Şu âlem, şu dünya ve şu cihan; görünen ve görünmeyen bütün tabaka, çeşit ve türleriyle “O’ndan başka ilâh yoktur.” diye tevhîdi / Allah’ın bir olduğunu ilân ediyor.
Çünkü, aralarındaki dayanışma, böyle olmayı gerektiriyor. O tabakalarla tüm nev’, tür ve çeşitler; bütün esaslarıyla “O’ndan başka Rab yoktur.” diye şahitlikleriyle ilân ediyorlar.
Çünkü, aralarındaki benzeyiş böyle istiyor.
O esaslar; bütün organ, uzuv ve azalarıyla “O’ndan başka mülk sahibi yoktur.” diye buna şahit olduklarını gösteriyor.
Çünkü, aralarındaki benzeyiş bunu icap ettirir. O aza, organ ve uzuvlar bütün parça ve kısımlarıyla “O’ndan başka idare edici yoktur.” diyerek açıkça bu gerçeği nazara veriyorlar.
Çünkü, aralarında yardımlaşma olup birbirleriyle iç içedirler.
Çünkü, o parça ve kısımlar, bütün parçacıklarıyla “O’ndan başka terbiye edici yoktur.” diyerek bu gerçeğe olan şahitliklerini ilân ederler.
Çünkü, aralarındaki uygunluk, yaratıcı kalemin bir olduğuna işaret ediyor. O parçaya ait olan şeyler, bütün hücrecikleriyle “Hakikatte O’ndan başka tasarruf edici yoktur.” diye şahadet ederler.
O hücrecikler, bütün zerre ve atomlarıyla “O’ndan başka düzenleyici yoktur.” diye şahadetlerini ilân ederler.
Çünkü, zerre ve atomlar arasındaki bağın bir olduğu bunu gerektirir. O zerreler, kâinattaki boşlukları dolduran ısı ve ışığı nakleden bütün esîriyle / tüm cevherleriyle “O’ndan başka ilâh yoktur.” cevheresiyle tevhîdi ilân ederler.
Çünkü, esîr denen cevherin basit ve sade oluşu, sükûnu, intizamla Yaratan’ın emrine hızla uyması bunu gerektirir.
x
Söz ve kelimelerin değişmesiyle mânâ değişmez. Bâkî ve dâimî kalır.
Kabuk parçalanır, iç ve öz bâkî ve sağlam kalır. Elbisesi yırtılır, cesedi sağlam, bâkî kalır.
Ceset ölüp dağılırsa da, rûh bâkî kalır. Cisim ihtiyarlanırsa, bencillik genç kalır.
Çokluk, cemaat ve topluluk dağılır, amma fert / birey bâkî ve daimî kalır.
Çokluk bozulur, birlik ve teklik bakidir.
Madde kırılır, nur bâkîdir.
Bundan dolayı ömrün başlangıcından sonuna kadar devam eden mânâ;
Çok cesetlerle, başkalaşma ve değişme ve tavırdan tavıra geçerek;
Devirden devire yuvarlanarak; vahdetini, bekasını muhafaza ettiği gibi,
Ölüm hendeğini de atlayarak, sâlimen ebed yoluna devam edecektir.
Bununla beraber her vakit “Ölüme hazır ol!” emrini bekleyen;
Zâil / yok olucu / sona erici olan ve bekasız / devamsız maddiyatta;
Şu hıfz ve muhafaza düstur ve prensibi, beka ile çok ilgili olan
Ruh ve mânâda da câri ve geçerlidir.
x
Bir incir tohumunu tavırdan tavıra sokarak koruyan,
Devirden devire himaye ederek muhafaza eden,
Dağılma, çözülme
Ve parçalanıp bozulmaktan vikaye edip / koruyan
Ve o tohumda incir ağacının;
Yapılış ve kuruluşlarına lâzım olan esasları,
Son derece dikkatle muhafaza eden,
Elbette ve elbette,
Arz’ın halifesi ünvanını alan insanoğlunun;
Amel ve işlerini ihmal etmez,
Korur ve hıfzeder.


