Yunanistan ve Lozan!

30

Tarihin hiçbir döneminde değişmediler!

94 yıldan beri devletimizin bu coğrafyadaki varlığını hiç hazmedemediler!

Kendilerini Helen İmparatorluğunun devamı olarak tanımladılar!

Her zaman Avrupa’nın şımarık çocuğu olarak anıldılar…

Osmanlının zayıfladığı bir dönemde türlü oyunlarla, arkasına aldıkları kimi devletlerin desteği ile kurulduğu coğrafyadan günümüze haksız, hukuksuz bir biçimde sınırlarını hep genişlettiler!

En yakın örneğini kimilerinin tapuları ülkemiz adına kayıtlı 18 adamızı işgal ederek gösterdiler!

Ne zaman dara düşseler, Egenin karşı kıyısındaki komşunuzuz dediler!

Ama her daim ikircikli oldular…

Kim bu ülke?

Kimdir bu iki yüz yüzlüler?

Hani her yıl Ege’deki adalarına tatil için yüz binlercemizin koşa, koşa gittiği,

Restoranlarında pişen her ne varsa, Türk mutfağından kopyalanan, pek çok yemeğine yüzlerce avro ödediğimiz,

Gecenin bir saatinde tavernalarında tabak çanak kırdığımız,

Ülkemizin zengin tarihini anlatan onca kültür yöreleri, tadına doyum olmaz yöresel mutfaklarımız dururken, bu adalara türlü değerler kattığımız bu ülke neresi?

Tabii ki Yunanistan…

Cumhuriyet tarihimiz öncesinde Anadolu’yu işgal ettiklerinde Büyük Helen İmparatorluğunu yeniden kuracakları hayalliyle yanıp tutuşan,

Ama Türk Milletinin asla esir alınamayacağını Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Mehmetçiğin muzaffer süngüsünü tattıklarında, işgal ettikleri vatanımızdan sökülüp atıldıklarında, Akdeniz’in serin sularına döküldüklerinde anlayan Yunanistan…

Bu tarihi yenilgiyi bir türlü hazmedemeyen, bunun rövanşını almak adına; uluslararası zeminde lehimize olacak/olabilecek her konuda karşımıza çıkan, gelişen Türkiye’nin önüne türlü engeller koyan Yunanistan…

Özellikle AB müzakereleri başladığı tarihten buyana, bu süreci engellemek adına türlü Bizans oyunları oynayan, Kıbrıs konusunu dahi bu zemine taşıyan, dost görünüp de sırtımızı döndüğümüz anda her türlü düşmanlığı yapmaya müsait bir Yunanistan!

Ve…

P.K.K.teröristlerine yardım ettiği tescilli bebek katili Abdullah Öcalan’a ev sahipliği yapan, en nihayetinde 15 Temmuz 2016’daki alçak FETÖ kalkışmasının teröristlerine de kucak açan ama tüm bu aymazlıklarını adaletli bir uygulama olarak tanımlayan Yunanistan!

Neredeyse her Allahın günü Ege’deki karasularımızı, hava sahamızı ihlal eden, Batı Trakya’daki soydaşlarımızı asimile etmenin yanı sıra inançlarına dahi müdahale eden AB’ye üye Yunanistan!

İşte geçtiğimiz hafta bu Yunanistan’ı; Üçüncü Cumhurbaşkanımız rahmetli Sn. Celal Bayar’dan tam 65 yıl sonra, bir kez daha Türkiye Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan ziyaret etti.

Aslında zamanlaması iyi yapılmış bir ziyaretti.

Bu ziyarette;  Egenin diğer kıyısında yaşayanlara daima barış elini uzatan Türkiye en üst düzeyde temsil ediliyor, bölgesel sorunların giderek büyüdüğü bir dönemde dost ve müttefik iki ülkenin çözüm bekleyen konularda uzlaşması, daha sıcak ilişkiler kurularak, yeni ekonomik anlaşmalar yapılması amaçlanıyordu…

Bizim açımızdan öyleydi ama ya Yunanistan açısından nasıldı?

İşte tam da bu noktada Yunanistan yine yapacağını yaptı!

Aslında buna şaşırmamak lazımdı!

Çünkü tarihsel özgeçmişlerinde barındırdıkları, zihinlerinden silemedikleri ”Bizans zihniyeti” bu ziyarete damgasını vurdu! İki devlet başkanı görüşmeye başladıkları anda Yunanlı olanı birden bire Lozan konusunu açıverdi!

Evet, bir gün önce Türkiye Cumhurbaşkanı Batı Trakya’da yaşayan 150 bin civarındaki soydaşımızın, bu anlaşma şartlarına göre olması gereken yaşam haklarına müsaade edilmediğini, inanç özgürlüklerine dahi türlü kısıtlamalar getirildiğini, Ege’nin kıta sahanlığı, hava sahası, Kıbrıs konusu, göçmenler, terör ve teröristler gibi Türkiye’nin haklı olduğu konulara dikkat çekerek, Lozan’ın güncellenmesi gerektiğine vurgu yapmıştı…

Ama bunlar günümüzün gerçekleri değil miydi?

Yunanistan Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhurbaşkanını karşılar karşılamaz, daha henüz hoş geldiniz demişken, basının önünde Lozan konusunda hiçbir güncellemenin yapılamayacağını söylemesi oldukça manidardı!

Yunanistan Başbakanı ile yapılan kapsamlı müzakerelerde de, ”Lozan güncellenmeli” talebimiz;

”İlişkilerimizin temel taşı da Lozan’a saygıdır. Bu söylenenler iç meselemizdir” yanıtıyla, diplomatik nezaketi de aşan bir tavır içinde reddedildi!

Aslında iki ülke arasındaki sorunların çözümü adına önemli bir fırsat, Yunanistan’ın bu uzlaşmaz tavrı nedeniyle yitirilmiş oldu!

Her ne kadar, Cumhurbaşkanı Erdoğan; gerekenleri muhataplarına söylemiş olsa da; bu ziyareti sonrasında ortaya çıkan bir tek şey vardır.

O da Yunanistan’ın değişmeyen, değişmeyecek olan iki yüz yüzlüğüdür!

Bu değişmeyen yüz!

Ege’de de, Kıbrıs konusunda da böyledir, Teröristlere kucak açarken de böyledir. Büyüyen Türkiye karşısında hep böyle olacaktır.

Çünkü hala İstanbul’a Kostantinapolis diyebilen, Anadolu topraklarımızda gözü olmaya devam eden,

Karadeniz bölgemizde Rum Pontus Devleti kurmanın hayaliyle yaşayanların, tarihten gelen kuyruk acılarını değiştirmek mümkün müdür?

Önemli olan bölgesel sorunların çözümü için Rumlardan, Yunanlılardan daima bir adım önde olmak değil!

Tam aksine uluslararası hukuku göz ardı ederek davranan muhataplarımıza, mütekabiliyet esaslarına göre davranmak, onlara hak ettikleri uygulamaları yapmak en doğru olanıdır.

Unutulmasın ki, hiçbir neden;

Ülkemizin milli menfaatlerinden, dünyanın neresinde olursa olsun anavatan hasretiyle yaşayan soydaşlarımızın hak ve hukukunu savunmaktan önemli değildir.

 

 

Önceki İçerikNamuslularda Namussuzlar Kadar Cesur Olmalı
Sonraki İçerikİnsanlar!
Avatar photo
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.