Vatan, Anavatan Sevgisi

45

Hüseyin dayı’yı tanıdığımda 25 yaşındaydım. O ise; 60-65 yaşlarında bir mücahitti…

1974’deki Kıbrıs muharebelerinde en ön saflarda görev alan, genç mücahitlere örnek olan cesur yürekli bir Türk Mücahidiydi…

2’nci harekâtta Kanlı dere vadisinin üzerinden Mehmetçik’lerimizle taarruz ederken Rum’un döşediği mayın tarlasına hiç tereddüt etmeden dalmıştı.  Elindeki kasaturasıyla bize zarar gelmesin diyerek açmış olduğu geçidi, kendi hayatını hiçe saymasını hiç unutamadım.

Harekâtın hemen bitiminden sonra; haftalardır sadece arazide bulabildiğimiz yiyeceklerle yetinen,  susuzluğumuzu üzüm koruğuyla gideren bizlere; Lefkoşa’dan taşıdığı yiyeceklerin, temiz içme suyunun lezzeti hala damağımdadır.

Ama beni daha da duygulandıran, o yaşlı mücahidimi unutturmayan şeyi, öğrendiğimde yaşamıştım!

Aylarca bize gelerek beş kuruş almadan dağıttığı o malzemeleri İngiliz döneminde çalışarak kazandığı biriktirdiği emeklilik dönemi için saklamış olduğu para ile almıştı…

Bir sabah onu St. Hillarion Tepesinin en uç noktasında gördüm.

Henüz gün doğmamıştı!

Sonbaharın hüzünlü renk armonisinin içerisinden bana işaret ettiği istikamette, tam ufuk hattındaki Toros Dağları, tüm haşmetiyle Beşparmak Dağlarına adeta selam veriyorlardı…

Hüseyin Dayı, nemlenmiş gözlerini gözlerimden kaçırarak derin bir of çekti!

”Bilir misin komutanım? Ben Türkiye’mi anavatanımı hiç görmedim. Ne zaman baba toprağını özlesem, binerim arabama son sürat gelirim buraya, gün doğmadan el sallarım Toroslara”

İçim acımıştı…

”Bir şey daha söylemek isterim!” diyerek ilave etti;

”Geldiniz özgürlüğü getirdiniz. Vatan topraklarımızın tapusunu verdiniz. Ya yine bir gün giderseniz?”

Hüseyin dayıyla bu konuşmayı yaptığımda takvimler Kasım 1974’ü gösteriyordu…

O yiğit mücahit vatan sevdasını Toroslara bakarak gideren on binlerce Kahraman Kıbrıs Türk’ünden sadece bir tanesiydi.

”Ya bir gün giderseniz?”

O ve onun gibi düşünenler tam bir vatan sevdalısıydı.

Yıllar önce söylenen bu sözler, şimdilerde Birleşik Kıbrıs’ı hedefleyenler tarafından çok kullanılmaktadır…

”Ada’nın kuzeyindeki işgalci güçler çekilsin! Kıbrıs Cumhuriyetinin kuzeyinde yaşayan Kıbrıslı (!..) vatandaşlarımız da zaten bizim gibi düşünüyorlar!

Göreve gelen her yeni Rum liderin; seçilir seçilmez yaptığı ilk açıklama budur!

” İşgalci Türk Askeri (!) Yerleşik Türkiyeliler (!) ada’yı terk etsin.”

Kıbrıs’ta yeniden başlanması öngörülen görüşmelerde, masaya oturmadan önce Türkiye ve K.K.T.C’yi temsil edecek yöneticiler aşağıdaki şu cümleleri kuramazlar ise; Kıbrıs Ada’sı elimizden kayıp gitmek üzeredir bu böyle biline!

”Türk Askeri adada işgalci değil, tam tersine barışın temsilcisidir. Türkiye 1960 garantörlük anlaşmasındaki yetkisini kullanarak Kıbrıs Türk’ünü top yekûn imha etmek isteyen Rum’lardan kurtarmak için ada’ya çıkmıştır. O günden beri de ada’da barış vardır. Ayrıca ada’nın kuzeyi işgal edilmiş topraklar değildir. Bu topraklarda 34 yıldır yaşayan bir devlet vardır. Adı da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir. Bu devletin tapusu kan ve can bedeli ödenerek alınmıştır. Mademki çözümden yanasınız. Türkiye’nin garantörlüğü, Türk Askerinin varlığı ve K.K.T.C bizim kırmızıçizgilerimizdir. Bu çizgilerimizi silemezsiniz. Kıbrıs Türk Halkının ada da ki varlığını göz ardı edemezsiniz.”

İşte Kıbrıs Türk Halkının ada da ki varlığının en büyük güvencesi olan bu üç husus garanti altına alınmadan adada çözüm olacak denirse! Bu çözüm değil teslimiyet olacaktır.

Eğer bir gün Türk Askeri Kıbrıs Ada’sından ayrılacak olursa bir kez daha dönüşü olmayacaktır!

Zira emperyalizmin o ezici gücü, tüm kaleleri düşmüş Kıbrıs Türk’ünü kısa bir süre içerisinde avucunun içerisine alarak 60’lı yılları dahi aratacak bir konumda bırakacaktır.

K.K.T.C ise sadece anılarda kalacaktır!

Pek tabiidir ki böyle bir son asla kabul edilemez. Ancak GİRİT ada’sı da elimizden kayıp giderken, o dönemde yaşananların bugün yaşananlardan bir farkı olmadığını da unutmamak gerek!

Son bir cümlede daha:

Hiçbir neden uğruna Kıbrıs Milli Dava’mızdan vazgeçilemez

 

 

Önceki İçerik“Biz Koşu Bittikten Sonra da Koşan Atlarız”
Sonraki İçerikTürkiye, Kıbrıs’tan Neden Vazgeçmez?
Avatar photo
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.