Bir Zamanlar Akdeniz’in Las Vegasıydı…

40

Evet, gerçekten de bir zamanlar
Akdeniz’in Las Vegas’ıydı…

        Kıbrıs
adasında bulunan bu bölge ünlü turizm merkezlerini kıskandıracak kadar güzel,
inanılmaz zenginlikleri ile göz kamaştıran bir bölgeydi…

    
  Kıbrıs’ın Maraş bölgesinden
bahsediyorum.

      Ama bu
bölge yıllardan beri boş ve metruk…

      Hiç kimsenin yaşamadığı bu turizm merkezi
adeta bir hayalet şehir görünümünde!

     Adalı
Rumların, Yunanistan’ın da desteği ile Kıbrıs’ta gerçekleştirdikleri 15 Temmuz
1974 darbesiyle önce adayı Yunanistan’a bağlamak, sonrasında da Kıbrıs’ta tek
bir Türk kalmamacasına giriştikleri toplu katliamlara başlamasıyla gelişen;

   
Türkiye’nin 20 Temmuz 1974’te Kıbrıslı soydaşlarımızı bu ölüm
çemberinden kurtarmak için adaya müdahale etmesiyle devam eden süreçte, adadaki
bu çok önemli bölgenin kaderi de belirlenmişti…

      Bu bölge neden çok önemli idi?

      Dönemin Cumhurbaşkanı Makarios bu bölgeye
neden çok önem veriyordu?

      Çünkü Rumların ‘’Varosha’’ adını verdikleri bu
bölge adanın en güzel sahiline sahip, önemli bir turizm bölgesiydi.

      
Makarios’un altın yumurtlayan tavuk gözüyle baktığı bölge ada turizminin
%68’ine hitap ediyor, bölgede bulunan 100’ün üzerindeki lüks oteller, (o
yıllarda ilk 7 yıldızlı otel bu bölgede hizmete girmiştir.) modern eğlence
mekanları, pek çok ünlüye ait villalar, apartlar, dünya markalarının satıldığı
alışveriş mekanları bu bölgenin Akdeniz’in Las Vegas’ı olarak tanınmasına neden
olmuştu.

       Kısacası bu bölge; Rumlar için geleceklerine
büyük bir katkı yapacak, olumlu yön verecek müthiş bir gelir kaynağı idi…

  
    Ama onların hiçbir zaman bitmeyen, eksilmeyen
adanın tamamına sahip olma hırsı, en az kendileri kadar adanın sahibi olan
Türkleri ortadan kaldırma kinleri; bu müthiş gelir kapısına 46 yıl önce kocaman
bir kilit vurdu.

   
  46 Yıldan beri o kilit hiç açılmamacasına
Maraş’ın giriş kapısında asılı duruyordu. Aslında bölge KKTC’nin sınırları
içindeydi, aylar öncesine değin KKTC’de yönetime gelen hiçbir hükümet bu kilidi
açmayı düşünmemiş, konuyla ilgili Türkiye ile istişare etmemişti.

      Bu
metruk bölge, 1968 yılından bu güne devam eden her Kıbrıs müzakeresine konu
olmuş, ancak bu müzakerelerden hiçbir sonuç çıkmayınca bölge de kendi kaderine
terk edilmişti.

      Ancak
ne olduysa bu yılın başında oldu!

      Şubat 2020’de KKTC Başbakan’ı Sn. Tatar ve
KKTC Dış İşleri Bakanı Özersay; Maraş bölgesinin sivil yerleşime açılması için
çalışmalar başlatılacağını açıkladı.

   
Türkiye’nin de desteklediği bu adımla birlikte Türkiye Cumhurbaşkanı Yrd.
Fuat Oktay başkanlığında bir heyet adaya giderek,  bir yuvarlak masa toplantısına katıldı ve
Maraş bölgesini de dolaşarak, açılımın başlaması için ilk adım atılmış oldu.

      
 KKTC Hükümetinin bu bölgede
başlatmış olduğu envanter çalışmaları şu anda bitmiş durumda. Bölgedeki otel, arazi
ve mülk sahiplerine gereken çağrılar yapılarak, Lefkoşa’da bulunan AİHM’nin de
tanıdığı ‘’Taşınmaz Mal Hakları Komisyonuna’’ başvurmaları istendi. Bölgede hak
iddia eden Rumlar da buraya başvuracak.

  
    Bu noktada unutulmaması
gereken önemli bir husus var. O da Maraş bölgesindeki arazilerin büyük bir
kısmının (%99’u) Osmanlı vakıflarına ait olduğudur. (Lala Mustafa Paşa,
Abdullah Paşa, Bilal Ağa Vakıfları) Bilindiği üzere vakıf malları hiçbir şahsa,
ya da kuruluşa devredilemez. Onun içindir ki, bundan sonraki süreç çok
önemlidir. Bu sürece bölgedeki Osmanlı arazi ve mülkleri nedeniyle, Vakıflar
idaresi de müdahil olacaktır.

    Gelelim bu önemli gelişmenin Kıbrıs’a olan
yansımalarına:

 
KKTC ve Türkiye birlikteliğinin bu yönde atmış olduğu adım, tabiidir ki,
öncelikle Rum tarafında büyük bir şok etkisi yaratmış, tepkiye neden olmuştur. Yıllardan
beri Maraş’ın kendilerine verilmesini isteyen Rum tarafında bu tepkinin
oluşması gayet normaldir.

  
Ama asıl beklenmeyen tepki bu adımı atan devletin, KKTC’nin
Cumhurbaşkanı Akıncı’dan gelmiştir!

   Cumhurbaşkanı Akıncı, konuyla ilgili yapmış
olduğu değerlendirmede:

   “Yakın
tarihteki bir seçim öncesinde yapılan bu girişim, gerek herkesin rahatlıkla
anlayabileceği hedefleri, gerekse katılım kapsamı ve zamanlama açısından çok
hatalı olmuştur.’’
Açıklamasını
yapmıştır.

    Her ne
olursa olsun, kim hangi açıklamayı yaparsa yapsın! Kıbrıs Türk Halkının ada üzerindeki
de-facto hakkını temsil eden KKTC hükümeti,  yarım asırdan beri süregelen önemli bir konuya
el atmış, kendi toprakları içinde bulunan bu çok önemli turizm bölgesini sivil
halkın kullanımına açmaya karar vermiştir.

    Geçtiğimiz hafta içinde Türkiye’yi ziyaret
ederek Cumhurbaşkanı Erdoğan ile de görüşen KKTC Başbakanı Ersin Tatar, bu
yılsonunda Maraş’ın açılacağı müjdesini de vermiştir.

     Bu açılım,
Kıbrıs konusunun çözümü noktasında da önemli bir gelişme olacaktır. Çünkü Maraş
bölgesinde bulunan otellerin büyük bir bölümü batılı ülkelerin turizm devlerine
aittir.

     Onarımı
için 10 milyar dolar gereken bu turizm bölgesinde bulunan otellerin işletme sahiplerine
de çağrı yapılmıştır. Büyük bir bölümünden olumlu yanıt alınan bu bölge birkaç
yıl içinde açıldığında bölgeye gelecek yabancı turistlerin Türk bölgesindeki bu
otellere gelişi için hava yolunu kullananlar Ercan hava alanını, deniz yoluyla
gelenler ise Gazimağosa limanı kullanılacaktır.

       Böylesi bir gelişme dahi Kıbrıs
meselesinin daha fazla uzamadan bitirilmesi için yeni ama olumlu bir baskı
kaynağı yaratacak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış hak ve hukukunun tanınması
yönünde olumlu bir katkı sağlayacaktır.

      Bu
arada KKTC’den gelen son habere göre; hükümet kanadının büyük ortağı UBP,
açılış hazırlıkları yapılan Maraş bölgesinin, çalışmaları devam eden Gazimağosa
imar planlamasına dâhil edilmesini istemesi de çok isabetli olmuştur. Böylesi
bir planlamanın yapılması, konunun ciddiyeti bakımından ilgili taraflara
verilecek en net mesaj olacaktır.

     Ama unutulmasın ki!

      KKTC’de Ekim 2020 de Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacaktır.
Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde gelişen böylesine olumlu bir sürece; bu
makama aday olacakların görüşleri kadar, seçildikten sonraki icraatları da yön
verecektir…

Önceki İçerikAyasofya Beddua ve Kılıç
Sonraki İçerik‘Muhafazakârlık: Yükselen Sosyo-Politik Dil’ Olarak dikkat çekiyor. İlâhiyatçı Prof. Dr. NADİM MACİT Açıklıyor:
Avatar photo
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.