22 C
Kocaeli
Çarşamba, Temmuz 8, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 640

“Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak” Birliği

Son iki yazıda bir; Suriye Harekâtı‘nın zorluğu ve zorunluluğu, iki; Afrin üzerinden Suriyelileşme tehlikesi konularına değindik. Her ikisinin de geleceğini topluma yön veren kişisel duruş ve davranışlarımız belirleyecek. Dolayısıyla kaderimizi de..

15 Temmuz‘da, ihanetten daha mühimi bu ülkenin zekâ bakımından kaymak tabakası diyebileceğimiz genç beyinlerinin düzenli olarak mankurtlaştırılarak heder edilmesi idi. Ve asıl alınması gereken ders de FETÖ’nün yanlış inanç aşısıdır. Ya o nedir? Sorgusuz – sualsiz bağlanma ve kendi inanç önderini herkesten ve her şeyden âli görmedir.

Genetiğiyle oynanmış gıdalar gibi Genetiğiyle Oyun Kurulan Milletler – 1 ve 2 yazılarımızda buna dikkat çekmeye çalışmıştık. Bence tehlike artarak sürüyor. Hem herkes bütün suçu ‘The Cemaat‘e atarak rahatladı hem de o eleştirdiği gurubun yapılanmasının aynısıyla varlığını idame alışkanlığı kazandı. Nasıl yani?

Barış ve esenlik dini olmasına rağmen iddiası İslam olanlar resmen savaş ve kavga dilini kullanıyor. Allah, peygamberlerini toplumlar mevcut cahili düzenlerini sorgulasınlar siye gönderirken biz sorgusuz – sualsiz bağlanmayı maharet sayıyoruz. Ve iyiyle kötüyü ayırt etme denilen insan olma / kulluk görevini, hepimize tek tek sorumluluk verildiği halde üstteki liderlerden birine yükleyerek kurtulacağımızı sanıyoruz.

Buna FETÖ Sendromu veya Sorgulamama Hastalığı da diyebiliriz. Bir İstanbul takımını tutarak olan biten her şeye karşı gözlerini yummak gibidir bu duygu. Herkes ezelî düşmanınızdır ve haklı – haksız hep kazanmak zorundasınızdır. Bireysel varlığınız o gurubun içinde erise de artık gurubun maddî yada manevî şahsiyeti sizin kişiliğinizin yerine geçer.

Türkiye’de hâl-i hazırdaki dinî teşekkülleri (tarikat, cemaat, vakıf vs.) ve siyasî oluşumları bu bağlamda sportif kuruluşlardan önce saymak lazım. Kâfir, münafık, zındık, hain, terörist gibi her biri hem İslam hem de insan hukukunda kişiyi her iki dünyada da mahkûm edecek söylemler gırla gidiyor. Hangi tarafa baksanız kendileri dışında herkes hain yada bozguncu. Toplamaya çalışsanız bu hain ve bozguncu sayısı, son nüfus sayımızı bile aşıyor.

Bu ne kardeşim! Böyle bir toplumsal birliğin ilerlemesi mümkün mü? Bilerek veya bilmeyerek toplum “herkesin herkesle hesabı var” noktasına getiriliyor. İyi de bunun sonunda herkes ortak acı çekecek. E öyleyse yukarıdan birinin nefret üslûbuna bakarak nobranlık geleneği oluşturmak niye? Bindiğimiz dalı daha hızlı kesmek için mi?

İnsanların inanç yada ideolojik farklı düşünüşleri, hatta farklı dernek ve sivil kuruluşlarda bulunma tercihleri niye bir hesaplaşma alanı olsun ki! 80 öncesindeki 3-5 senede yaşananların acısı 20-30 yıl sürdüyse yeni acılar bizi nerelere sürükleyecek kimbilir? Ve en son ilk taşı atanı hatırlayacak mıyız acaba?

Amerika’daki Evanjeliklerin “Tanrı’yı kıyamete zorlamak” diye bir saplantıları var. Bu amaçla sık sık siyasal ve ekonomik atraksiyonlarda bulunuyorlar. Arzu eden yerli-yabancı yazarların (Ramazan Kurtoğlu, Grace Hallsell) bu başlıktaki kitaplarına göz atabilir. Bizim söyleyeceğimiz ise bizimkilerin yani Türkiye’de bu kin ve nefret dilini kullananlarının da aynısını yaptığıdır. Hatta dolaylı olarak Evanjeliklerle işbirliğidir.

Hıristiyanlığın radikal yanı Evanjelizmin Musevîliğin radikal yanı Siyonizmle işbirliği malûmdur. Müslümanlığın yada milliyetçiliğin radikal yanı olarak kendini tariflemeye çalışanların Türkiye‘yi getireceği süreç ancak sacayağın üçüncü ayağı olmaktır.

Amerika‘yla işbirliği sadece darbeciler ve tırlarla silah yardımı alan YPG’lilerden ibaret değil ki. Yediği, içtiği farklı; yaptığı, ettiği aynı sürüyle insan var.

 

 

Bu Kritik Süreçte Nelere Dikkat Etmeliyiz:

Yedinci Bölüm:

. Öncelikle birlik ve beraberliğimiz, milletçe yaşadıklarımızın en önemli ilacıdır.

. Bu aziz vatan topraklarında yaşayan, büyük Türk Milletinin mensubu olmakla gurur duyan herkes; dini, mezhebi, dili, görüşü ne olursa olsun; bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır. Hiç kimse görüşünden, inancından, kıyafetinden dolayı ötelenemez, toplumdan dışlanamaz. Farklılıklarımız bizlere atalarımızdan yadigâr en önemli zenginliğimizdir.

. Birbirimizi ötekileştirmeden çözülmesi gereken hususları, menfaat penceresinden değil, ülkemizin milli ve manevi değerlerine uygun olarak görebilmek, böyle hareket etmek bu sürecin temel kaynağı olmalıdır.

. Ülkemizde ve bu coğrafyada yaşananları doğru kaynakçalarından takip etmek, bu doğruları bilerek hareket etmek, modern çağın gereklerine odaklı bilgi sahibi olabilmek, okumak ama çok okumak, sorgulamak, düşünmek, uygulamak en önemli tercihimiz olmalıdır.

. Gençlerimiz geleceğimizdir. Onları sevgiyle kucaklayan bir aile yapısını oluşturmak; vatan, millet, devlet, bayrak kavramlarının ne demek olduğunu öğretmek, milli ve ulvi değerlerimizi, yüce dinimiz İslam’ın ilk ama doğru bilgilerini vermek öncelikle anne ve babaların görevidir.

. Gençlerimizi ülkemizin kuruluş felsefesine uygun, modern bilime odaklı eğitim kurumlarında yetiştirmek, çağdaş yarınlarımızın güvencesi olacaktır. İşte bu noktada en büyük görev ülkemizi yönetenlere, eğitim kurumlarımıza, bu kurumlarda görevli öğretmen ve yöneticilere düşmektedir. Ülkemizin çağdaş yarınlarına ancak bu anlayış çerçevesinde ulaşılabilir.

. Bu devletin bir kuruluş felsefesi, bu coğrafyanın yaşanmış bir özgeçmişi, bu milletin asırlara dayanan zengin bir tarihi vardır. Orta Asya’daki yaşanmışlarımızda bu coğrafyada kurduğumuz devletlerde bizimdir. Üç kıtaya altı yüz yıl boyunca hükmeden Osmanlı da bizim; hele ki, bu son vatanımızda bizi koruyup, kollayan asırlık çınar Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bizimdir.

Dört bin yıllık özgeçmişimizi kucaklayan, bizi biz yapan bu değerleri birbirinden ayırmak mümkün olabilir mi? Tabii ki hayır.

. Ülkemizde bu süreçte en çok ihtiyaç olan şey sevgi, saygı ve umuttur. Unutulmasın ki, bu üç temel değerin çözemeyeceği hiçbir olumsuzluk yoktur.

Bu ülke, bu büyük millet tarihinin en sıkıntılı dönemlerinde dahi umudunu kaybetmemiş, tüm sıkıntılarını sevgi birlikteliği ile aşmıştır.

Bu üç önemli değerin olduğu yerde güvende vardır, gelişmede olacaktır. Önemli olan umudumuzu kaybetmeden sevgiyle, saygıyla birbirimizi kucaklamak, birlik ve beraberliğimizi bozacak hiçbir şer odağına geçit vermemektir.

Bu ülkede her zaman umut olmuştur, umudun gücünü de birlik ve beraberliğimiz oluşturmuştur. Tarih sayfaları;

Büyük Türk Milletini ne zaman dara düşsek; ”ÖNCE VATAN” dememizle tanımıştır. Bundan sonrada böyle tanıyacaktır.

SEKİZİNCİ VE SON BÖLÜM;

YAŞADIĞIMIZ TOPRAKLARIN ÖNEMİ VE YAZI DİZİSİNDE VERMEK İSTEDİĞİM MESAJ:

Atatürk’ün ”Yurtta sulh, cihanda sulh” söylemi; devletimizin kuruluşunda, dış ilişkilerimizde daima bize yol gösteren en önemli tespiti olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti;

Üç kıtayı birbirine bağlayan, tarihsel ve yaşamsal geçmişi, bölgesel zenginliği, çevresinde mevcut pek çok sorunlu komşu ülkeler olmasına rağmen bölgesinin en güçlü ülkesi, dünyanın gözünün kulağının olduğu bir bölgededir.

Pek çok medeniyetlere, dinlere otağ olmuş bu vatan topraklarımıza, 1071’de adımımızı attığımız ilk günden buyana Haçlı zihniyetinin temsilcileri; Türklerin, Büyük Türk Milletinin bu coğrafyada olmasını hiçbir zaman istememiş, burada olmamızı içine sindirememiştir.

Ardımızda kalan 946 yıllık zaman, bizlerin ata yadigârı bu topraklardan çıkıp gitmemiz, çıkarılmamız amacıyla kurgulanmış senaryoları, türlü ihanetleri, savaşları anlatır.

Orta Asya’dan başlayan yaşam mücadelemizi anlatan tarih sayfaları, üç kıtanın hâkimi Osmanlı’nın yıkılmasıyla başlayan süreçte yaşananları, İstiklal savaşımızda; ‘düşman vatanın bağrına hançerini dayadığında’, her türlü ihanet ve şer odaklarının neler yaptığını, bağımsızlığımız, özgürce yaşam hakkımız için milletimizin tereddütsüz canı da, malını da nasıl feda ettiğini, tarih sayfalarımız açıkça belirtmiştir.

Devletimizin bir asırlık kuruluş tarihi içerisinde bizim hiçbir ülkenin toprağında gözümüz olmamış tam aksine vatan coğrafyamızı savunabilmek adına türlü tehdit ve tehlikelerle karşı karşıya kalmış ama bunları da dimdik duruşumuzla, birlikteliğimizle, vatanımızı savunmanın kararlılığı ile savuşturmuş, savuşturmaya hazır olduğumuzu cümle âleme göstermişizdir.

Ulusal güvenliğimizi korumak, kollamak adına yeri ve zamanı gelir de böylesi bir durum bir kez daha söz konusu olursa, şu husus bilinmelidir ki;

Türkiye bölgesinin en güçlü devleti olarak, milletinden aldığı güç ile topraklarımıza vaki olacak her türlü tehdidi; bugün de savuşturacak, hakkını hukukunu her zeminde koruyabilecek kudret ve kararlılıktadır.

Yakın tarihimize bakıldığında;

Devletimizin, milletimizin milli menfaatlerini korumak adına Cumhuriyet Ordularımızı sadece Kıbrıs adasında görürüz ki, bu başarılı harekât da adada ki soydaşlarımızı Rum mezaliminden kurtarmak, adanın Yunanistan’a ilhakını önlemek, Lozan’da kurulan Türk-Yunan dengesinin bozulmasının önünü kesmek amacıyla 1959-1960 Londra ve Zürih uluslararası anlaşmalardan doğan Türkiye’nin garantörlük hakkı çerçevesinde gerçekleşmiştir.

Kore’de dünya barışına hizmet adına o yaban ellerde yarattığımız kahramanlıkları tarih sayfalarına kazıyan Mehmetçiklerimizi, dost ve müttefik Güney Kore’deki Türk Şehitliğinde yatan evlatlarımızı unutmamak gerekir.

Tarihi özgeçmişimiz, atalarımızın tarih sayfalarına kazıdığı nice zaferleri anlatır.

Kısacık da olsa özetlemeye çalıştığım milletçe yaşadığımız bu gerçeklere bakıldığında;

Asırlık bir çınar gibi dimdik ayakta duran Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yaşam alanı olarak bellediği aziz vatanımızda her dönemde birilerinin gözü olmuş, türlü oyunlarla vatanımızı karıştırmak isteyenler bulunmuştur.

Bunların cevabı bu yaşananların geniş bir analizini yaptığım ”ÖNCE VATAN” isimli kitabımda mevcuttur.

Bu yazı dizisinde vermek istediğim mesaj:

Büyük Türk Ulusunun vatanına, milletine, devletine, bayrağına olan sadakatinin, sevgisinin, tutkusunun hiçbir zaman kaybolmayacağı, yok edilemeyeceğidir.

Onun içindir ki; ”Önce Vatan”: Türk Milleti için her şeyden önce gelir, her şeyden aziz bilinir.

Onun içindir ki; Topraklarımıza bir saldırı olduğunda daima ”Önce Vatan” denir. Türk Milletinin vatan bellediği her coğrafya parçası onun vazgeçilmezidir. Asırlar boyunca tarih sayfaları bunu böyle yazmış, böyle bellemiştir.

Çünkü Vatan: Türk Milletine atalarından emanet, burçlarında ay yıldızlı bayraklarımızın dalgalandığı gururudur.

Çünkü Vatan: Gelecek nesillerimizin istikbali, yaşam geleceklerinin ele geçirilemeyen, geçirilemeyecek son kalesidir. Türk Milleti için vatan söz konusu olduğunda, ona olan bağlılık her şeyden önde gelir.

Dünya var olduğu sürece Türk Milletinin önceliği daima vatan olacak, ülkemiz ne zaman dara düşse; nice Koçyiğitlerin: ”Önce Vatan” sesleri duyulacaktır.

Bu kritik bir süreçte bizlerin ihtiyacı olan yegâne şey kardeşliktir. Hakka, hukuka riayettir. Bunu sağlamanın yolu da; ülkemizi yönetenlerden siyaset arenasında görev alanlara, hukukçusundan akademisyenine, iş adamlarımızdan sade vatandaşlarımıza kadar birbirimize karşı anlayışlı olmaktan, saygı ve sevgi bütünlüğü içinde davranmaktan geçmektedir.

”Ne Mutlu Türküm Diyene”

 

 

Çevre Sorunları ve İslam

0

Çevre insanların ve diğer canlıların hayatları boyunca içerisinde ve dâimî temas hâlinde bulundukları karşılıklı olarak birbirlerinden etkilendikleri; fiziki, biyolojik, sosyal, iktisâdî ve  kültürle alakalı ortamdır. Canlı varlıkları etkileyen dış tesirlerin tamamına çevre denir. Çevre geleceğimiz için hayâtî ehemmiyete hâiz üretim merkezidir.  Eğer çevremizi kontrol altında tutamazsak, kendi hayatımız başta olmak üzre gelecek nesillerin yaşayışını zorlaştırmış oluruz.

Hayat ve çevre birbirlerine bağlı olan bir bütün olarak düşünülmelidir.

 

Cenâb-ı Allah, insanlar için temiz bir çevre yarattı. İnsanlar önce çevrelerini kirlettiler. Kirli çevrelerde yaşayan insanların temiz kalması mümkün değildi. Önce maddî kirlilik bedenleri, sonra da mânevî kirlilik iç dünyamızı sardı. Kıskançlık, haset, kin ve intikam duyguları, sevgi noksanlığı; iç dünyamızdaki kirliliğin neticeleridir.

 

Peygamber Efendimiz; ‘Din temizlik üzerine kurulmuştur. Allah güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temizi sever. Kerim ve  Cömerttir, Kerem ve  cömerdi sever. Öyle ise; Evlerinizi, işyerlerinizi ve çevrenizi temiz tutunuz.’ Buyuruyor. (Kütüb-i Sitte, C. 10 s: 119)

 

İnsanlığın her yeni yıla büyük ümitler yerine büyüt endişeler ve problemlerle girdiğini düşünen İbrahim Özdemir ve Münir Yükselmiş ‘Çevre Sorunları ve İslâm‘ isimli, 16,2 X 23,8 santim ölçülerinde 158 sayfalık kitapta çevre problemine dikkat çekmek için ‘saklanamayan bazı gerçekler‘ hakkında okuyucuyu bilgilendiriyorlar:

 

*Dünyadaki endüstri kuruluşları her yıl 3 milyar kg. üzerinde pestisit1 üretiliyor. Dünyada nüfus başına yarım kilodan fazladır. Üçüncü dünya ülkelerinde2 her dakikada bir kişi, pestisit zehirlenmesinden ölmektedir.

*Akdeniz’de yılda 650.000 ton petrol türevleri 120.000 ton mâdeni yağ, 60.000 ton deterjan, 100.000 ton civa, 38.000 ton kurşn, 21 ton çinko, 320.000 ton fosfor ve 800.000 ton azot akıtılıyor. Neticede Akdeniz’in  ekolojisi3 yok oluyor.

*Gezegenimizdeki hayvan ve bitki türlerinden hergün 3 adet canlının nesli tükenmektedir.

*Gezegenimizin koruyucu kalkanı olan Ozon tabakasındaki incelme ve yırtılmalar neticesinde ultraviyole4 ışınların  yeryüzüne sızmalarında artış olacağından çevre ve bu çevrede yaşayan insanlar büyük zarar görecektir. Deri kanseri, körlük gibi ağır hastalıklar artacaktır.

*İklim değişiklikleri, tarım ürünlerinin azalmasına sebebiyet verecektir.

 

Prof. Dr. İbrahim Özdemir, problemleri ortaya koyduktan sonra çözüm yollarını da söylüyor: ‘Çevre eğitimini sâdece okullardaki çevre dersleri ile sınırlamak kâfi değildir. Hedef 80 milyonluk nüfusumuzun bütün kesimlerine ulaşmak ve çevre şuurunu yaygınlaştırmaktır. Bu konuda her türlü imkân ve araç kullanılmalıdır. Temel felsefe ise, çevre şuurunu artırıcı ve çevreyi korumaya yarayacak herşeyden faydalanmaktır. İnsanlar, eski alışkanlıklarından kurtarılmalıdır. Bunun için insanlara çevre sevgisi aşılanmalı ve geliştirilmelidir. Çevre temizliğine dikkat edilmelidir. Çevreyi korumada dinin gücünden faydalanılmalıdır.’

 

Çevre Sorunları ve İslâm isimli kitap, tam da bu maksatla hazırlanmıştır. Her türlü sistem dönüşümünün anahtarı bilgidir. Yeni bilgi yolları, yeni yeni bilgi içerikleri ve yeni kurallar, yeni maksatlar ve yeni bir bakış açısı söz konusudur.

 

‘Bu çerçevede, dünyanın en büyük çevre örgütlerinden birisi olan World Wide Fund for Nature  (Tabiat İçin Dünya Fonu) yaptığı toplantıda dünyanın en büyük dinlerinin ve inanç sistemlerinin (İslâmiyet, Hristiyanlık, Yahudilik, Hinduizm ve Budizm) temsilcilerini biraraya getirerek çevre problemlerine çözüm bulmada dinlerin katkısını ve önemini tartışmışlardır. Yine konunun dini boyutunu vurguluyan diğer önemli bir olay da Moskova’da yapılan toplantıdır. Astronom Carl Sagan ve tanınmış 22 ilim adamının Global çevreyi korumada kendilerine katılmak ve yardım etmek için dünyanın tanınmış dînî liderlerine yaptıkları yardım çağrılarıdır. İlim adamları dînî liderlerle buluşma yeri olarak da, beklenilenin tersine, Moskovayı tercih ettiler. Bilindiği gibi Moskova Sovyetler Birliği döneminde 74 yıl boyunca dinsizliği resmen kabul eden ve her türlü dînî faaliyeti yasaklayıp baskı altına alan totaliter bir rejimin merkezi idi. Bu çağnyı yapan ilim adamlannın vurguladıkları gerçek şuydu: ‘Çevre koruma ve doğal güzellikleri muhafazada kesinlikle dinin önemli bir yeri vardır.’ Pozitivist ilmin insanlığın bütün dertlerine çâre bulacağı ve bütün problemleri çözeceği, böylece dine ve her türlü mânevî değerlere modern dünyada yer olmayacağını ileri süren anlayışın artık savunulamayacağı anlaşılmış bulunmaktadır. Hatta bugünkü problemlerin bir çoğunun bu anlayışın ürünü olduğu bazı filozof ve ilim adamlarınca ısrarla ileri sürülmektedir. Ancak bu gerçeğin dünyanın önde gelen ilim adamlarınca bu bağlamda altının çizilerek ifade edilmesi dikkat çekicidir. Zira modem ilim tarihinde ilk defa bir problemin çözümü için ilim adamlarının, dinden ve dênê liderlerden yardım istediklerine şahit olunmaktadır. Aslında dünyamızın geleceği ve çevre problemlerinin arzettiği tehdidin boyutları düşünüldüğünde böyle bir çağrı için geç bile kalındığı söylenebilir. Çevre probleminin üstesinden gelmede dinin oynayacağı role İngiliz tarihçi ve düşünür A. Toynbee: ‘İnsanoğlunu maddî hırsın ilham ettiği teknolojinin sonuçlarından korumak için bütün dinlerin ve felsefelerin taraftarları arasında dünya çapında bir işbirliğine ihtiyacımız olduğunu sanıyorum.’ diyerek işaret etmiştir.

 

Toynbee bu görüşlerini ileri sürerken, özellikle batı dünyasında yaygın olan ve bütün çağdaş toplumları da salgın bir hastalık gibi saran bir olgudan hareket etmektedir: Çağdaş insanın maddî hırs tutkusu ve egoist tutumu… Kendi çıkarı ve zevki için her şeyi göze alması… Toynbee bunu şöyle ifade ediyor:

 

‘Bugün kirlenmenin insanoğlunun geleceğine tehdit oluşturduğu maddî hırs sınırlandırılmadıkça ortadan kaldırılamayacağını kabul etmiş bulunuyoruz. Fakat bu çâre yeterince güçlü bir özendirici değildir. Maddî hırsa kapılan insanlar dar görüşlü bir tavırla ‘benden sonra tufan‘ demektedirler. Hırslarını sınırlamayı başaramazlarsa çocuklarını yok olmaya mahkûm edeceklerini bilmelidirler. Çocuklarını sevebilirler, yalnız bu sevgi çocuklarının geleceğini güvence altına almak için   varlıklarının bir kısmını fedâ etmeye yetmeyebilir. Kanaatimce dînî bir inanç biçiminde bu hedefe bağlanmadıkça (din kelimesini en geniş anlamında kullanarak) ileri ülkelerin çağdaş kuşaklarını, kendi pahalarına (ekosistem) için hemen fetakârlık yapmaya yöneltmek mümkün olmayacaktır.’ (s: 28-29)

 

Eser, çevre problemlerini ilmî metodlarla ve mümkün

 

 

olabilecek en geniş kapsamda ele alıyor ve tatbik edilebilir çözümler teklif ediyor.

 

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI DÎNÎ YAYINLAR DAİRESİ. Telefon: 0.312-435 52 73

 

1 Pestisit: Zararlı bitki ve hayvanları yok etmede kullanılmak üzere imal edilen kimyevî madeler

2 Üçüncü dünya ülkeleri: Sanayileşmemiş, iktisâden geri kalmış ülkeler. Afrika ülkelerinin çoğu bu gruptadır.

3 Ekoloji: Organizmaların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkileri inceleyen ilim dalı.

4Ultraviole: ‘Morötesi’ olarak da anılır. Elektromanyetik radyosyonlardır. Sağlığa zararlıdır.

 

 

Prof. Dr. İBRAHİM ÖZDEMİR:

Gaziantep’in İslahiye İlçesinin bir köyünde, 8 kardeşin en küçüğü olarak dünyaya geldi. İlkokulu 3 kilometre uzaklıktaki komşu köyde okudu. Üniversitede önce İlâhiyat, sonra da Orta Doğu Üniversitesi’nde Felsefe eğitimi aldı. Türkiye’de çevre felsefesi konusunda doktora tezi hazırlayan ilk ilim adamıdır. Öğretim üyesi olarak Harvard başta olmak üzere birçok batı üniversitesinde dersler verdi. Hâlen Üsküdar Üniversitesi’nde öğretim üyesidir.

DERKENAR

ÇEVRENİN KORUNMASI, GELİŞTİRİLMESİ VE AĞAÇ…

OĞUZ ÇETİNOĞLU

İnsan varlığının bulunduğu her yer… Üzerinde yaşadığımız toprak, akarsular, göller ile denizler ve dahî gökyüzü, bizim çevremizdir. Cenab-ı Allah, biz kullarına temiz bir çevre ihsan eyledi. Bu çevreyi, Cenab-ı Allah’ın bize lütfettiği hâliyle korumak ve yine O’nun verdiği akılla geliştirmek mecburiyetindeyiz.

Koruma ve geliştirme faaliyetlerine; çevrecilik veya yabancı kaynaklı bir kelime ile ekoloji deniliyor.

Asr-ı Saadet’te çevre, günümüzde olduğu gibi kirletilmiyordu. Buna rağmen İslâmiyet, çevreciliğe büyük önem vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de ve bütün hadis kitaplarında, çevre ile ilgili hükümler, emirler vardır.

Peygamber Efendimiz’den sonraki halifeler ile İbn-i Haldun ve Birûnî gibi İslâm âlimleri, çevre konusunda tavsiyelerde bulunmuşlardır.

Kur’an-ı Kerim’de çevrecilikle ilgili hükümler, diğer mukaddes kitaplara göre çok daha fazladır.

Yaratılmış her şeyin bir ölçü ve düzen içerisinde olduğu Kur’an-ı Kerim’de zikrediliyor. İnsanoğlu da bu ölçü ve düzeni korumakla mükelleftir.

Günümüzde çevreyi korumakla vazifemizi tamamlamış olmuyoruz. Çevreyi geliştirmek mecburiyeti ile karşı karşıyayız. Çevreyi geliştirmenin en kolay yolu, ağaç dikmektir.

Ağaç dikmek, dinimizin emri, peygamberimizin hadisi ve sünnetidir. Ağaç dikenlerin mükâfatı, hem dünyâda hem ukbâda mutlaka verilecektir.

 

Bir hikâye:

Çok yaşlı bir adam bahçesine ağaç dikiyormuş. Tebdil-i kıyâfet ederek oradan geçen pâdişahın dikkatini çekmiş. Adamın yanına giderek demiş ki:

 

Kolay gelsin. Ne yapmaktasın?

– Elma ağacı dikiyorum.

– Fakat sen çok yaşlısın. Bu ağaç 5 sene sonra meyve verir. Sen faydalanamazsın ki, neden zahmet ediyorsun?

– Ben, benden öncekilerin diktikleri ağaçların meyvelerini yedim. Diktiğim bu ağacın meyvesini de benden sonrakiler yiyecekler.

 

Bu sözler pâdişahın çok hoşuna gider. Yanındaki vezirine işâret eder; vezir, yaşlı adama bir kese altın verir. Yaşlı adam altını aldıktan sonra tebessüm ederek:

 

Herkesin diktiği ağaç üç-beş sene sonra meyve verir. Benim fidanım, diktiğim gün meyve verdi. Der.

 

Bu söz de pâdişahın hoşuna gider. Tekrar bir baş işâreti ile vezirden yaşlı adama bir kese altın teslimatı daha gerçekleşir. Bunun üzerine yaşlı adam:

 

Gördün mü ağam, boşuna zahmet ediyorsun diyordun. Herkesin diktiği ağaç yılda bir defa ürün verir. Benim diktiğim ağaç ise aynı günde iki ürün birden verdi.

 

Bu söz pâdişahın çok hoşuna gider. Başı ile iki defa işaret eder. Vezir, derhal iki kese altın teslimatını gerçekleştirir ve pâdişahın kulağına eğilerek der ki:

 

Efendimiz, tez buradan gidelim. Adamda bu çene, sizde bu cömertlik varken, konuşmaya devam edersek, hazinenin bütün altınlarını bu yaşlı ve çokbilmiş adama teslim etmek mecburiyetinde kalacağız.

 

 

KUŞBAKIŞI:

 

TEPEDELENLİ ALİ PAŞA İSYANI:

 

Prof. Dr. Hamiyet Sezer Feyzioğlu tarafından telif edilen kitap, 15,5 X 21 santim ölçülerinde, 200 sayfa olarak Eylül 2017’de yayınlandı.

 

Yanya Valisi Tepedelenli Ali Paşa, Itaki ve Pakso adalarının fethinde Arnavutluk kıyılarındaki kaleleri ele geçirmekle görevliydi. Lord Byron ve Victor Hugo, eserlerinde önemli bir târihî figür olan Ali Paşa’dan bahsederler. Alexandre Dumas’nın Monte Cristo Kontu’ndaki karakterlerden biri, Tepedelenli’nin kızıdır. Ali Paşa ve ailesi, 1787-1822 yılları arasında günümüzdeki Arnavutluk ile Yunanistan’ın güney ve batı topraklarını oluşturan yörede tam 35 yıl etkili bir mahallî iktidar odağı oldular. Oğullarıyla birlikte bağımsız bir devlet kurma teşebbüslerinin anlaşılması üzerine Sultan İkinci Mahmud Han, kendisini görevden alınca ‘isyan’ başlattı. Ancak başarısız oldu ve idam edildi.

 

Tepedelenli ve oğullarıyla ilgili hatırı sayılır araştırmalara imza atan yazarın çalışması, Tepedelenli’yi merak edenlerin ilk elden müracaat edebilecekleri bir kaynaktır.

 

TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI:

İstiklal Caddesi Meşelik Sokağı Nu: 2 Kat:4 Beyoğlu, İstanbul (T. İş Bankası Parmakkapı Şubesi üzeri)

Telefon: 0-212 252 39 91 Belgegeçer: 0.212-252 39 95 www.iskultur.com.tr e-posta: info@iskultur.com.tr

 

 

 

İBNİ BATTUTA SEYAHATNÂMESİ

14. yüzyıl İslâm âlemi ile birlikte Türk dünyasını canlı levhalar hâlinde aksettiren önemli kaynaklardan biri de İbn Battuta’nın ‘Tuhfetu’n-Nuzzâr fî Garâibi’l-emsâr ve Acâibi’l-esfâr‘ adlı seyahatnâmesidir.

 

1325 yılında, 22 yaşında iken hac maksadıyla memleketinden ayrılan, Avrupa hâriç neredeyse eski dünyânın tamamını gezen İbn Battuta, Marko Polo ile birlikte Ortaçağ’ın en büyük iki seyyahından biridir.

 

Seyahatnâme; yeme, içme, giyim, âletler ve âdetlerle ilgili etnoloji ve folklor malzemesinden başka, İslâm âleminin iktisâdî hayatını ve sanatını inceleyenler için bir hazine değerindedir. Eser o zamanki İslâm dünyasının etnik vaziyeti hakkında da bilgi vermektedir. Devrin büyük şeyhleri, velileri yanında Sünnîlik, Şiîlik ve şubeleri hakkında fikir edinmek de mümkündür.

 

Eserde Anadolu’nun o günkü durumu hakkında geniş ve derin bilgi vardır. Beyliklerin iç ihtilâfları, Umur Bey’e karşı düzenlenen Haçlı saldırısı, Germiyanoğulları’na karşı duyulan güvensizlik, Eretna Devleti’nin refah seviyesi, Sinop’un stratejik değeri, Erzurum ve Erzincan’da birbirleriyle çarpışan Türkmen kabileleri, İlhanlıların Anadolu siyâseti, Çobanoğulları ve diğer beylikler hakkında birinci el kaynaklardandır. Anadolu’da Ahîlik teşkilatı hakkında geniş bilgiler verilmiş ve övgü ile bahsedilmiştir.

 

Mümin Çevik’in yayına hazırladığı kitap 16,5 X 24 santim ölçülerinde 560 sayfadır.

 

BİLGE KÜLTÜR SANAT YAYINCILIK DAĞITIM SANAYİ VE TİCARET LTD ŞTİ:

Nuruosmaniye Caddesi Nu: 3 Kardeşler Han Kat: 1 Cağaloğlu 34110 İstanbul.

Telefon: 0.212- 520 72 53 Belgegeçer: 0.212-511 47 74

e-Posta: bilge@bilgeyayincilik.com //  www.bilgeyayincilik.com

 

 

 

BALABAN BAHIŞLI DUDU DİLLİ YÂR

 

Kahramanmaraş’ın zarif insanı Abdurrahman Câhit Zarifoğlu, (1940 – 1987) Kahramanmaraşlı 7 güzel insandan biri olmakla birlikte Zarifoğlu ailesinin tek şâiri değildir. İbrâhim Yavuz Zarifoğlu (1957), Mehmet Zarifoğlu (1923-1991), Ali Faki Zarifoğlu 1903-1964) Ali Faki Zarifoğlu’nun kızı Fatma Kahramanoğlu (1941) ve Ökkeş Zarifoğlu (1943-2015) ailenin diğer şâirleridir. Henüz keşfedilmemiş isimler olması da muhtemeldir.

 

Yaşar Alparslan ile Serdar Yakar‘ın müştereken hazırladığı 13,4 X 21,2 santim ölçülerinde 186 sayfalık kitap, Kahramanmaraş Dulkadiroğlu Belediyesi tarafından kültür hizmeti olarak Ekim 2017’de yayınlandı.

 

Kitapta A. Câhit Zarifoğlu, İbrahim Yavuz Zarifoğlu, Fatma Kahramanoğlu, Ökkeş Zarifoğlu ve Ali Faki Zarifoğlu’nun 2,’şer adet şiiri verildikten sonra, kitaba adını veren Mehmet Zarifoğlu’nun bütün şiirleri okuyucuya sunuluyor.

 

Bu şiirler, yıllarca Bahaddin Karakoç’un kitaplığında deftere yazılmış olarak bekledikten sonra, Bahaddin Karakoç’un kitaplığını düzenleyen Serdar Yakar‘ın eline geçiyor. Yakar’ın Yaşar Alparslan ile birlikte yürüttüğü çalışmalar neticesinde derlenip toplanıyor, Dulkadiroğlu Belediyesi’nin sanatsever başkanı Necati Okay‘ın himmetiyle de kitap hâlinde bastırılmak suretiyle kültür hayatımıza kazandırılıyor.

 

DULKADİROĞLU BELEDİYESİ:

Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü

İsmet Paşa Mahallesi, Azerbaycan Bulvarı, Nu: 26, Dulkadiroğlu, Kahramanmaraş, Türkiye

Telefon: 0.344 – 212 46 00 www.dulkadiroglu.bel.tr

 

KISA KISA / KISA KISA…

1-YASSIADA ZABITLARI 1- ÖRTÜLÜ ÖDENEK DÂVÂSI: Hazırlayan Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali.

Kitabevi Yayınları / Mehmet Varış.

2- KIRMIZI BEYAZ ÇİÇEKLER: Kurtuluş Altunbaş. Bilgeoğuz Yayınları.

3- BÜYÜK TÜRK KLASİKLERİ: (14 Cilt). Başlangıcından Günümüze Büyük Türk Klasikleri. Ötüken Neşriyat

4- TÜRKİYE’ME MİLLÎ İKTİSAT: Zafer Toprak. Doğan Kitap.

5- SEYYAR SERGİ İLE SEYAHAT İNTİBALARI: Celal Esat Arseven.  Kitabevi Yayınları / Mehmet Varış.

 

 

 

 

Var Olacağız!

Bu vatan bizimdir, biz Türküz beyler,

Ne kadar ölsek de var olacağız.

Pusular, ölümler yıldırmaz bizi,

Şu dünya durdukça var olacağız.

*

Yedi düvel bir araya gelse de,

Yunus, olup Türk’e yar olacağız.

İçten onca hain, dıştan çiyanlar,

Bizi kuşatsa da var olacağız.

*

Bütün dünya alem şunu bilsin ki,

Tüm ihanetlere set çekeceğiz.

Vatan da Türk, Türk’te vatan güzeldir,

Diyen yüreklerle yol alacağız.

*

Siyasette aldananlar oldukça,

Yazık bu çileyi hep çekeceğiz.

Atatürk’e hep ihanet ettikçe,

Biz bu yanlışlardan zor çıkacağız!

*

Nazıroğlum dediklerin haktır hak,

Birlik olur isek var olacağız.

Beceriksiz siyasiler yüzünden,

Korkarım şehitler, çok vereceğiz!

 

 

Kıbrıs’ta Neler Oluyor?

Yaklaşık yirmi günden beri devletimizin ulusal güvenliğini tehdit eden alçak terör örgütlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik Suriye’de sınır ötesinde Mehmetçiklerimiz kahramanca mücadeleye devam ediyor. Bu süreçte vatan ve vazife uğruna hayatlarını seve, seve feda eyleyen tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, geride kalan yakınlarına sabır, gazilerimize acil şifalar diliyorum.

Türk Milletinin büyük desteği ile yürütülen bu önemli operasyon; K.K.T.C’de bazı çevreleri rahatsız etmiş olacaktı ki, bu harekâtı yerel bir gazete şu manşetle haber yapmıştı:

”Kıbrıs’a Barış Harekâtı, Suriye’ye Zeytin Dalı Harekâtı: Türkiye’den Bir İşgal Harekâtı Daha!”

Bu akla ziyan manşeti atan yerel gazete de, bunu haber yapan yazarı da, bundan öncede Türkiye ve Türk askerine karşı böylesine alçakça ve kabul edilmez suçlamalarda bulunmuştu.

Bu yetmezmiş gibi bir de KKTC Meclisinde bir milletvekilinin, yemin töreni sırasında gerçekleştirdiği provakatif söylemleri hala hatırlardadır!

Bu acınası duruma yönelik düşüncelerimi ‘‘K.K.T.C’deki Ayrık Otları!” başlıklı yazımda paylaşmıştım.

Özgür basın, demokrasiyle yönetilen bir devletin en önemli belirtisidir. Hür düşünceleri, hür kalemler dile getirir. Gerçekleri ama sadece gerçekleri eğilip, bükülmeden, korkusuzca yazanlar hem toplumun, hem de tarih huzurunda hak ettikleri değeri daima bulmuşlar; saygıyla, sevgiyle anılmışlardır.

Kıbrıs adasının uzak, yakın tarihinde yaşananlar tarih sayfalarına yazıldığı gibi; yaşananlara tanıklık edenlerin vicdanına da kazınmıştır, unutulmaz.

Ancak, yalan- yanlış haberlerle toplumun önüne çıkanlar da daima hak ettikleri yerde; tarihin çöplüğünde kalmışlardır.

Ne Kıbrıs’ta, ne de upuzun tarih geçmişi boyunca Türk milleti, onun sinesinden çıkan Kahraman Türk Orduları asla işgalci olmamış, hak ve adaletten şaşmamıştır. Bunun en çarpıcı kanıtı, 44 yıldan buyana Kıbrıs’ta yaşanmaktadır. Mehmetçik 20 Temmuz 1974’ten buyana adada ki barışın temsilcisidir.

Bunun aksini iddia ederek, sahibinin sesi gibi konuşanlar, dolar-avro odaklarından beslenenler; varsın vahşi kazlar gibi çığlık atamaya devam etsinler!

Onların sesi belki bir süre duyulabilir! Ama asıl olan tarihe yazılan gerçeklerin sesidir. Bu gerçekleri ortaya kaldırmaya ne onların, ne de benzerlerinin gücü yeter.

Ancak, böylesine haber yapanları, o gün K.K.T.C Meclisinin çatısına çıkanları protesto etmek adına ortaya çıkan şiddet görüntüleri de kabul edilemez.

Hiçbir fikrin karşılığı fiziki çatışma olmamalıdır. Her demokratik ülkenin yaşam biçimini düzenleyen yasaları vardır. K.K.T.C’de demokrasiyle yönetilen bir devlettir, o devlete ait yasalar vardır. O yasalar çerçevesinde gereken her şey hukuk çerçevesinde yapılmalıdır.

O gazetenin manşeti, KKTC Meclisindeki o milletvekilinin yaptığı provakatif konuşma, gündemi belirlemişken; iki gün sonra ”Barış ve Demokrasi” adı altında yapılan yürüyüşün tamamen Türkiye aleyhtarlığına dönüşmesi, açılan pankartlara yazılanlar oldukça yaralayıcı olmuştur.

Hele ki, o yürüyüşte öylesi bir pankart açılmıştır ki! Bu yazım aracılığı ile:  K.K.T.C’ye Türkiye’den getirilen ‘barış suyunu’ dahi bu yürüyüşe alet edenlere seslenmek isterim:

Yazımın içeriğine almayacağım o pankarttaki kabul edilmez/alçakça cümleyi (bu cümle; 26 Ocak 2018 tarihinde yapılan yürüyüşü yazan K.K.T.C yerel basınında görülebilir) hangi vicdana dayanarak yazdınız? Sizi bundan dolayı şiddetle kınıyor, tarihin unutmaz vicdanına havale ediyorum.

Bilinmelidir ki! Bu tür pankartlar en çok da Rum kesimini yönetenleri, onlarla birlikte yol arkadaşlığı yaparak, ‘tek devlet’, ‘tek halk’, ‘tek egemenlik’ peşinde koşanları sevindirmekte; adayı eninde sonunda Yunanistan’a bağlamayı hedefleyenlere yaramaktadır!

Geçtiğimiz hafta K.K.T.C’de yeni bir hükümet iş başına gelmiş, Bu hükümet;  sol görüşlü üç partinin milletvekilleri ile Sn. Serdar Denktaş’ın genel başkanı olduğu ulusal değerleri savunan DP’nin 3 milletvekilinden oluşmuştur. 27 Milletvekiliyle kurulan bu hükümet, adeta bıçak sırtında görev yapacaktır! İki milletvekili hükümetten ayrıldığı anda azınlığa düşme olasılığı yüksektir.

Yeni hükümetin üç ortağı; Rumlarla iş birlikteliğine ”Birleşik Kıbrıs” penceresinden bakmakta, ruhani liderleri 2’nci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a paralel görüşleri taşımaktadır!  Müzakereler kaldığı yerden başladığında, bu hükümetin;

Türkiye’nin garantörlüğüne, adada mevcut Türk askerinin varlığına, K.K.T.C deki Türkiye kökenlilere, olası bir çözümde, yeniden kuzeye dönmesi gündemde olan on binlerce Rum’un geri dönüşüne, buralarda oturan Kıbrıs Türk’ünün nereye gideceğine bakışı nasıl olacaktır?

Sn. Serdar Denktaş, koalisyon ortaklarının bu önemli konularda olası tavizleri karşısında nasıl bir duruş sergileyecektir?

Koalisyonun büyük ortağı C.T.P’nin müzakereler sürecinde inisiyatifin tamamen K.K.T.C Cumhurbaşkanı Sn. Akıncı’ya bırakılması yönünde görüş bildirmesi oldukça anlamlıdır!

KKTC’de yeni hükümet göreve başlarken;

Geçtiğimiz yıl İsviçre Crans Montana’da BM Genel Sekteri Bay Guterres’in gözleminde yapılan ancak anlaşmazlıkla sonuçlanan görüşmeler sonrasında, Rumların tüm önerilerini geri çektiklerini açıklamasının ardından; geçtiğimiz hafta KKTC Cumhurbaşkanı Sn. Akıncı’nın, BM Genel Sekreterine teslim ettiği harita/toprak önerisini geri çektiği açıklanmıştır. Bu gelişme de oldukça anlamlıdır!

Ancak bundan sonra başlayacak müzakere süreci, yine de o haritada belirlenen sınırlar üzerinden ve Rumların, ‘daha ne kadar toprak vereceksin’ dayatmasıyla başlayacaktır!

Aslında tüm konu başlıklarında anlaşma olmadan böylesi bir harita/toprak tavizinin masaya gelmesi o tarihte çok tartışılmıştı. Bundan sonrada tartışılacaktır…

Kıbrıs, 2018 yılında da gündemden hiç düşmeyecektir! Bunun nedeni Kıbrıs adasının çevresinde ve Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgelerdeki zengin enerji yataklarıdır.

GKRY, iki yıldır Amerikan petrol şirketleriyle hak hukuk içermeyen pek çok bölgesel araştırmalar yapmış; konuyla ilgili bölge ülkeleriyle anlaşmalar imzalamıştır.

Özellikle K.K.T.C’nin, Türkiye’nin bu bölgelerdeki milli menfaatleri yok sayılarak İsrail, Mısır, Lübnan, İtalya ve hatta Katar (Exxon Mobil) ile yapılmış olan enerji işbirliği anlaşmaları; adanın tamamında söz söyleme hakkı bana aittir diyebilen Rum tarafının çözümden ne anladığının da en çarpıcı kanıtıdır!

Rum kesiminde 4 Şubat Pazar günü yapılan 2’nci tur başkanlık seçimi sonucunda oyların %56’sını alan Anastasiadis yeniden seçilmiştir! Anlaşılan o dur ki, Rum tarafında değişen bir şey yoktur, olmayacaktır da..!

Rumlar, Kıbrıs Türk’ünün adadaki de-facto haklarını görmezden gelmeye, K.K.T.C’yi yok saymaya, Türkiye’yi adada işgalci gibi göstermeye devam edecek.  Bu kabul edilmez durumu hem ABD, hem de AB ülkeleri desteklemeyi sürdürecektir.

Kıbrıs’ın kuzeyinde ve güneyinde mevcut iki ayrı devlette göreve gelen yeni yönetimlere bakıldığında;

Önümüzdeki dönemde başlaması olası müzakere sürecinde mutabakat sağlamak adına taraflar bir kez daha yeniden bir araya gelebilirler. Ancak Rum tarafının çözüm adına ortaya koyduğu kriterler değişmediği sürece; bu zaman kaybından başka bir şey olmayacaktır!

Ne zaman ki Kıbrıs Türk’ü, adanın tapusunu tamamen Rumlara teslim edecek, Türkiye’nin garantörlüğünden, Türk askerinin adada ki varlığından vazgeçecek, Türkiye’de bu teslimiyete izin verecektir! İşte o zaman bu iş bitecektir…

Ama yağma yok!

Kıbrıs davası sonsuza kadar da sürse; Ne Türk Milleti o gazi topraklar vazgeçecek, ne de Kıbrıs Türk Halkı Rumlara diz çökecektir.

Türkiye’nin; ulusal güvenliğini tehdit eden terör odaklarını temizlediği bu süreçte, hiç kimse devletimizin adada yaşananları göz ardı edeceğini, Kıbrıs ve Akdenizde’ki uluslararası hak ve hukukumuzdan vazgeçeceğini aklından dahi geçirmemelidir.

 

 

İYİ Parti’de İşler İyi Gidiyor

3 Şubat Cumartesi günü Kocaeli’de Meral Akşener rüzgârı esti. İYİ Parti Kocaeli teşkilatları Meral Akşener’in (parti lideri olarak) memleketinde yaptığı ilk programı gerçekleştirmenin heyecanını yaşadı.

Gazeteler bu programları “İzmitli Meral’e Memleket Morali”, “Meral Akşener’e Hemşehri Morali” gibi başlıklarla haberleştirdi.

Kocaeli Meral Akşener’e moral verdi.

Meral Akşener ise memleketine ve teşkilatına heyecan ve coşku aşıladı.

İYİ Parti Kocaeli teşkilatları aynı gün içinde Meral Akşener’in İzmit’te esnaf ziyareti, Kocaeli İl ve İzmit İlçe Başkanlığı’nın açılışı, Meral Akşener’in doğduğu Gündoğdu Köyü ziyareti, Derince ve Körfez İlçe Binalarının açılışını başarıyla yaparak organizasyon kabiliyetini test etti.

Ve bu sınavdan alnının akıyla çıktılar.

İYİ Parti Kocaeli teşkilatlarının çok başarılı geçen organizasyon sebebiyle özgüvenleri, heyecanları arttı, azimleri bilendi.

Yerel, milletvekilliği ve Cumhurbaşkanı seçimlerinde, Kocaeli’de birinci parti olma hedefine kilitlendiler.

************************************

Sadece İki Ayda, Müthiş Bir Yapılanma…

Bu sürece kolay gelinmedi.

İYİ Parti Kocaeli İl Başkanı Dr. Serdar Kaman görevi alalı henüz iki ay oldu. Bu süre içinde İl Yönetim Kurulu, İl Disiplin Kurulu ve 12 İlçe Başkan ve yönetimleri belirlendi, Genel Merkez’den atamaları yapıldı.

Binaların kiralanması, tadilat ve tefrişi sırasında yönetim toplantıları kafe, lokanta gibi mekânlarda gerçekleştirildi. Yine bu süre içinde İl Yönetiminin basına tanıtımı ve İlçe Başkanları ve yönetimlerinin kamuoyuna tanıtımı için iki önemli toplantı yapıldı.

Kocaeli İl ve İzmit İlçe Başkanlığının olduğu binanın düzenlenmesi, ışıklı panolar, Meral Akşener’in dev posteri, bayraklar, flamalar, masalar, sandalyeler gibi hazırlıklar açılış programından önceki gece sabaha karşı bitirilebildi.

İlçe başkanları görev alır almaz birkaç günde yönetimlerini oluşturdu. İlçe binaları kiralandı. Tadilat ve tefriş işleri bitirildi. Yönetim Kurulu toplantıları kendi binalarında yapılır hale geldi. Teşkilatlar vatandaşlarımızın ziyaretine açıldı.

Bütün bunlar tamamen gönüllülük esasına göre, imece usulü gerçekleştirilen külfetli işlerdi. Herkes gücü yettiği külfeti yüklendi, yapabileceği işleri üstlendi..

Parti ilde ve ilçelerde şık ve huzurlu döşenmiş binalarda hizmet vermeye başladı.

Bir yandan da, erkene alınması muhtemel seçimlere girebilmeyi engellemesin diye, YSK’ya mazeret bırakmamak gerekiyordu. Genel Merkez, derhal ilçe ve il kongrelerinin yapılması talimatını verdi. Kocaeli ilçeleri için belirlenen 10 ve 11 Şubat tarihlerinde ilçe kongreleri yapmak için hazırlıklar devam etti.

Yeni kurulan bir parti olduğu için üye kayıtları yapılması gerekiyordu. Hızla, kongre için lüzumlu sayıda, üyeler kaydedildi. Üyeler arasında, daha önce üye oldukları partiden istifa ettiği halde Yargıtay listelerinde üyeliği düşmemiş görünenler çıktı. Bunların üyeliğinin düşmesi işleri takip edildi.

Bütün bu yoğunluğun arasında Genel Başkan’ın katılacağı bir “açılış” programını organize etmek hiç de kolay bir iş değildi.

Herkes büyük fedakârlıkla masrafların karşılanmasından, ziyaretçilere yapılan ikrama, ses sisteminden, otobüs tedarikine, afişlerin asılmasından programın sosyal medyada duyurulmasına kadar değişik görevleri üstlendiler.

Her şey planlandığı gibi tıkır tıkır yürüdü.

Gördük ki İYİ Parti Kocaeli’de çok iyi ekipler oluşturmuştu. Bu ekiplerde bulunan İYİ Partililerin çoğu daha önce birbirlerini tanımıyordu bile. Yönetim Kurullarında görev yapanların bir kısmı birbirlerini isimleriyle çağırabilecek kadar tanıyamadan bu işleri birlikte yaptılar.

Farklı siyasi partilerde görev alanların tecrübeleri, yeni siyasete başlayanların heyecan ve hevesi ile birleşince müthiş bir sinerji yaratıldı.

Ortak bir hedef üzerine kilitlenmiş “cesur ve vatansever” insanların neleri başarabileceğini gösterdiler.

Son derece başarılı bir çalışmayla, Kocaeli halkının öz kızı Meral Akşener’i bağrına bastığı coşkulu, sıcak, samimi programı gerçekleştirdiler.

İYİ Parti’nin Kurucu Üyesi ve Merkez Disiplin Kurulu Üyesi olarak, ben bu süreçte sadece moral verici, kolaylaştırıcı, uzlaştırıcı ve yol gösterici olarak yardımcı olmaya çalıştım.

Yükü çeken başta İl Başkanımız Dr. Serdar Kaman ile il ve ilçe yöneticilerine ve de bütün emeği geçen İYİ insanlara şükranlarımı sunuyorum. Onlara bütün kalbimle “İYİ ki varsınız” diyorum.

********************************

Her Şey Tam Planlandığı Gibi Oldu…

Bazı gazeteci dostlarımız (iyi niyetle olduğundan eminim) “burası Meral Akşener’in memleketi. O’nun katıldığı ilk mitingin çok daha büyük kalabalıklarla yapılması gerekirdi” tarzı yazılar yazdılar.

İl yönetimi, yukarıda anlattığım yoğun mesai ve çok sıkışık takvim şartları içinde, il binası açılışı için bazı tercihler yapmak durumundaydı.

Öncelikle yapılan program bir “miting” değil, “açılış”tı. OHAL sürecinde miting ile ilgili izin prosedürü sıkıntı yaratabilirdi.

İYİ Parti ileride 20-30 bin kişilik mitingler yapacaktır. Ancak bu türlü mitingler oldukça masraflıdır.

Ak Parti Genel Başkanının sadece Kocaeli mitinginde harcadığı parayı, şu anda İYİ Partililer ancak bütün Türkiye’de bir yılda yapılacak toplantıların tamamında belki harcayabilir.

İYİ Parti’ye bir hazine yardımı yoktur. Ak Parti gibi, devlet ve belediye imkânları ile devletten iş alan müteahhitlerin paralarını kullanması da söz konusu olamaz. Ak Parti’nin her mitinginde yapıldığı gibi birkaç bin sivil polis görevlendirilmez.

Daha parti binalarında oturmamış, dar bütçe imkânlarının tamamını bir miting için tüketmiş teşkilatlar verimli olamazdı.

Bunun için yaklaşık 5.000 kişinin katılacağı, miting havasında bir “açılış” programı yapılması planlandı. Başka illerden taşıma yapılmadı. İlçelerden gelenler için sınırlı sayıda otobüs kiralandı.

Her şey planlandığı gibi yürütüldü.

Meral Akşener’in konuşma yapacağı alan da bu planlamaya uygun olarak İl Başkanlığının ön tarafı olarak belirlendi.

Hatırlayınız, son dönemde yeni binasına geçen CHP de, muhtemelen aynı sebeplerle, İl Binasının önündeki sokakta “açılış” yapmıştı. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı programı izleyenler, İYİ Parti’nin açılışındaki kitlenin beşte biri kadar yoktu.

CHP en eski partimizdir ve hazine yardımı da almaktadır. Elbette CHP istese Perşembe Pazarını dolduran dev bir miting yapma imkân ve kabiliyetine sahiptir. Ancak onlar mütevazı bir açılışı bilinçli olarak tercih etmişlerdir.

İYİ Parti Kocaeli teşkilatı bu açılış programı ile bir yandan Ak Parti’ye rakip en güçlü parti olduğu mesajını verdi.

Aynı zamanda uzun soluklu bir mücadele için kaynaklarını verimli kullanmayı tercih ederek doğru bir iş yaptı.

Bazı ufak hata ve eksiklerden de ders çıkarılırsa, gelecek programların daha da İYİ olacağından ve hedefi on ikiden vuracağına eminim.

 

 

Ötüken Neşriyat’tan İsmail Gaspıralı Külliyatı:

0

İsmail Gaspıralı, adından çok söz edilmesine rağmen eserleri, birçok faaliyeti ve hatta düşünceleriyle gereğince tanınmayan, saklı kalmış, ihmal edilmiş bir şahsiyettir. Düşünce ve idealleriyle Türklüğe önderlik eden İsmail Bey, roman ve hikâyeleri, seyahatnâmeleri, eğitim yazıları ile de Türk dünyasında modern edebiyatın kurulması için büyük çaba göstermiş, edebiyatımıza güzel eserler kazandırmıştır.

1-İsmail Gaspıralı / Roman ve Hikâyeleri

Gaspıralı İsmail Bey külliyatının birincisinde O’nun roman ve hikâyeleri yer alıyor.  Eser, Prof. Dr. Yavuz Akpınar’ın yayına hazırladığı 12 X 19,5 santim ölçülerinde 510 sayfalık kitap hâlinde, Ekim 2017’de okuyucuya sundu.

İsmail Gaspıralı, daha çok bir düşünce adamı olarak bilinir. Hâlbuki o, aynı zamanda güzel roman ve hikâyeler kaleme almış bir yazardır. Bu eserlerinde düşüncelerini, fikir yazılarından çok daha açık bir şekilde söyleme imkânı bulur. Onun düşüncelerini, ideallerini en iyi anlatan bu roman ve hikâyelerdir. Kitapta yer alan Darürrahat Müslümanları, Türk edebiyatının ilk, güzel ve ilgi çekici ütopik roman örnekleri arasındadır. Kadınlar Ülkesi ise fantazi hikâyenin en güzel örneklerinden biridir.

2-İsmail Gaspıralı / Fikrî Eserleri

Mütefekkirin güncelliğini muhafaza etmekte olan, ‘Türk-İslâm dünyasının modernleşme problemleri‘ konusunu ele alan eser ve yazılarından oluşan bir derlemedir. Avrupa ve Rusya ile nasıl ilişkiler kurulması gerektiğini, Rusya Müslümanlarının sosyal, siyasî ve kültürel hakları uğrundaki mücâdelelerini ve düzenlemek istediği Dünya Müslümanları Kongresi hakkındaki teşebbüs ve düşüncelerini şöyle açıklıyor: ‘Rusya, yönetimindeki büyük Müslüman topluluklar sebebiyle artık dünyadaki İslâm devletlerinden biri olduğu gerçeğini kabul etmeli ve Türk-İslâm düşmanlığından, onlara yönelik asimile siyâsetinden vazgeçmelidir. Çünkü hem Rusya hem de İslâm âlemi, doğuda Sarı Irk tehdidiyle, batı da Avrupa emperyalizmi saldırganlığıyla kuşatılmıştır. Rusya ve başta Türkiye olmak üzere İslâm âlemi, bu iki büyük tehlikeden korunabilmek için aralarında ittifak yapmalıdır.’

Bu sözleriyle bir bakıma ‘Avrasya Birliği‘ teorisini kuran Gaspıralı hem Türk Dünyası hem de İslam âlemi için mücâdele eden bir fikir ve hareket adamı olduğunu ispatlar.

Prof. Dr. Yılmaz Akpınar’ın yayına hazırladığı eser, 12 X 195 santim ölçülerinde  422 sayfa olarak  Eylül 2016’da yayınlandı.

3-İsmail Gaspıralı / Dil – Edebiyat – Seyahat Yazıları

İsmail Gaspıralı Külliyatı’nın 1883-1914 yılları arasında Tercüman gazetesinde yayınlanan dil, edebiyat ve seyahat konulu belli başlı yazıları, Prof. Dr. Yılmaz Akpınar tarafından bir araya getirilerek 12 X 19,5 santim ölçülerinde 550 sayfalık kitap hâlinde yayınlandı.

Gaspıralı bu eserinde ‘Ortak Türk Dili‘ veya ‘Edebî Türk Dili‘nin, Avrupa bilim ve tekniğine, ortak Türk kültürü ve Türk diline dayalı modern bir Türk kimliği oluşturmak için  ihtiyaç olduğunu açıklıyor. O’nun hedefi ‘tek Türk milleti‘ idi.  Bunu oluşturabilmek için de Türk dünyasında ‘Ortak Edebî Dile‘, ‘Ortak Modern Edebiyata‘, ‘Ortak Eğitime – Usul-i Cedid‘e  ihtiyaç olduğunu düşünüyordu. O’nun ideali; tek millet, tek dil, tek kültür idi. Kitaptaki ‘Dil ve Edebiyat Yazıları’, O’nun bu idealini bir bütün olarak yansıtmaktadır.

‘Seyahat Yazıları’ ise İsmail Gaspıralı’nın değişik zamanlarda, Türkiye, Türkistan, Mısır, Hindistan ve Paris gibi değişik yerlere yaptığı yolculukların izlenimlerini yansıtmaktadır. Bu yazıları da bize, özellikle Türk dünyası, İslâm âlemi hakkındaki düşüncelerini derli toplu olarak öğrenme imkânı veriyor.

4-İsmail Gaspıralı / Eğitim Yazıları (Usûl-i Cedit Eğitimi Hakkındaki Yazıları ve Eserleri):

İsmail Bey Gaspıralı Külliyatı’nın Prof. Dr. Yılmaz Akpınar tarafından yayına hazırlanan bu kitabı, önceki üç eseri ile aynı ölçüde, 590 sayfadır. Ekim 2017’de yayınlanmıştır.

Bu cildin ‘Giriş‘ bölümünde İsmail Gaspıralı’nın dünya görüşünde Eğitimin yeri ve eğiteme öncelik tanımasının sebepleri (s: 11- 23), Eğitim için matbaa ve neşriyatın önemi açıklanıyor. (s: 23-27),  ‘Giriş‘ bölümünün son sayfalarında Gaspıralı’nın eğitim konusundaki faaliyetleri inceleniyor.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           Eğitim hususunda çeşitli makale ve kitaplarında ifâde ettiği görüşler bir araya toplanmıştır.  Makaleler O’nun eğitim konusuyla alâkalı olarak ve usûl-i cedit fikri etrafında şekillendirdiği düşüncelerini ihtiva etmektedir. Gaspıralı külliyatının sonuncusu olan bu kitap, millet şuurunun kazanılmasında eğitimin ne kadar ehemmiyetli bir rolü olduğunu ortaya koymaktadır.

Tercüman’da Eğitimle İlgili Yazılar‘ başlığını taşıyan Birinci Bölüm’de, Gaspıralı İsmail’in Tercüman Gazetesi’nde yayınlanan 148 adet makalesi yer alıyor. Özbekistan’dan, Tataristan’dan, Ufa’dan gelen eğitimle alakalı mektuplar ve verilen cevaplar dikkat çekiyor. Yazıların hepsi hayranlık uyandıran disiplin içerisindedir.

Prof. Akpınar, bazı kelime ve terimlerin Türkiye Türkçesiyle karşılıklarını vermenin, mahallî bâzı kelimeler hakkında açıklama yapmanın ötesinde müdâhalede bulunmuyor.

O dönemde Kırım’da yayınlanan bir gazetenin, Rusya’nın ağır baskısı altındaki Türk dünyasında okunması, kullanılan Türkçenin günümüzde çok rahat anlaşılır olması, Türk dünyasının bir bütün olduğunu ortaya koyuyor. Yaklaşık 120 yıl içerisinde Türkçede meydana gelen değişimler sebebiyle artık birbirimizi anlamakta zorlandığımız kanaatinin varlığı da gerçekten acı bir durumdur.  Kitaptan iktibas edilen kısa bir bölüm bu gerçeğin anlaşılması için yeterli olacaktır:

Eski zamanlarda insanlar keyik (vahşi) hayvanları tutup, al edip (hile yapıp) alıştırıp, kullanmaya fikir ettiler. Vakıan (gerçekten) ata binip cürmek (yürümek), cayav calpu cürmekten eslah ‘yaya ağır yürümekten daha iyi) olduğu inkâr olunamaz. Sonra arabalar, dilijanlar (dört tekerlekli arabalar), icat ettiler. Yazda tozdan, kışta çamur, balçıktan kurtulmak için taş yollar yasadılar (yaptılar) ve ahirisi temür yol icat edip, adam ayağı ile kırk saatte geçilen mesafeyi bir saatte keçebaşladılar (geçmeye başladılar). Üç yüz at çekemeyecek, bin adam götüremeyecek yükü, bir-iki temir yol arabasıyla yegil yengil köçürdüler (kolay kolay taşıdılar).

Bu hâller yol cürmek, yük ve eşya taşımak hususunda olan ıslahat ve terakkiyât-ı insaniyedir.

Erte ve eski zamanlarda insanlar ufak kayıklara malik olup ancak özen ve idillerde (ırmak ve büyük nehirlerde) ve deniz kenarı-cağası boyu yaldamaya (yüzmeye) muvaffak oluyorlar idi. Ama badehu (ondan sonra) fikir ve tecrübeler ile büyük-zor kayıklar yasap (yapıp) ve yelken icat edip gemileri meydana çıkardılar. Akıl ve feraset ile cel (yel) ve rüzgârı kendilerine hizmetçi kıldılar. Gemi icadından son (sonra) insanlar denizlerin bir çeşidinden bir çeşidine kadar cürmeye muvaffak oldular. Ama bazı vakit cel-rüzgâr olmadıkta gemiler cüremeyip (yürütemeyip) günler malayani (boş) geçtiğinden ahirisi parahod (sonunda vapur), ‘ateş-ot gemisi’ (buharlı gemi icat ettiler. Bunların cel-yel olsun olmasın hareket ettikleri malûmdur. İptida (önce) parahodları ağaçtan yasayorlardı (yapıyorlardı). Hazırda temirden, bolattan, (çelikten) imal ediliyor. Bunlar borandan, soğuktan, buzdan korkmuyorlar.

Bu hâller su ile yol cürmek hususunda edilen ıslahat ve terakkidir.

Bunlar gibi her kaysı (hangi) hâle dikkat buyurulsa sene be-sene (yıldan yıla), asır be asır (asırdan asıra) insanlar ıslahat ve terakki ettikleri görülür. Mesela keyik-vahşi insanlar taş kaya kuvuşlarında (kovuklarında) ya ki ayı gibi yer içi kazılmış çukurlarda oturdukları hâlde kesb-i medeniyet maarif ile yurtlarını (evlerini) ıslah ve tebdil ettikleri  (değiştirdikleri) malûmdur. Şöyle ki, ibtida ağaçtan ba’de (sonra) taştan ve bizim zamanda temürden, camdan-piyaleden bina ve yurt yasamaya muvaffak oldular (yapmayı başardılar).

Zamanlar gittikçe beniâdemin (insanoğlunun) ilmi, mârifeti, tecrübesi, fikri ve mülahazası meydanlaşıp (düşüncesi genişleyip), artıp her cihetten ömür ve maişetlerini ıslah ve hoş etmekte bulunmuşlardır. (s: 131-132)

Gaspıralı makallerinde, millî ve mânevî değerlerle insanlığın ortak eserleri olan medenî vasıtaları birbirinden ayırıyor. Hem Batı’nın teknolojisini almamızın lüzumuna hem de millî kalmamızın imkân ve zaruretine inandığı anlaşılıyor. Gaspıralı, birçok aydının Batı’da gördüğü her şeyi sorgusuz sualsiz almak gerektiğini düşünmesine karşılık, bizim ‘biz’ olarak kalmakla da modernleşebileceğimizi ileri bir görüşle ifâde ediyor. Kadınların cemiyet hayatına sokulmadığı o dönemde, ileri görüşlü bir münevver olarak onları medeniyetin vücuda getirilmesinin ihmal edilemez bir unsuru olarak görüyor. Hülâsa olarak günümüz Türkiye’sinde kayıtsız şartsız batı hayranlarının, kelimenin her iki mânâsı ile de batıcıların ve kaba softa – ham yobazların da Gaspıralı’dan öğrenecekleri çok şeyler var.

Eğitimin fert ve cemiyet hayatındaki müspet ve vazgeçilmez fonksiyonunu ifâde eden ve bu hususta herhangi bir sınırlama tanımayan Gaspıralı’nın görüşleri bugüne de ışık tutabilecek mâhiyettedir.

Eserin ikinci bölümünde; *Mektep ve Usûl-i Cedit Nedir?, *Rehber-i Muallimîn yaki Muallimlere Yoldaş, başlıklı makaleler *Tedrisat-ı Mumîye Hakkında konferans metni, ‘Ek Metinler’ bölümünde *İbret Alınacak Sözler, *İsmail Bey Gaspıralı ile Mülâkat, *Açıklamalar, *Tercüman’daki Yazılarının Yıllara Göre Toplu Listesi, *Şahıs Adları Dizini bulunuyor.

ÖTÜKEN NEŞRİYAT A. Ş.

İstiklal Caddesi, Ankara Han Nu: 63/3 Beyoğlu 34433 İstanbul Telefon: 0.212- 251 03 50

Belgegeçer: 0.212-251 00 12 e-Posta: otuken@otuken.com.tr www.otuken.com.tr

 

İsmail Gaspıralı:

1851 yılında Kırım’ın Bahçesaray yakınlarındaki Avcıköy’de doğdu. Babası, Dağıstandaki Şeyh Şâmil direnişi sırasında Rusya’nın Kafkasya Genel Valisi’nin tercümanı idi. Tanınmış bir düşünce adamı ve gazetecidir. Tonguç, Âlem-i Nisvan, Kahkaha dergilerini çıkardı. 10 Nisan 1883’te yayımına başladığı Tercüman Gazetesi’nin yayınını vefatına kadar devam ettirdi. Gazete, 35 yıl boyunca Türk dünyasının her tarafına gönderildi ve okundu.

Moskova’da askerî lisede eğitim gördü. Paris’e de giderek batı düşüncesini araştırdı. Bu düşüncelerin yeni ve faydalı olanlarının İslâm dünyasında yayılmasına çalıştı. 1874’te İstanbul’a geldi. Osmanlı ordusunda subay olarak görev yapmak istiyordu. Muhtemelen Rusya’nın müdâhalesiyle bu isteği karşılanmadı. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumla yakından ilgilendi. Yazdığı makalelerle yapılması gereken işler konusunda görüşlerini açıkladı. Kırım’a dönüp öğretmenlik, Bahçesaray Belediye Başkan yardımcılığı yaptı. Daha sonra seçim yoluyla Belediye Başkanı oldu. Eğitim sisteminin yeni metotlara göre düzenlenmesi için gayret etti. ‘Türk Dünyasının Rönesansı‘ olarak isimlendirilen Usûl-i Cedid Mekteplerini açtı. Bu mekteplerde üç ayda Türkçe okuyup yazmayı öğretti. 1905-1906 yıllarında yapılan Rusya Müslümanları Kongrelerine katıldı. Dünya Müslümanları Kongresinin İistanbul’da toplanmasını düşündü ise de gerçekleştiremedi. 1907 yılında İngiliz işgali altında bulunan Mısır’ın başşehri Kahire’ye gidip ‘Dünya Müslümanları Kongresi’ni burada toplamaya teşebbüs etti. Kongrede siyâsî meselelerin değil, sosyal ve kültür meselelerinin konuluşmasının uygun olacağını söylüyordu. Düşünceleri büyük dalgalanmalara sebebiyet verdi. Mısırlı Müslümanların mollaları, şeyhleri harekete geçip Gaspıralı’nın teşebbüsünü engellediler.

Türk dünyasının tamamında konuşulacak ortak bir Türkçe için makaleler yazdı. Hedefinde ‘Türk Birliği‘ vardı. Bu idealini; ‘Dilde fikirde işte birlik‘ sloganı ile yerleştirmeye çalıştı. 63 yaşında iken Bahçesaray şehrinde 1914 yılında vefat etti.

Başlıca eserleri: Rusya Müslümanları, Avrupa Medeniyetine Bir Nazar-ı Muvazene, Mektep ve Usul-i Cedid Nedir?, Beden-i İnsan.

Prof. Dr. Yavuz Akpınar:

1947’de Ardahan’da doğdu. İlkokulu Ardahan’da Ortaokulu Iğdır’da, Liseyi Kars’ta okudu.  Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1969 yılında mezun oldu. Yüksek lisansını 1977, doktorasını 1980 yılında tamamladı.  1983 yılında Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesine geçti. 1986’da yardımcı doçent, 1994’de doçent ve 2000’de profesör unvanlarını aldı. 2004’ten itibaren Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı olarak görev yaptı. 1982-1999 yılları arasında Avukat İbrahim Bozyel’le birlikte bütün Türk edebiyatlarını kucaklayan Kardaş Edebiyatlar Dergisini 45 sayı yayınladı.

 

1992 yılı boyunca Amerikanın Sesi Radyosu Azerbaycan Servisi’nde haftalık edebî makaleler yazdı. 1992-1993’te ABD Michigan Üniversitesi’nde  misafir öğretim üyesi olarak bulundu.

 

19 ve 20. yüzyılda Türk lehçeleri ve edebiyatları; Türk dünyasında modernleşme, fikir ve edebiyat hayatı, edebî- fikrî ilişkiler, Yavuz Akpınar’ın başlıca ilgi alanıdır.

 

Yayınlanmış Eserlerinden bâzıları:

*Mirza Feth Ali Ahundzade; Bütün Yönleri ile.  *19 ve 20 Yüzyılda Azerbaycan Edebiyatı (Ders notları) *Çağdaş Türk Edebiyatları, (Ders notları), *Çağdaş Türk Şiveleri – Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı Metinleri, *Azerbaycan Edebiyatı Araştırmaları.

Yayına Hazırladığı Eserlerden bâzıları:

*Nabi Hazri – Seçilmiş Şiirler, *Bahtiyar Vahabzade – Şiirler, *Mirza Feth Ali Ahundzade-Komediler, *Resulzade, Mehmet Emin – Azerbaycan Cumhuriyeti, Keyfiyet-i Teşekülü ve Şimdiki Vaziyeti (İ. M. Yıldırım ve S. Çağın ile), *Resuizade, Mehmet Emin – İran Türkleri (İ. M. Yıldırım, S. Çağın ile), *Resuizade, Mehmet Emin – Kafkasya Türkleri (İ. M. Yıldırım ve S. Çağın ile), *Ali Şir Nevayi – Mecalisü’n-Nefais (Y. Ayan, K. Yavuz, E. Gemalmaz, R. Toparlı, G. Ayan ile), *Hamid Nutki (Aytan) – Her Renkten-Dünden Bugüne, *Yaşar Karayev, Başlı Dönemleri ve Zirve Şahsiyetleriyle Azerbaycan Edebiyatı.

 

DERKENAR:

Gaspıralı İsmail Bey’in Tercüman Gazetesi

OĞUZ ÇETİNOĞLU

Gaspıralı İsmail Bey’in Türk dünyası adına gerçekleştirdiği en mühim faaliyeti şüphesiz Tercüman Gazetesi olmuştur. İsmail Bey gazete çıkarmak için Çar hükümetine yaptığı birkaç müracaat devamlı reddedilmiştir.

Dördüncü veya beşinci müracaatında Türkçe olarak yayımlanacak gazetenin Rusça tercümesiyle birlikte basılması şartıyla gerekli izni alabilmiştir. Şöhreti bütün Türk-İslâm dünyasına yayılan ve günümüzde de devam eden ve Rusya Türklerinin uyanışında çok önemli bir yere sâhip olan Tercüman Gazetesi böylece yayına başlamıştır.

Tercüman’daki Türkçe yazılarının aynısı Rusça bölümünde yer almıştır.  Gaspıralı’ya yayın iznin verilmesinde bu durumun mühim tesiri vardır. Elbette başka sebepler de vardır. Gazetede Müslüman Türklerin durumunu siyâsette değil, sosyal ve kültür sahasında geliştirmeye çalışılmış, Moskova yönetimine karşı ılımlı ve yumuşak bir tutum tâkip edilmiştir. Gazete, Kırım Hanlığı’nın Ruslar tarafından işgal ve ilhak edilişinin 100. Yıl dönümü olan 8 Nisan 1883 târihinden 2 gün sonra yayına girmiştir. İlk sayının Rusça bölümünde şu ifâde idkkat çekmektedir: ‘İç karışıklıklar sebebiyle iyice zayıflamış, can ve mal güvenliği kalmamış olan Kırım Hanlığı dünyadaki en büyük imparatorluğun bir parçası oldu ve bu gücün hâkimiyeti ve âdil kanunlarının himâyesi altında barışa ve huzura kavuştu…’

Gazete çıkarma izni verilmeden önce, bu ifâdelerin gazetede yer alacağı taahhüdü alınmış olmalıdır.

Gaspıralı, yayın hayatı boyunca bu ifâdelerin dışına çıktığı takdirde gazetenin yayın izninin iptal edileceğini çok iyi biliyordu. Bu sebeple mensubu bulunduğu Türk milletinin kültür ve eğitim sâhasında gelişmesi için bütün gayretiyle çalışırken, Tercüman’ı yayımlayabilmek için rejimle iyi geçinmek için son derece dikkatli davranmıştır. Fikirlerini mümkün olduğu kadar yumuşak ve örtülü anlatmak mecburiyetinde kalmıştır.

Gazetenin sloganı: ‘Dilde, fikirde, işte birlik‘ idi. Birliğin kimlerle oluşturulacağı açıklanmamıştı. Fakat hiçbir zaman Türkler aleyhine neticeler doğuracak birlikteliklere de tevessül edilmemiştir.

Gazete 1904’e kadar haftada iki, 1906’dan sonra haftada üç, 1912’den sonra ise günlük olarak yayımlanmıştır. Kısa bir süre sonra dönemin şartlarına göre yüksek baskı sayısına ulaşmış, Kazan, Kafkasya, Sibirya, Türkistan, Çin, hatta İran ve Mısır’da satılacak duruma gelmiştir.

 

 

15 Temmuz 2016’da Yaşanan Darbe Teşebbüsü Süreci ve Sonrası;

BEŞİNCİ BÖLÜM;

15 Temmuz 2016’da Yaşanan Darbe Teşebbüsü Süreci ve Sonrası;

Alçak FETÖ hainleri; o salya sümüklü meczuptan aldıkları talimat doğrultusunda, 15 Temmuz 2016 tarihinde milletimizi sırtından bıçaklamıştır.

Ancak Türk Milleti bu alçaklığa canı ve kanı pahasına geçit vermemiş, o gece ülkemiz genelinde büyük bir kahramanlık destanı yazılmıştır. Bu destanın yazılmasında en büyük pay tabii ki, Türk Milletine aittir.

Ama o gece kışlalarında kalıp, bu hain kalkışmaya katılmayan, tam tersine birliklerine, uçaklarına, donanmanın büyük bir kısmına emir konuta eden, devletine sadakatle bağlı komutanların, subay ve astsubayların, erbaş ve erlerimizin büyük bir katkısı olduğunu da unutmamak gerekir.

Bu gerçek; yaşanan bu önemli süreçte, disiplin ve moral gücü açısından önemli bir kaynak oluşturmuştur.

Paralel devlet yapılanması diye adlandırılan bu teslimiyet döneminden sonra; ülkemizi yönetenlerin son iki yıllık uygulamalarının sonuçlarını görüyoruz, milletçe yaşıyoruz.

Ben siyasetçi değilim.

Ama konuya siyaseten değil, vatanına sevdalı bir Muharip Gazi, gündemi yakından takip eden bir yazar olarak baktığımda; milletimize has o özel yapısında gedikler açıldığı, giderek kutuplaşan bir yapıya dönüştüğümüz, inançlar üzerinden birlik ve beraberliğimizin aşındırılmaya çalışıldığını göz ardı etmememiz gerekir.

Çünkü neredeyse bir asırlık bir süreci geride bırakan devletimizin vatan topraklarımızda kıvançta ve tasada bir ve beraber olan bizlerin; sınırlarımızın dibinde yaşanan bu çok önemli süreçte ‘ben’ değil, ‘biz’ olarak yolumuza devam etmemiz gerekliliği bence en önemli konudur.

Son yıllarda ülke genelinde kaybolan sevgi ve saygı ortamının yeniden inşası, bunun başarılabilmesi için siyaset platformunda görev alan siyasilerimizin kullanmış oldukları hitap dilinin de sevgi ve saygıyla bezeli olması vatandaşlarımız üzerinde olumlu ve önemli bir etki yapacak; ülke yönetimine iyi bir katkı sağlayacaktır.

Artık ülkemizin içeride ve dışarıda, nefret dilini değil sevgi ve saygı dilini kullanma zamanı gelmişte geçmektedir. Özellikle ülkemiz böylesine kritik bir dönem yaşarken, böylesine olumlu bir tercih bize milletçe önemli bir güç, dışarıda da itibar kazandıracaktır.

Çünkü sevgi ve saygının aşamayacağı hiçbir engel yoktur. Yeter ki yolumuza çıkan tüm engelleri aşmakta hırsımızı değil, aklımızı kullanalım. Hamasi söylemler yerine, gerçeklere dayanan, hukukun üstünlüğüne vurgu yapan eylemler içinde olalım.

Paralel yapılanmanın fark edilmesiyle, devletimizi ele geçirmek adına hareket eden FETÖ’nün devletimizin tüm katmanlarından ayıklanmasının hala devam ettiği bu süreçte; bence öncelikle yapılması gereken hususlar bunlardır.

FETÖ hainlerinin devletimize vermiş olduğu zarar, kaybedilen güç; yaşam standartlarımızın yükselmesi, ekonomik gelişimimiz, aydınlık ve çağdaş yarınlara ulaşmamız ancak ve ancak bir birimize hoş görüyle, sevgiyle, saygıyla yaklaşmamızla, bunlara ilaveten bağımsız yargının tarafsız kararlarını görerek, liyakatin tekrar baş tacı olduğu bir dönemin başlamasıyla yeniden kazanılacaktır.

Paralel Devlet Yapısı diye adlandırılan FETÖ hainlerinin;

Devletimize, milletimize, bu vatan topraklarına vermiş olduğu o büyük zarar; hem milletimiz, hem de devletimizi yönetenler tarafından yeteri kadar görülmüş, dersler alınmış, bu zararın ortadan kaldırılabilmesi amacıyla yüce Türk Yargısı görevi başındadır.

Bu ihanetin siyasi gelişmeleri, bu kalkışmaya neden olan sebepler tabii ki önemlidir. Ancak yaşadığımız bu önemli sürecin değerlendirmesini, sebep ve sonuçlarını şu anda yaşanan yargı süreci belirleyecektir.

O nedenle adaletin tecellisini belirleyecek yegâne güç yargıdır. Yargının kararlarını bekleyip göreceğiz.

Çünkü milletimizi sırtından hançerleyen, hançerlemek adına bu ihanet çetesine üye olan, destek veren her kim ise; bunun hesabını yüce Türk yargısı karşısında verecektir.

Şu hususun altını da çizmekte yarar vardır. Tarihe mal olmuş olayların bir diğer yargı makamı da o süreci yaşayanların vicdanıdır.

İnancım o dur ki; büyük Türk Milletinin vicdanı da bu ihanet yapısını yargılamaya devam etmektedir. Milletimizin vereceği o karar da önemlidir. Bu kararın yansıyacağı yer ise milli iradenin tecelli ettiği/edeceği yerdir.

ALTINCI BÖLÜM;

KIBRIS ADASI:

Kıbrıs, vatan topraklarımızın ayrılmaz bir parçasıdır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti, kuruluş anayasasında da belirtildiği gibi; bağımsız ve egemen bir devlettir.

Ama öncelikle kısa bir süre önce K.K.T.C devletinin Dışişleri Bakanı Sn. Tahsin Ertuğruloğlu’nun;

“artık uluslararası tanınma için çalışmaya başlamanın zamanı geldi” sözlerini değerlendirecek olursak;

Bu sözler; Kıbrıs Milli Davamızın haklılığına inanmış, KKTC’nin bağımsız ve egemen bir devlet niteliğiyle yaşatılması için çalışan bir siyasetçinin önemli bir görüşüdür.

Ayrıca en son müzakere sürecinin, her dönemde olduğu gibi Rum tarafının baltalamaları sebebiyle başarısızlıkla sonuçlandığı da unutulmamak gerekir.

Dolayısıyla Türk milletinin, Kıbrıs Türk Halkının, siyasi Erk’in bu sese kulak vermesi gerektiği kanaatindeyim.

1968 yılından bugüne devam eden Kıbrıs Müzakerelerinde Rum-Yunan ikilisi hiçbir zaman adanın Yunanistan’a bağlanmasından (Enosis) vazgeçmemiştir; vazgeçmeyecektir de…

Önümüzdeki yılbaşında yapılacak GKRY başkanlık seçimi sonrasında Rum yönetiminin başına hangi Rum siyasetçi gelirse gelsin; yeniden başlaması öngörülen müzakerelerin hedefi onlara göre yine ‘Enosis’ yönünde olacaktır.

Rum – Yunan ittifakının Kıbrıs’ı bir Yunan adası yapma hedefi değişmemiştir. GKRY, K.K.T.C ile gerçek bir federasyon çerçevesinde eşit kurucu ortak olarak, siyasî eşitlik temelinde, iki kesimli bir coğrafî zeminde yaşamayı hiçbir dönemde içine sindirememiştir.

Bu önemli gerçeğin yanı sıra; BM Güvenlik Konseyi’nin tek yanlı tutumu, AB’nin maksatlı yanlış politikaları sonucunda; Kıbrıs sorununun adada kalıcı bir çözüme ulaşmasının mümkün olmadığı tüm çıplaklığı ile ortadadır.

BM Güvenlik Konseyinin:

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına aykırı olarak sadece Rumlardan oluşan bir kabineyi, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin; Kıbrıs Türk halkını da temsil eden “hükûmeti” olduğunu varsayan 4 Mart 1964 tarihli 186 sayılı kararı kabul ederek, Kıbrıs Türk halkını uluslararası plânda tecrit etmesini;

2004 yılında yine BM Genel Sekreterinin adada öngörülen çözüm için her iki tarafa da sunmuş olduğu adı ”Annan” ama içi Kıbrıs Türk Halkına kurulmuş tuzaklarla dolu bu plana dahi Türk tarafı ‘evet’, Rum tarafı ‘hayır’ demesine rağmen Rumların AB’ne haksız, hukuksuz bir şekilde üye yapılmasını da dikkate aldığımızda;

1963 yılından beri uluslararası tecrit şartları altında yaşamakta olan Kıbrıs Türk halkının (de-facto) milli iradesiyle kurmuş olduğu K.K.T.C’nin Türkiye’den başka devletler tarafından da diplomatik yoldan tanınması için girişimlerin başlatılmasını talep etmekten başka haklı bir çare kalmamıştır.

Esasen bu husus, KKTC ve Türkiye arasında istişare yoluyla belirlenecek, bu sürecin nasıl uygulanması gerektiğine yetkili makamlar karar verecektir.

K.K.T.C’nin özerk bir yapıyla Türkiye bağlanıp, bağlanmaması konusuna tekrar dönecek olursak; böylesi bir karar için Kıbrıs Türk Halkının ne söyleyeceği, vereceği karar önemlidir.

Ancak KKTC ile Türkiye arasında Monaco veya Cebel-i Tarık örnekleri esas alınarak bir özerk yapının hayata geçirilmesi durumunda; böylesi bir gelişmenin, uluslararası camiada; Türkiye’nin K.K.T.C’yi ilhak için attığı adımlar olarak değerlendirileceği göz ardı edilmemelidir.

Zaten böylesi bir durumun hele ki Kıbrıs adasının stratejik önemi, çevresindeki enerji kaynaklarını göz önünde bulundurduğumuzda, bu konunun Türkiye aleyhine istismar edileceği şüphe götürmez bir gerçektir.

Günümüzde yaşananlara, ulusal güvenliğimize yönelik iç ve dış tehditlere, tehlikelere bakıldığında; bu kritik dönemde birden fazla cephede mücadele eder bir ülke konumuna geldiğimiz de unutulmamalıdır.

Dolayısıyla Kıbrıs milli davamızda bugün gelinen nokta iyi analiz edilmeli; ülkemizin, adada yaşayan kardeşlerimizin hak ve hukuku, milli menfaatlerimiz, bundan sonra atılacak adımlar bu çerçevede değerlendirilmelidir.

 

 

Hayatımızdaki Roller ve Pencerelerimiz

Hepimizin hayatımızda üstelendiğimiz çeşitli sayıda rollerimiz vardır. Değişik alanlarda kendiliğinden veya sonradan kazanılmış (yeteneklerimiz, karakterimiz ve çevremizin belirlediği) rollerimiz ilgi alanlarımızı da belirler.

Bu rollerin kendimize kazandırdığı bakış açıları ile hayatı değerlendiririz.

Bir sosyal veya siyasi olayı değerlendirirken de üstlendiğimiz rollerin bize açtığı pencerelerden gördüklerimiz etkili olur.

Diyelim ki “Afrin Harekâtını” değerlendireceğiz. Hepsi de Türk vatandaşı olan, bir şehit anası ile bir gazino işletmecisinin, bir asker ile bir sanatçının, mühendisin veya doktorun değerlendirmeleri farklı olabilir.

Esasen hepimizin hayatımızda tek bir rolü ve hayata baktığımız tek bir penceremiz yoktur. Çoğunluğumuz ana-baba, kendi ana-babamızın oğlu veya kızı rollerimizin yanında mesleğimiz sebebiyle avukat/ doktor/ esnaf/ patron/ işçi vd gibi bir rolümüz daha var.

Ayrıca spor merakı olanların futbolcu/ güreşçi/ tenisçi gibi rolleri olabiliyor. Müzikle ilgilenenleri tamburi/ gitarist, bağlamacı/ korist/ solist gibi isimlerle tanıyoruz. Spor kulüpleri taraftarı olarak Beşiktaşlı, Fenerbahçeli/ Galatasaraylı vd taraftar isimleri benimseyebiliyoruz.

Bazılarımızın özel hobileri var. Hayvanlarla, tabiatla, bitkilerle ilgilenenlerimiz var.

Bütün bunların üstüne hepimiz ülkemizin vatandaşıyız. Ülkemizin meseleleri vatandaş olarak çoğumuzun ilgi alanımızda. Fakat bunları çözmek için etki alanımız çok sınırlı.

Bu yüzden etki alanımızı birleşerek genişletmek istiyoruz. Siyasi partilerimizin yöneticisi/ üyesi / taraftarı oluyoruz.

Kimimiz Ak Partili, kimimiz CHP’li, kimimiz İYİ Partili, kimimiz MHP’li/ SP’li/ HDP’li, BBP’liyiz. Hangi partiyi seçtiğimiz dünya görüşümüzle ilgili. Fakat bu rollerimizin bize kazandırdığı bakış açılarımız da var.

Hayatımızdaki rollerin sayısı arttıkça hayata baktığımız pencereler de çoğalır. Bunu yaptıkça diğer insanlarla ve kendi içimizde denge ve uyum sağlarız.

Kendimizi bir role kaptırmamak, hayatımızda aynı derecede hatta daha önemli rolleri de etkin tutmak önemlidir.

*********************************

Empati Yapabilmek İçin

Ben sohbet ettiğim gençlere genellikle yukarıda yazdığım ve benzeri konuları anlatıyorum. Bu konuları içselleştirmeleri için Stephen Covey’in “Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” adlı kitabını tavsiye ediyorum.

Daha önce çalıştığım Türkiye’nin en büyük şirketinde, bütün yöneticilere bu kitapta yazılanlar üç tam günlük eğitim olarak verilmişti.

Bu eğitimde çok tecrübeli müdürlerden bazılarının “hayatınızdaki rolleri yazar mısınız?” denildiğinde ana-baba/ müdür rolleri dışında iki üç tane daha rol yazmakta zorlandıklarını görmüştüm.

Oysa iş hayatının dışında hepimizin üstlenebileceği o kadar çok rol var ki… Oysa hepimizin hayatlarında farklı başka pencereler açmaya o kadar ihtiyaçlarımız var ki…

Belki bir sivil toplum kuruluşunda, bir hayır işinde, çevreye ve topluma hizmet alanında çalışmak… Belki hobi olarak bahçede çalışmak, maket yapmak, müzikle uğraşmak… Belki bilgi ve birikimlerimizi gençlerle ve toplumla paylaşmak için yazmak, konferans vermek gibi işlerle uğraşmak gerekiyor.

Ya da tamamen sizin hayal gücünüz ve yeteneklerinizle sınırlı çeşitli roller üstlenebilirsiniz.

Hayattaki rollerimizi tanımlar, hedefler belirler ve belli bir program dâhilinde bu hedeflere yönelik çalışırsak “etkili insan olma” yolunda önemli bir mesafe kazanmış oluruz.

“İnsanlar arası iletişim alışkanlığında gerçekten etkili olmak istiyorsanız, bunu sadece teknikle başaramazsınız. Açık yüreklilik ve güven sağlayan bir karakter temeli üzerine, empatiyle dinleme becerisini yerleştirmelisiniz.”

Empati yapabilmek için karşınızdakinin üstlendiği rolün ve hayata baktığı pencereden neler gördüğünü bilmek veya anlamak gerekir.

“Genellikle, önce anlaşılmak isteriz. Çoğu insan karşısındakini anlamak değil, cevaplamak amacıyla dinler. Çoğumuz, kendi hayat hikâyemizle ve haklı olduğumuz düşüncesiyle dolu oluruz. Empatiyle dinlemekten kastedilen, anlama niyetiyle dinlemektir. Empatiyle dinlemenin özü, karşınızdakiyle aynı fikirde olmanız değildir. Onu tam anlamıyla, derinlemesine, hem duygusal, hem de zihinsel açıdan anlamanızdır.” (Stephen Covey)

Böyle yapabilirsek yani önce anlamaya çalışırsak, muhataplarımızın bizi anlaması kolaylaşır.

Ben bu yazdıklarımı hayatımda uygulamaya çalışıyorum. Dilerim siz de uyguluyorsunuzdur.

(Gençlere bir örnek olsun diye kendi rollerim ve pencerelerimden bir kısmını açıklıyorum: Bir mühendis olarak çalışırken hukuk tahsili yaptım. Olayları bir de hukukçu kimliğiyle değerlendirme şansı elde ettim. Halen Avukatlık ve Arabuluculuk yapıyorum. 33 senedir Kocaeli Aydınlar Ocağı’nın üye ve başkan olarak faaliyetlerinin içindeyim. On seneyi aşkın bir süredir yerel gazete ve internet sitelerinde köşe yazısı yapıyorum. TV programı yapımcılığı ve sunuculuğu yaptım. İYİ Parti kurucularındanım. 11 senedir Tüpraş Türk Sanat Müziği Korosu’nun bir mensubuyum vs.)

********************************

Bir Empati Çalışması

Yukarıdaki yazıyı yazmamı etkileyen şeyler son üç günde yaşadıklarım.

Önceki gün sosyal medyada benimle ilgili bir haber altına yapılan hakaret, iftira ve küfür dolu yorumlarla ilgili bir köşe yazısı yazdım. Bu onlara cevap niteliğinde değildi.

Onların bu tavırlarını anlamaya (empati / duygudaşlık yapmaya) çalıştığım bir düşüncenin ürünü idi.

Umarım o yazımı okudularsa muhataplarım da beni daha iyi anlamıştır.

***

Tüpraş TSM Korosu Konseri

Diğer yaşadığım olay ise, Tüpraş Türk Sanat Müziği Korosu olarak S. Demirel Kültür Merkezinde verdiğimiz konserde teneffüs ettiğimiz muhteşem hava idi.

Salondaki farklı görüşlerden insanlarımızı, kültürümüzün nadide eserlerini dinlerken, ortak duygular içinde görmenin mutluluğunu yaşadık.

Şef Coşkun Açıkgöz‘ün muhteşem yorumlarıyla sunduğumuz şarkılarla, içinde bulunduğumuz karamsarlıktan, sosyal ve siyasi çekişmelerin gerginliğinden uzak saatler yaşadık.

Bir tatlı huzur aldığımız bu geceyi yaşatan herkese (Tüpraş yetkilileri, Coşkun Açıkgöz Hocamız, saz heyeti, koro arkadaşlarım ve salonu dolduran müzik dostlarına) şükranlarımı sunuyorum.

 

 

Kızılelma Turan

Kızılelma, Türk milletinin ve onun önderlerinin ulaşmak istedikleri  son hedeflerdir. Her dönemin Kızılması farklıdır. Bu şiir “Kızılelma”yı “kırmızı elma” olarak algılayan tarihten nasibini almamışlara ithaf ediyorum. “Turan, “Bütün Türk Birliği” anlamındadır”-

Türküz tarihimiz binlerce yıllık

Güneş bayrağımız, gök çadırımız

Hep egemen olduk yapmadık kulluk

Güneş bayrağımız, gök çadırımız

 

Cihana hükmetmek bizim ülkümüz

Altay’dan Tuna’ya yansır türkümüz

Tarih boyu tükenmez ki öykümüz

Güneş bayrağımız, gök çadırımız

 

Oğuzhan Atilla Sencer Alparslan

Osman bey Yıldırım büyük kahraman

Fatih Atatürk’le değişti zaman

Güneş bayrağımız, gök çadırımız

 

Her dönemin farklı Kızılelması

Atilla’da Vatikan’ı alması

Alparslan’da Anadolu yaylası

Güneş bayrağımız, gök çadırımız

 

Fatih’in ülküsü İstanbul şehri

Kanuni’de Viyana’nın ötesi

Bağımsız Türkiye Ata ilkesi

Güneş bayrağımız, gök çadırımız

 

Sandılar ki ruhumuzu çaldılar

Cevabını Sakarya’da aldılar

Türk’ü dimdik görüp şaşakaldılar

Güneş bayrağımız, gök çadırımız

 

Kızılelma Turan ellerde Kur’an

Türklük aşkı gönüllerde tutuşan

Vatan millet sevdasında buluşan

Güneş bayrağımız, gök çadırımız

Not: Uygurca yazılmış Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz Han şöyle diyor: “Kun tuğ bolgıl, kök kurıkan!” Yani: “Güneş, tuğumuz, bayrağımız olsun; gök de çadırımız!” Türkler bunları söylerken, kendi dünya imparatorluğu ideallerini de ifade ediyorlardı. Güneşi Türk devletinin bayrağı ve gök kubbesini de, bir Türk çadırı olarak düşünüyorlardı.