Yunanistan’ın Anlayacağı dil!

31

     Kendisini Helen medeniyetinin temsilcisi,
Bizans’ın mirasçısı olarak gören Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan’ın;
bağımsızlığına kavuştuğu yıldan beri değişmeyen, değişmeyecek dış politik
uygulamaları vardır!

    Nedir
bunlar?

    Öncelikle bölgesel olarak hedefledikleri Megali
İdea ne ise ona odaklıdırlar, bu hedefe ulaşabilmek adına oynamadıkları Bizans
oyunu bırakmazlar.

    Sadece bununla da kalmazlar!

     Tıpkı günümüzde olduğu gibi dünya
devletlerinin ardına saklanırlar, hedeflerine ulaşabilmek adına onları da
menfaatlerine ortak yapıp, karşınıza öyle çıkarlar!

      Zaten
üye oldukları AB-BM gibi toplulukların üye devletleri Yunanistan’ın bu
özelliğini bildiği için onların benzer oyunlarını kendi menfaatleri için
kullanmışlar, daima desteklemişlerdir. Amerika ise bölgesel menfaatlerinde onu
her defasında piyon olarak kullanan devlettir.

     Günümüzde Doğu Akdeniz’de yaşanan, giderek
tırmanan, bir türlü bitmeyen gerginlik de bundan kaynaklanmaktadır!

     Doğu Akdeniz’de mevcut zengin enerji kaynaklarının
kullanımı ile tırmanan gerginliğe, Kıbrıs konusunu, Ege Denizinde mevcut
adalarını da ekleyerek kıta sahanlığını 12 mile çıkarma niyetini bir kez daha
yineleyen Yunanistan; ülkemizin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerinin önünü
kesmeye, konuya başka problemleri de ekleyerek yaşanan krizi büyütmenin
peşindedir.

    Bu amacına ulaşabilmek adına provokatif
adımlar atmaya, anlaşma yaptığı ülkelerle gerçekleştirdiği askeri
tatbikatlarla, ülkemizin açıkladığı her navtex’e karşı, aynı bölgeyi kapsayan
bir navtex açıklamasıyla pervasızca hareket etmeye devam etmektedir!

    Yunanistan’ın
böylesine tehlikeli adımlar atması karşısında ülkemiz de gereken yaptırımlarla
cevap vermiş, vermeye devam etmektedir. Hele ki Ege’de kıta sahanlığının 12
mile çıkarılmasının savaş sebebi olacağını açıklayarak, bu konuda ne kadar
kararlı olduğumuzu bir kez daha hem muhatabına, hem de konuya taraf ülkelere
beyan etmiştir.

    Ancak
anlaşılan o dur ki, ülkemizin konuyla ilgili açıklamaları, atmış olduğu
adımlar; Yunanistan üzerinde yeterince etkili olmamıştır!

    O zaman
bu haddini bilmez ülke için onun anlayacağı dilden hareket etmek, yeni
yaptırımların sırada olduğunu açıklamak, daha etkin bir politika izlemenin
zamanı gelmiştir.

    Çünkü
Türkiye’nin elinde Yunanistan’ın anlayacağı dilden önemli kozları vardır!

     Bunlardan
en önemlisi Kıbrıs konusuyla ilgili olanıdır. Hele ki ABD’nin Güney Rum
Kesimine uygulamış olduğu silah ambargosunun kaldırıldığı bu süreçte,
Türkiye’nin Kıbrıs konusuyla ilgili olarak KKTC ile birlikte yapacağı şu ortak
açıklama inanınız öncelikle Rum kesimini, sonrasında Yunanistan’ı ve konuyla
ilgisi olmamasına rağmen Rum tarafında üssü bulunan Fransa’yı da yerinden
zıplatacaktır.

     Yapılacak ortak açıklama şu hususları
içermelidir:

     ‘’Doğu Akdeniz’de gelişen durum, GKR
yönetimi ve Yunanistan’ın uzlaşmaz tutumu, AB – BM – ABD üçlüsünün konunun
çözümüne yönelik Rum taraflı önerileri nedeniyle federasyon amaçlı görüşmelere
son verilmiştir. Bundan böyle adadaki çözüm parametresi sadece iki
bağımsız/egemen devlet olacaktır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin adı, Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti olarak değiştirilmiştir.’’

    Türkiye’nin
elindeki diğer önemli kozu; Lozan anlaşmasıyla egemenliği Yunanistan’a verilmiş
olan ama silahsız kalması gereken Ege adalarının Yunanistan tarafından
silahlandırılması, egemenliği anlaşmalarla Yunanistan’a verilmemiş olan ve
dolayısıyla bize ait olması gereken bütün adalar ve kayalıkların durumudur…

     Türkiye,
Ege adalardaki silahlanmaya son verilmediği takdirde bu adaların Yunanistan’ın
egemenliğinde kalmasını tanımayacağını, ayrıca anlaşmalarla egemenliği
Yunanistan’a ait olduğu belirtilmemiş bütün ada ve kayacıklara el koyacağımız
yönünde yapacağı bir açıklama ile Yunanistan’ın Ege’de ki tüm hedeflerini
paramparça edecek;  Yunanistan’ın elinde
ne 12 mil konusu, ne de haksız yere el koyduğu ada/cıklar konusu kalacaktır.

     Ülkemiz bu noktada daha da çarpıcı bir
açıklama yaparak; Yunanistan’ın Meis adasına asker-silah göndererek
tırmandırdığı krize karşılık; silahsız olması gereken 12 adaları da talep
ederek, krizi fırsata çevirebiliriz.

     Bunun dışında Doğu Akdeniz’de kıyısı olup da,
enerji sahalarının kullanımı ile ilgili olarak Mısır ve İsrail ile anlaşma
ortamı yaratılması, bu ülkelerin Yunanistan’a vermiş olduğu destekten
uzaklaşmaları için ilişkilerimizin yeniden düzenlenmesi, ülkemizin ulusal
çıkarları adına uygun olacaktır.

      İşte Yunanistan’ın Doğu Akdeniz, Kıbrıs,
Ege’deki kıta sahanlığının 12 mil talebi gibi önemli problemlerin çözümü
konusunda anladıkları dil, yukarıda sıraladığım hususlardır.

      Yunanistan,
siyasi söylemlerden çok sahada atılan adımlardan anlar. Yapılan açıklamalar ne
kadar sert olursa olsun, bu iki yüz yüzlüler ne barışçıl diyalogdan, ne de
diplomatik çözümden anlar!

      Tarih
boyunca bu ülke ile yaşadığımız tüm sorunlara bakıldığında bunun böyle olduğu
görülmüştür. Bu nedenledir ki; Doğu Akdeniz’de yaşanan krizin çözümü, konuya
odaklı açıklamalardan ziyade sahada atacağımız adımlarla gerçekleşecektir.

       Bu arada Yunanistan’ın arkasını dayadığı
ülkelere gelince, inanınız bu ülkeler iş sahada çözüme geldiğinde hepsi birden
geldikleri yere dönecek, Yunanistan’ı kendi kaderine terk edeceklerdir.

       Yakın
tarihimiz için bir örnek vermek gerekirse, Türkiye’nin 1974 yılında Kıbrıs
adasına yapmış olduğu yasal ve haklı müdahalesinde yaşanmıştır.  O süreçte konuya taraf olan ne İngiltere, ne
BM, ne de Amerika sahada atmış olduğumuz kararlı adıma müdahale edebilmiş; ne
de diğer ülkeler Yunanistan’a yardıma gelmiştir.

       Artık
Yunanistan politikalarımızda değişiklik yapmanın zamanı gelmiştir. Bu konuda elimizi
güçlendiren en önemli kaynak, devletimizin tapu senedi olan Lozan Anlaşmasıdır.

Önceki İçerikPara mı, İnsan mı? Tabii ki Para.
Sonraki İçerikÖrgütlü Cahillik
Avatar photo
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.