Ayasofya Beddua ve Kılıç

39

Bizde güvercinin kafasını koparırız ama önlüğümüzün altındanJ.J Roussseau

Tarihte bazı olaylar vardır ki,
onu, o an için değerlendirdiniz değerlendirdiniz yoksa o talih kuşu bir daha
sizin ayağınıza zor gelir. Size gelmediği gibi eğer bir kurumun başında devleti
temsil ediyorsanız, temsil ettiğiniz kurumun ve devletin de fırsatlarını heba
etmiş olursunuz.

İşte ben Ayasofya meselesine bu
gözle bakıyorum.  Aslında ibadete açılıp
açılmamasında ki şahsi, düşüncem “zaten belli bir bölümünde ibadet
yapılıyordu.” Nötr dür. Mademki siyasilerin abarttığı kadar olmasa bile
Müslüman Türk milletinin çoğunluğu Ayasofya’nın tamamının ibadete açılmasını
istiyor, bize de hayırlı olsun demek düşer.

Ama ne var ki, 86 yıllık bu
tarihi fırsat, yıllardır zihinlerde biriktirilen zehirleyici kin yüzünden heba
edilmiştir, Türk Milletinin büyük çoğunluğunun tepkisini çekmiştir, ayrıca dış
dünyaya anlamlı mesajlar vermek dururken her yönüyle böylesi tarihi fırsat
kaçırılmıştır.

Atatürk’e lanet okumak ne demek!
Bir diyanet işleri başkanı bir yerlerden kuvvet almadığı müddetçe o sözleri
söylemesi mümkün müdür, Türkiye’nin işgal yıllarında düşmanın Müslümanları
camilere doldurup topluca yakmalarına, imamları bacaklarından minarelere asanlara,
atların arkalarında sürükleyenlere değil de, İstanbul ve Ayasofya’yı işgalden
kurtarana beddua öylemi, tek kelimeyle yazıklar osun.

1934’lü yıllarda Ayasofya’nın
müzeye dönüştürülmesini ihanetle suçlayanlar, bir de o günün şartlarını göz
önüne getirip önce düşünsünler. Hangi şartlarda bu karar alındı, 2. Dünya
savaşı kapımızdayken böyle bir tedbire gereklilik niçin duyuldu, bunları
irdelemeden kolaycılığa kaçıp birilerini ihanetle suçlamak, olsa olsa sizin
tarihe bakış açınızın iyi niyetli olmadığını gösterir.

Her ne kadar AKP sözcüleri ve
yandaş kalemler, diyanet işleri başkanın o günkü konuşmasında Atatürk’ü kastetmediğini
söyleseler de, Türk Milleti anladı kimin neyi, hangi manada bu sözleri söylediğini;
Kimse bizi aptal yerine koymasın.

İşit’li militanlar son yıllarda
Ortadoğu’yu ellerinde kılıçlarla kan gölüne çevirirken, diyanet işleri
başkanının kılıçla hutbeye çıkması ne demek… gerek iç, gerekse dış dünyaya daha
ılımlı, daha hoşgörülü mana ifade eden mesajlar verilemez miydi, elimizde
Kur-anı Kerim gibi Allah’ın kitabı duruyorken bundan dünyayı aydınlatacak güzel
mesajlar verilemez miydi? İslam’ın gerçek yüzü elde kılıçsız da dünyaya
anlatılsa fena mı olurdu? Denilecek ki Fatih, İstanbul ve Ayasofya’yı kılıç
zoruyla aldı amenna. Fatihin elinde o günün şartlarında İHA’lar, SİHA’lar ve
tanklar vardı da Fatih ata binip yalınkılıç düşmana mı saldırdı, yoksa o günün
şartlarında elindeki mevcut silah ne ise onu mu kullandı?

Yetmedi, Ayasofya’nın açılışının
hemen ertesi günü bir derginin: “Bu gün
değilse ne zaman
” diye hilafet çağrısında bulunması bir tesadüf olabilir
mi, nereden alıyor bu cesareti, bu sözün yürürlükteki kanunlarımıza göre suç
olduğu bilinmiyor mu?

Yalan yanlış bilgilerle peş peşe ekilen
fitne tohumları bir türlü bitmek bilmiyor. Neymiş efendim, Latin alfabesine
geçilmesi yanlış olmuşmuş. Bre cahil Latin alfabesi kanunlaşmadan 200 sene önce
başladı Latin alfabesine geçiş çalışmaları. 2. Mahmut, Abdülhamit hep bu
düşünceye sahip olmuşlardır. Hatta Enver Paşa dahi “Enverce” ismi altında bir
alfabe çalışması yapmış ama birçok kimsenin niyetlenip te yapamadıkları şeyleri
gene o iki ayyaştan birisi gerçekleştirmiştir.

Kalın sağlıcakla