9.8 C
Kocaeli
Pazartesi, Mayıs 11, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 288

Seçim İkinci Tura Kalırsa: Azınlık Zorbalığı

Demokrasi, çoğunluğun tercihinin gerçekleşmesidir. Fakat azınlık ezilmeden. Yok, azınlık susturulursa, ezilirse çoğunluk iktidar da olsa bu artık demokrasi değildir. Çoğunluğun zorbalığıdır. Çoğunluk zorbalığını anayasalar ve hukukun hâkimiyeti önler. Bu yüzdendir ki tek başına “demokrasi” yerine “anayasal demokrasi” deyimi kullanılıyor.

Demokrasilerin düştüğü tek tuzak çoğunluk zorbalığı değil. Demokraside azınlığın zorbalığı da mümkün. Bakınız nasıl?

Çoğunluğu oluşturan iki büyük parti çekişiyor. İkisinin de oy tabanı %50’ye yakın ancak %50 değil. Diyelim biri %47, öbürü %48 oy alacak. Bir de küçük parti var. Onun da oyu %5. Kim bakar %5’e, koskoca partiler varken, diyeceksiniz ama diyemiyorsunuz. Çünkü kazanmakla kaybetmek arasındaki fark o %5’ten az. O zaman ne oluyor biliyor musunuz? 48 ile 47, azınlıktaki 5’in ağzına bakıyor. O ne derse eyvallah diyor ve onu yapmaya çalışıyor. Azınlığın tek yapması gereken, uzlaşmamak ve inat etmek. 

Çoğunluk zorbalığından azınlık zorbalığına

1980 öncesi günlerde Erbakan’ın Millî Selamet Partisi bu konumdaydı. İktidarın anahtarı konumunda. Anahtar güzel bir benzetme. Çünkü anahtar kilitten küçüktür. Kapıdan çok çok küçüktür. Evin hacmi yanında sözü bile edilmez ama gel gelelim anahtar olmadan eve girilmez. Millî Selamet Partisi de bunun bilincindeydi herhâlde çünkü amblemi anahtardı! 

Bu hâle siyaset biliminde “azınlık zorbalığı” deniyor. 

Vücudun organlarının başkanlık yarışına girdiği ve başkanlığa pek de yaraşmayan bir organ greve gidince diğerlerinin pes edip onu başkan yaptığı bir hikâye vardır hani. Burada tekrarlayamayacağım. Bilenler bilmeyenlere anlatsın. Azınlık zorbalığına edep dışı fakat iyi bir misaldir o hikâye. 

Anlattığım üç partili hikâye işin basitleştirilmiş hâli. 1980 öncesinde yarış üç partili değildi. Bugün de değil. Fakat iki büyük parti yerine iki büyük koalisyon olması da azınlık zorbalığı şartlarını doğuruyor. 

Azınlık kazanır, çoğunluk kaybeder

Bu şartlarda büyük partiler ne yapıyor? Hemen “Ne istediler de vermedik?” moduna giriyorlar. Bakıyorsunuz bir gün biri, Öcalan’ın kardeşini televizyona çıkartmış, onun vasıtasıyla oy toplamaya çalışıyor. Ertesi gün, destekçilerinden çoğu kendini milliyetçi- Atatürkçü diye tarif eden, bir başkası Atatürk’e düşman bir şıh hazretlerinin arkasından dua, rahmet okuyor. Başka biri de geniş cephe stratejisi ile arenada kim var kim yok hepsiyle helalleşmeye kalkıyor. 

Hani ateistler bir parti kurup anketlerde %5 civarında çıksalar- ki çıkabilirler- bizim muhafazakâr partiler hafif hafif ateistleri de okşamaya başlarlar. Hiç olmazsa gizli gizli “Ne istersiniz? Verelim.” elçileri gönderirler. 

Azınlık zorbalığı, muhakkak ki demokrasinin özünü yaralayan bir hâl. Niçin diye sormaya gerek yok. Demokrasi çoğunluğun tercihine saygı göstermektir. Bu durum, tersine, azınlığın dediğinin olmasını gerektiriyor. Evet, azınlık ezilmemeli, konuşabilmeli. Fakat günün sonunda çoğunluğun tercihi gerçekleşmeli. Değil mi?

Açıkgözler de kaybeder

Azınlık zorbalığının getirdikleri büyük partilere de kaybettiriyor. Tezgâh altından veya üstünden, asıl kitlelerine rağmen başvurdukları eylemler, attıkları nutuklar, kazandırıyor mu, kaybettiriyor mu? Yapılan açıkgözlülüğün amacı taraftarı arttırmak, oyu arttırmak. Fakat o azınlıklar aptal değil. O eylemlerin samimi olmadığını, kendilerini kandırmaya yönelik olduğunu gayet iyi bilirler. Zaten o azınlık gruplarının iç dayanışması, birbirlerine bağlılığı, büyük partilerin iç bağlılığından daha kuvvetlidir. Temel ilkelerine ters açıkgözlülüklere girişen bir parti, ilânı aşk ettiği grubu kazanamadığı gibi, bu hareketinden rahatsızlık duyan, kendi taraftarını da kaybedebilir. 

Gerçekten sağlıklı bir demokrasinin işleyebilmesi için azınlık zorbalığı şartlarının ortadan kalkması gerekiyor. Bu da iki büyük kitleden birinin diğerine üstün gelmesi demek. Bunu söyledikten sonra Türkiye’nin bugünkü şartlarına bakalım. Cumhurbaşkanlığı oylamasında muhalefetin hemen bütün adayları, mevcut cumhurbaşkanından daha çok oy alıyor. Fakat, bunlardan biri hâriç, hiçbiri %50’yi geçemiyor. İşte azınlık zorbalığı burada devreye girer. 

İkinci tura kalmamalı

Daha birinci turda taraflar %5’lik, %10’luk azınlıklarla gizli koalisyon görüşmeleri yapmaya başlar. Fakat asıl azınlık zorbalığı kâbusu, ikinci tura kalındığında bastırır. Artık seçimin galibini belirleyecek olan ne Millet İttifakı’dır, ne de Cumhur İttifakı. Seçimin galibini belirleyecek olan azınlık zorbalığı olgusudur. 

Cumhurbaşkanı adaylarından biri hâriç seçim ikinci tura ve azınlık zorbalığına kalıyor dedim. Seçimi ikinci tura bırakmayacak tek isim gözüküyor: Mansur Yavaş. 

Bu gidişle adım, Mansur Yavaş’çıya çıkacak. Olsun, bana çok da ters gelmez. Onunla aynı değerleri paylaşıyorum. Fakat reel- politik, yani gerçeğin otoritesi de bunu söylüyor. Yavaş, ilk turda işi bitirecek tek aday. Böyle bir gelecek pek açık, pek berrak görünüyor. Onun yerine başka bir adayın çıkması hâlinde ise ufuk puslanıyor. %5’lerin, %10’ların yüzleri gülmeye başlıyor. 

https://millidusunce.com/secim-ikinci-tura-kalirsa-azinlik-zorbaligi/

Rusça Kaynaklara Göre Turan Coğrafyasında (Kuzey) Kafkasya – (6)

0

Yu.A. Prokopenko(Ю.А. Прокопенко)&
V.V. Vasilenko(В.В. Василенко)’nun Kuzey Kafkasya Halklarının Kültür
Tarihinden
Из Истории Культуры Народов Северного Кавказа” isimli
çalışmasında antik tarih için şu an bilinen Kuzey Kafkasya tarihinin
Kimmerlerden itibaren gün yüzüne çıkarılması gerekmekte olduğu ifade
edilmektedir. Çünkü Kimmerlerin Karadeniz Kuzeyi ve Kuzey Kafkasyanın bugünkü
arkeolojik araştırmalarında ortaya çıkan eserleri antik çağa ışık tutmaktadır.
Haç biçimli saplı kamalar gibi silahların kökeni konusunda bir fikir birliği
olmasa da Terenozhkin’e göre Kimmerler ve sonraki atlı bozkır halklarında
kullanılmaya devam etmiştir. Arkeologların çoğu, özellikle Stavropol şehri
civarında bulunanlara benzer şekilde, kamaların erken formlarıyla ilgili olarak
bu bakış açısını desteklemektedir. Özellikle, bir dizi araştırmacı (S.L.
Dudarev, S.F. Makhortykh, V.V. Erlikh ve diğerleri), erken iki metal karışımlı kama
grubunun tasarımının bozkır örneklerinden etkilendiğine inanmaktadır(Şekil. 1)[1].

 

Şekil. 1. 2000
– 2007 yılları arasında, Stavropol şehrine bitişik bir yerde, batı ve güney
çevresinde üç kronolojik döneme ait ilginç silah ve at koşum takımları
tesadüfen keşfedildi: D. Ö. IX – VIII yüzyıllar, D. Ö. VI yüzyıl, D. Ö. IV –
başlangıç, D. Ö. 2. yüzyıl.

Nehrin
sol kıyısında bulunan bir toprak mezarlığının ganimet yığınında iyi korunmuş
bir bimetal (çift metal: iki ayrı madenden oluşmuştur
ama alaşım olmayıp, metallerin veya iki farklı metal alaşımının kimyasal değil
de fiziksel olarak biraraya getirildiği haldir)
hançer İskit öncesi
döneme aittir. Buchinka (bölgesel psikoloji ve nöroloji hastanenin 1 km batısında – şehrin batı
banliyöleri) bölgesinde bulunan hançer, mantar şeklinde bir kulplu ve düz bir
artı işaretli bronz katı döküm (çapraz şekilli) bir tutamağa sahiptir; V.I.
sınıflandırmasına göre B alt grubu, bölüm I, tip II’ye aittir. Ürün boyutları:
toplam uzunluk – 28,8 cm;
sap uzunluğu – 10.4 cm;
bıçak uzunluğu – 14,4 cm
(kaybedilen nokta); artı uzunluğu – 10,5 cm; artı genişliği – 1,1 – 0,9 cm; artı profil
genişliği – 0,4 cm;
tutamak genişliği (artı işaretlerinde) – 1,4 cm; tutamak genişliği (üstte) – 1,6 cm; sapın profil genişliği
– 0,5 – 0,7 cm;
üst genişlik – 2,4 cm;
tepenin profil genişliği (yüksekliği) – 0,8 cm; artı işaretlerinde bıçak genişliği – 2,8 cm; bıçağın ortasında – 2,4 cm keskin tarafı
tarafındaki artı işareti hafif bir içbükeyliğe sahiptir. Artı işaretlerinin kanatlarının
genişletilmiş kenarlarına daha yakın yuvarlak delikler vardır. Çift kenarlı
demir bıçak ortalama güvenliktedir. Ortada uzunlamasına bir kabartma, basık bir
kaburga izlenir. Bu tür kılıçlar ve hançerler, Koban kültürünün batı
versiyonunun anıtlarında bilinmektedir. Özellikle, benzer bir kılıç
Kislovodsk’taki Mobilya fabrikasının mezarlığındaki 6 numaralı mezarda
kaydedilmiştir. Ayrıca, doğu varyantının topraklarında (Serzhen-Yurtovsky ve
Zandaksky 2 mezar alanları) benzer hançerler bulunmuştur. Aynı türden
hançerler, proto-Meot kültürünün anıtlarında (Nikolaevsky mezarı, Chernyshov
çiftliği yakınında mezar) sunulmaktadır[2]

Stavropol’ün
batı çevresindeki bu keşif, Koban kültürünün batı varyantının en kuzeyindeki
İskit öncesi yerleşimlerin yelpazesini genişletmiştir. Bunlar arasında Grushevskoe
yerleşimi (alt katman), Strizhament kenti yakınlarındaki bir yerleşim,
muhtemelen Türk[3] yerleşimi (alt katman),
Grusheva vadisindeki 1 numaralı mezarlık, 2 numaralı Türk yerleşimi yer
almaktadır.  Yukarıda belirtilen hançer,
Stavropol civarında İskit öncesi dönemin ve ortalarına kadar uzanan en eski
silah buluntularıdır. D.Ö. 8. yüzyıl Örneğin, Türk yerleşiminin 2 numaralı
mezarlığının 11 numaralı ünlü askeri mezarında, bronz ve kemik iki bıçaklı ok
uçları, bronz bir düz uç, demir mızrak ucu, demir balta ve bir dizi bronz bit
kavisli bir bıçağı olan üç halkalı bronz yanak parçaları, Novocherkassk tipi
kompleksler kronolojik olarak daha sonraki askeri setler olarak tanımlanmıştır
(DÖ VIII – VII yüzyılın başlarında) Bimetalik hançere ek olarak, M.Ö. VI-IV yy.
– başlangıç. 2. yüzyıla kadar uzanan bir dizi öğe bulunmaktadır. Bunların
arasında, nehir bölgesinde bulunan artı işareti olmayan bir kılıç parçası
(Şekil 2, 2) belirtilmektedir. Çıngıraklı yılanlar, muhtemelen, aynı adı
taşıyan kript mezarlığının topraklarında vardır. Ürün boyutları: korunmuş
uzunluk – 32 cm;
tahmini uzunluk – 50 – 60 cm;
tutamak uzunluğu – 10,5 cm;
bıçak genişliği – 4,2 cm
Bıçaktan tutamağa geçiş geniş bir açıdadır. Kol, kenara doğru hafifçe incelir.
Kulp eksiktir (kayıptır). Büyük ihtimalle bu kılıç, M.Ö. 4. – 3. yüzyıllara
dayanan Sindo-Meotian tipinin kılıçlarına atfedilmelidir. Eşzamanlı mahzen
mezarlarının (Koba-Başi kriptası; Türk yerleşimine ait 2 No’lu mezar, sk. 3)
malzemelerinde de benzer kılıçlar kaydedilmiştir. Kuban bölgesinde – Necherziy
köyü yakınlarındaki 30 No’lu höyükte, kulpsuz benzer bir kılıcın bulunduğuna
dikkat edilmelidir (yakınında çubuk şeklinde kulplu Sindo-Meot görünümünde iki
kılıç parçası vardır) (Şekil. 2)[4].

 

 

Şekil.
2. Kırık Kılıç Parçaları

Bulunan
eşyaların geri kalanı at koşum takımı parçalarıdır. Kulübenin bitişiğindeki
bölgede bronz bir koçbaşının bulunması özellikle dikkat çekicidir. Dubok
(Stavropol – Grushevoy – karayolunun sağında – Stavropol’un güneybatı
eteklerinde). Boyutları: uzunluk – 2,7 cm; çap 0.6 cm. Bir koç başının
görüntüsü, karakteristik bir ikonografik özellik içerir – başın tepesindeki
birbirine yakın iki noktadan çıkan, daha sonra başın yüzeyinde yanlara doğru
ayrılan, gözleri aşağıdan çerçeveleyen ve önden geçen U-şekilli boynuzlar ön
kısmın üzerinde dikey olarak çıkıntı yapan gözler bulunur (yükseklik – 0,5 cm). Hayvanın gagası namlu
şeklinde uzun ve hafif eğimlidir. Yuvarlak burun delikleri kabartmalıdır. Ağız
konturu bir kabartma rulo ile sınırlanmıştır (Şekil. 3). Belirtilen işaretlere
bakılırsa, bu görüntü koç ve koç kuşu görüntüleri arasında bir ara formdur. Bu
tür şekiller D.Ö. 7. – 6. yüzyılların İskit arkaik dönemi için tipiktir. Ancak,
7. komplekslerinde hem koçbaşı hem de koç kuşu ile birlikte sadece kemikten
yanak parçaları sunulmuştur[5].

 

Şekil. 3.  İskit Hayvan Figürleri

Bir
koçbaşı şeklinde sonları olan benzer bronz üç halkalı yanak parçaları D.Ö 6. yy
anıtlarında kayıtlıdır. D.Ö (Faskau höyüğü-Galiat-; mezar Nartan, höyük 13;
Goverdovsky çiftliği yakınında höyük 1 – A.A. Nekhaev tarafından yapılan
kazılar) D.Ö. IV – 2. yüzyıl bir bey’e ait çok sayıda at koşum takımı
buluntuları vardır. Yuzhny otogarının güneydoğusunda, eski Stavropol-Tatarka
karayolunun doğusunda, bir ormanda (muhtemelen kazılar sonucu terk edilmiş)
bronz bir levha alınlık bulunmuştur. Sınıflandırmaya göre II. alt bölüme
(haddeleme veya dövme yoluyla elde edilen bir bronz levhadan oyulmuş kaş
plakaları), tip I’e aittir. Bu plakanın karmaşık bir konfigürasyonu vardır –
bir daireye bağlı bir yamuk nesnenin üst kısmı daire şeklinde tasarlanmış, alt
kısmı bir yelpaze gibi genişlemektedir. Kenarlar içbükeydir. Trapez levhanın
alt kenarı yuvarlatılmıştır. Plakanın arka tarafında bir kemer klipsi vardır
(kayıp – iki delik korunmuştur). Üst kenarda perçinli bir halka vardır (üst
kısım eksiktir). Plakanın uzunluğu 33,1 cm, sacın kalınlığı 0,3 – 0,5 mm‘dir. Kaş bandı, beş
yapraklı bir rozet şeklinde kesiklerle şekillendirilmiş bir üst yuvarlak
parçaya sahiptir. Yamuk kısmın yuvarlak kısma geçiş noktalarındaki çıkıntıların
yanı sıra, alında yuvarlak bezeme ve ortasında konik bir çıkıntı ile süslenmiş,
beş yapraklı yuvarlak kısım da altı kabartma daire ile süslenmiştir. Dairesel
bir desenle süslenmişlerdir; içte, dairelerin ortasında, umbon şeklindeki çıkıntılar
takip edilerek damgalanmıştır. Dairelerin kabartması, ön taraftaki dairelerin
sınırlarını derinleştirerek ve dairelerin yüzeyini içeriden takip ederek
sağlanmıştır. Belirtilen Stavropol kaş bandına en yakın benzetme Kuban
bölgesinde bulunan Novolabinsk yerleşiminin toprak mezarlığındaki 50 mezar
höyüğünde bir örnektir. Görünüşe göre, Kuban bölgesinin toprakları ile aynı
anda, Orta Kafkasya’da da bu tür kafa bandı çeşitleri ortaya çıkmıştır.
Özellikle bu tip levhalar, Kon’un kurgan kompleksleri ve kript mezarlıklarının
envanterinin karakteristiğidir. D.Ö. IV – başlangıç. 2. yüzyıl  arasıdır[6].

Başka
bir minyatür demir at bandı (nanosnik?) Nehrin yukarı kesimlerindeki mezar
mezarlığından çok uzakta olmayan bir yerde tesadüfen keşfedilmiştir. Buchinka
(Stavropol şehrinin batı çevresi)’da bu ögeler sınıflandırmaya göre II. alt
bölüme (alınlar (nasnoniks), uzun üçgen kalkanlara sahip, yuvarlak bir halkaya
dönüşen ve kanca şeklinde bir kulp ile biten), tip I’e aittir. Boyutlar: toplam
uzunluk – 6,2 cm;
döngüde kalkan genişliği – 0,6
cm
; kenardaki kalkanın genişliği 1,4 cm‘dir. Bu saç bandının
(nanosnik?) ilmek şeklinde bir kulbu vardır. Bu tür burunlar D.Ö. 4. – 2.
yüzyıllarda kullanılmıştır.  Bir öğe
bozkır Stavropol’den (Kavminvod bölgesinin kuzeyindeki bir bölge) gelmiştir.
Nanosnik boyut olarak farklılık gösterir (uzunluk 11.8 cm). Kıvrık ilmek
benzeri kısım, yuvarlak bir ilmek üzerine oturan uzun gagalı bir kuş kafası
şeklindedir. Lamel kısım, uzun bir üçgen şeklinde yapılıdır[7].
Yukarıda belirtilenlere neredeyse tam bir benzetme, Volchiy Ruchey No. 2
(Stavropol şehrinin güney eteklerinde) mezarlığının 2 No’lu kriptinin yırtıcı
çöplüklerinden kaynaklanan nasosnik’tir. Birkaç yıl önce, nehirdeki kripta
mezarlığı alanında bulunmuştur. Buchinka’da, ayrıca, bir avcının (kurt?)
kafasının bir kontur görüntüsü şeklinde düzleştirilmiş kavisli bir kısmı olan,
benzersiz bir demir çubuk şeklinde mezmur (merkezde sekizlik bir kalınlaşma ve
iki delik ile) ve kıvrık bir alt çene bulunmuştur. Konu, sınıflandırmama göre
bölüm II, bölüm II, alt bölüm I, tip II’ye aittir (R.M. Munchaev’e göre
kranklanmış, V.B. Vinogradov’a göre L şeklinde, V.I. Kozenkova’ya göre VII
tipi). Bükülmüş kısım süslemelidir. Yuvarlak bir göz gösterilir. Üst ve alt
çeneler iki kuşbaşı ile süslenmiştir. Yırtıcıların çenelerinin tasarımı ve
toynaklıların başının kuş (griffin[8])
kafaları şeklindeki alt kısmı aslan, D.Ö 4. yy’ın hayvan stilinin bir
tekniğidir. Bu stil Kuzey Kafkasya ve Kuzey Karadeniz bölgesi (G. Kislovodsk
çevresi; mezar Nartan-2, höyük 1; Kuzhorskaya istasyonu; Solokha). Yanak
parçalarının basitleştirilmiş şemasına bakılırsa, büyük ihtimalle D. Ö 3.
yüzyıla kadar uzanmaktadır.

Gremuchka
mezarlığı alanında (Stavropol şehrinin güney eteklerinde), haç şeklinde yanaklara
sahip bir dizi halkalı demir parça bulunmuştur. Bu tür yanaklar bölüm I’e (haç
biçimli yanak parçaları), tip I’e (demir haç biçimli yanak parçaları),
sınıflandırmama göre seçenek 1’e – balta şeklinde çıkıntılara sahip küçük bir
haç biçimindeki katı yanak parçalarına aittir. Üst yüzeylerinde sivri uçlar
(tip II, I. I. Marchenko’ya göre seçenek 1a). Büyük oranda, haç şeklinde
yanaklara sahip uçlar, ağırlaştırıcı haç biçimli ataşmanlara sahip bitlerden
gelir. Erken dönem haç biçimli yanak parçaları (ışınların yüzeyinde sivri uçlu)
Ulyap’ta bulunan bir parçayı içerir. Kazıların araştırmacıları bu kompleksi D.Ö
4. yy’a tarihlendirmiştir. D.Ö. 4. yy. mezarlarında Ulyap’ın seramik kapları
ile benzerlik bulunmamasına dayanmaktadır. Ve aynı zamanda, D.Ö. III. Yüzyılın
komplekslerinden bir dizi formun onlara yakınlığı vardır. Marchenko, D.Ö. II.
anıtı 3. yüzyıla bağlamıştır. Yazarın haklı olarak belirttiği gibi, çapraz
parçalar üzerindeki sivri uçların varlığına göre, Ulyap’tan gelen uçlar,
ağırlaştırıcı haç biçimli ataşmanlara sahip uçlar ile haç biçimli yanak
parçalarına sahip uçlar arasında bir orta konum işgal eder. Ona göre,
çaprazlarda sivri uçlu yanaklıkların varlığının süresi D. Ö 3. yüzyılın ilk üççeyreği
ile sınırlı olmalıdır. Ancak Tenginsky toprak gömme zemininin (mezar 140)
malzemelerine bakılırsa, haçların kollarında sivri uçlu haç biçimli yanaklar D.Ö
2. yüzyılın başlarına kadar kullanılmaktadır. Görünüşe göre bu dönemde – D.Ö. III
– erken. D.Ö 2. yüzyıl bir metamorfoz vardır – tehdit edici eklerin haç biçimli
yanaklara dönüşümüdür. Bu sonuç yani kavisli kenarlı korkutucu haç biçimli
ekler ve düz haçlı yanak parçaları D.Ö 3. yy’ın dizgin takımlarında kullanım
eşzamanlılığını açıklamayı mümkün kılmaktadır. Kuban bölgesinin toprakları ile
eş zamanlı olarak, Orta Kafkasya’da’da haç şeklinde yanak parçaları yayılmıştır.
Gremuchka mezarlığına ek olarak, ikinci bir örnek Deve Dağı’nın doğu zirvesinin
güneydoğu eteğinde bir mahzende bulunmuştur. İkinci durumda, uçlara sahip
uçlara bir dizi iki delikli demir yanak parçasının eşlik ettiği belirtilmelidir
(Şekil.4.). Belki de bu durumda, haç biçimindeki psalia’nın yeni versiyonu
dizginlerin ana bağlantı elemanı olarak henüz kurulmamıştır. Görünüşe göre
alışkanlıktan, haç biçimli olanlarla birlikte, iki delikli yanaklıkların eski
versiyonları kullanılmaya devam etmiştir[9].

 

 

Şekil. 4. İki Delikli Demir
Yanak Parçası

Devam Edecek


[1] Yu.A. Prokopenko(sorumlu editör)& V.V.
Vasilenko(Yönetici Editör Yardımcısı). Kuzey Kafkasya Halklarının Kültür
Tarihinden, Stavropol,  2010, , s.9.

[2] Yu.A.
Prokopenko&, V.V. Vasilenko, a.g.e., 
s.9.

[3] Rus
araştırmacılar genellikle Tatar ifadesini tercih etmektedir.

[4] Yu.A.
Prokopenko&, V.V. Vasilenko, a.g.e., 
s.10.

[5] Yu.A.
Prokopenko&, V.V. Vasilenko, a.g.e., 
s.10.

[6] Yu.A.
Prokopenko&, V.V. Vasilenko, a.g.e., 
s.11.

[7] Yu.A.
Prokopenko&, V.V. Vasilenko, a.g.e., 
s.11.

[8] Griffon veya griffin, genellikle aslan vücutlu, kartal
kanatlı ve kafalı mitolojik yaratıktır.

[9] Yu.A.
Prokopenko&, V.V. Vasilenko, a.g.e., 
s.12.

Rusça Kaynaklara Göre Turan Coğrafyasında (Kuzey) Kafkasya – (5)

0

Çanak çömleklerde, çeşitli süslemelere sahip çeşitli tiplerde
(çömlekler, tabaklar, kâseler) iyi şekillendirilmiş kaplar göze çarpmaktadır.
Bununla birlikte, Kayakent-Khorochoev kültürü çerçevesinde, özellikle cilalı
kadehlerin ve ince duvarlı kâselerin günlük yaşamdan kademeli olarak
kaybolmasıyla ilişkili olarak, seramik ürünlerin belirli bir
basitleştirilmesine dikkat çekilebilir. Modern araştırmacılar, incelenen dönem
boyunca, önceki ekonomik gelişme oranlarında belirli bir düşüş ve buna eşlik
eden mülk farklılaşması ile ilişkili olarak sosyal ilişkilerin belirli bir
korunmasının da olduğuna inanmaktadır. Dini fikirler önemli değişikliklere
uğramaz ve yerel sanat, aksine karmaşık görüntülerin (binicili atlar, evcil
sahneler, hayvan sembolleri) ve taş stellerin tutarlı görünümü ile ilişkili
yeni sanatsal biçimler geliştirir. Zihinsel klişeleri yansıtan özel bir maddi
kültür türü, ünlü megalitik yapı geleneğini (harçla değil bir birine geçmeli
megalitik taştan yapılmış yapılar) gösteren Kuzey Kafkas dolmenleridir(Fotoğraf.
1) (Harita. 1)( Fotoğraf. 2)[1].

 

Fotoğraf.
1. Azanta Köyünde  – Kafkasya’daki en
yüksek dolmen, yükseklik – 3.4
metre
[2]

 

 

Harita. 1. Batı Kafkasya’da Dolmen Yayılım Haritası[3]

 

 

Fotoğraf.
2. Orta Tunç Çağı dolmen kültürü ile ilgili Kuzey Kafkasya Dolmenleri MÖ 2.
binyılın 3. – ikinci yarısının ilk yarısının megalitik mezarları.[4].

 

Dolmenler eski uygarlıkların çağdaşlarıdır[5].
Anadolu ve Avrupa dâhil yeryüzünün birçok coğrafyada görülmektedir. Mezar
eşyası setlerinin belirli bir standardizasyonu ve göreceli benzerlik ile
birlikte Kuzey Kafkasya kültürel ve tarihi topluluğunun yerel oluşumlarının
temsilcilerinin mezar höyüklerindeki mezar yapıları, Kabardey-Pyatigorsk tipi taş
baltalar gibi statü öğeleri ve bir dizi başka öğe de yaygındır. Orta ve Geç
Tunç Çağı döneminde, bozkır nüfusunun dağlarla ilgili büyük sosyal “ilerlemesi”
ve dağlardaki etno-sosyal çevrenin göreceli korunumunu açıklamaktadır. Bunun
nedeni, hareketli bozkırların daha fazla temas halinde olması, Avrasya’nın
gelişmiş uygarlıklarına erişimi olması, daha erken ve daha hızlı militarize
olması ve askeri-politik alana çekilmesidir. Ancak dağlarda bile periyodik
olarak özel sosyo-kültürel olgular ortaya çıkmıştır. Geç Tunç Çağı’nda
Kafkasya’nın en parlak kültürlerinden biri olan Koban’ın yaratıcıları önemli
bir sosyal potansiyele sahiptir. Orta Kafkasya dağlarında iklimsel, ekonomik ve
ekonomik değişimler ile demografik değişimlerin etkisiyle D. Ö II binyılın yarısı
Kültürün bileşenleri ve taşıyıcıları, merkezin mekânlarına yayılmıştır. Kuzey
Kafkasya kültürünün bir parçası, doğuya Güneydoğu Çeçenya ve Dağıstan sınırlarına
taşınmıştır. Bu bağlamda, yakın zamanda keşfedilen bir grup erken dönem olgularına
dikkat çekilmektedir. Bunlar orta dağ bölgesinde organize bir yerleşim düzenine
sahip Bansky taş yerleşimleridir. Sosyo-ruhsal anlamda örgütlenmiş
toplulukların yeniden yerleşimi ve önce dağlarda yerleşim alanlarını
geliştirmeleri, ardından iklimsel olarak daha uygun dağlar arası ve yamaç
vadilerini tercihleri söz konusudur. Ancak kaynaklar, Koban kültürünün oluşum
ve erken gelişim döneminde, ağırlıklı olarak cinsiyet ve yaş ve
sosyo-fonksiyonel (kaster ustaları, hizmetçiler)dir. Kabile topluluklarının
toplumsal farklılaşma belirtilerinden ziyade, kült vb. farklılıklardır. Daha
önce de belirtildiği gibi, Geç Tunç Çağı’ndan “Kimmer” gelişim aşamasına geçiş
sırasında, başlangıçta binyıl gibi zamanda hayvan yetitiricilerin göçebe ve
yarı göçebe kabileleri, sosyal ortamda pastoral kabilelerin ortamından ortaya
çıkışıdır. Askeri işlerin önemli bir yer işgal ettiği alan politiktir. Yakın ve
daha uzak gelişmiş ülkelerle çeşitli üretim dallarının ve dış temasların
büyümesi bölgeler, atlıların sosyal tabakasının tahsisine ve sadece göçebe
değil, aynı zamanda yerleşik kabilelerin süvari müfrezelerinin ortaya
çıkmasına, toplumun sosyal tabakalaşmasının hızlanmasına, mülkiyete ve sosyal
farklılaşmaya (elit mezarlar, atlı savaşçıların mezarları) katkıda bulunmuştur.
Atlı savaşçıların ve araba sürücülerinin ayrılması, askeri temas faaliyetinin
yoğunlaşmasında hem bir sonuç hem de bir faktördür. Aynı zamanda, bir binicilik
kalıntılarının gömülmesinin varlığı veya atlar, daha sık – at koşum takımı,
Kuzey’in otokton kabilelerinin kanıtı değildir. Süvari, Kafkas bölgesinin bir
kolu olarak değil, daha çok sosyal bir gösterge işlevi görür. Belirli
bireylerin bağımlı ve bağımlı konumlarının yeni işaretleri ve gruplar. E. I.
Krupnov köleliğin ve yerliliğin özelliklerinden bahsetmiştir[6]. E. I.
Krupnov, arkeolojik materyaller ve arkaik etnografik veri katmanları temelinde,
Geç Tunç ve Erken Demir Çağlarında bölge nüfusu arasındaki kölelik ve ataerkil
köleliğin özelliklerini tartışmıştır. Çağların başında ve D. Ö 1. binyılın 1.
yarısında siyasi oluşumların sınırları içinde daha aktif toplumsal süreçler ve
değişimler meydana gelmiştir. Bunlar Güneydoğudaki (Kafkas Albanyası) ve
kuzeybatıdaki (Bosporan Krallığı) kıyı bölgelerinde bölgeleridir. Bu dönemde
mübadele ve ticaret ilişkileri, Kuzeybatı, Orta ve Kuzeydoğu Kafkasya’nın
denizlerden daha uzak bölgelerinin ve yerel toplumların sosyal evriminde ana
faktörlerden biri haline gelmiştir. Bu bağlamda, L. I. Lavrov, eski zamanlarda
zaten Kuzey Kafkasya’daki bazı halkların bir “sınıf öncesi” değil, “erken sınıf
toplumu” olduğunu öne sürmüştür. Karadeniz bölgesinde köle sahibi bir “Sind
Krallığı”nın varlığını kabul eden araştırmacılar, bu gelişmenin köle sahibi
olma aşaması başta Çerkesler olmak üzere bölgedeki bazı halklara geçişinden
yana söz ettilerse de bu görüş tartışmalıdır. Son çalışmalardan birinde Sindica
tarihine göre Sindh devletinin varlığı bile sorgulanmaktadır, çünkü Sind
devleti hakkında güvenilir bilgi veren çok az kaynak vardır[7].

 Kuzey Kafkasya Federal Üniversitesi’nin
yayınladığı, Kolesnikova M.E., Kalinina E.V., Nevskaya T.A., Zvereva L.A.
Rusya
tarihinde Kuzey Kafkasya
[8] “Северный
Кавказ в истории России”
isimli esere göre ise: Kuzey Kafkasya Tunç Çağı, Dolmen,
Koban, Kuban, ve Kuzey Kafkas kültürleri ile temsil edilmektedir. Kayakent-Khorochoevskaya
kültürünün taşıyıcıları da Doğu Kafkasya topraklarında yaşıyordu. Tunç Çağı’nda
bile Kuzey Kafkasya Halklarının belirli bir kültürel birliğinin şekillenmeye
başladığı belirtilmelidir. Bu kültürleri yaratan boyların çoğu, maddi ve manevi
kültürün genel biçimlerini belirleyen bölgenin bugünkü çeşitli halklarının
atalarıdır. Kuzey Kafkasya’nın Demir Çağı’ndaki nüfusu, eski uygarlıkların
etkisiyle kuzey komşularından daha hızlı gelişmiştir. Bu konu ele alınırken, D.Ö.
7. yüzyılda burada ortaya çıkan halkların yerel boylar üzerinde ne gibi
etkileri olduğu da gösterilmelidir. Bu dönemde Kafkasya’nın nüfusu hakkında
sadece arkeolojik kaynaklardan değil, aynı zamanda antik tarihçilerin –
Herodot, Strabon ve diğerlerinin raporlarından da bilgi alınmasını belirtmek
gerekir
[9]. Çünkü
İskit ve Sarmat boyları Kafkasya tarihinde özel bir rol oynamıştır. Bu göçebe
kabileler, Kuzey Kafkasya’nın yerleşik halklarının kültürünü önemli ölçüde
etkilemiştir. Kuban, Stavropol topraklarında bulunan İskit kültürünün anıtları,
dünya kültürel önemi olan anıtlar arasındadır. Aynı zamanda bu topraklarda
medeniyet merkezleri ortaya çıkmış böylece Kafkasya’da yaşayan halklar arasında
devlet olmanın ilk ortaya çıkışı gerçekleşmiştir. Eski halkların kültürüne ve
sosyal organizasyonuna, proto-Kafkas topluluğunun etnogenezinin sorunlarına
özellikle dikkat edilmelidir. Konunun önemi, her mikro-milliyetçi çevrenin
kendi münhasırlıklarına ilişkin fikirleri Kafkas halklarının bilincine sokmaya
çalışması gerçeğinde yatmaktadır. Durumun istikrarı için “prestijli” atalar
aramaktadırlar bu nedenle Kuzey Kafkasya, bölgesinin gerçek antik tarihini
bilmek önemlidir
[10].

Devam edecek



[1] D.V.
Canopy (Д.В. навес) & A.T. Urushadze (А.Т. Урушадзе).a. g.m.,  s.23.

[2] D.V.
Canopy (Д.В. навес) & A.T. Urushadze (А.Т. Урушадзе).a. g.m.,  s.23.

[3] N. N.
Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a.g.e.,, s.49

[4] N. N.
Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a. g.e.,  s. 81.

[5] Geniş Bilgi İçin Bakınız: Ekrem Hayri Peker, Taşların
Yolculuğu, Avrasya, Önasya Ve
Akdeniz’de Ön Türk İzleri, Bilge Baykuş Yayınları, 2021.

 

[6] N. N.
Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a.g.e., s.50.

[7] N. N. Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko,  a.g.e., s.49

 

[8]
Kolesnikova M.E., Kalinina E.V., Nevskaya T.A., Zvereva L.A, Rusya tarihinde
Kuzey Kafkasya, (Ders Kitabı) – Stavropol: Kuzey Kafkasya Federal Üniversitesi
Yayınevi, 2017.

[9] Geniş
Bilgi İçin: İlhan Durmuş, İskitler (Sakalar), Türk Kültürünü Araştırma
Enstitüsü Yayınları, Ankara,1993. , Ekrem Memiş, İskitlerin Tarihi, Çizgi
Kitapevi Yayınları, Konya, 2005.

[10] N.
N. Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a.g.e., s.7.

Ev Hayali Satmak Çok Kârlıdır

“Asrın Sosyal Konut Projesi” denilen projeden ev sahibi olmak için, daha bir hafta dolmadan, 4
milyona yakın kişi talepte bulundu.
Başvurular 14 Eylül – 31 Ekim arasında
alınacağına göre başvuru sayısının en az 5 milyon olacağını söyleyebiliriz.
Yani bir hanede ortalama 3-4 kişi olacağı hesabıyla, 15-20 milyon civarında
vatandaşımızı ilgilendiren büyük bir ekonomik vaka ile karşı karşıyayız.

Aşırı
yükselen kiralarla baş etmek çok zor.  Kiracı
olmamak, kendi evinde oturmak hayat standardının değişmesi demek. Bu bakımdan
kiracı durumunda olanlar (nüfusumuzun yüzde 27’si) için ev sahibi olmak en
güzel hayal. Kiracı vatandaşlarımızın bütün imkanlarını seferber edip ev sahibi
olma hayaliyle bu projelere koşması anlaşılabilir bir durum.

Elbette
devletle mukayese edilmez ama mesela Jet Fadıl her yeni projesini tanıttığında,
önceki projelerde mağdur olan binlerce insanın tecrübelerine rağmen,
insanlarımız katılmak için sıraya girdiler. Bu anlayıştaki kitlelerin devletin
sözüne inanarak, “fırsatı kaçırmamak için” bankalarda kuyruk oluşturmasını
anlayabiliyorum.

**************************

“Her Yıl 100 Bin Yeni Sosyal Konut Projesi” Ne Oldu?

Devletimiz
de, özel sektör örnekleri gibi, zaman zaman mağduriyetler yarattı veya verdiği
sözleri tutmadı.

En son Aralık
2019 ayında
, bizzat Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan tarafından, “Her Yıl
100 bin Yeni Sosyal Konut Projesi”
tanıtımı yapıldı. 81 ilde, 16 Aralık
2019- 15 Ocak 2020 tarihleri arasında talepler toplandı.

İlk 100
bin konut projesi 1-1,5 yıl içinde bitirilecekti. Binalar en çok 5 katlı
olacak, (2+1 daireler) 75-85 m2 ve (3+1 daireler) brüt 100 m2 olacaktı. %10
peşinat ve aylık (2+1) dairelerin 894 TL’den, (3+1)lerin 1.022 TL’den
başlayan taksitleri 20 yıl sürecekti.

Aralık
2019’da açıklanan “Her Yıl 100 bin Yeni Sosyal Konut Projesi” başarılı
olsa, “Asrın Sosyal Konut Projesi” denilen 250 bin konutluk yeni
projeye
ihtiyaç kalmayacaktı.

Bu yıl
sonuna kadar 200 bin sosyal konut bitirilmiş, 100 bin sosyal konut ise inşa
halinde olacaktı.

**************************

Eski Ve Yeni Projenin Farkı

İktidar
oyları anketlerde görüldüğü üzere gittikçe erimekte. Bu yüzden seçimden önce
şapkadan ne kadar tavşan çıkarabilirse çıkarmaya çalışıyor.

Ama bu
defa şapkadan yeni bir tavşan çıkarmak yerine masanın altındaki eski tavşanı
çıkardı.

Yeni
projenin ilk etabında 250 bin sosyal konut, 100 bin altyapısı hazır konut
arsası, 10 bin iş yeri satışı olacak.

Demek
ki çekilecek kuradan sonra 4 milyondan fazla başvuru kabul edilmeyecek.
Bunların başvuru ücretleri (500 TL) kura çekildikten sonra (muhtemelen 6 ay
sonra) faizsiz iade edilecek.

250 bin
aile ise evler yapılıp oturuluncaya kadar (en azından 2,5 sene) bir yandan
mevcut kirasını ödeyecek diğer yandan her 6 ayda bir artan taksitleri.

“Asrın
projesi” denilen bu yeni projede de yüzde 10 peşinat alınacak. İlk
ödenecek taksit 2 bin 280 TL ve 3 bin 187 TL olacak. Her 6
ayda bir taksitler memur maaş artışına paralel artacak.

Bu projede harcanacak para 900 Milyar TL yani yaklaşık 50 Milyar dolar. Devletin kasasında
böyle bir para olmadığına göre bu parayı vatandaş ödeyecek.

Görünen
o ki, bu projede (100 bin konutluk 3 yıl önceki projeye göre) en önemli fark
taksitlerin 3 katından fazlaya çıkmış olması.

**************************

Hayali Aslından Değerli

On
binlerce mağdur yaratmış Jet Fadıllara, İhlas Holdinglere ve benzerlerine
paralarını koşa koşa teslim eden ahalimiz devletimize güvenmez mi?

Halkımızın
“hani 3 sene önceki her sene 100 bin konut yapma vaadinizi tuttunuz mu?” demek
aklına bile gelmez.

“Ev sahibi olmak hayali” o kadar değerlidir ki, projelerde sıraya giren halkımız “hayalinde
yücelttiği Leyla’ya aşık Mecnun gibidir.” Ev sahibi olma hayali, sahibi olduğu
evde oturmaktan daha değerlidir.

“Proje
sahipleri” ister özel sektör ister devlet olsun bu gerçeği iyi bilirler.

Onlar bilirler ki, önceki mağduriyetler unutulur, yeni projelerde
ahalimiz yine kuyruğa girer.
Daha
nereye yapılacağı, projeleri vd bilgileri belli olmayan konutlar için detayları
bile sormaz. Mesela “yıllar içinde taksitlerim kaça çıkacak?”, “içine
girdiğimde, ulaşım giderim ne olacak?” diye düşünmez. 

Bir
şekilde ev sahibi olduğunda ise 20 yıl süreyle hayatını kısıtlayacak taksitleri
ödemek için insanca yaşamaktan feragat eder.

20 yıl
boyunca sürekli artan kiraları ödeyemediğinde de elindeki evi kaybedecek olması
korkusuyla ecel terleri dökmeyi göze alır.

**************************

Bu Defa Kumar Büyük

Bu
projeyle konut fiyatları ve kiralardaki fahiş artışın durdurulacağı
iddia ediliyor. Dilerim öyle olur. Ama seçime yönelik çıkartılmış bu projenin tamamının
seçime kadar başlama ihtimali bile zayıf.

Konut fiyatları
ve kira artışlarının durması bu projeden ziyade seçim sonucuna bağlı.

“Fahiş
artışları” önlemek gibi bir niyetleri olsa, daha etkili çözüm için yapılacak başka
işler var. 10 milyonu aşkın sığınmacı yabancıların süratle ülkelerine
gönderilmesi ve 400 bin dolarlık konut alan yabancıya vatandaşlık
uygulamasından derhal vazgeçilmesi ile
konut fiyatları ve kiralarda
normalleşme sağlanabilir. Ama bunları yapmaya niyetleri bile yok.

“Asrın konut projesi” başarılı
olmazsa
300 bin aile (yaklaşık 1- 1,5 milyon insanımız) mağdur edilecek.

Umarım
ve dilerim ki proje başarılı olsun. Konut sahibi olmayan kirada oturan 300 bin
aile kendi evlerinde taksitleri, kolayca ödeyerek oturabilsin.

Bizim
görevimiz pembe tablolar çizerek halkımızı yanıltmak değil, riskler hakkında
bilgi vermektir.

Çağ’ın Öncüleri

0

“Çağin Öncüleri” ne Demektir?

İddialı olmayan, fakat istikamet sahibi, büyüdüğünde
ülke ve millet için ışık taşıyan (-ki her çocukta bu ışık vardır yeter ki
büyükler ateşini yakmayı bilebilsin) küçük ve on civarında çocuktan oluşan
guruplardır.
Çocuklar okul, mahalle, komşu, akraba
veya ebeveynlerin yaşları bir birine yakın olanlarından oluşturulabilir. Bu
çocuklar; iki haftada bir, hafta sonları ailelerin evlerinde toplanırlar.
Sade
bir şekilde çocukların kaynaşması ve dostluk kurması esasına göre davranılır. Ortak
paydaları:
Birlikte TÜRKÜ SÖYLEMEK, kendilerini ifade edecek hatıra
veya geçen iki haftanın değerlendirmesini yapmak, mümkünse iki ayda bir
eğitici film seyretmek, Türk millî değerlerine bağlı olarak yabancı dil öğrenmeyi
sağlamaktır
(Ahmet Yesevî, Yunus Emre[1],
Mevlana, Pir Sultan Abdal gibi evrensel düşünür ve şairlerimizin şiirleri ve
Nasreddin Hoca fıkralarının çevirileri hem Türkçe hem de yabancı dilleri
öğrenmede
kolaylık sağlayacaktır. Dünya klasiklerinin “Türkçe-yabancı diller”le
 hazırlanmış kitapları tercih
edilmelidir). Çocukların internet imkanı varsa çeviri programları ile diller
arası çevirilerle eğitimlerine bir oyun hüviyeti katılabilecektir. En doğru
çeviriyi yakalama bunlardan biridir. Bu arada Türkçesini de zenginleştirmeye
binlerce yıllık dilinin gizemlerini erken yaşta keşfetmeye başlayacaktır.
Türkçesini
en güzel şekilde yazma ve konuşmaya çalışırken diğer dillerin de özelliklerine
vakıf olabilecektir
Bir dil
kendini diğer dillerle karşılaştırarak daha da gelişmektedir.

Kolay= Yalın= Sade Uygulanabilecek Kurallardır:

Onbeş günde bir çocukların ailelerin birinin evinde
toplanılır
. Toplantıya , sadece evsahibi ailenin
velileri ve egitim yönlendiricisi veya yönlendiricileri iştirak eder.
Eğitim
yönlendiricisi; çocukların o günlerde ilgisini çekebilecek, konuları sohbet
ortamına açar. Sohbet sırasında her çocuğa söz verilir ve sözü kesilmemelidir. Eğitim
yönlendiricisi Türk Musikî aletlerinden birini kullanıyorsa kendisi, bilmiyorsa
yardımcısı ile öncelikle Millî Şuuru ve Vatan sevgisini benimsetecek
Türkülerden ortak Türkü külliyatı oluşturulur
. Her ilin Türküsünden
öğrenmeyi benimsemek ve gerçekleştirmek de gerekmektedir. Yıllar sonra bu
çocuklar genç olduklarında beraber söyleyecekleri, beraber ağlayıp neşelenecekleri
türküleri, şarkıları olmalıdır.
Çocuklar büyüdükçe, Türk Yurtları, klasik
Türk ve Batı musuki zevki de geliştirilmelidir.
Çocuklara, kitap hediye
edilmeli okuma ve kütüphane oluşturmaları sağlanmalıdır. Evlerde; çocuklar bir
araya geldiklerinde ev sahibesi, fazla masraflı olmayacak ekonomik bir şekilde pasta,
börek ve çay veya soğukluktan  oluşan
ikramını sunduktan sonra, sohbet veya musukî faslına geçilmelidir
. Sofra
kurallarına, herkes uymalıdır. Mutlaka el yıkamaya dikkat edilmelidir. Herkes
bitirebileceği pasta veya ikramı tabağına almalı, kesinlikle tabak ve
bardağında artık bırakmamalıdır.
İsraftan kaçılmalıdır. Dünyanın büyük
kısmının açlıkla karşı karşıya kaldığı ortamda , onların acı ve ızdıraplarını
hissetmeden israf eden
çocuklar olmak, gelecek açısından da alışkanlıklarını devam ettirecek demektir.
Çocuklar başlangıçta kuralları anlamsız sanabilirler, fakat bu kurallar
asırların tecrübeleri ile bağlantılıdır
. İsraf etmeye devam eden çocuklar açların ve
susuzların hali ile özdeşleşememektedir (empati kuramamaktadır). Dünya
çocukların ve tüm insanların empati yetenekleri arttığında barış içinde
olacaktır.
Çocuklar, ebeveynlerine (ailelerine) ve arkadaşlarına karşı
saygı ve sevgi dolu yetiştirmeye çalışılmalıdır.
Saygı ve sevginin olmadığı
kalplerde, insanlığı ve kainatı kucaklayacak çiçekler  açamadığı bilinmelidir.  Sözüne sadık, asla yalan söylemeyen
çocuklar yetiştirmelidir. Belki her doğru söylenemeyebilir, fakat her söylenen
doğru olmalıdır
. Herkese ve herşeye söz vermek zorunda değildir, lâkin
söz verildi ise tutulmalıdır.
Sabırlı olmalı “Çağın öncüleri”nin
omuzlarına taşıyamayacakları yük yüklenmemelidir.

EBEVEYNLERİN DİKKAT EDECEĞİ HUSUSLAR:

Genç ebeveynler klasikleşmiş kişisel gelişim kitapları
veya psikologların kitaplarını okumalıdır. Yahut hayli yaşlı anne ve babalardan
hatta annanne ve dedelerden çocuk yetiştirme konusunda fikirler alınmalıdır
.  Çocuklara ahlakî
kurallar
çerçevesinde arkadaşları ile dostluk kurma yani insanî
ilişkileri ve bilgiye ulaşma yeteneği kazandırmalıdır. Onlardan
kütüphane çapında bilgi beklenmemeli, sabırla ilerde kendi kendilerini
geliştirebilecek özgüven, araştırma ve ilim 
merakı, millî hassasiyetin zemini çocukları sıkmadan verilmelidir
. Türk
tarihi, Türk Musikîsi, Vatan sevgisi, Kaianata mensup olma şuuru, bilimsel
kavrama ve düşünme; tabii bir süreçte kazanılmalı, ders hüviyetinde
olmamalıdır.
Birlikteliğin samimi gidişine müdahale edecek, buyurgan,
kendi hayallerini geçmişte, gerçekleştirememiş; çocuklardan fazla beklenti
sahibi olan erişkinler uyarılmalıdır.
Çocukların herhangi bir siyasî
gruba dahil edilmesinden kaçınılmalıdır
. Onların; bilim, sanat,
düşünce  sahalarında Vatanımızın
geleceğinde söz sahibi olmaları önemlidir. 
İlerde çocuklar gençlik çağında kendi hür iradeleri ile şu veya bu
siyasi tercihleri olabilir. Eğitim yönlendiricileri bu konuda hoş görülü olmalı
kendi siyasi düşüncelerini gündeme getirmemelidir
. Çocuklar, zaman zaman
bulundukları mekanlara yakın tarihî eserleri, müzeleri ailelerinde iştiraki
ile gezmeli
, gitmeden önce o yerler hakkında bilgi alınmalı, okunmalıdır. Bilimsel
gelişmeler TUBİTAK çocuk   vb. Dergiler ile
yahut belgesel yayınlarla takip edilmelidir.
Özellikle çocukların yetenekleri
doğrultusunda belirli meslekleri seçecekleri düşünülerek, o istikamette
yardımcı olunmalıdır
. Tanımlanan toplantı yöntemi hem çocuklar hem de
aileler tarafından değiştirilmeli ve geliştirilmelidir. Değişim ve gelişim; insan,
zaman, mekan, imkân vd. şartlara göre uyarlanmalıdır.

Çocuklar her zaman çağın öncüleridir. Eğitim başta
olmak üzere en büyük maddi ve manevî yatırım onlara yapılmalıdır. Bu yatırım en
masrafsız olanıdır
. Aileleler düşünen ve
sevgi-saygı dolu öz güvenli çocuklar
yetiştirdiğinde toplumun geleceği sadece
huzurlu ve sağlıklı değil aynı zamanda hidayetle
aydınlanacaktır. Bugünün
çocukları kültürlü ve irfan sahibi gençler olduklarında Türk Milleti ve
insanlık onurunun burçları yıldızlara yükselecektir. O zaman TÜRKLER MUSTAFA
KEMAL ATATÜRK’ÜN “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
vecizesini bir kez daha
hatırlayacaklardır. BU SÖZÜ UNUTTURMAMAK İSE HER TÜRK EVLADININ İNSANLIĞA
KARŞI SORUMLULUĞU VE BORCUDUR.
ÇÜNKÜ TÜRK OLMAK YERYÜZÜNÜN DERTLERİYLE
DERTLENMEK VE ONLARI ÇÖZMEK BİLİNCİDİR
. ONUN İÇİN  HZ. MUHAMMED (O’NA, ASHAB-I GÜZİN VE EHL-İ
BEYTİNE SELAM OLSUN) HER RAMAZAN TÜRK ÇADIRININ ALTINDA ADETA ONU BİR GÖK
KUBBE FARZ EDEREK TEFEKKÜR ETMİŞ VE TÜM İNSANLIĞIN GELECEĞİNE AYDINLIK
MÜJDESİNİ VERMİŞTİR[2]
.

 



[1] Öğrencilerimizle ve
dostlarımızla “Gönül Kardeşliği ve Yunus Emre” isimli eserde Yunus şiirleri
Türk Lehçeleri ve Akraba Dillere aktarılarak ESTUDAM sayfasında elektronik
ortamda ücretsiz olarak paylaşılmıştır:

https://estudam.ogu.edu.tr/Storage/ESTUDAM/Uploads/G%C3%96N%C3%9CL-KARDE%C5%9EL%C4%B0%C4%9E%C4%B0-VE-YUNUS-EMRE.pdf

[2] RESUL-U EKREM’İN BU HASSASİYETİNE DİKKATİMİZİ
ÇEKEN AZİZ KARDEŞİM BAYRAM ZENGİN’E TEŞEKKÜRLERİMLE

Türkçe, Telaffuz ve Şener Mete

Şener Mete, TRT’de benim mesai
arkadaşım. Yarım asra yaklaşan bir dostluğumuz ve mesai arkadaşlığımız mevcut.
TRT belli bir görüşün tekelinde iken Genel Müdür Prof. Dr. Şaban Karataş’ın
açtığı imtihan ve kursları başarıyla tamamlayarak bu kuruma girdik (1976). Bir
sene kadar başta Türkçe, dil, edebiyat, hukuk, tarih, siyaset, sosyoloji,
yayın-program uzmanları akademisyen ve ustalarından ders aldık. Birkaç misal
vermek gerekirse Edebiyatçı Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Tiyatrocu Bozkurt Kuruç, Ceza
hukukçusu Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, çok sesli müzik ustası Yavuz Ayber vs.

Şener Mete ayrıca TRT
ustaları olan Müberra Yetkin, Şebnem Savaşçı, Mehpare Çelik, Osman Özüvar, ilk
fonotikçi Nadide Köksal gibi marka spikerlerin talebesi oldu. Bu dönemde bütün
kursiyer arkadaşlarımız mevzuata göre işlerini bırakıp, pulsuz parasız bu
kurslara katılmak durumunda idi. Ankara ve İstanbul’daki derslerde Allah’tan
kamu kuruluşlarının tesislerinde kaldığımız için pek fazla masraf olmamıştı. Görevliler
de bizi her gün derse iştiraki noktasında yoklama yapıyorlardı. Oysa İsmail Cem
döneminde tam tersi olmuş, kursiyerlere istisna akitli olarak bu dönem boyunca
ücret ödenmiş ve diğer imkanlar sağlanmıştı!

 

Bir Gelenek Başlıyor

Baş spikerliğe kadar yükselen
Şener Mete’nin ilk ataması Antalya Radyosuna yapıldı. O günden bu yana emekli
olduğu zaman dilimine kadar görevini hep başarıyla görev yaptı, bilmediklerini
sordu, öğrendiklerini paylaştı. Mesela bir Japon yetkili gelip TRT’de haber
olmuşsa Japonya Sefaretinden bu ismin nasıl okunması gerektiğini üşenmeden
telefon edip öğrendi. Hatta dostluklar kurdu. Mesleği ile kitaplar kaleme aldı.
Arkadaşlarının hukukunu ve Türkçe’nin namusunu korudu.

Bilinmeyen ya da yeni kelimelerin
nasıl okunacağını öğrendikten sonra spikerler odasındaki panoya astı. Panoda
asılı bilgilerden herkes istifade ediyordu. Şener Mete daha sonra atandığı TRT Türkiye’nin
Sesi Radyosu’nda bu usül bir gelenek haline geldi. Gerek bu panodaki
kelimeleri, gerek kurstaki aldığı notları hep arşivinde sakladı.

 

Zamanın Tarihe Düştüğü Notlar

İstanbul’a geldiğinde (
Ağustos 2022) Şerifali’deki evimizin bahçesinde birlikte olduk. Sohbet etik. Ben
sordum Şener Mete cevap verdi. Bu defa ben not tuttum. Şimdi sizlere
aktarıyorum.

-Cahit Öztelli’nin
kitaplarını okumaya başladım. Türkiye’nin Sesi Radyosu spikerlik sınavı açınca
(1978) sınava girdim. Jüride Daire Başkanı Recaizade Mahmut Ekrem’ın kızı  torunu Ercüment Ekrem Talu’nun kızı Esin
Çelikkan Talu ve spiker Hayati Akar da var. İmtihanı kazandım ama genel
müdürlük kadro vermeyince aynı yıl askere gittim. Günün birinde Teleks
servisinde görev yapan Mehmet Erol atandığımı haber verdi. Yurtdışına 16 dilde
yayın yapan Türkiye’nin Sesi Radyosu’nda göreve başladım. Burada kadro,
malzeme, yayın, arkadaşlık çok iyiydi. Spikerler Enver Paşa-Naciye Sultan’nın
kızı Türkan Mayapek ve Necati Engez(Fransızca), Berter Tali (İngilizce), Bilge
Bostancı( Elence), Bulgaristan’da Türk olduğu için Sovyet yönetim tarafından 10
yıl hapis cezasına çarptırılan Osman Bey(Bulgarca spiker) ile tanıştım. Burası
sürgün yeri olarak görüldüğünden, yöneticiye ters düşen ünlü spikerler Sevim
Canbaz ve Ülkü Kuranel ile de burada dost oldum.

Rum mezalimi altındaki Kıbrıs
Türkleri için de Mithatpaşa Caddesi 37 numaradaki merkezimizin en üst katında
da A Servisi Kıbrıs Mücahitleri için yayın yapardı.

 

Röportajlar Başlıyor; Maraşel Çakmak’ın Kızı

Şener Mete Türkiye’nin Sesi
Radyosuna Birinci Dünya Savaşı ve Türkiye konulu bir program yapıyor. Mareşal
Fevzi Çakmak’ın kızı Nigar Hanım ve damadı Şefik Bey de konuk oluyor. Yeni bir
muhit ediniyor. Osmanlıca ve Tarihi kelimeler için Ferit Develioğlu’nun
sözlüğünü alıyor. Yayın sonrasında gelen tepkilerle kendisini kontrol ediyordu.
Bu titizliği sonrasında haber -redaktör spikerliği sınavına girerek kazanıyor (1984).
Söz konusu yıllarda bir odadan diğerine geçmek bile imtihan ve referensla
oluyordu! Başarılı röportajlarına rağmen programlarını Türkiye’nin Sesi’nde
devam ettirmek için TRT Yurtdışı Yayınlar Dairesi’nde kalıyor.

-TRT’ye yeni alınan muhabir
ve spikerlere hocalık yaptım. Bugün 25 spiker öğrencim mevcut. Bu ara yüksek
lisansa başladım. Bir ziyaretimde TRT Haber Dairesi Başkanı Ceyhan Baydur
“yarın gel bizde göreve başla” demez mi? O yıllarda Reyman Somer de Yurtdışı
Yayınlar Dairesi Başkanı ve ben oraya bağlıyım.

-Hala yurtdışına çıkmadınız
galiba?

-Prodüktör Oktay Şamiloğlu
ile birlikte Almanya ve Avusturya’ya görevli gittim. Böylece bir başka tecrübe
daha kazanmış oldum. TRT Haber Dairesi’nde de oda panomuza bilgi asma
geleneğimiz sürdü. Böylece izleyicilerden gelen tenkitleri de görebiliyorduk.
Yönetim değişti, İhsan Öztamer başkan oldu ve bana “Ekrana çık” dedi. TRT
Avrasya, TRT İNT, TRT 2’de haberleri okumaya başladım. Sonra TRT
Kavaklıdere’den Oran’a(1996) taşındı.

 

Sözlük Yazarlığı Günleri ve Telif Hakkı

-Özel Televizyonların da
sayısı artmaya başlamıştı.

-Evet. Maalesef yanlış
kelime, bozuk cümle çok fazlaydı. Bunları hep not aldım. En fazla da Osmanlı
Türkçesindeki kelimelerde yanlışlıklar yapılıyordu. Notlarımda yanlış teleffuz
edilen tam 8 bin kelime olmuştu. Avrupa Birliği de bu dönemde hız kazanmıştı.
Oradan da yeni kelimeler geliyordu. Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi gibi.

-Sözlük yazarlığı böylece
başlıyor galiba?

-Avrupa Birliği ve Spor
Sözlüğü, Teleffuz Sözlüğü, Okunuşlar Sözlüğü böylece hayatımıza girdi. İlk
kitap heyecanı başladı. Sonrasında devamı geldi.

-Bana imzalayarak takdim
etmiştin. Gerçekten muhteşem bir çalışma ve sahanının ilk örneği. Anı roman
kitap çalışmalarımda bunlardan istifade ettim, referans gösterdim. Peki
bunlardan telif aldın mı, nasıl ve kim bastı bu önemli eserleri?

-RTÜK Başkanı Fatih
Karaca’ya, sonraki Başkan Zahit Akman’a götürdüm çalışmalarımı. Çok beğendiler,
“hemen basalım” dediler.

-Telif yok, hep almaya
alışmışlar vermeye yanaşmazlar pek!

-Telif konu edildi ama
olmadı, kitap verdiler telif yerine. 2020 yılında maalesef RTÜK benim Türkçe
Teleffuz Sözlüğümün aynısı bastı. Üstelik bir akademisyen imzasıyla. Hukuki
mücadele başlattım. Artık nasıl netice alınacaksa. Özel kavramlar vardır.
Bunları da sözlüğüme aldım. Yeni güncel kelimeleri de ekledim. Sözlük 14 bin
kelimeye çıktı. Bu defa TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin “bunu basalım “ dedi ve
bastı(2014).

-Peki telif verildi mi?

-Hayır yine kitap aldım.
Sözlüğümde kısaltılmış kelimelere de yer verdim. Çünkü kısaltmalar bütün
dünyada kullanılıyor. Dünyada kullanılan bütün kısaltılmış kelimeleri topladım.

-Birkaç misal versene?

-RTÜK, TRT, ABD, AB, FİFA,
UEFA, CSK gibi. Spiker arkadaşlar bu konuda pek hem fikir değil, ikiye bölündü.
Bir kısmı orijinalini okuyalım derken, diğerleri kısaltılmışları tercih ediyor.

 

Altıncı Kitapta Neler Var?

-Spor sektöründe kullanılan
kelimelere de özen gösterdin!

-Evet. Spor kelimesi ilk defa
Roma’da bir taşın üstüne yazılıyor. Senato da öyle. Diplomatik bir kısaltma.
Roma Senatosunun önünde duruyor. Dünyanın ilk kısaltması da böylece hayatımıza
giriyor. Şehrin adı da kısaltılmış. Çalışmamda 6500 kısaltma daha sonra 8000
kelimeye çıktı. Bu konuda da yenileşme devam ediyor. Dünya, kelimeleri
kısaltmaya devam ediyor. Bu kitabımı da TRT bastı.

-Telif?

-Prestij kitap olarak
Konuşturan Sözlük 2 cilt olarak yayınlandı. Böylece 15500 kelimelik sözlük
oldu.

-Bu beşinci eserin, kitabın
öyle mi?

-Altıncısı ise Mikrofonla
İletişim ve Yayıncılık Sözlüğü. Hazırlığı tamamlandı. Çalışmam bitti. Bu
eserime Füsun Ünsal gibi 6 önemli isim önsöz yazdı. Kitap yazan yayıncılar,
spikerler, prodüktörler, seslendirmeciler, Türkologlar, halk bilim uzmanlarının
önsözde imzaları var.

-Spikerlerin hayatını dizayn
eden bir çalışma galiba?

-Çok doğru. Kelimelerin
kökleri, üniteler arası iletişim, törenlerin nasıl yayınlanacağı, yapay zeka,
robot teknolojisi, Z kuşağını vesaire bu çalışmama aldım. 1000 sahife oldu.

 

Bir Akademinin Yapacağını Tek Başına Gerçekleştirmek

-Peki ağır bir yük bu? Hiç
yayınlanmayacağını ve masrafını düşünmedin mi?

-Hiç yayınlanmasını
düşünmeden çalıştım ve yazdım. Sözlük yazarken bir hoş oluyor, moral buluyorum.
Bazen bir kelime için iki gün çalışıyorum. Türkçemiz maalesef reating uğruna
adeta katledilerek, kimi toplum kesimlerinin şivesi Türkçe’nin önüne
çıkarılıyor.

-Çok doğru bir tespit. Bu
çalışmalarınız dilerim amacına ulaşır. Güzel Türkçemiz tırmanışını sürdürür. Fikir
ve kitap üretenler için maalesef kaynak, kadro yeterli değil. Bunu tek başına
yapmak da muhteşem bir olay. Bir üniversite kadrosunun bile üstesinden
gelemeyebileceği bir çalışma. Bunu tek başına götürüyorsun kutlarım.

-Evet maalesef üretenler ve
telif edenler yalnız, yapayalnız. Her tarafın kapıları üzerlerine kapalı.
Onların hukukunu koruyacak bir kurum yok. Yönlendirecek biri de bulunmuyor.
Telif vermiyorlar ama bilmiyorlar ki inancımızda bu kul hakkı diye önemli bir
husus var.

-İyi ki inancımızda kul hakkı
var da hesabı bir gün sorulacak.

 

İntihal Olayı

-Eserlerinizden çalıntı
oluyor mu?

-Hem de nasıl. Bunların
hakkından rahmetli Hüseyin Müvit geliyordu. O da vuslata ederdi.

-Allah rahmet etsin. Fikir.
Eser, kelime hırsızlarıyla iyi mücadele ediyordu Hüseyin Müvit ustamız. Sevgili
Şener Mete(Şarkikaraağaç-1948) TRT’den başka faydalı olduğun, çalışmalar
yaptığın kurumlar var mı?

-TDK Sözlük ve İmla Yazımı
Kılavuzu Hazırlama grubundaki 11 uzmandan biriydim. Hacettepe ve Bolu İzzet
Baysal Üniversiteleri, Türk Dil Kurumu vs bildiriler sundum, ulusal ve
uluslararası sempozyumlara katılıyorum.

 

Fahri Doktarayı Hak Eden Uzman

 

Bu çalışmalarıyla en azından
fahri doktorayı hak eden kıymetli sözlük yazarı Şener Mete diksiyon ve nefes
eğitmeni, heyecanı yenme, ses ve artikülasyon çalışmaları, vurgulama
yöntemleri, tonlama, ulama, konuşma ezgisi, toplum önünde hitap etme, metin
değerlendirme, beden dili konusundaki hizmetleriyle marka bir isim. Hem vefalı
ve hem de mütevazi. Bu konuda başarılı bütün spikerlere de kitabında yer
vererek bir vefa gösteriyor. İyi ki benim arkadaşım, dostum ve yarenimsin.

“Montessori Eğitimi” Üzerine-2

“Çocuklarınıza çok değerli birer hazineymiş gibi
bakın, onları ve kendinizi onurlandırın.”
Bernie Siegel

 

Montessori Eğitimi’nin Temel
Özellikleri;

Büyüklerle küçüklerin bir arada bulunması çocuklarda toplumsal bilinci ve
kendine güveni geliştirir.

Çocuklar öğretmenlerinin uyarıları yerine, kendi hatalarını kendileri
düzeltirler.

Bireysel öğrenme, çevre içerisinde gerçekleşir. Her bir çocuk farklı bir
adımda büyür, bu onun gelişimini destekler.

Somut öğrenme üzerinde durulur. Çocuklar kavramları gerçek hayatta
yaşayarak öğrenir.

Montessori sınıflarında bütün materyaller çocukların erişebileceği yerlerde
bulunur. Masa, sandalyeler çocukların kullanabileceği kadar küçük, duvardaki
resimler çocukların göz seviyesinde olacak şekildedir. Bu düzenleme, çocuğun istediği
materyali seçmesine imkân sağlanır.

Çocuklar eğlenerek, araştırma isteğiyle çalışırlar. Doğal liderlerdir, yeni
görev almaktan mutludurlar. Onların ilgileri işin sonunda çıkan üründen ziyade
işin kendisidir.

Montessori eğitimi, çocuklara doğal bir sorumluluk hissi verir.

Çevre, çocuklar için hazırlanmıştır. Odadaki her şeyin raflarda özel bir
yeri vardır.

Çocuklar öğretmen tarafından değil, kendi gelişim ihtiyaçları tarafından
motive edilirler.

Çocuk deneyimlerini mutlaka kendisi yaparak kazanır.

Çocuk materyallerin özellikleri sonucu duyularını hassaslaştırır ve
öğrenir.

Çocuğun çalışmasında ona seçme özgürlüğü sağlamak önemlidir.

Gerçek hayatla ilişkiler kurulur. Çevre çocuğun yaşadığı kültürel çevreye
uygun hazırlanır.

Materyalin çekiciliğine özen gösterilir (temizlik, bütünlük, renk uyumu).

 

Bu gelişime
yetişkinler etki edemezler. Çünkü onlar inşa planını bilmemektedirler. Ancak, bir
yetişkinin zamansız müdahalesi ya bu inşa planını tahrip edebilir ya da yanlış
bir yöne yönlendirebilir.

Montessori
Eğitiminin temel taşlarından birisi hazırlanmış çevredir. Çocuklar hazırlanmış
çevredeki Montessori materyallerinden, bireysel ilgi ve eğilimine göre bağımsız
olarak seçim yaparlar.

Montessori
okullarında çocuklar, istedikleri materyalle, istedikleri zaman, istedikleri
yerde çalışırlar. Çocuklara istedikleri kadar tekrar etme imkânı sunulur. Erken
öğrenen yeni bir çalışmaya geçebilecektir, çünkü öğrenmede herkesin farklı bir
ritmi vardır.

Materyallerdeki
hata kontrolü çocuğun kendi hatasını bulmasıyla gerçekleşir. Başka birinden
uyarıya, onaya ve düzeltmeye gerek kalmaz. Kendi kendisini düzeltmesine olanak
sağlar. Böylece yetişkinden bağımsızlaşmak doğal olarak gerçekleşir.

Çocuğun güçlü bir
karakterde yetişmesini sağlamak için “bir bakıma fiziksel ve ruhsal bir
hijyene” ihtiyaç vardır. Bu durumda yetişkinlerin görevi çocuğun içindeki
yeteneği ve gizil gücü uyandırmak ve onları gelişim sürecinde desteklemektir.

Montessori
yönteminin özü, çocuğa önceden hazırlanmış bir çevrede kendi kendini
geliştirebileceği şekilde hareket ve faaliyet özgürlüğü tanımayı amaçlayan,
kendi kendine oluşan ve gelişen bir yöntem ve sistem anlayışıdır.

Çocuk, öğrenme arzusunu ve kendi yeteneklerini
geliştirme potansiyelini desteklemek için hazırlanmış, çocukların isteyerek
yararlandıkları, zekâlarını kullanarak hareket ettikleri çevreden
faydalanmaktadır.

Montessori eğitim yöntemi, günümüzde birçok
ülkede uygulanmakta ve çocukların gelişimleri üzerinde pozitif ilerlemeler
kaydedilmektedir.

 

Sevgiyle kalın…

Fanilik ne Yaman Şey!

0

     İnsan, sokak veya
caddelerde gündüz yürürken, bazen kepenkleri indirilmiş bir dükkân, kapısı
kilitli bir ticarethane görünce, içi bir tuhaf oluyor! İçini bir hüzün hâli
bürüyor! Buraların hayat dolu, canlı hâllerini düşünüyor. İnsanların girip
çıktığı, alış veriş yaptığı bu yerlerin mahzun görünüşleri; ister istemez,
insanın üzülmesine sebep oluyor. Kederlenmesine yol açıyor. Eski hareketli,
canlı ve hayat dolu manzarası, insanların cıvıl cıvıl konuşma ve sohbetlerini
duyar gibi oluyor.

     Şimdi ise, bu
metrûk / terk edilmiş görünümleri; her şeyin muvakkat / geçici olduğunu
hatırlatıyor. Daimî / devamlı olmayan şeyde, zevk ve sefa aramanın ne kadar boş
ve beyhûde olduğunu derk edip anlıyor. İçinden gelen bir his ve ses lisanı hâlle;
devamsızda hayır olmadığını âdeta yüzüne karşı haykırıyor. İnsan kalbinin
canhıraş bir feryatla “Ebed Ebed!” diye attığının farkına / ayırdına varıyor.

     Evet bitişler, sona erişler, süresizlik,
geçicilik ve batışlar; yeniden fakat daimî bir doğuş olmadıkça:

 

     Veriyor insana
hüzün üstüne hüzün!

     Baharda değil de,
sanki yaşıyor içinde güzün!

 

     Şair:

 

     “Öt Bülbülceğizim
öt,

     Bu bağında bir gün
hazanı vardır.” derken,

 

     Peşînen bitişin
hüzün verdiğini hatırlatır.

     İlânihaye sürüp
gidecek ebedî bir hâlin; herkesin meftûnu olduğunu dile getirirken, fanilikten
dolayı kendisi de, his ve duygularını âdeta şöyle ifade eder gibidir:

 

     El aman, el aman!

     Fanilik ne de
yaman!

     İnsan, geçsin
istemiyor ânı;

     İstiyor, bitişi
olmayan bir zamanı.

 

     Öyleyse korkma ey
insan!

     İstediğini biliyor
Yaratan.

     Hiç vermek
istemeseydi,

     Verir miydi
istemek ta baştan.

     x

     Evet, her insan
kendi vücut ve bedeninin mahv olması / yok olmasından ötürü müteellim olur /
elem duyar. Hanesinin harap olmasıyla, hüzne gark olur. Vatanın bozulması onu
gayet / son derece üzer. Ahbâb ve yakınlarından firak / ayrılış ve onların
vefat / ölümleri; kalbine derin mi derin onulmaz acılar çektirir. Özellikle
dünya kadar büyük, has ve hususî dünyasının zeval bulacağı korkusu, ondan firak
ayrı düşeceği duygusu ve sonunda kendisini tamamen terk edeceği düşüncesi;
manevî bir Cehennem gibi, ruh ve vicdanını yandırır.

     İşte, aklı başında
her bir adam; ruhsuz, kalpsiz, akılsız olmamak şartıyla; bilecek ki, Hz.
Muhammed Miraç gecesinde, bize bildirdiklerini, müşahhas / somut olarak bizzat
kendi gözleriyle görmüş; üstelik kavuşulacak olan bu saadet ve mutluluğun bâkî
/ sonsuz bir hayat olduğunun da, beşaret ve müjdesini vermiştir. Kaldı ki, bu
beşaret ve müjdeye; insanın alâkadar ve ilgi duyduğu sevdiklerinin de dâhil
olduğu, onların da zeval ve yok oluştan hariç tutulduğu, Cennet’te hep birlikte
tüm inananların mesut ve bahtiyar olarak, sevinçli bir hayat sürecekleri; iki
cihan güneşi Hz. Muhammed tarafından bizzat müjdelenmiş ve muştulanmıştır.

Dar Gelirlileri Rahatlatıcı Tedbirler

Çok
yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı dar gelirli kesimin en temel ihtiyaçlarını
tedarik etmesinde sıkıntı yaratıyor. Bu da devletin dar gelirlileri kısmen
rahatlatacak bazı kararlar almasını
zorunlu kılıyor.

Yaşanan
ekonomik buhranın hiç etkilemediği bir kesim olduğu muhakkak. Hatta
muhtemelen toplam nüfusun yüzde 10’u mertebesindeki bu kesimin alım gücü
azalmadığını, bir kısmının da daha zenginleştiğini tahmin edebiliriz.

Sığınmacılarla
beraber 90 milyonun üstünde olan Türkiye’de 10 milyona yakın bir nüfus
gelirlerini enflasyonun üzerinde veya enflasyon artışı kadar artırabildikleri
için ekonomik bir sıkıntı hissetmiyorlar.

Yine ikinci
bir 10 milyon kadar nüfus
gelirlerini enflasyon artışı kadar artıramamış
olsa da geçmişte yaptıkları yatırımları sebebiyle; ev, araba, beyaz eşya,
mobilya, elbise, telefon gibi malzemeleri önceden alabilmiş olduğu için bu
konularda bir süre masraf etmeseler de olabilir. Bu kesim sadece gıda, enerji,
ulaşım gibi masraflardaki artıştan yani hayat pahalılığından kısmen etkileniyorlar.

TÜİK’in
2021 yılına dair raporuna göre, Türkiye’de en yüksek gelire sahip bu yüzde
20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay, yüzde 46,7’dir.

Hani “ekonomik
kriz yok, yollar lüks araba dolu, lokantalarda, kafelerde yer bulunmuyor”

dedirten kesim bu.

Bu
kesim bütün yolları dolduracak kadar arabaya sahiptir. Fiyatlardan etkilenmeden
lokanta ve kafelere gidenlerin sayısı bu tür mekânların tamamının dolduracak
mertebededir.

Ama geride
kalan 70 milyonun
konumu, kademe kademe, “sıkıntılıdan”s “derin
yoksulluğa”
giden bir ıstırap çizgisindedir.

****

TÜİK’in
2021 yılına ait “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması” raporundan
bakalım.

Konut
alımı ve konut masrafları dışında borç veya taksit ödemesi olanların
oranı yüzde 63,7
oldu. Nüfusun yüzde 6,6’sına bu ödemeler yük
getirmezken, yüzde 23’üne çok yük getirdi.

Hanelerin
yüzde 60,8’i evden uzakta bir haftalık tatil masraflarını, yüzde 38,3’ü
iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını, yüzde 33,4’ü
beklenmedik harcamaları, yüzde 20,5’i evin ısınma ihtiyacını,
yüzde 62,9’u eskimiş mobilyaların yenilenmesini ekonomik olarak
karşılayamadığını beyan etti.

Finansal sıkıntıda olma
durumunu ifade eden maddi yoksunluk işte bu gibi cevapları verenlere
göre hesaplanıyor.

Türkiye’de
ciddi maddi yoksunluk oranı yüzde 27,2 olarak gerçekleşti.

****

Devletimiz
2 bin TL altı borcu olup da icra takibine uğradığı halde bunu dahi ödeyemeyen
5,5 milyon vatandaşımız olduğunu tespit etmiş.  Bu ciddi maddi yoksunluğun boyutunu
da göstermektedir.

Devlet
bu vatandaşların 2 bin TL altındaki icra borçlarını sildi. Bu yapılan
elbette iyidir. Ama bu duruma düşmüş 5,5 milyon vatandaşımızın varlığı utanç
vericidir.

Bu derin
yoksulluk
içindeki kesime bir defalık yapılan bu yardım yeterli
olmayacak. Bunların çoğu muhtemelen önümüzdeki aylarda da yine elektrik, gaz,
su gibi borçlarını ödeyemeyecek ve icra takiplerine maruz kalacaklar.

**************************

Konut Sıkıntısı Var mı?

Türkiye’de,
2021’de, oturulan konuta sahip olanların oranı yüzde 57,5 olarak
hesaplanmış.

Kirada oturanların oranı yüzde 26,8, kendi konutunda oturmayıp (lojman, anne baba veya akraba evinde
oturup) kira ödemeyenlerin oranı ise yüzde 14,6 olarak bulunmuş.

Bu
oranın içinde başka şehirde ikamet ettiği halde köyünde, kasabasında miras
kalmış oturulmayan veya senede birkaç hafta oturulan evleri olanların bu
konutları da dahil. Bunları çıkarınca mülkiyeti kendisine ait evde
oturanların oranı % 40-45 arası olabileceği hesaplanıyor.
(Bu hesaplarda, 10-11
milyon civarındaki sığınmacılar dahil
değil.)

Avrupa
ülkelerinde bu oranlar yüzde 70’lerin üzerinde.

Yani
Türkiye’de esasen konut arzı yetersiz. Buna bir de sığınmacı
yabancıları
ekleyince konut arzının iyice yetersiz kaldığı açık. Ayrıca
devletin “400 bin dolarlık gayrimenkul alan yabancılara vatandaşlık vermesi”
yabancıların piyasayı iyice yükseltmesine sebep oluyor.

İnşaat
maliyetleri hızla artarken, konut fiyatları ondan da hızlı artıyor. Çözüm için
riskli projelerden önce sığınmacı maliyetlerinden kurtulmak ve inşaat girdi
maliyetlerini düşürmek
için çalışılmalı.

10
milyon sığınmacı yabancıyı ülkelerine gönderebilsek konut fiyatları ve
kiralarda keskin bir düşüş olur. Ama bunu iktidar düşünmek bile istemiyor.

**************************

Asrın Konut Projesi

Devletin
konut fiyatlarındaki fahiş artışlara bir çare üretememesi, dar ve orta
gelirlilerin konut edinme hayallerini yok etti. Derken üzerinde iyi
çalışılmamış, detayları belli olmayan
“asrın konut projesi” ile
hayaller yeşertilmeye çalışılıyor.

Konutlar
nerede yapılacak tam olarak belli değil. Planlar, projeler ortada yok. Kaç
metrekare olduğu, giriş katı ile en üst katın fiyat farkı ne olacak bilinmiyor.
TOKİ’ye aktarılacak finansmanın kaynağı bile belirsiz.

Projeyi
tanıtırken önce “vatandaş evine taşındıktan sonraki aydan itibaren sabit
taksitleri
ödemeye başlayacak”
dediler. Sonra “sözleşme
imzalandıktan hemen sonra taksitler başlayacak”
diye değiştirdiler. Yani
2,5 yıl sürecek inşaat süresince vatandaş hem oturduğu evin kirasını ve hem de
alacağı evin taksitini ödemek zorunda kalacak.

Bu
arada ev fiyatının yüzde 10’u peşin olarak ödenecek. 3+1 dairelerin
fiyatı 850 bin TL, peşinat 85 bin TL ve ilk ödenecek taksit 3
bin 187 TL
olacak.

Önce sabit
taksitlerle ödenecek
dediler. Sonra yılda iki defa memur maaş
artış oranında zamlanacak taksitlerle ödeneceği
şeklinde
değiştirdiler.

Eğer bu
konutlar yapılıp başvuruculara verilebilirse, vatandaşın artan taksitleri
ödeyebilmeleri için gelirlerinin 20 yıl boyunca memur maaş artışının
üzerinde artması gerekecek.

20 yıl boyunca senede 2
defa artacak taksitlerle hayatı kısıtlanan dar gelirli vatandaşımızın diğer
giderlerine ayıracak parası kalacak mı bilemiyorum.

80 Yılın Ardından…

0

Sâdece
Türkiye’de değil, Türk Dünyâsı’nda ve Balkan ülkelerinde de tanınan ve sevilen
bir şahsiyet olan Dr. Akkan Suver, 18 Eylül 2022 târihinde 80. yaşına erişti.
Bu vesile ile kaleme aldığı ‘80 Yılın
Ardından…
’ isimli kitabını yazıp yayımladı.

Kitapta kendi
hayatından kesitler ile birlikte; derin ve devamlı dostluklar kurduğu mühim
şahıslarla hâtırâları, onların düşünceleri, vecize değerinde sözleri, şiirleri
ve fıkraları… fotoğraflar eşliğinde yer alıyor.

Dr. Akkan
Suver’in gazetecilikten gelen mahâreti ve gözlemci husûsiuyetleri ile toplum
hayatındaki değişimler, dün ile bugün arasındaki farklar konusundaki
değerlendirmeler, geçmişe özlemin ötesinde derin duygular ihtiva ediyor. Bu
satırlar, ‘geçmiş zaman olur ki hayali
cihan değer
’ özdeyişinin hatırlattıklarından ziyâde, kendimiz kalmak
suretiyle gelişerek değişme imkânlarını kullanamamış olmamızın hüzünlü
neticelerini ortaya koyuyor. Akkan Suver, kendi hayatını ise, ‘Keşkesi olnayan bir geçmiş’ olarak
değerlendiriyor. Mahlas kullanması gerekirse, ‘Bahtiyar’ı tercih etse yeridir. Esâsen. insanları ve toplumu
bedbaht eden, gerçekleşmesi mümkünken, çeşitli sebeplerle ıskalanan
fırsatlardır. 

Kitabın
sayfalarında Akkan Suver’in hayatı olmakla birlikte gazeteler, gazeteciler,
dergiler, şâirler, yazarlar, siyâsetçiler, yerli ve yabancı devlet adamları, fikir
ve sanat dostları resmigeçidi okuyucuyu kitabın sayfaları ve satırları arasında
zevkli ve meraklı bir yolculuğa çıkarıyor. Geçmişte yaşanan acısı az, sevinci
bol hâtırâlar en ince tığ ile gergef işler gibi sayfalar boyunca devam ediyor.

İstanbul’un,
özellikle de Kocamustafapaşa’nın, Samatya’nın Beyazıd, Lâleli ve Cağaloğlu’nun
târihî, sosyal ve kültürle bağlantılı hayatı, âile yapısı, Müslüman, Hıristiyan,
Mûsevî, Ermeni  ve Rum aileler arasında
saygı-sevgi bağlarıyla pekiştirilmiş dostluklar, sinemalar, lokantalar,
ibâdethâneler, toplu ulaşım araçları, mezarlıklar, bahçeler, giyim kuşam
alışkanlıkları… 36 kısım tekmili birden filmler gibi…

Tüfeğin
icadından sonra mertliğin bozulması gibi, konfeksiyon ve triko çıktıktan sonra
yavanlaşan ve kaybolan mahâretler hüzünlü şarkılar gibi… Sandık ve dolap
köşelerinde saklanan kefen bezleri, ölü yıkamada kullanılacak bir kalıp sabun
ve defin masrafları için hazırlanan, hanımların başörtüsüne veya tülbente
sarılı bir miktar para… Bunlar, yaşı 40’ın, 50’nin altında olanlar için bir
mânâ ifâde etmiyor olabilir. Fakat ‘geçmişin
câhili olanlar, geleceğin körü olmaya mahkûmdur
’sözünü bilenler için ilgi
çekici bilgilerdir. Bilenler öğretmeli, bilmeyenler öğrenmeli.   

Vecize gibi sözler,
sohbetleri renklendirecek kısa hikâyeler, tebessüm ettirecek fıkralar ve duygu
yüklü şiirler, tangolardan şarkılardan mısralar, geçmiş günleri hatırlamaya
vesile ve şâirlere ilham kaynağı olabilecek değerde. İşte bunlardan biri:

Cehennemde ateş bulunmaz. Cehenneme gelen herkes, kendi ateşini
yanında getirir
.’ Diyen filozofun bercestesine, Dr. Suver’in yorumu: ‘Ben de kendi ateşini kendi elinde taşıyan
düşmanlarımın alevlerini söndürmeye yardımcı olabileceğime hâlâ inanıyorum
.’

Suver’in bu
düşüncesi; Milâdi 700’lü yılların ortalarında fakir bir âilenin dördüncü evlâdı
olarak dünyâya gelen Râbia el Adeviye’yi hatırlatıyor. Râbia Hanım, Basra
sokaklarında, bir elinde meş’ale, diğerinde su dolu kova ile dolaşırmış.
Sormuşlar:

-Bunları niçin
taşıyorsun?

-Cenneti ve
cehennemi arıyorum. Meş’ale ile cenneti yakıp yok etmek için, su ile de
cehennemin ateşini söndürmek için… Böylece insanları cennet rüşvetinin
câzibesinden ve cehennem ateşinin korkusundan kurtaracağım. Herkes aklını
kullansın, rüşvet ve korkudan âzâde olarak kendi irâdesiyle iyiye doğruya ve
güzele yönelsin…

***

Akkan Bey, ‘Necip Fâzıl’la dehayı, Yahya Kemal’le
İstanbul’u, Mehmet Âkif’le kahramanlığı, Mûnis Fâik’le insanlığ, Ümit Yaşar ile
aşkı, Sebahattin İlhâmi’yle kadını, Şemsi Belli ile renkleri, Fâruk Nâfiz ile
Türkçeyi, Fâlih Rıfkı Atay ile ağaç ve yurt sevgisini
, (Refik Halid Karay’mı
olmalıydı?) Bediî Fâik ile kavramları ve
deyimleri tanımamızın büyük payı vardır
’ diyor.

Öğrenim
sürecine Sâmiha Ayeverdi ve Nihat Sâmi Banarlı’dan Türkçenin, Hüseyin Nihal
Atsız’dan Turan’ın ve Türklüğün, Zeki Velidî Togan’dan târihimizin, İbrâhim
Kafesoğlu’dan kültürümüzün ve de Yusuf Ziya Yörükan’dan, Elmalılı Hamdi
Yazır’dan dinimizin öğrenildiği ilâve edilebilir.    

Sevgili Akkan;
dikkatlerini ve projektörlerini iyi, doğru ve güzel insanlar üzerine teksif
ediyor. Ve de insanların iyi ve güzel yönlerini sergiliyor.  Ne güzel… Güzel insanlara böyle güzellikler
yaraşır. Güzel insanları örnek gösteriyor. Biliyor ki, insanoğlu sıkça
gördüğünü örnek alır. Kötüyü görüp iyiye yönelmek zordur. İyiyi görüp onun gibi
olmayı isteyenler daha çoktur.

Kitabında yer
verdiği şahsiyetlerden bâzılarının isimleri: Kadim dostu Engin Köklüçınar,
İsmet İnönü, Celal Bayar, Süleyman Demirel, Haydar Aliyev, Alparslan Türkeş, Rauf
Denktaş, Fâlih Rıfkı Atay, Nevzat Yalçıntaş ve diğerleri… Bu şahıslar, bölüm
başlıklarında adı geçenlerin bir kısmıdır. Bölümlerde yüzlerce isim var.
Denilebilir ki Akkan Suver, dost zengini bahtiyarlar sıralamasında hayli yukarılardadır.

***

Bu tür
kitapların son sayfalarında; ‘Dizin’,
İndeks’ veya ‘Bulduru Listesi’ gibi bölümler bulundurulması, güzel bir âdettir.

 

KİTAPTAN KISA KISA…

Celâl Bayar’ın cevâbı:

Dr. Akkan Suver: Efendim, Siz 1938
yılında kendinizi veya dönemin Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ı
cumhurbaşkanı adayı göstermediniz. İsmet Paşa’nın olması için elinizden geleni
esirgemediniz. Bugün, İsmet Paşa’yı cumhurbaşkanlığı makamına getirtmekle hatâ
yaptığınızı düşünüyor musunuz?’

Celal Bayar: Hayır. Ben bugün de böyle
bir seçimle karşı karşıya kalsam, tereddüt etmeden tercihimi yine İsmet
Paşa’dan yana yapar ve O’nun kazanmasını sağlardım.

 Mareşal Fevzi Çakmak, iyi bir askerdi. Ama
sâhip olduğu meziyet ve hususiyetler, cumhurbaşkanlığını ihâta edecek ve cumhuriyet
felsefesini devam ettirecek çapta değildi. Hem Mareşal hem de İsmet Paşa benim
arkadaşımdı. Üstelik Mareşal bana daha yakındı. Ama ben tercihimi hislerimle
değil aldığım devlet tecrübe ve sorumluluğuyla yaptım. Atatürk’ün emânetini İsmet
Paşa’nın taşıyabileceğine inanıyordum. Aradan kırk beş yıldan fazla bir zaman
geçti. Ne kadar isâbetli karar verdiğime târih de millet de şâhittir.

Altemur Kılıç’dan birkaç mısra:

Herkes bir şeyin esiri:

 Mevkiin, malın, paranın…

 Derdini çeker her biri

Bir aşkın, bir hâtırânın.

 Gönlüm dolu, ellerim boş,

 Yok isteyecek bir şeyim;

 Yûnus gibi olmak ne hoş:

Gök yorganım, yer döşeğim!

İnönü ve Türkeş:

Yıl 1966.
Türkeş Meclis’te CKMP genel başkanı olarak milletvekilidir. Ortanın solu
düşüncesinden dolayı İsmet Paşa’yı solculukla suçlamaktadır. İsmet Paşa bir gün
Meclis’te söz alarak, ‘Bu Türkeş, elinden
gelse gökteki kuşları bile solcu sağcı diye ayıracak
’meâlinde bir konuşma
yapar.

Konuşmadan
biraz sonra oturuma ara verilir. Tam salonun kapısından çıkacakken Türkeş,
İsmet Paşa ile karşı karşıya gelir. Aldığı askerî terbiye, biraz önceki
karşılıklı atışmayı ona unutturmuştur. Kendiliğinden derlenir, toparlanır ve ‘Buyurunuz Paşam’ der. İsmet Paşa Türkeş’in
kolunu tutar, ‘Gel, şurada oturup bir
kahve içelim
’der. Türkeş sıkılır, zira biraz önce sözle dalaşmışlardır.
Fakat yapacak bir şey yoktur. Otururlar. İsmet Paşa kahveleri ısmarladıktan
sonra da; ‘Türkeş, askerler bu meclise
bir defa gelir. Sonra bir daha gelemez. Ben istisnayım. Görüyorum ki sen de
istisnasın. Asker olarak burada benim gibi kalıcısın
’ der. Türkeş bu
iltifata teşekkür eder. Târih İsmet Paşa’yı haklı çıkaracaktır. Türkeş de ölene
kadar İsmet Paşa gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde vazife görmüştür.

 

Kitabın arka kapak yazısı:

Hâtırâsı olmayan insan, hâfızâsızdır.. Hâtırâların
aksettirilmesi ise başkalarına yarınlarda yeni ufuklar açması açısından bir
gerekliliktir. Elbette insanların her olayı yansıtması doğru olmayabilir.

Ama insanlara örnek teşkil edecek ve ortak
düşüncelere târih ve millet önünde rehberlik yapacak hâtırâların yazılması,
yarınlara intikal ettirilmesi aydın bir insan için yalnız bir görev değil aynı
zamanda bir sorumluluktur.

İşte bu duyguların ışığında 80 yılın
keşkesiz geçen hayatını geleceğe aktarmak istedim.

                                                                                                                                  
AKKAN SUVER

 

MARMARA
GRUBU VAKFI

Barbaros Bulvarı Nu: 42, Balmumcu/ Beşiktaş/İSTANBUL                             Telelfon: 0.212 213 05 56  e-posta: marmaravakfi@gmail.com  //  http://www.marmaragrubu.org  

 

Dr. AKKAN SUVER: Marmara Grubu Vakfı Başkanı, Gazeteci, Yazar.

1998 yılından beri
milletler arası alanda faaliyet gösteren Marmara Grubu Vakfı’nın Genel
Başkanlığı’nı yapmakta olan Dr. Akkan Suver; Mayıs 2008 ile Aralık 2019 târihleri
arasında İstanbul’da Montenegro (Karadağ) Devleti’ni on iki yıl Fahri Başkonsolos
olarak temsil etti. 2020 yılının Ocak ayında Dr. Akkan Suver, Montenegro
(Karadağ) Devleti’nin İstanbul’da resmi konsolosluk açması ile görevinden
ayrıldı. Fahri Başkonsolosluk görevini yaptığı süre zarfında Dr. Akkan Suver,
Türkiye’nin ilk ve tek Basın Kartlı Gazeteci diplomat unvanına sâhipti.

1998 yılından beri
aralıksız olarak gerçekleşen ve milletlerarası alanda bir prestij birlikteliği
olarak benimsenen Avrasya Ekonomi Zirveleri’nin kurucusu olan Dr. Akkan Suver;
Barış ve Kültürlerarası diyalog çalışmalarıyla dünyâda kabul gören bir sivil
toplum önderidir. Dr. Suver, 2001 yılında Azerbaycan Tefekkür Üniversitesi
tarafından Fahri Doktora, 2010 yılında Kırgızistan Bişkek Üniversitesi
tarafından Fahri Profesörlük, 2013 yılında Romanya Köstence Devlet Denizcilik
Üniversitesi tarafından Fahri Doktora unvanı ile taltif edilmiştir.

AKKAN SUVER’E TAKDİM EDİLEN MADALYA, UNVAN VE HİZMET
BELGELERİ:
 

*2007 yılında Papa 16. Benedict tarafından
Papalık Madalyası,

*Azerbaycan Devleti tarafından Terakki
Madalyasi (2006) ve Dostluk Ordeni (2011),

*Moğolistan Devleti tarafından Cengiz Han
Madalyası (2006), Gümüş Yıldızı Madalyası (2009) ve Kutup Yıldızı Madalyası
(2012). 

*Karadeniz Hazar Denizi Milletlerarası Vakfı
(BSCIF) dönüşümlü Başkanlığını yaptı. (2011-2012)                         *Balkan Barış Kulübü
tarafından Balkan Barış Madalyası (2013)

*Moldova Gagavuzya Yeri’nin en yüksek Nişan’ı
olan ‘Gagavuzya Yeri Ordeni’ (2014)

 *Komünizm’in
bitişinin 25. Yılı münasebetiyle, Romanya Başbakanı Victor Ponta tarafından Romanya
Devlet Nişanı. (2014)

 *Viyana
Ekonomi Forumu tarafından Stratejik Partner Ödülü. (2014)

 *Türk-Romen
İlişkileri Dostluk Ödülü (2014)                                                                                                 
*Moldova Parlamentosunun 20. yılı münasebetiyle 20. Yıl Hürriyet
Madalyası. (2014)

 *İstanbul
İstinye Üniversitesi Akademik kadrosuna intisap etti. (2017) 9

*Arnavutluk Devlet Sivil Liyakat Nişanı
(2017)

*Avusturya Devleti Viyana Ekonomik Forumu
tarafından Yılın Stratejik Partneri Ödülü (2017)

 *Romanya
Kraliçesi Majeste Margareta tarafından Kraliyet Madalyası (2018)

 *Avusturya
Devleti Altın Şeref Madalyası (2018)

 *Merkezi
Sofya’da bulunan Milletlerarası Sürdürülebilir Barış ve Kalkınma Vakfı Üstün
Hizmet Madalyası. (2019)

*Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge Ivanov
tarafından Üstün Hizmet Madalyası. (2019)

 *Karadağ
Devleti tarafından yeniden Balıkesir Fahri Konsolosluğuna tâyin edildi. (2020)

 *Azerbaycan
Devleti Diaspora Bakanlığı tarafından Karabağ Harekâtında gösterdiği dayanışmadan
dolayı Teşekkürnâme Beratı.

*Azerbaycan’da, Özbekistan’da,
Bulgaristan’da, Kırgızistan’da, Gürcistan’da çeşitli zamanlarda gerçekleştirilen
seçimlerde ‘Gözlemci’ statüsünde yer almıştır.

Dr. Akkan Suver’in kitapları Türkçe’nin
dışında Azerbaycan Türkçesi, İngilizce ve Karadağ’ca dillerinde de
yayınlanmıştır. Hâlen İzmir’de yayınlanan Gözlem Gazetesi’nde makale
yazmaktadır.

YAYINLANMIŞ KİTAPLARI:

Çin ve Rus Emperyalist
Felsefesi, Dediklerim, Hâin Nâzım Hikmet, İhtilaller ve Darbeler Târihi, Köylü
Başbakan Demirel, Çağdaş Arnavut Edebiyatı, Habib Burgiba, Şehinşah Aryamehr /
İran Mûcizesi, Nihal Atsız, Darağacında Üç Yiğit, Komünist, Komünizm,
Cemiloğlu, Soljenitsin, Ülkücüye Mektuplar, Gelecek Avrasya’dır, Karadağ,
Süleyman Demirelli Yıllar, Sarı Yapraklar Mevsimi.

HAKKINDA YAZILMIŞ KİTAP:

Sivil Topluma Adamnış
Yıllar: ENGİN KÖKLÜÇINAR.