Cansu Çamlıbel’in, DEM Parti İmralı Heyeti üyesi, TBMM Başkanvekili Pervin Buldan ile yaptığı kapsamlı röportaj T24’te yayımlandı. Bu röportaj yeni çözüm sürecinin arka planına dair çok önemli detaylar barındırıyor. Röportajda Buldan, İmralı’da Abdullah Öcalan ile yapılan son görüşmelerin atmosferi, devletin ve PKK/DEM/Kandil tarafının beklentileri ve sürecin takvimine dair ipuçları veriyor.
Röportajda dikkatimi çeken birkaç hususu yorumlamaya çalışacağım.
Öcalan ve DEM Parti’nin takvim olarak birinci önceliği: “Öcalan’ın statüsü” ve “Eve Dönüş Yasası.”
“ÖCALAN’A STATÜ”den kasıt “başmüzakereci” ve “baş aktör” sıfatıyla devletle resmen müzakere eden bir siyasetçi olarak kabul edilmesi. Buldan “Öcalan’ın sıfatının netleşmesi lazım, süreci o yönetiyor ve adı konulmalı” diyor.
Bu statünün hukuki garanti altına alınmasıyla birlikte “özgür çalışma koşulları oluşturulması”, “İletişim hakkı” yani “kendisini birebir topluma anlatması, gazetecilerle, akademisyenlerle, siyasetçilerle… görüşmesi” gibi ilave haklar da isteniyor.
Hukukçular ve devlet aklı, “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış bir terör örgütü liderine resmi “baş müzakereci” statüsü verilemeyeceğini” söylese de Öcalan/Kandil/DEM için bu sürecin bir ön şartı.
Öcalan’a resmi bir statü verilmesi fiilen bütün haklarının iadesi (af) anlamına gelecektir. Bunun Türkiye’de büyük bir infiale yol açacağı biliniyor. PKK ve DEM Parti de bu “hukuki imkansızlığın” farkındadır. Ancak yine de bu “ön şartı” dayatıyor.
Bu yüzden yasa çıkarılması mümkün olmazsa, “başmüzakereci sıfatının devletin belgelerinde ya da TBMM Komisyonu’nun metinlerinde geçmesi” ile fiili bir durum (emrivaki) yaratılması da ihtimal olarak ifade ediliyor.
****
Ancak yasal güvence olmadan Öcalan’la görüşme imkânı verilenler için durumu riskli görüyorlar.
“Süreç nihayete ermezse, ileride Öcalan ile görüşmüş herkes kendini ‘suçlu’ konumunda bulabilir” endişesindeler. Yani İmralı’ya götürülüp, sonra da konuşulanları aktaranların ‘terör propagandasından’ ceza alabileceklerinden” korkuyorlar.
Pervin Buldan’a göre, “kesinlikle böyle bir ihtimal var”: “Biz geçmişte süreçten yargılandık. Sırrı Süreyya Önder ceza aldı, yattı. Selahattin Demirtaş’ın bir davası bununla ilgili. İdris Baluken bugünlerde yurt dışında, 7 yıl yattı bu yüzden.” “Yasal anlamda bunların da bir çerçeveye oturtulması lazım. Yoksa hepimiz bundan sonra da yargılanabiliriz” diye korkusunu açığa vuruyor.
*********************************
“Yasalar Öcalan ve PKK İle Hazırlanmalı” imiş
Yasal adımların ikincisi, içinde “Eve Dönüş Yasası” denilen dağdaki PKK’lılara af getiren yasanın da olduğu paket. Özellikle de 200 kişilik üst düzey kadronun ne şekilde döneceğine dair yasal düzenleme önemli.
Buldan’a göre, “Meclis Temmuz’da tatile girmeden yasal düzenlemeler mutlaka çıkmalı.” Ayrıca hazırlanacak yasa taslağının, Meclis’e gelmeden önce, Öcalan ve Kandil’deki üst düzey yetkililer ile görüşülerek olgunlaştırılması gerekiyor.”
Bu cüreti kim verdi bilemiyorum ama Devletin egemenlik hakkının ve yasama yetkisinin bir terör örgütü ile paylaşılması isteniyor.
Pervin Buldan’ın temsil ettiği kesim, “PKK’ye özgü bir seferlik ve geçici bir yasa” olsun istiyor.
Yasalar çıkınca Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın serbest kalacaklarını bekliyorlar.
Sonraki aşamada, milli-üniter T.C. devletini çok ortaklı bir yapıya dönüştürecek, “demokratikleşme paketleri gelsin” istiyorlar.
“Kürt meselesinin kısa bir sürede çözüleceğini beklemek hayalcilik olur. Önemli olan ilk önce Kürt meselesinin çatışma zemininden siyasi ve hukuki bir zemine çekecek yasal adımların atılması” görüşünü dile getiriyorlar.
Bu röportajın verilmesinin arka planında Suriye ve İran’da PKK uzantılarının “kazanımlarından” olan umutlarının boşa çıkması olabilir. Röportaj, Erdoğan’ın -üzerindeki dış baskı azalınca- sürece daha soğuk bakma ihtimaline karşı, bir alan açma çabası olarak okunabilir.
*********************************
Kurucu Öndere Kurucu Parti
Röportajda, Kandil’deki yönetici kadronun bir kısmının çıkacak af yasasından faydalanıp bir sonraki DEM Parti kongresinde parti yönetimine seçilmesi hesapları da yer alıyor. Hatta DEM Parti tüzüğünde ve programında yapılacak değişikliklerle partinin fiilen Öcalan tarafından yönetilecek bir şekilde formatlanacağı da.
Buldan’ın cümlesi açık: “Yeni dönemin siyasal ve toplumsal ihtiyaçlarına yanıt olabilecek ‘KURUCU BİR PARTİ’ için tartışmalar yürütülüyor.”
Anlaşılan, Bahçeli’nin Öcalan için söylediği “kurucu önder” sıfatı sadece terör örgütü kurucusu olmasından değilmiş. Kurulacak devletçiğin önderi için “kurucu bir parti yapısı” da oluşturma hazırlıkları başlamış bile.
Ancak Pervin Buldan “Biz öyle hani kendi başına bir parti değiliz, ittifaklarımız var, bileşenlerimiz var. Tüzük ve program değişikliğine dair bir komisyon çalışmasının önümüzdeki haftalarda başlayacağını düşünüyorum” diyor.
DEM Parti siyasetinde “feshedilmiş” denilen silahlı terör örgütünün ve liderinin ağırlığının hala net bir şekilde hissettirildiği çok açık değil mi?
*********************************
ORTADOĞU’DA YENİ DENGELER VE PKK TALEPLERİ
Öcalan, “Ortadoğu’daki düzenin 1923’te kurulduğunu, 2026 yılında ise bölgenin yeniden dizayn edileceğini ve bu denklemde Kürtlerin kendi birliğini (Kürdistan birliği) kurması gerektiğini” savunuyor.
Öcalan’ın bu tezi, PKK/KCK şemsiyesinin kendisini sadece Türkiye’nin bir iç meselesi olarak değil, “bölgesel bir aktör” olarak pazarlama stratejisine dayanıyor.
Oysaki sahada PKK uzantıları ciddi kayıplar verdi. Suriye’de PYD/YPG 2026’da büyük toprak kaybı (%80’e varan) yaşadı ve Şam yönetimi ile entegrasyonu kabul etti. Buldan, “Suriye’de Kürtlerin kazanımları konusu muhtemelen yeniden tartışmaya açılacak” umudunda olsa da bu sadece bir temenni.
Türkiye için Suriye’de “dış tehdit” algısı zayıfladı,
İran’da PJAK savaşın içinde etkisiz ve kazançsız kaldı.
Öcalan’ın “Kürtler artık hiç kimsenin koçbaşı olmayacak” sözü Suriye ve İran’da ABD’den umduğunu bulamamasının sonucudur.
Eğer ABD ve İsrail’in İran’daki planları tutmaz, İran rejimi ayakta kalır ve PJAK hiçbir etki yaratamazsa; Öcalan’ın “1923 düzeni yıkılıyor, yeni denklemde yer kapmalıyız” şeklindeki stratejik okuması boşa düşmüş olur.
Bu yeni denklemde Türkiye’deki süreç, “eşitler arası bir diyalog veya bölgesel bir mutabakat” olmaktan çıkar.
Bir terör örgütünün Türkiye devletine şart dikte etmesine izin verilmemeliydi. Köşeye sıkışmış, dış desteklerini yitirmiş bir örgütün muhatap alınmasının artık gerekçesi de kalmamıştır.
Bu şartlarda 2. çözüm sürecinin de anlaşma ile sonuçlanma ihtimali giderek azalıyor.


