17.7 C
Kocaeli
Çarşamba, Eylül 30, 2026
Ana SayfaÖne ÇıkanlarSatılan Araba, Satılmayan Ahlak

Satılan Araba, Satılmayan Ahlak

On dört yıl…

Bir insanın hayatında on dört yıl az zaman değildir. Hele bu on dört yıl, aynı otomobille yolları, yılları paylaşmışsanız…

Kimi zaman uzun yollarda, kimi zaman şehir trafiğinde; kimi zaman sevinçle, kimi zaman düşünceler içinde direksiyon başında geçen on dört yıl…

Sonunda aile meclisinde kararımızı verdik: Arabamızla vedalaşacaktık.

İnsan, yıllarca kullandığı otomobilini satarken sadece bir eşya satmıyor. Bir bakıma yaşadıklarını hatıraya dönüştürüyor.

Benim arzum belliydi: Arabamı, değerini bilecek ve ona iyi bakacak birine vermek…

Bir otomobil galerisine gittim. Galerici aracı uzun uzun inceledi. Kaportasına baktı, motoruna baktı, içini dışını kontrol etti. Sonra hükmünü verdi: “Hocam, araba yaşlı. Ekmeği yenmiş. Bu tür araçların piyasası da düşük ve yavaş. Satışı zor olur. Araban güzel, hasarsız, bakımlı; bir sözüm yok. Ama verebileceğim rakam 500 bin lira.”

Teşekkür ettim. Pazarlık bile etmedim. Çünkü bazen bir rakamın düşük olması değil, o rakamın arkasındaki anlayış insanı düşündürür.

Sohbetimizi otomobilden ticarete çevirdik. Kendisinden, işlerinden, ticaret hayatından söz etti. İyi para kazanmıştı. Fakat yine de şikâyetçiydi. “Bu zamanda ticaret yapılmaz. İnsanlara, insanlara güvenilmez…” diyordu.

Dinledim. Sonra öyle bir cümle söyledi ki, otomobilin fiyatını unuttum: “Ben bir alışverişi bitirip parayı aldıktan sonra bir daha dönüp arkama bakmam. Kişiyi de malı da tanımam. Sorumluluk kabul etmem.”

İşte burada durdum. Parayı alınca insanın sorumluluğu gerçekten bitiyor muydu? Ya sattığı malın ciddi bir kusuru varsa, ya satıcı bu kusuru biliyor veya bilmesi gerekiyor da alıcı bilmiyorsa, ya birkaç gün sonra ortaya çıkan arıza, karşı tarafı büyük bir zarara uğratırsa? “Parayı aldım, işim bitti.” demek, ticaretin kuralı olabilir mi? Belki ticaretin hesabında öyledir; ama ahlakın hesabında değildir.

Bizim medeniyetimizde esnaflık, sadece mal alıp satmak değildir. Ticaret, hizmettir, ibadettir. Bunun adı Ahiliktir.

Ahilik; dükkânın kapısını açmadan önce insanın gönlünü açmayı, müşterinin cebine bakmadan önce yüzüne bakmayı, kazancını hesaplamadan önce helalliğini düşünmeyi öğreten bir gelenektir. Ahilikte esnafın, malı kadar sözü de sağlamdır.

Ayıplı mal ayıpsızmış gibi gösterilmez. Ölçü eksiltilmez. Tartı bozulmaz. Müşterinin bilmediği bir husustan faydalanılmaz. Çünkü Ahilikte asıl mesele, “Beni kim yakalayacak ki?” değildir. Asıl mesele, “Rabbim benim yaptığımı biliyor.” kaygısıdır.

Yüce Allah, En‘âm suresinin 152. ayetinde şöyle buyurur: “Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın.” Mutaffifîn suresinin 1. ayetinde ise: “Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline!” denir.

Peygamber Efendimiz, “Bizi aldatan bizden değildir.” sözüyle ticaret ahlakının önemini vurgulamıştır.

Dikkat edelim: Aldatmak, sadece malın kusurunu gizlemek değildir. Bazen eksik bilgi vermektir, bazen karşı tarafın bilgisizliğinden yararlanmaktır, bazen “Ben sattım, gerisi beni ilgilendirmez.” demektir, bazen de insanın yüzüne başka, arkasından başka konuşmaktır.

Ahilikte esnaf, malını sattıktan sonra da esnaftır; çünkü alışveriş biter, fakat insan ilişkisi bitmez.

Ben o gün otomobilimi 500 bin liraya vermedim. Aradan fazla zaman geçmeden aracımı 785 bin liraya sattım. Demek ki piyasanın başka bir yüzü daha varmış. Fakat benim için asıl mesele, 285 bin liralık fark değildi.

O gün bir kez daha anladım: Bazı şeylerin fiyatı vardır; bazı şeylerin ise değeri…

Otomobilin bir fiyatı vardır. Dükkânın, evin, arsanın, telefonun, bilgisayarın da… Ama güvenin fiyatı yoktur. Güven ya vardır ya yoktur. İtibarın da fiyatı yoktur. İtibar, yıllar içinde kazanılır, bir cümleyle kaybedilebilir.

Bugün Ahiliği yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var. Çünkü teknoloji değişti, ticaret biçimleri değişti, alışveriş internet ortamına taşındı. Fakat insanın temel ahlaki sorumluluğu değişmedi.

Eskiden esnaf müşterisinin yüzüne bakarak mal satıyordu, bugün bilgisayar ekranının arkasında satıyor. Eskiden dükkânın kapısı vardı, bugün internet sitesi var. Eskiden mahalle vardı, bugün sanal pazarlar var. Ama vicdan hâlâ aynı vicdan.

Ahilik bize şunu söylüyor: “Kazancın çokluğundan önce temizliğine bak.”

İnsan dünyada mal biriktirirken, farkında olmadan kendisi hakkında da bir hüküm biriktiriyor. Günün sonunda insanın elinde ne kadar para kaldığından daha önemli bir soru var: “Bu parayı kazanırken kendimden ne verdim?”

Benim on dört yıllık arabam satıldı. Yeni sahibine hayırlı olsun. Ben de anahtarı teslim ettim; ama o gün otomobilden daha kıymetli bir şeyi yanıma aldım. Bir insanın gerçek servetinin, sattığı mallar değil, arkasında bıraktığı güven olduğunu yeniden hatırladım.

Araba satılır, ev satılır, arsa satılır, dükkân kapanır, para el değiştirir… Ama ahlak satılmaz, satılmamalıdır.

İnsanın asıl itibarı, kasasında biriken parayla değil, insanların onun hakkında söylediği şu cümlede mevcuttur: “Onun sözüne güvenilir.”

Ahilik, yalnızca malın arkasında durmak değil; sözün, emeğin ve insanlığın arkasında durmaktır.

Bugün esnafın dükkânına asması gereken en değerli tabela şudur: “Burada sadece mal satılmaz. Burada güven satılmaz, kazanılır.”

Seçtiklerimiz

spot_img