Gençlerin Yaşamak İstediği Bir Türkiye

50

Bugün Türk Milleti’nin Ergenekon’dan çıkışının 4659’uncu
yılını büyük bir umutla kutluyoruz… Bundan yaklaşık 5000 yıl önce atalarımız
demir dağı eritip, dünyaya yeniden açılırken bugün torunları olarak bizler de
adeta demir dağları eriterek, Türk Milleti’nin içine yuvarlandığı yoksulluk ve
3’üncü dünya ülkeleriyle bir olarak görülme batağından kurtuluşuna her geçen
gün bir adım daha yaklaşıyoruz…

Biliyorsunuz Nevruz sadece Türkistan’da ya da Anadolu’da
değil, Kafkasya’da, Kırım’da, Rumeli – Balkanlar’da ve Orta Doğu’da herkes
tarafından kutlanılan büyük bir dönüşümün başlangıcı. Esarete ve zulme karşı
dik duruşun; bağımsızlığın ve yeniden var oluşun sembolü…

Bu nedenle 2023 Nevruz Bayramımızın da Türkiye’nin yeniden
dünyanın gelişmiş ülkeleri arasında yerini alması için bir vesile olacağına
inanıyorum…

Bugün ülkemizin pek çok sorunu var.

Ekonomiden adalete, dış politikadan millî güvenliğe kadar ne
yana baksanız yılların ihmali ve birikimiyle oluşmuş bir sorunlar yumağını
görüyoruz ne yazık ki…

Mafya ve türevlerinin aflarla serbest kalıp kutsandığı bir
ortamda adaletten bahsetmek mümkün müdür?

Ya da her yıl yapılan değişikliklerle yaz-boz tahtasına
dönen eğitim sisteminde 21 yılın sonunda hüsran yaşandığını görmek içimizi
acıtmıyor mu?

Ekonomide neredeyse kişi başına millî gelirin 13 bin Dolar’a
dayandığı Ali Babacanlı günlerden 8 bin küsur dolarlara düşüş, hepimizin belini
bükmedi mi?

Yanlış ekonomi politikalarıyla sanayi üretimi yerine inşaata
dayalı büyüme modelinin bir yerde patlayacağı belli değil miydi? Dünyanın
neresinde görülmüş ki sadece beton blok yapılarak ülkenin kalkındığı?

Ancak kısa vadeli olarak piyasayı hareketlendirmek için
uygulanabilecek olan inşaat sektörünü öne çıkarma argümanının ülkenin temel
kalkınma felsefesi haline getirilip Türkiye’nin bütün kaynaklarının betona
gömülmesinin neticesini şu son Kahramanmaraş Depremi ardından resmi rakamlara
göre 50 binin üzerinde vatandaşımızın canından olması pahasına daha öğrenmedik
mi?

 * * *

Diğer yandan GSM operatörlerine göre deprem sonrası 300 bin
telefonun sustuğuna dair bir haber var. Eğer bu doğruysa minimum 300 bin can
kaybımız var demektir o da sadece telefon aboneleri arasından… Bir de telefon
kullanamayan çocuklar ve telefon aboneliği olmayan vatandaşlarımız var…

Bu konuda gerçek vefat rakamlarının da bir an önce
açıklanması gerekmektedir. Ve dahası, istatistiki olarak deprem anında vefat
edenlerle, depremden sonra DONARAK ölen vatandaşlarımızın da sayılarının
ayrılması bu saatten sonra şart olmuştur!

Ancak bu şekilde adaletin, huzurun, doğrudan demokrasinin,
basın özgürlüğünün, ekonomik refahın ve güvenliğinden emin olan bir Türkiye’yi
yeniden inşa edebiliriz.

Burada DEVA Partisi Genel Başkanı Sayın Ali Babacan’ın dün
İzmir İktisat Kongresi’nde söylediği, “Sayın Cumhurbaşkanımıza, yemin
töreninden sonra yapacağı ilk konuşmasında ‘Ey basın mensupları, köşe
yazarları, düşünürlerimiz, yazarlarımız çizerlerimiz, derin bir nefes alın,
artık özgürsünüz; hâkimlere ve savcılara da, ‘Artık rahat olun. Anayasaya,
yasalara bakın. Vicdanlarınızın sesini dinleyin, kararlarınızı alın’ diye
konuşmasını tavsiye ediyorum” sözü çok önemlidir. Çünkü ancak bu şekilde
gençlerimizin yaşamak için Batı ülkelerine kaçmayacağı, yaşanmak ve yaşatılmak
istenen bir Türkiye’yi yeniden inşa edebiliriz…