Göz Göre, Göre! Biline, Biline…

36

      İnsanın doğayla savaşı, insanlık tarihi
kadar eskidir. Toplumlar büyüyüp yaygınlaştıkça, teknoloji geliştikçe,
insanoğlu doğayı daha çok kontrol altına almak istemiş, bu yönde hesapsız
müdahaleler yapmıştır.

      Ancak
bu hesapsız müdahaleler karşısında, doğanın cevabı giderek daha yıkıcı, daha can
alıcı olmuştur. Bu süreç, insanoğlunun doğanın yasalarını, sırlarını
öğrenmesine sebep olmuş; doğal olayların nasıl oluştuğu keşfedilmiştir.

      Ama
ne yazık ki! İnsanoğlunun bu keşiflerine rağmen; doğa ve doğanın tüm
zenginliklerine en çok zararı da insanoğlu vermiştir!

      Diğer yandan doğa olaylarının insana vermiş
olduğu zararlardan da insanoğlu tamamen kurtulmuş değildir!

      Çünkü bilim büyük gelişmeler kaydetmiş
olmasına rağmen; kapitalizmin etkisindeki dünyada teknik, bilim ve insan gücü, ne
yazık ki, doğal olaylarla mücadeleye kanalize edilememiştir.

      Tam
tersine kapitalizm, doğanın yıkıcı etkilerini daha da arttırıcı bir rol
oynamaktadır. Doğayı kirleterek, doğal dengeleri bozarak doğa afetlerine
davetiye çıkaran kapitalizm, bu önemli doğa olaylarına önlem alınmasının önündeki
en büyük engeldir!

     Ülkemize gelince:

     Ülkemizin her doğal afet sonrasında yaşadığı can ve
mal kaybı; nasıl olup da katliama dönüştüğünün karakteristik örnekleriyle
doludur.

     Ancak binlerce insanımızı kurban verdiğimiz
‘felaketlere’ baktığımızda da; hemen, hemen hepsi için söylenen şey aynıdır:

     ‘’ Göz göre, göre!’’, ‘’Biline, biline!’’

      Fay
hattının üzerine dayanıksız evler yapmış! Dere yatağına, sel yatağına evler
inşa etmiş! Grizu ihtimaline rağmen ocağı çalıştırmaya devam etmiş!
Fabrikalarda, koca koca rafinerilerde yeterli güvenlik önlemi almamış isek!

       O zaman
bunların nesi doğal afet, neresi takdiri ilahidir?

       Doğanın
katledilmesini, doğal afetlerin önlenmesi için yeterli tedbir alınmamasını,
yukarıdaki iki kısa cümleciğe sığdırmak mümkün müdür?

      Ve ne yazık ki Türkiye, 185 ülke arasında
doğal afetler bakımından en yüksek riski taşıyan ülkeler arasında yer
almaktadır!

     Geçtiğimiz
hafta yaşadığımız İzmir depremi de bunu gösteren en çarpıcı gerçektir.

     Türkiye,
dünyada depremlerin en çok görüldüğü kuşaklardan biri olan Akdeniz, Alp –
Himalaya deprem kuşağında bulunmaktadır.

     Aynı
kuşak üzerinde ABD, Japonya, Çin ve İtalya gibi dünyanın en önde gelen ülkeleri
de bulunmaktadır.

     Bu ülkelerde konuyla ilgili olarak ciddi
çalışmalar yapılır ve önlemler alınırken; 1999 yılında arka, arkaya yaşadığımız
iki büyük depreme rağmen, Türkiye’de alınması gereken tedbirler hala çok
yetersizdir!

Hatırlayalım; ‘’Kocaeli –
Gölcük’’ , ya da 17 Ağustos 1999’ depremini…

Hatırlayalım; o zaman
kesitinde, yerel saatle 03.02’de yüreklerimize düşen ateşleri…

Hatırlayalım; on binlerce
insanımızı alıp giden, on binlercesini sakat bırakan o doğal afeti… Hatırlayalım;
o günlerde yıkılan on binlerce binayı…

Hatırlayalım; ülke
ekonomimizde yarattığı milyarlarca dolar kaybı…

 Ne çabuk unuttuk değil mi?

 Neler yaptık o acılı yıllardan günümüze?

  Gerçekten
de hazır mıyız bizi bekleyen, gittikçe yaklaşan İstanbul depremine?

   Hatırlıyor
muyuz? Artık aramızda olmayan deprem dedenin (Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara’yı
rahmetle anıyorum) bize ezberlettiği:

 ‘’Deprem öldürmez,
bina öldürür. İhmal öldürür.’’
İkazını…

   O büyük depremin ardından 21 yıl geçti.
Tabii ki, pek çok şey yapıldı deprem adına, pek çok şey değişti!

       Ama yeterli mi?

       Aşağıdaki konuların altını çizerek,
yorumu siz değerli okura bırakmak isterim:

       Son
dönemde ‘’Kentsel Dönüşüm’’ planı adıyla gerçekleşen yapılaşmalar; ülkemizdeki
eski yapıların yenilenmesi aşaması; gerçekten de depreme hazırlık için mi,
yoksa kimilerine rant sağlamak için midir?

        Hala yenilenmeyi bekleyen pek çok bina
stokunun bulunduğu belediyeler bölgesinde her geçen yıl, insanlarımızın
aleyhine değil midir?

       1999 depreminden hemen sonra yaşanan büyük
kargaşayı önlemek, yıkıntıların arasında kalan insanlarımızı kurtarmak, acil
yardımın ulaşmasını sağlamak amacıyla ayrılan acil yolların bugününe
baktığımızda; neler görüyoruz?

       Beklenen İstanbul depremi olduğunda; kentsel
dönüşümü bekleyen evler ne olacaktır, o yollar kullanılabilecek midir sizce?

       Depremde kullanılacak acil yollar, acil
toplanma bölgeleri, 1999 depremi sonrasında hemen, hemen her mahalleye konulan
acil kurtarma malzemeleri dolu konteynırlar nerede?    Hani
arabalarımızın arkasına koyduğumuz deprem çantalarımız duruyor mu bagajlarda?

      Unuttuk,
unutuldu o günler değil mi?

      Ama biliniz ki, deprem geleceği/olacağı
günü unutmadı!

      Bir
gün o depremle karşılaşıldığında; ülkemize en büyük zararı verecek olan bu
doğal afet, aynı zamanda karşımıza en acımasız katliam olarak da çıkacaktır!

      Hem de göz göre, göre! Biline, biline…

Önceki İçerikCedidizmden Bağımsızlığa Hâriçte Türkistan Mücadelesi
Sonraki İçerikAklım Boşluğa Değince ‘Felâketim Olurdu Ağlardım’
Avatar photo
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.