler, sardunyalar, zambaklar, begonviller, yaseminler,
kaktüs çiçekleri, zakkum, Atatürk Çiçeği bahçeyi sarmakla kalmıyor komşu
evlerine de uzanıyor. Komşularınki de bizim eve sarkıyordu renk renk, boy boy.
KKTC’de ağaç kesmek ve özellikle zeytin ağacı kesmek yasak. KKTC’de de yavaş
yavaş kıpırdanmaya, kendilerini belli etmeye başlayan müteahhitler bakalım
zeytinliklerin cazibesine ve bu yeşil alanlara yüksek aparmanlar, gökdelen
dikmek için bakalım daha ne kadar sabredecekler ilerde belli olacak. Bu biraz
de yerel idarenin sorumluluğunda.

 

Nostaljik Malzemeler Revaçta

 

Karşınızda mavi vatan Akdeniz, bir halı gibi serilmiş, hatta
hava açık olursa Türkiye bile çıplak gözle görünüyor. Her sabah Taşucu’dan
Girne Limanına gelen gemileri, feribotları izlemek de mümkün. Bu korona salgını
belası yüzünden bütün dünyada olduğu gibi Girne akşamları ışık ışık değil,
çünkü bütün oteller kapalı, görkemli binalar tatilde, reklam panolarını,
ışıklarını ve süslemelerini asgariye indirmişler. Ancak 4 Haziran 2021’den
sonra kontrollü açılış yapıldı ve turizm sezonu açıldı. Görkemli oteller konuklarını
bekliyor. Bu oteller Avrupa’nın en yeni, en lüks ve en yeni yapıları. İspanya
başta Akdeniz otellerinin çoğu artık yaşlandı. Normal günlerde Ercan’a 40 kadar
sefer yapılırken, korona bu sayısı iki gidiş-gelişle dörde indirmişti.
Gaziantep, Adana, Trabzon, İstanbul Ankara, İzmir, Antalya dışında charter
seferleri de vardı. Bunun ilk örneğini de geçtiğimiz yıllarda Hintli bir
şirketin çalışanlarına Kuzey Kıbrıs Otellerinde ağırlamasıyla başladı. Oteller
yabancı grupların geleneklerini de önemsiyor. Bu ara Nisan’ın ilk günlerinde
bölge bol bol yağmur aldı. Mayısta kısmen devam etti. Ancak yaza doğru azaldı.
Haziran’da sıcaklar 31-36 derecede oluyor. KKTC’ye yaz iyice geldi. Sıcaklık 32
derece.

Ozanköy yolları asfaltlanmış köy gibi. Her taraf yemyeşil.
Eski köy evlerinin yanında villalar da her geçen gün sayısını artırıyor gibi. İnşaat
malzemelerinin tümüne yakını Türkiye’den. 130 TL günlük alan işçilerin çoğu Pakistanlı
ve Bengaldeşli. Girne’de iki kata kadar müsaade ediliyor. Bu iyi bir uygulama.
Kimse kimsenin manzarasını engellemiyor. Ancak Girne merkezde yüksek
apartmanlar içimi sızlattı. Eski köy evlerinin kapıları, pencereleri,
işlemeleri, süsleri için bir piyasa bile var. Villa sahipleri böyle bir tercih
de yapabiliyor, köy evleri kapısı satan firmadan ihtiyaçlarını
karşılayabiliyorlar. Villaya eski köy evi kapısı veya penceresi takılabiliyor.
Böyle örnekler çok. Sokaklar dar olduğundan genelde evlerin araçları için
bahçesinden istifade ediliyor. Ama mutlaka her evin bahçesi, otomobili ve park
yeriyle evcil hayvanı (köpek ve kedi gibi) mevcut. Sokaklara çöp dökmek yasak.
Cezası 150 TL. Belediye araçları belli günlerde gelip sokaklardaki büyük çöp
bidonlarını boşaltarak çöpleri alıyorlar.

 

Unuttuğumuz Kuş Sütü Gibi Gelen Kuş Sesi

 

Sokak duvarlarından ağaçlar, çiçekler, kaktüsler fışkırıyor.
Hele o sarı papatyalar yok mu adam boyuna yaklaşıyor. Sağın solun hep sarı
papatyalar. Fakat mavisi de, moru da, kırmızısı da mevcut. Her evde bir ulu
ağaç karşılıyor konukları. Bahçelerde, sokaklarda, duvarlarda hem rengarenk
çiçekler, azgın otlar, koca diken çalıları, yollarda eğrelti ve ısırgan otları,
kengerler, kaktüslerle bir tabiat resitali gözlemliyorsunuz.

Hele bütün gün cırcır böceklerinin çıkardığı melodi yok mu
ne ders verici! Görünmüyorlar ama sesleri herkese ulaşabiliyor. Birkaç arı eğer
yakınınızdaysa vınlamasını duyabiliyorsunuz o kadar!

Daha sabahın erken saatinden itibaren kuşların cıvıldaşması,
bazen kümeler halinde, bazen V harfiyle örtüşerek havayı ve rüzgârı yırtan bir
eylem içinde, düzeni bozmadan; bazen hep birlikte pike yapmaları daha bir başka
etkili oluyor. Girne’de ne kadar da kumru var öyle? Hemen dikkatinizi çekiyor
kumruların ibadet eder gibi “guguk” çekmeleri, sanki zikir içindeler kimseye
fark ettirmeden sadece algılayabilene. Yabani güvercinler de kumrular gibi aynı
“guguk” diyor. Ama sayısal fazlalığı ellerinde tutan serçelerin “cik cik”leri
hepsini bastırıyor. Hem uçuyor ve hem ötüyorlar. Disiplin hep önde. Bölgede
kara kargalar da epeyi fazla. “gak gak” dese bir tane karga sanki bütün
serçeleri bastırıyor. İyi ki kargalar öyle gruplar halinde değil de hep tek tek
uçuyor ve kendi kendine söyleniyorlar. Bütün bunların İstanbul’da bir apartman
dairesinden ayrılıp buraya gelince özlemle, muştuyla yaşadım. O kadar da özlemişim.
Keyfime diyecek yok. Tabiattaki canlıların lezzetini çıkarıyorum.

 

Tarihi Camiler Kıbrıs’ta Türk Tarihinin Tescili

 

Muhtarlık köyün içinde. İşlemlere belli bir ücret tahakkuk
ettiriliyor. Su parasını da tahsil edebiliyorlar. Bütün siyasi partilerin köyde
temsilcilikleri bulunuyor ve burası bir kıraathane gibi hizmet veriyor,
çay-kahve içebiliyorsunuz. Köy içinde marketler, fırın, restoranlar, kasap,
otomobil tamircileri ve yıkayıcıları, berber, demirci bulmak mümkün.
Hipermarketler ise sahile yakın ana yol üzerinde. Burada yok yok, her şeyi
bulmak mümkün. En büyük rağmen inşaat sektörünün önde olması dolayısıyla
demirciler, ferforjeciler bal ayı yaşıyor.

Ozanköy Camii eski bir yapı. Ancak meşrutası tuvalet ve
şadırvanı yeni yapılmış. Beş vakit ezan okunuyor, cumaları ve cenazelerde sela
veriliyor. Minaresinde Türk bayrakları dalgalanıyor. Ozanköy esnafına soruyorum
“cami görevlileri sizinle oturup sohpet eder, çay kahve içer mi?” diye.
Maalesef cevap olumsuz. Genellemek yanlış ama buradaki din adamlarımız da
Almanya’ya gönderilenleri galiba örnek alıyor. Karısı adına iş yeri kuruyor.
Açtığı dükkânı camiden daha fazla önemsiyor. Süresi dolunca da istifa edip
ayrılarak iş yerinin başına geçiyor. Mardo Cafe’nin sahibi mücahit eski berber,
yeni kıraathane işletmecisi Tekin Arnavut kendisini dindar olmamasına rağmen
duyarlı. Bunları anlatınca çok üzüldüm. Korona salgınına dikkat ederek gittiğim
bir ikindi namazında birkaç kişi idi. İmam namazı kıldırdı, duasını etti. Bir
telefon geldi. Sonra pır. Bir sonrakinde de bana “siz kimsiniz, hoş geldiniz”
diye bile sormadı. Bu tür olayları Almanya ve Hollanda’da da yaşadığım için
bana hiç yabancı gelmedi.

Her ne ise Tarihi Aga Cafer Paşa ve Yazıcızade Camii de tarihi
simgesi olan bir mekan.

 

Dentaş’ın Anıt Mezarı Olmalı

 

Bu ara KKTC’nin bütün şehirlerindeki bilbortlarında altıncı
bölümü yayınlanan ve sezon finali oynanan TRT’nin  “Bir Zamanlar Kıbrıs” adlı dizi filmi ile
alakalı olumlu-olumsuz, acımasız veya mültefit değerlendirmeler yapılıyor. Bana
göre Bir Zamanlar Kıbrıs benim yaş grubumda olanlarda daha fazla takdir
topluyor. Ancak Z Nesline bir şey ifade etmiyor.

 

Ramazan geldi ve gitti. Kurban Bayramı ise önümüzde.

 

KKTC gündeminde grevler var, siyasi tartışmalar var. Pandemi
sonrası ülkenin en önemli gelir girdileri olan üniversitelerin yüzyüze eğitimi
ve turizm var. KKTC’nin artık şımarık, batıyı arkasına almış Yunan ve Rumlarla
uzlaşmak için artık 50 sene daha beklememek gibi kesin tavrı var. Ankara’nın
teklifi ile KKTC’ye Cumhurbaşkanlığı Sarayı yapılması tartışması var. Tartışmalar
had safhada. Kapalı Maraş açıldı. Maile giderek bir hafta sonunu geçirdik.
Güzelyurt’ta tam sınırdaki Yeşilırmak köyüne giderek çilek topladık. Bereketli
topraklar. Ama benim gündemim Ailenin Rauf Dektaş Üniversitesi açmasına rağmen
KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı ve mücahit, kahraman, fotoğraf sanatçısı, yazar,
ömrünü ülkesine adamış Denktaş’ın hala bir anıt mezarının olmaması.