Gelin Tanış Olalım

48

“Gelin tanış
olalım, İşi kolay kılalım. Sevelim sevilelim, Dünya kimseye kalmaz.”
Yunus emre.

 

Yıllar
önce öğretmen arkadaşımla İstanbul’a gitmiştik. İlk kez gördüğüm bu eşsiz ve
gizemli kent beni çok etkilemişti. Bir de yaşadığım bir olay:

Durakta,
bir bayanın; “hastam var parasız kaldım,
memleketime gitmek için yol parası verir misiniz?”
şeklinde “boynu bükük”
konuştuğunu görünce içim sızlamıştı. Cüzdanımı çıkarmaya çalışırken, arkadaşım
elimi tuttu; “sakın verme” dedi. Bu davranışını yadırgamıştım. Bozuldum
doğrusu, “neden engel oldun yardım
edecektim”
diye sitem ettim uzaklaşırken.

Gülerek,
“benzerlerini çok göreceksin, senin gibi
duyguları temiz insanları böyle avlıyorlar”
dedi. O gün yine, aynı şekilde
birkaç dilenciye rastladığımda “insanlarımıza
ne oldu”
diye hayıflanmıştım.

Geçen
gün cami kapısında, kucağında körpecik çocuğuyla yağmur altında dilenen bir
anneyi gördüm. Yardım etmekle etmemek arasında hayli bocaladım. Çünkü kötü
örnekleri, vicdanımızı kuşkuya düşürmüştü. Ve o gün ben dâhil hiç kimse o
anneye yardım etmedi.

Kötü
örneklerle; merhametimiz, yardımseverliğimiz gibi hasletlerimiz günbegün
körelmekte. Ve insanlık kan kaybetmektedir.

Maç
izlemeye giden aynı ülkenin insanları, yanlarında neden balta, sopa, bıçak
götürürler? Taraftarlık, neden öfkeye dönüşerek güzel hasletlerimizi silerek
yüreğimize kin ve öfke yükler?

 Ya da, otomobilleri kazaya karışan şoförler,
birbirlerine kartvizitlerini uzatmak yerine, neden kin ve öfkelerini
gösterirler?

Kaliteli
mühendis, polis, hâkim, mimar, öğretmen, doktor vb. yetiştirmek yetmiyor. İnsan
olmamızda belirleyici rol oynayan; “onurluca
yaşama, ahde vefa, değer verme, hoşgörü, ötelememe, hoşgörü, nazik olma, erdem,
dürüstlük, sevgi, adalet duygusu, mertlik, sözünde durma, alın terine saygı
gösterme, merhamet, şefkat, görev aşkı”
vb. duyguları da yeterince vermemiz
gerekiyor kanaatindeyim.

Acaba
bu konuda sadece eğitimciler mi sorumlu, yoksa ortak olan “her paydaş” mı bu ihmalden dolayı suçludur? Sanırım sadece
okullarla bu sorunu çözmek mümkün değil. Aileler, sivil toplum kuruluşları,
belediyeler, basın yayın, TV, internet ve nihayetinde devlet, bu milli ve
evrensel ortak değerleri işlemek, daha bir yapıcı, kaynaştırıcı programlar
yapmak, önlemler almak, çözümler üretmek zorundadır.

Bir
de doğru davrananların, yanlışlara “dur”
diyenlerin yanında olmamız gerekir yasal çerçevede. Dürüstler yalnız kalmamalı,
sana ne” diyenlere, “bana ne” dememeliyiz elbette ki.

Geçmişte,
halkı rahatsız eden bir grubu uyaran değerli bir profesörümüzün, grup
tarafından komaya sokulduğunu çoğumuz biliriz.

Duyarlı
vatandaşlık görevimizi yeterince gösteremediğimiz kanaatindeyim kötülüklere,
haksızlıklara ve yanlışlara karşı.

Haberlerde
izledik; yaşlı bir teyze tertemiz duygularla, bütün altınlarını, parasını polis
olduklarına inandığı birilerine veriyor. Tabi alanlar kayıplara karışıyor. Böylelerinin
alın terine, emeğine, rızkına nasıl iştahlanırlar bilemiyorum.

Bankamatiklere
kamera yerleştirilerek memurun maaşı çalınmakta. Yaşlılar takip edilerek, türlü
hilelerle ellerinden tek geçim kaynağı olan emekli maaşları alınmaktadır.

Torunlar,
paralarına el koymak için gözlerini kırpmadan dede ve ninelerini öldürmekte.
Eşler, sevgilisiyle bir olup, karısını ya da kocasını ortadan kaldırmaktalar.

Evlatlar,
ölmesini beklemeye tahammül edemeyerek, zaten kendilerine kalacak olan mirasa,
bir an evvel konmak için, baba katili olmakta. Tığ gibi delikanlılar, askerden
kaçabilmek için, sakat kalma uğruna parmağını keserek, kendilerini vurmayı göze
alabilmekteler.

Eskiden
doğanın çiçekleri kadar nadide kokan, çok ve çeşitli ortak değerlerimiz
vardı.  Herkes bunlarla yoğrulur,
etrafına güzellikler saçardı. Kötü ve yanlış düşünenler, davrananlar uyarılır, ayıplanır,
düzeltilirdi. O yüzden nahoş hareketler pek yapılamazdı.

Şehirlerde,
toplumun denetleme, uyarma işlevi kayboldu. Çoğumuzun çevremizde olup bitenden
haberi yok. Haberi olanlar da çeşitli nedenlerden ötürü karışamamakta, ya da
nemelazımcı.

Bir
zamanlar güzel hasletler ve örnek davranışlar olağandı ve her yerde vardı.
Gittikçe mutluluk kubbemizden yıldızlar gibi birer ikişer kaymaktalar. Bir
zamanlar ufak bir kötülüğe şaşırırken, şimdi güzel bir haslet gördüğümüzde
hayret etmekteyiz.

Teknoloji
ve kentler mi bizi kirletti? Sahi ne oldu bizim; hasta, yoksul, yetim ziyaretlerimize,
komşuluk ilişkilerimize, akraba hısım kaynaşmalarımıza, paylaşmalarımıza, hal
hatır sormalarımıza, selamlarımıza, tebessümlerimize. Tertemiz duygularımıza,
dürüstlüğümüze, aile bağlarımıza, bitmez tükenmez sevgi ve saygılarımıza.

 Milletler bir ulu çınarsa, kökü, dalları,
yaprakları da o milletin değerleridir. Her güzel hasletimizi kaybettikçe, bu
çınarın yaprağı, dalı, gövdesi, sonra da kökü kurumaya yüz tutar.

Gelin
bu çınarı hep birlikte yaşatmaya gayret gösterelim.

 

Sevgiyle
kalın…