Mustafa Kemal Atatürk’ün Milli Devlet Anlayışı ve Cumhuriyetin İlânı                                          

199

       Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı, Avusturya-Macaristan, Çarlık Rusya v.b. büyük imparatorlukların yıkılarak yenidünya düzenine uygun milli ( ulus ) devletlerin doğacağını söyleyen ender kişilerden biridir. Çöküş süreci içindeki Osmanlı İmparatorluğu üzerine Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak her alanda gerçekleştirdiği inkılaplarla tüm dünya kamuoyunu kendisine hayran bırakan büyük bir otorite, bir dahi, usta bir stratejist ve büyük bir devlet adamıdır.

       Milletlerin büyük insanlara ihtiyaç duyması, en çok buhranlı ve bunalımlı dönemlerde ortaya çıkmaktadır. Bu konuda Fransız Prof. Dr. Maurice Baumart şöyle söylüyor: “ Eski Osmanlı İmparatorluğu bir hayal gibi ortadan silinirken, milli bir Türk Devleti’nin kuruluşu, bu çağın en şaşırtıcı başarılarından birisidir. Mustafa Kemal, yüce bir eser ortaya koymuştur. Atatürk’ün parlak başarısı bütün sömürgeler için bir örnek olmuştur.” Aynı konudaünlü bir Alman tarihçisi olan Prof. Dr. Herbert Melzig’de diyor ki: “ İstırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak isteyenler, Atatürk’ün iman verici ve yön göstericiliğinden örnek ve kuvvet alsınlar.”  Prof. Dr. Hüseyin Nail Kübalı’ya göre: “ Atatürk bir milli mücadele gerçeğidir.”  Fikir ve idealleriyle Milli Mücadele’ye güç katmış ve yön vermiştir. Milli Mücadele’nin lideri olmasının sebebini kişisel üstünlüğünde, milli düşüncelerinde ve dehasında aramak gerekir. Alman filozof Dankwart A. Rustow’un açıklamalarına göre Atatürk : “ Çağımızın şartları içinde bunalımlı bir dönemde karizmatik önderliği ve liderliği temsil eden kişidir.” Bu özelliklerinden dolayı, bütün Türk Dünyası ve özellikle Azerbaycan Türkleri tarafından da takdirle karşılanmıştır. O’nun Türk Dünyası’na olan ilgisi, muhabbeti ve hasreti, bu konudaki düşünceleri Türklük ve Türk Milliyetçiliği duyguları ile alakalıdır.

        En büyük hedefi, milli ve savunulabilir sınırlar içinde Türk Milli Devleti’ni kurmak için Türk Milliyetçiliğini ön plana çıkarmaktı. O’na göre; Türk tarihi, Türk dili, Türk kültürü, Türk ahlakı, Türk hukuku Türk Milletini oluşturan temellerdir. Diğer hedefleri ise; tam bağımsızlık, milli egemenlik ve milli birliği sağlamaktır. Böylece, tam bağımsız, milli egemenliğe dayanan, milli birlik ve beraberliğe büyük önem veren bir devlet anlayışını meydana getirmiştir.

        Ekonomiyle ilgili görüş ve düşüncesine bakacak olursak; Türk Milleti’nin ulaşmak istediği çağdaş ve modern bir düzen için ekonomik anlayışı genel şekliyle, özel girişime veya sektöre dayalı ama özel girişim ve sektörün yeterli olmadığı alanları devletim milli ekonomi temelinde canlandırması, yabancı sermayeye karşı olmayan, ancak bununda milli çıkarlar çerçevesinde değerlendirileceği bir ekonomi modelidir.

        Eğitim sistemi hakkındaki düşüncelerine bakacak olursak; eğitim felsefesi olarak “ akılcılığı “ ve “ bilimi “ temel olarak kabul etmiştir. Hedef gösterdiği “ Çağdaş uygarlık seviyesinin de üstüne çıkma “ nın akıl ve bilimle olacağının bilincindeydi. Bu konuda şunları söylüyor:: “ Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, muvaffakiyet için en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir, ilim ve fennin haricinde yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, delalettir.” diyerek eğitim sisteminin ilim ve fenne dayalı olmasını belirtiyor.

       Büyük bir teşkilatçıydı. Bu özelliği,  görev yaptığı yerlerde hemen kendisini gösteriyor ve henüz Kurmay Yüzbaşı iken 1905 yılında, Şam’da ilk teşkilatını kuruyor ve bu teşkilat “ VATAN VE HÜRRİYET CEMİYETİ “ adını alıyor. Yeni bir milli devlet ve ülke için bir avuç silah arkadaşıyla parola “ YA İSTİKLAL YA ÖLÜM“ diyerek sonunda tarihin seyrini değiştiriyor.

        Conkbayırı, Anafartalar, Arıburnu ve Suvla kahramanıdır. Boğazları, Payitahtı ve Hilafeti kurtaran, cesareti ve kararları ile askeri şahlandıran ve ünü Anadolu’ya yayılan efsane bir insandı. Bitlis’te ve Muş’ta Rusları püskürten, 7. Ordu Komutanı olarak, Halep’te İngilizlere karşı savaşan, Suriye’de Yıldırım Orduları Komutanı ve Osmanlı’nın en büyük nişanına lâyık görülen bir kahramandı.

        Türk’e büyük bir hayranlık duyardı. Ve konuşmalarının birinde şöyle söylüyor: “ Benim yaradılışımda fevkalade bir hal var ise; o da Türk olarak dünyaya gelmemdir.”  Başka bir yazısında da Türk’ü şöyle tarif ediyor: “ Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne en aşağı 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu, sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası olarak tanıdı; onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat oldu; şimşek, yıldırım güneş oldu; Türk oldu. Türk budur, yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”

       1920 yılında Azerbaycan’dan kopan Nahçıvan, İran ve Ermenistan arasına sıkışıp kalmışken, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk kendi parasıyla İran’dan toprak satın alarak Nahçıvan Özerk Bölgesi ile bugünkü milli sınırlarımızı oluşturuyor. O’nu anlamayanlar, O’nu sevmeyenler, O’nun dünya siyaseti ve geleceğinin milli devletler üzerine kurulacağını doğru okumasını ne yazık ki, bir türlü kavrayamamışlardır.

       29 Ekim 1923 tarihinde yapılan oturumda, Mustafa Kemal Atatürk’ün hazırladığı anayasa değişikliği teklifinin kabulüyle Cumhuriyet ilan ediliyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün 1924 yılında yaptığı konuşmada: Türk Milleti’nin karekter ve adetlerine en uygun sistemin “ Cumhuriyet İdaresi “ olduğunu belirtiyor. Yeni nesile seslenişinde de: “ Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.”

       Cumhuriyetin 100. Yılında, başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere; kanlarıyla, canlarıyla bu toprakları vatan yapan aziz bütün şehitlerimizi saygı ve rahmetle, kahraman gazilerimizi de minnet ve şükran duygularıyla anmayı en büyük görev sayıyoruz.

      Son olarak şunu söyleyebiliriz: Mustafa Kemal Atatürk’ün fikir ve düşünceleri asla ölmeyip gönüllerimizde yaşayacaktır.  Ancak milli ülküler milli devlet olmayı gerektirir. Mustafa Kemal’de bunu yapmaya çalışmış ve başarmıştır.