(Dördüncü Bölüm)
50.
Sayı İçindekiler
Derginin bu saydaki mündericatı, ‘Bizden’
genel başlığı altındaki Mehmet Kâmil Berse’nin ‘Öğretmek, İki Defa Öğrenmektir’ başlıklı makalesi ile bilgi
hazinesine kapı açıyor. O kapıdan girenlerin sâhip olacağı bilgi kolilerinin
etiketleri ve yazarları:
Türkiye’nin En Büyük Markası ‘Osmanlı Arşivleri’dir.
Değiştirilmemelidir!: Prof. Dr. Zekeriya K Karanfil: Bilâl Arıoğlu.
Sovyet İcadı Akılalmaz Bir
Uygulama,Vatan Hâini Eşleri Kampı/Aljir: Doç. Dr. Abdulhâmit Avşar.
Çemberlitaş’taki Yapılar ve İnsanlar (Dördüncü Bölüm): Mehmet Kâmil Berse.
Dağda Yüzen Balıklar: Kâmil
Uğurlu.
Hollywood Pentagon’dan Daha
Güçlüdür. Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan
Kanallar
Şehri / Ghent: Ali Kurt.
Yitik Coğrafyanın Şehirleri / Belgrad ve Niş: Hüseyin Yürük.
Tebessüm Etmeden, Mûsıkî Bilmeden, Aşkı Yaşamadan, Şehirli
Olamazsınız!: Mehmet Cemal Çiftçigüzeli.
Turgut Cansever ve İstanbul
Nâzım Plânına Dâir Notlar: Y. Mimar Dr. M. Şimşek Deniz. Teslimiyet: Recep Garip.
Hem Şehirde Olmak, Hem De Toprağa Yakın Olabilmek: Cem Eriş
Yaprak: İbrâhim Başer.
Akdeniz’in Saklı İncisi / Kahramanmaraş: Serdar Yakar
Kudüs Notları (İkinci Bölüm):
Musa Yaşaroğlu.
Bursa: Prof. Dr. Bilal Kemikli.
Bir Şehirli İtiyadı: Tâtil: Recep Arslan.
Allah’ın Adamları’nın Şehri!: Adana: Fahri Tuna.
Suyun Kalbine Dokunmak: Mustafa
Uçurum.
Bir Nefes Kadar Yakın Balkan Devleti Başşehri: Mehmet Mazak.
Karanfil: Bilâl Arıoğlu.
Üç Günde Üç Mevsimi Yaşatan Giresun: Yaşar Dinçkal
Şehir Sohbetleri (11. Bölüm) Şehirlerimiz ve Gençliğimiz: Ahmet
Narinoğlu.
Dünyânın En Büyük Gelenek Yaşatıcılığı / Büyük Turan Kurultayı: Sâlih
Doğan.
Şehirlerde Yozlaşmanın İşâret Taşları: Mehmet Baş.
Şehirlerimin Çocukları: Gazanfer, Muzaffer, Mücahid
Nermin Taylan. Şehirlerde Yozlaşmanın İşâret Taşları:Mehmet Baş.
Şehirlerin Anası Mekke-i Mükerreme -Evvel-: Münir Balıca.
Âşık Olunacak Şehir: Sinop -Evvel -: Alişan Hayırlı.
Kadim Kıraathaneler Deliler ve Dâhiler Mekânı: İmdat Akkoyun.
Kültürü Şehirler İnşa Eder!: Muhsin İlyas Subaşı
Mezar Taşları Bize Ne Söyler?: Nidâyi Sevim
Kültürel Değişim Sarmalında Bayramlar: Prof. Dr. H. Ömer Özden.
Avni Paşa’ya Göre, Sultan Vahidüddin Ve Sevr: Seyfullah Erkmen.
Keçiyolu’ndan Ana Asfalta:Mustafa Yazgan.
Şehre Sonbahar Geldiğinde…: İsmail Bingöl.
Derviş Balkanı Eşkiyâları ve Avcılığım: Zeyneb Eruzun.
Bu sayının Bercestesi:
Esâsında bize maddî ihtiyaçların da öncesinde lâzım olan sağlam bir
ahlâk sağlam bir töre ve sağlam bir gelenektir. Sevgi ve saygının olmadığı
yerde en güzel evler en güzel arabalar kişiyi bahtiyar etmeye yetmez. (Mehmet
Baş)
50.
Sayı Mündericatından seçmeler:
HOLLYWOOD, PENTAGON’DAN DAHA GÜÇLÜDÜR.
Prof. Dr. ERSİN NAZİF GÜRDOĞAN
Los Angeles
Amerika’nın Pasifik kıyısında Amerikan rüyâlarının görüldüğü, bir yanında
Hollywood’u bir yanında Disnayland’iyle, dünyânın hayal üretim merkezi olan
sinema yıldızları şehridir. Los Angeles’ta insanların rüyâ görme yeteneklerine,
bilgi kazanma yeteneklerinden çok daha büyük önem verilmektedir. Çoğunluğunu
Güney Amerika ve Asya kökenlilerin oluşturduğu on milyonu aşan nüfusuyla, Los
Angeles dünyâdaki pek çok ülkeden daha büyük bir eğlence ülkesidir. Her renk,
dil ve dinden insanların bir araya geldiği Pasifik şehri Los Angeles’ta, hayal
kurmak ve rüyâ göstermekten daha önemli iş yoktur.
Los Angeles büyük bir
büyük şehir olmaktan daha çok irili ufaklı yerleşim yerlerinin karayolları
ağıyla birbirine bağlandığı bir küçük şehirler yumağıdır. Los Angeles’ta
onlarca karayolunun kesiştiği kavşak noktaları, gece gündüz yirmi dört saat
yanan sönen trafik lâmbalarıyla, Amerikalıların en çok övündükleri şehirlerinin
başında gelmektedir. Caddelerini insanlardan daha çok arabaların doldurduğu
şehir, bütün dünyâda örnek gösterilen ve örnek alınan şehirlerden biridir. Kat
kat köprülerle birbirine bağlanan, milyonlarca aracın doldurduğu yollarda, ara
caddelere sapmadan bütün Los Angeles dolaşılmaktadır.
Los Angeles’ı dünyâda
‘Yıldızlar Şehri’ yapan, sinema dünyâsının başşehri Hollywood’dur. Hollywood
Los Angeles’i oluşturan yerleşim merkezlerinin başında gelmektedir. Eteklerine
kurulduğu tepeye beyaz büyük harflerle yazılan büyük Hollywood yazısı, Los
Angeles’a gelen herkesin ilgisini çeken simgesidir. Bunun için, dünyâda en çok
resmi çekilen açık hava tanıtım mecrası olmuştur.
Hollywood’da ilk
sinema filmi 1911’de bir garajda çekilmiştir. Film ve müzik stüdyoları,
bulvarları, alışveriş merkezleri ve yıldızlarıyla, Hollywood Amerika’nın bütün
dünyâya, tüketim kültürünü pazarladığı hayal ve rüyâ üretim merkezidir.
Pentagon’un
ordularıyla hiçbir ülkeye taşıyamadığı Amerika’nın tüketim kültürünü, Hollywood
hiçbir engelle karşılaşmadan, bütün ülkelere taşımaktadır. Gelişmiş silâhlarla
donatılmış ordularının başaramadığını, Hollywood’un sinema dünyâsı
başarmaktadır.
Dünyâda hiçbir güç,
Amerikan’nın gösteriş harcamalarına dayanan tüketim kültürünü bütün dünyâya
ihraç etmekte Hollywood kadar bağımlılığa yol açan televizyon dizileri, Alvin
Toffler’in kavramlaştırmasıyla, Amerika’nın ‘Tüket At’ kültürünü, bir bulaşıcı
hastalık gibi bütün dünyâya yaymaktadır.
Dünyânın önde gelen
sosyal bilimcilerinden, Pakistanlı Ekber Ahmed, kitaplarında Hindistan ve
Pakistan’ın en ulaşılmaz, bütün dünyâdan soyutlanmış, elektriğin bile gitmediği
bölgelerde, ekonomik gücü yetenlerin, pillerle çalışan, televizyon almak için
nasıl yarıştıklarını anlatmaktadır. Sosyolog Antony Giddens de Afrika’nın kuş
uçmaz ve kervan geçmez yerlerine bile, Hollywood yapımı filmlerin kolaylıkla
ulaştığını anlatmaktadır. Doğu ve Batı dünyâsını, çok yakından tanıyan Ahmed,
hiçbir sınır, hiçbir değer tanımayan kitle iletişim araçlarını, Bağdat’ı yakıp
yıkan Moğollardan çok daha tehlikeli bulmaktadır.
Batı dünyâsının kültür
ihraç eden televizyon dizileri, dünyânın her yerinde bir mıknatıs gibi, insanları
ekran başına çekmektedir. Hollywood’un girişimcileri, sanatçıları, yazarları,
oyuncuları, yönetmenleri, filmleri, müzikleri, görüntüleri ve senaryolarıyla,
bütün dünyâda fırtınalar estirmektedir. Hollywood Batı’nın yaşama biçimini
olduğu kadar düşünce biçimini de, bütün dünyâya pazarlamaktadır. Kültür ihraç
etmede Amerika’nın hiçbir kurum ve kuruluşu Hollywood ile yarışamaz. West Point
Amerika’nın silahlı güçlerinin, Hollywood da silahsız güçlerinin harp
akademisidir. Kaliforniya dünyâda San Fransisco’daki Silikon Vadisi’nde
üretilen akıllı telefonlardan daha çok, Hollywood’da üretilen Amerikan
hayalleri ve Amerikan masallarıyla tanınmaktadır. Amerikalılar eğitim ve sağlık
yanında, eğlenceyi ve hayâlî de ticârîleştirmişlerdir. Sinema ve eğlence dünyâsı,
dünyânın hiçbir yerinde Amerika’da olduğu kadar bir hayal, bir masal üretme
sanayisine dönüştürülmemiştir. Amerika’da her şeyin tek ölçüsü dolardır, dolar
kazandırmayan hiçbir düşünce ve eyleme yer yoktur. Hollywood da başarılı olmak
için, durmadan yeni rüyâlar, yeni masallar üretmektedir.
Hollywood’un elinde
sinema ve eğlence dünyâsının masalları kitlelerin afyonu hâline gelmiştir.
Hollywood sanki gerçekmiş gibi, her yıl ürettiği binlerce masalıyla dünyâ
pazarlarında başköşeyi tutmaktadır. Hollywood bütün dünyâ için, bir rüyâ, bir
hayal, bir masal ülkesidir. Dünyâda bütün insanlar Hollywood masallarının
bağımlısıdır. Hoolywood da durmadan yeni masal kahramanları hayal ederek, masal
sevdalısı insanların gönlünde uyuyan çılgın Ramboları uyandırmaktadır.
Hollywood’un film
stüdyolarında insanların masal tutkunluklarından yararlanılarak, bütün dünyâya
akıl almaz masal kahramanları kazandırılmaktadır. Amerika’nın gösteriş
harcamalarıyla sürekli yenilenen, durmadan yeni boyutlar kazanan, tüketim
kültürünün bütün dünyâyı işgal etmesinde Hollwood’un görünmeyen silâhları,
Pentagon’un görünen silahlarından her zaman daha etkili ve daha güçlü olmuştur.
Hollywood ilmî ve teknolojik gelişmelerin, en son verilerine dayanarak,
hazırlayıp pazarladığı masal ürünleriyle, Japonya’dan Arjantin’e kadar bütün
dünyâyı büyülemektedir. En kapalı, en dayatmacı yönetimler bile, Amerika’nın
Hollywood masallarıyla beslenen tüketim kültürünün, yolunu kesmekte ve büyüsünü
bozmakta başarısızlığa uğramaktadır.
Sunset Bulvarı’nın iki
yakasında kaldırımların üzerinde, bütün dünyâda milyonlarca seyircileri olan,
Hollywood’un ünlü sinema ve televizyon yıldızlarının isimlerinin yazıldığı
kaldırımları dolaşanlar, yeni dünyânın fâtihleriyle tanışmaktadır. Sağlı sollu
kilometrelerce uzanan bulvarda, Hollywood oyuncularının arasında insanlar masal
dünyâsında dolaşır gibi dolaşmaktadır. Romalılardan bu yana, târihin hiçbir
döneminde kitleleri etkilemede, eğlence ve masal kültürü, dünyânın hiçbir
yerinde Hollywood’da olduğu kadar başarılı bir biçimde değerlendirilmemiştir.
Târihte hiçbir güç,
mukaddes değerleri, seküler Batı dünyâsının tüketim kültürü kadar tehdit
etmemiştir. Dünyâda gelmiş geçmiş en büyük ordu Amerikan ordusudur. Böylesine
güçlü bir orduyla işgal edilemeyen ülkeler, Amerika’nın televizyon dizileri ve
sinema filmleriyle işgal edilmektedir. Bütün dünyâ; ırkları, renkler ve dinleri
ne olursa olsun, büyülenmiş gibi, Hollywood’un bağımlılık yapan televizyon
dizilerini, kesintisiz yedi gün yirmi dört saat hareketli müzik yayını yapan
kanallarını seyretmektedir. Amerika’nın Hollywood’dan ihraç ettiği masal
dünyâsı, bütün dünyânın aklını başından almaktadır.
KIYMETİNİ BİLMEK
Ne ettiysem
kendime kendim
Ettiklerime
şimdi peşimânım efendim-
Hangi dağın yücesindesiniz
/ ateş rengi çiçekler açan
Ey ayrılık dağının keklikleri
ve Hicran dağının Ferhatları
Gönül ülkemin güzel atları
Yılların sırtına binip gittiniz
/ ve beni terk ettiniz
Benim bir vakit terk ettiklerim,
/ tenha bırakıp gittiklerim
/ vaktinde kıymetini bilemediklerim.
Bir zamanlar anamdınız, babamdınız
/ bazan kayınpederim
/ boşa geçen vakitlerim
/
nazlarım, niyâzlarım
Elinizi bir tutabilsem
/ arşa çıkacak bir yetim yürek
Vallahi yalınayak ve yürüyerek
Nidem ki duâya bile mecalsiz şimdi
/ titrek ellerim
/ vay benim vaktinde kıymetini
bilemediklerim
Çemberinde gül açardı güzel anamın
/ güzel yüzünü bazan asardı
Babam harçlığımı keserdi, küserdim
Kanlıgöl tarafından bir yel eserdi
Konya’nın sokakları solgun
/ başım körduman
Telefon yoktu o zamanlar
Haber sağardık kuşların
kanadından
Ara-sıra kapımızı çalardı postacı Kerim
/ aziz ve kıymetli ve sevgili
postacı Kerim
/ vah benim vaktinde kıymetini bilemediklerim
Ol vakitler meğer masalmış hayat
/ heyhat
– / şimdi her şey hikâyat
–
Bir çıplak dağbaşı değildi başım, meselâ
/ saçlarım vardı
Ve bir mübârek el o saçları okşardı
Sokak hevesi eserdi üzerimde,
nedense
/ evlerde duramazdım
Deli poyraz olur, eserdim
Gülistan günlerimi çiçekli seccadeler gibi
/ çiğner geçerdim
/ vah benim vaktinde kıymetini
bilemediklerim
Şehir bile terk etti beni
/ artık evimiz kerpiç
değil
Komşular Mars’tan geldiler
Onlar Esma hanım değil
/ Hacı Hüseyin hiç değil
Gökdelenlerin duvarına yapma çiçekler ekildi
Şadırvanda şakırdayan sular göğe çekildi,
/ ağzımı dayardım da kana kana
içerdim
/ vah benim vaktinde kıymetini bilemediklerim
Meğer ne ettiysem, kendime kendim
-Ettiklerime şimdi peşimânım efendim-
Vah bana, vahlar bana
Vaktinde kıymetini
bilemediklerim…
Kâmil Uğurlu
BÜYÜK TURAN KURULTAYI
SÂLİH DOĞAN
Macar Turan Vakfı ve
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ortaklaşa düzenlediği;
Türk kökenli boyları bir araya getiren Hun-Türk Kurultayı, dünyâda kültür ve
gelenek yaşatıcılığı, kültürel miras sergileri ve savaş gösterileri ile
turistik bir kültür şölenidir.
Türk kültürünün
yaşatıldığı 27 Türk soyundan temsilcilerin katıldığı Büyük Turan Kurultayı
Macaristan Bugaç’da geçtiğimiz Ağustos ayında gerçekleştirildi. Temeli 2006
yılında Macar antropolog ve beşeri biyolog olan kıymetli dostum; Macar Turan
Vakfı Başkanı András Zsolt Bíró’nun attığı; Kazakistan ve Özbekistan’daki
Madyar ve Macar kavimleri ve Karpatlar’da yaşayan Macarlar arasında genetik
olarak bir akrabalık bağının var olduğunu genetik örnekleriyle ispat ettiği;
American Journal of Pysical Anthropology adlı dergide yayınlanmasına dayanan ve
ilki 2008’de başlayan yıllardır yakinen takip ettiğim bu büyük kurultaya bu yıl
delege olarak dâvet edildim.
8-12 Ağustos 2018
târihleri arasında gerçekleştirilen kurultay, Budapeşte’de Hotel Hungaria City
Center’da Hun Türk Turan Kurultay Delege Toplantısı ile başladı. Kardeş Türk
cumhuriyetlerinden gelen delegeler, Macar Turan Vakfı Başkanı ve Kurultay
koordinatörü András Bíró’nun delegelere verdiği akşam yemeği tanışma merasimi
kardeş ülkelerden katılan müzisyen ve sanat gruplarının sergilediği sıra dışı
gösterilerle son buldu.
Programın Budapeşte
ayağının ikinci gününde Türk Dünyası Delegasyonu’nun Macaristan Parlamento
ziyareti ve yapılan özel oturum gerçekleştirildi. Sonrasında verilen
resepsiyonun ardından öğleden sonra otobüslerle kurultay etkinlikleri için
Budapeşte’ye 160 km uzaklıkta güneydeki Kecskemét şehrine geçiyor ve ardından
otelimize yerleştikten sonra Bugac belediye başkanının delegasyona verdiği
Macar milli yemeklerinden oluşan akşam yemeğine katılıyoruz. Macar
bozkırlarının en güzel bölgelerinden biri olan Kiskunsag Millî Parkı sınırında
yer alan, geleneksel Macar çoban kültürünün ve atlı sporlarının da yapıldığı,
yaşatıldığı büyük kurultay alanına geçerek kurultayı başlatan gece karanlığını
yırtan büyük kamp ateşinin yakılması töreni
etkileyici bir görüntü atmosferi oluşturdu.
2014 yılında dünyanın
en büyük gelenek yaşatıcılığı festivaline 200.000 kişinin katılımı sağlanmıştı.
Lâkin bu yıl katılım 250.000 kişiye kadar ulaşmıştır. Macar turizm verileri
içerisinde önemli bir yeri olan bu festival giderek gelenek yaşatıcılığı,
kültürel miras sergilemeleri, ata sporları, savaş sanatları gösterileri, el
işçiliği ürünleri pazarının kurulması ile her geçen gün ziyaretçi grafiğini
yükseltmektedir.
Ertesi gün, bütün
delegasyon olarak sabah kahvaltısından sonra heyecan dorukta yaklaşık 40
dakikalık bir yolculuğun ardından kurultay alanına ulaşıyoruz. Âdetâ anlatılmaz
yaşanır denilen türden bir festival alanı delegasyonu karşılıyor. Kurultay
alanına girişte Hun-Türk savaşçılar, târihî kostümler ve dönemin savaş âletleri
ile ziyâretçiler âdetâ târihin başka bir dönemine ışınlanmış gibi şaşkınlık ve
heyecan içinde fotoğraf çekiyor; bu şöleni ölümsüzleştiriyor.
Güneyin bozkırının bu
güzel alanında oluşturulmuş târihten bir dönem canlandırılmış; sol tarafta
yüzlerce yurt kurulmuş. Her yurt her çadır başka boya ait: Macarlar, Kırgızlar,
Türkler, Kazaklar, Nogaylar, Tuvalar, Başkurtlar, Altay Türkleri ve daha
niceleri…
Özellikle göze çarpan
Şaman çadırları ve büyük davulların yanı sıra çok sayıda kültür mirası objeleri
sergi alanlarında insanı adeta büyülüyor… (Devâmı S: 50, s: 63’te)
AKDENİZ’İN SAKLI İNCİSİ
KAHRAMANMARAŞ
SERDAR YAKAR
Kahramanmaraş târihin
kayıt düştüğü en eski şehirlerden biri olma vasfına sâhiptir.
Yüzyıllar boyu; Hititlerden Asurlulara, Makedonyalılardan Bizanslılara ve
ardından da Türk İslâ
( Benim iki bayrağım var/Biri damalarımdaki
kan/Biri alnımdaki aktır. Benim iki bayrağım var/ Biri Anamur’da gurup/Biri
Girne’de şafaktır. )
Yedi kişiydiler, yüreği vatan sevgisiyle
çarpan, coşkulu, heyecanlı, ölüme meydan okuyan yedi gözü pek ve kararlı adam.
İsimlerini, üniformalarını, mesleki kıdemlerini, sevgi dolu yürek bağlarını
geride bırakıp; maske isimler ve maske mesleklerle bir meçhule gönüllü oldular.
Çatık silahların gölgesinde, Kur’an’a, bayrağa ve silaha el basıp, dava için
ölümüne aşağıdaki yemini ettiler:
“Kıbrıs Türk’ünün yaşayış
ve hürriyetine; canına, malına ve her türlü anane ve mukaddesatına, her nereden
ve kimden olursa olsun, vaki olacak tecavüzlere karşı koymak için kendimi Türk
milletine adadım. Ölüm dahi olsa verilen her vazifeyi yapacağım. Bildiğim,
gördüğüm, işittiğim ve bana emanet edilen her şeyi canımdan aziz bilip, sonuna
kadar muhafaza edeceğim. Gördüklerim, işittiklerim, hissettiklerim ve bana
emanet edilenleri hiç kimseye ifşa etmeyeceğim. İfşaatın bir ihanet
sayılacağını ve cezanın ölüm olduğunu biliyorum. Sıralanan hususları harfiyen
tatbik edeceğime, şerefim, namusum ve bütün mukaddesatım üzerine söz verir ve
ant içerim”
Bu
satırlar kendisini davasına adamış, vatanı için gerektiğinde seve seve hayatını
feda eyleyeceğinin andını içenlerin yeminidir.
Bu yemin 23 Kasım 1957 yılında Kıbrıs
Türkünün EOKA çeteleri tarafından yok edilmesini önlemek ama daha da önemlisi
Kıbrıs’taki Türklük ateşini söndürtmemek ve adayı Yunan’a teslim etmemek adına
kurulan efsane teşkilat TMT (Türk Mukavemet Teşkilatının) yeminidir…
Liderler vardır, sadece bu kelime ile sınırlı
beş harften ibarettir. Liderler vardır temsil ettikleri kurum ve kuruluşlar, ya
da temsilciliklerini yaptıkları partilerin görüşlerini ifade eden söylemleri
ile sınırlı kalırlar! Görüntüleri vardır ama iş icraata gelince toplumların
gözünde hep sınıfta kalırlar. Kimileri kendi söylediklerine bile inanmazken;
anlattıkları ile mangalda kül bırakmazlar!
Kimileri ise her şeyin “bir
bileni”; çözülmeyen davaların “tek çözenidirler!
Ama “lider” vardır:
Etmiş olduğu yukarıdaki yemine sadakatle
bağlı, tüm ömrünü adadığı davası için, gençlik yıllarında uğruna çarpıştığı
vatan topraklarına sahip çıkarak, 1974’ten beri gönderinde dalgalanan ay
yıldızlı bayrağını oradan indirtmemek adına vermiş olduğu mücadeleyi aynı heyecanla
devam ettirebilmek için gücünün öz kaynağına daima halkına güvenmiştir.
Aslında bu tercih; makam ve mevki peşinde
koşan pek çok lidere de örnek olacak bir davranıştır. Çünkü o bir
cumhurbaşkanıdır.
Evet, Kıbrıs milli davamızın simgesi Rauf R.
Denktaş’tan bahsediyorum Yavru Vatan deyimi ile özdeşleşen liderden, devlet
adamından, hukukçudan, diplomattan, fotoğraf sanatçısından; ama en önemlisi vatanım
dediği ada topraklarından asla vazgeçmeyen, yüreği halkının bağımsızlığı ve
devletinin egemenliği için çarpan insan Denktaş’tan bahsediyorum.
Özellikle Cumhurbaşkanlığı görevini teslim
ettikten sonra, Kıbrıs’taki haklarımızdan vazgeçersek, Türkiye AB’ye
alınacaktır yalanıyla ‘’Kıbrıs’ı verelim kurtulalım’’ diyenlere:
“Ada Yunan’ın olmayacak, bu şerefsizlikse
alnıma yazın. Hakkımızı sonuna kadar savunacağız. Hakkını savunmayan
insanlığından da feragat etmiş sayılır. Eğer illa ver kurtul gitsin, derlerse
ben vermem İstiyorsa Türkiye versin, ben vermem.”
Diyerek bir önceki liderinden, Dr. Fazıl Küçük
‘ten aldığı mücadele bayrağını dimdik tutan ve son nefesine kadar da bu kararlı
duruşundan asla taviz vermeyen liderden bahsediyorum.
Rauf Denktaş, davaya, bayrağa,
bağımsızlığa, egemenliğe sahip çıkarak kurduğu son Türk Devletini, KKTC’yi
onuruyla, gururuyla ve eksiksiz olarak teslim etmiştir.
Ama Kıbrıs’taki bitmeyen mücadelesini asla bırakmamış.
Tam tersine Kıbrıs Türk’ünün kazanılmış hak ve hukukunu savunabilmek adına
halkın arasına dönmüştür.
Son nefesine kadar sürdüğü bu mücadelesinde
hiçbir zaman yalnız kalmamış, Türk halkı onu bağrına basarak Kıbrıs konusundaki
haklılığını daima takdir etmiştir.
Onu kaybettiğimiz 12 Ocak 2012 tarihinden
sonra tam 11 yıl geçti. Kıbrıs konusunda bugüne kadar ne söylediyse o çıktı.
Çünkü o tarihi gerçekleri bilen, bu gerçekler çerçevesinde konuşan, çözüm
üreten bir devlet adamıydı.
Bu nedenle Kıbrıs konusunda çözüm arayan siyasilerin,
kimi liderlerin onun söylemlerini, çözüm önerilerini bir kez daha incelemeleri
gerekir.
Şu hususu bir kez daha ifade etmem gerekirse:
‘’Rum tarafı adanın tamamında
söz sahibi olmadıkça herhangi bir anlaşmaya asla evet demeyecektir.’’
Bu nedenledir ki 2023 yılı
KKTC’nin dünya devletleri tarafından tanınması, tanıtılması yolunda atılacak
adımların yılı olmalıdır. Bu yolda Türkiye’ye büyük işler düşmektedir.
Özellikle Türkiye’nin Azerbaycan ile olan iyi
ilişkilerimizi kullanarak KKTC’nin tanınması yönünde yapması gerekenler, KKTC
üniversitelerinde okuyan yabancı ülkelere mensup öğrencileri dikkate alarak bu
ülkelerin yöneticileri ile yapılacak sıcak temaslar, adanın kuzeyindeki el
değmemiş turistik yerlerin varlığı, KKTC’deki tüm güzelliklerin tanıtılması
yönünde dünya kamuoyunda daha çok yer alınması 2023 yılının öncelikleri
olmalıdır.
Denktaş ve Kıbrıs denilince yukarıda
sıraladığım tarihi gerçekler akla gelir. Kıbrıs Türkiye’nin ön cephesidir, mavi
vatanımızda dalgalanan bayraklarımızın son kalesi, Akdeniz’e açılan yegâne
penceremizdir.
Can liderim Denktaş:
Sizi
rahmetle, minnetle anıyor; bir Kıbrıs Gazisi olarak sevgiyle selamlıyorum. Gözünüz
arkada kalmasın. Yüce Türk Milleti bıraktığınız mirasa gözü gibi bakıyor, onu sadakatle
koruyor ve kolluyor.
Vatan size minnettardır.