Darbeci Paşa trilyonluk arabada

28

Klavye önümde yaklaşık iki saattir konuları gözden geçiriyorum.

Okudukça içim karardı. 

Okudukça ruhum daraldı.

Okudukça güven duygularım erozyona uğradı.  

Yazmak ama neyi?

Gündem belli. Darbe, generaller, tutuklamalar.. Tüm Türkiye darlanmış bir halde aynı konuların etrafında kilitlenmiş, kalmış.  Türkiye son iki yıldır görünürde darbe iddialarını açığa çıkarmakla uğraşırken, aslında birilerinin de iktidarının uzaması konusunda sergilenen oyunlarla enerjisini kaybediyor.

Neticede oyunun oyuncuları da yanlış seçilmiş. 

Nerede dönemin Genelkurmay Başkanı Özkök?

3. Ergenekon İddianamesi kapsamında, savcının bizzat komutanın evine giderek tanık sıfatı ile aldığı ifadesinde;  “Ben Ayışığı ve Sarıkız darbe planlarından haberdardım” diye ifade veriyor.

Adama sormazlar mı,” haberdar olduğunda ne gibi işlem yaptın bu darbe planlarını hazırlayanlar hakkında?” diye..

Neden sorulmuyor Özkök’e bu soru?

Ya Büyükanıt’a ne demeli.

O nerede?

Neden gözaltında değil?  

Komutanları  hepside sorguda, Paşa, kurşun geçirmez trilyonluk arabası ile sefada.

Olur mu böyle bir soruşturma?

Başındaki adamın haberi olmadan altındaki komutanlar darbe planlıyor olabilir mi?

Ama Paşa, Dolmabahçe’den sonra dut yemiş bülbül gibi. Ne sesi çıkıyor ne de soluğu. Bana dokunmayın, ne haliniz varsa görün havasında.  

Mustafa Balbay 19 aya yakın içerideyken, yayınladığı “Darbe Günlükleri” nin sahibi daha şimdi gözaltında. Hiçbir vicdan sahibi bu konuya mantıklı bir açıklama getirebilir mi?

Bu Büyükanıt da dâhil sesi çıkmayan üst düzey komutanların bir çoğunun “Erdil Paşa Sendromu” yaşadıklarını düşünüyorum.

Ordu içinde yapılması gereken en önemli şey, harcamaların ciddi devlet denetimine tabi tutulması  olmalı. 

En kötü kokuların oradan çıktığını  artık tüm kamuoyu aleni bir şekilde konuşmaya başladı.

Bunlar o kadar sefahat içinde yaşarken, darbe falan düşünecek halleri kalmaz zaten merak etmeyin.

Sefahatin emeklilikten sonra da devamı  konusunda harcadıkları mesai, meslekleri için harcadıkları  mesaiden daha fazla.

Ordunun kurumsal yapısına zarar vermeden, bunların ciddi olarak ele alınması gerekirken, yapılan şeyler, sadece ülkenin moralini bozmaktan öteye geçmiyor.

***

Biz nüfusu 70 milyonu aşan ve çok genç nüfusa sahip bir ülkeyiz. Enerjimizi, üretmek için harcamamız, dünyada teknolojik gelişmelere ayak uyduracak bilimsel çalışmalar için harcamamız gerekirken, bizler “Muz Cumhuriyeti”  gibi kendi kendimizi bitirmenin her türlü yolunu, her gün biraz daha hızlı kat ediyoruz.

Üstelik samimi bir amaç da yok. Bir hiç uğruna,  AKP’nin iktidarını uzatmak uğruna, bu sıkıntılı süreci yaşatıyorlar ülkeye.

Ankara’dayım. Akşam saat dokuz. Sokaklar bomboş. 

Moraller bozuk moraller. Bu moralle ne üretim yapılır, ne de ülkenin insanlarını mutlu edecek bir gelişme yaşanır. Olan bu gün de zam haberleriyle güne başlayan, fakir fukara, samimi Türk Milleti’ne olur.