Ya ver, ya terk et!

26

Cuma günkü yazımızda değinemediğimiz AKP-PKK görüşmelerini bugünkü yazımıza bırakmıştık.

AKP, PKK ile görüşüyor denildiğinde, tabiidir ki AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik veya İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu’yu aracı kılıp görüşüyor anlamı çıkmamalı.

Burada kast edilen, AKP’nin kurduğu Hükümet‘e bağlı devletin kurumlarının yaptığı görüşmelerdir. Ki Öcalan’ın ifadesine göre bunlar ‘sivil’ görevlilerdir.

“Daha önce de görüşüyorlardı” şeklinde açıklamalar yapıldı, bu görüşmelerin yapıldığına dair iddialar basında yer alınca.

Doğrudur.

Daha önce de görüşülüyordu.

Ancak görüşmelerin içeriği konusunda çok ciddi farklılıklar söz konusu.

Daha önce istihabari amaçlı yapılan görüşmeler, AKP İktidarı’nın uyguladığı yanlış politikalar yüzünden, artık Öcalan‘dan yardım istemeye yönelik görüşmelere dönüştü.

Dikkat edin açıklamalara. ‘Eylemsizlik Kararı’ süresini uzatması yönündeki talepleri iletmek üzere, aracılar gönderilmeye başlandı İmralı’ya.

Özetle, gelinen noktada, ‘terörle mücadele’ yerine, ‘Öcalan ile istişare’,  bu konunun çözümü için müracaat edilen yöntem haline gelmiştir.

Bu görüşmelerin varacağı noktayı kestirmek güç değil.

Öcalan’ın olmazsa olmazı, ‘Özerklik’ talebi.

İktidar bu konuda ne kadar taviz verirse, anlaşma o kadar kolay olur.

Bir pazarlık söz konusu anlayacağınız.

Başbakan’ın açıklamalarına bakılırsa, bu pazarlığın öyle kolay bitmeyeceği görülüyor.

Diğer tarafta da, PKK‘nın kendi içindeki farklı gurupların farklı görüşleri, bir faktör.

Parti ve PKK arasında zaman zaman vuku bulan, ‘inisiyatifi ele alma’ konusundaki güç mücadelesi, ayrı bir faktör.

Ve tabii bunların hepsi ile Öcalan arasındaki bir takım pazarlıklar.

O yüzden birileri Öcalan ile görüşürken, Başbakan Yardımcısı BDP Eş Başkanları ile,  İçişleri Bakanı da Kuzey Irak’taki PKK yapılanmasının hamisi, Kürt Liderler ile görüşme ihtiyacı duyuyor.

Baydemir’in 2 Ağustos’taki açıklamalarına baktığınızda şöyle diyor Baydemir.

“Demokratik Türkiye bütün etnik kimliklerin, emekçilerin, inançların hiçbir tanesinin kendisini dışarıda görmediği, baskılanmadığı, kendini özgürce ifade ettiği ve aynı zamanda gelir dağılımında da adaletin sağlandığı demokratik müreffeh bir Türkiye yaratma projesidir. Peki demokratik müreffeh bir Türkiye nasıl olacak? Özerk Doğu Karadeniz olacak. Özerk Orta Karadeniz olacak, aynı zamanda Özerk Kürdistan olacak. Biri çıkıp sen yanlış anlamışsın diyebilir ama ben böyle anladım. Ben böyle yorumluyorum. Demokratik özerklik projesinde TBMM var, olmaya da kesinlikle devam edecek. Asla buna itiraz yok. TBMM devam edecek. İstiklal Marşı Türkiye’de okunmaya devam edecek. Buna hiçbir itiraz yok. Türk bayrağı Türkiye’de dalgalanmaya devam edecek, buna da hiçbir itirazımız yok. Ama bununla birlikte her bölgede, bölgesel parlamento olacak. Bu bölgesel parlamentolardan bir tanesi de Kürdistan Bölgesel Parlamentosu olacak. Türk bayrağının yanında, Türkiye bayrağının yanında benim dedelerimin, hepinizin dedelerinin de katkısı ile ödemiş olduğu bedelle elde edilen ve şu an asılan bayrağın yanında elbette ki Kürt halkının da yerel renkleri, bayrağı da gökyüzünde olacaktır. Belediye binamızın önünde ay yıldızlı Türk bayrağımızla, sarı kırmızı yeşil bayrağımız dalgalansa ne olur?”

ABD‘nin dayattığı ve AKP tarafından açıklanan “Kürt Açılımı”, aynen Osman Baydemir ‘in anladığı gibiydi.

Baydemir‘in dile getirdiği taleplerin alt yapısını hazırlayan AKP değil miydi?

15 Temmuz 2004 tarihinde, Kamu Yönetimi Temel Kanunu’nu geçirdiler Meclis’ten.

Bu yasa ile  ‘Merkezi Otorite’yi zayıflatıp,  yerel yönetimleri güçlendirdiler.

25 Ocak 2006 tarihinde TBMM’den çıkan Kalkınma Ajansları Yasası’nı hatırlayın.

Türkiye’yi etnik ve ekonomik temelde 12 eyalete bölen bu yasa ile Baydemir‘in söyledikleri arasında bir paralellik yok mu?

Özerk Bölgeler‘in yasal dayanağını hazırladılar adeta.

AKP,  4 Haziran 2003 günü,  BM İkiz Sözleşmeleri’ne dayanarak. “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” ile “Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi” isimli bu ikiz sözleşmelerin, etnik ve ekonomik parçalamanın yasal zeminini oluşturacağını bile bile Meclis’ten geçirdi.

Baydemir de kalktı bunun üzerine;  “Bölgemizin su ve enerji kaynaklarını bize bırakın” dedi.

Anladınız mı şimdi Baydemir nereden yasal dayanak buluyor?

Başbakan 2004 yılında çıktığı Teke Tek programında Fatih Altaylı’ya ne demişti?

“Şu anda ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez, olabilir. Bunu başarmamız lazım.”

Bunları konuşacaksınız, taleplerin olgunlaşmasına yönelik bütün hukuki alt yapıyı hazırlayacaksınız, sonra da ‘Pardon!’ diyeceksiniz.

Başbakan bir cümle sarf etmişti daha önce:

“Ya sev, ya terk et!” diye.

Şimdi ABD, AB, Öcalan, PKK, BDP korosu, hep birlikte geçmişler Başbakan‘ın karşısına:

“Ya ver, ye terk et” diyorlar.