Terör Kader midir?

31

Mardin’de meydana gelen terör katliamını lanetliyor ölenlere rahmet yakınlarına sabır diliyorum Tüm dileğim bu ve benzeri hadiselerin tekrarlanmamasıdır.
Dini, devleti, vatanı, milleti, bayrağı ve namusu için şehit olanlara Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânları cennet olsun. Ailesi hayatta olanlara da taziyelerimi bildiriyorum.
Bu acı ve gözyaşlarının bir an önce bitmesi için aklıselim bir insan olarak düşüncelerimi sizlerle paylaşmayı vicdani bir borç biliyorum.

Terörü genel yapısı içerisinde üç bölüme ayırmak mümkündür.

1 Ferdi terör; Mardin’de meydana gelen olay, kan davaları, namus cinayetleri vb.

2 Örgütlü terör; yani organize terör, PKK, vb .örgütlerin yaptıkları terör.

3 Devlet terörü; ABD’nin Irak ve Afganistan’da, İsrail’in Filistin’de yaptıkları katliamlar.

Terör insanlık tarihi kadar eskidir. İlk terör olayı Hz. Âdem (as.)’in çocukları arasında olmuştur.

İlk terörist, Hz. Adem(as.)’ın çocuklarından Kabil’dir. Kardeşi Habil’i öldürmüştür. Bu ferdi bir olay gibi görünse de mahiyet itibariyle içerisinde kan ve gözyaşı vardır.

Bu ve benzeri terör olayları küçük ve büyük çaplı olarak insanlık tarihi içerisinde dün olduğu gibi bugünde vardır, yarında olacaktır.

Bunlar doğal da, terörü kaderimiz gibi hayatımızın bir parçası görmek normal midir? Terörün çaresi yok mudur?

Anadolu’nun anaları hep gözü yaşlı, babaları boynu buruk, çocuklar öksüz mü kalacaktır? Gelinler tezkeresi yaklaşan beylerini beklerken onların bayrağa sarılı tabutlarıyla mı karşılaşacaklar?

Bayrağa sarılmış tabut üzerine kapanan anaların acısını ve gözyaşlarını içine akıtan babaların ateşini, ne olduğunu anlamadan şaşkın ifadelerle etrafındaki kalabalığa ve yakasına yapıştırılan babasının fotoğrafına bakan bebelerin acıları “Kanı yerde kalmayacak” gibi artık teselli etme özelliğini yitiren ifadelerle dinmeyeceği bilinmelidir.

Terörün elbette bir çözümü olmalı vardır da. Benim de çözüm önerilerim var.

Diyeceksiniz ki sen bu konularda uzman mısın? Elbette hayır. Çok uzman görüşü, çok süslü nutuklar dinledik ama bu görüşler Anadolu insanının acısını dindirmeye yetmedi.

İşte benim somut önerilerim:

1-Türkiye-Irak sınırının, sınır güvenliği sağlanır. Bu imkânsız mı? Hayır. Arazi sarp olabilir, çok zorlukları olabilir ama devlet için imkânsız diye bir şey söz konusu olmaz. Ekonomik açıdan imkânsız mı hayır PKK terörüyle mücadele için şimdiye kadar 100 milyar doların üzerinde para harcandı. Bu paranın %10’u ile sınır güvenliği sağlanabilirdi  380 km. lik bir sınırı  koruyamıyorsak farklı çözümlere kulak vermeliyiz. Siz sınır güvenliğini sağlarsanız Kuzey Irak’ta operasyon yapmaya ihtiyacınız kalmaz. Sınır güvenliği olmazsa operasyonun anlamı olmaz.

Dışarıdaki terörist, eylem için içeri gelemezse içerde eylem yapan teröristin anında infazı yapılırsa PKK’nın arkasında ABD’nin AB’nin ya da İsrail’in olması ne ifade eder ki.

Cennetmekân sultan Abdülhamit’e; Balkanlar’ın ve Orta Doğu’nun kaynadığı bir zamanda 33 sene toprak kaybı olmadan imparatorluğu nasıl yönettiği sorulduğunda cevaben; “Yabancı büyük elçilerle olayları müzakere eder çoğu zaman onların görüşlerinin aksine hareket ederdim.” Çünkü haçlı zihniyeti bizim için hiçbir konuda hayır düşünmez.

O’nun tahtan indirilmesinden sonra batının gerçek niyetlerini bilmeyen ülkesinden ziyade koltuğunu düşünen idareciler yüzünden Osmanlı, Balkanlar’ı ve Orta Doğu’yu kaybetti, parçalandı. O’nun küllerinden yeni bir cumhuriyet doğdu. Dün Osmanlıyı parçalayanlar bugün PKK maşasıyla Anadolu’yu parçalamak istiyor. Bu acı Enver- Talat zihniyetiyle değil Abdülhamit basiretiyle önlenir.

2-Bölge halkı için sınır ticareti serbest bırakılır.

Bu ticaret devlet denetiminde yapılır. Kayıt dışının önüne geçilir. Büyük miktarda vergi geliri elde edilir. Rüşvet ve yolsuzluğun önü kesilmiş olur. Vatandaş tehlikeli ve yanlış işlere tevessül etmek durumunda kalmaz.

Sınır ticareti devlet güvencesiyle yapılmazsa kaçakçılığın ve rüşvetin önü açılır, bundan da terör örgütü karlı çıkar.

3-Gümrük kapıları sıkı denetime alınır. Gümrüklerden silah sızması, uyuşturucu kaçakçılığı yapılamazsa terörün finans kaynağı kurutulur. Tabiî ki bu işler zordur ama imkânsız değildir. Önemli olan zoru başarmak kolayı zaten herkes yapar.

4-Vatandaşla teröristi birbirinden ayırmak suretiyle terörün halk desteğini kesmek.

Her Güneydoğuluyu, potansiyel terörist olarak görme  mantığı teröre altyapı hazırlar. Bu ve benzeri düşünceler 600 sene Kürdü-Türkmeni-Lazı-Çerkezi kardeşçe bir arada yaşatabilen bir medeniyetin çocuklarına yakışmaz.

Ben Güneydoğu’da hizmet yapmış, az-çok o insanları tanıma imkânı bulmuş biriyim. O halkın %90’ı belki daha fazlası dinine, devletine, vatanına, bayrağına bağlı insanlardır. Elindeki ekmeğini sizinle paylaşmaktan mutluluk duyar, misafirperverlikte, saygıda ve sevgide bizden çok ileri olan insanlardır.

5-Güneydoğuyu sürgün bölgesi olmaktan çıkarmak gerekir. Kamu personelinden cezalandırmak istediğiniz insanları o bölgeye sürgüne gönderirseniz devlet-millet kaynaşmasını sağlayamazsınız. Geçmişte bu hata çok yapıldı.

Öğretmenin, savcının, hâkimin, kaymakamın, polis vb. devlet memurlarının en iyisini, en babacanını devleti-bayrağı en çok sevenleri oraya göndermeli ki bunlar orada devletin şefkatli eliyle milleti kucaklasınlar. Devlet-millet kaynaşması gerçekleşsin ki teröristler orada barınamasınlar.

Bataklık kurutulmadan sivrisinek avına çıkmak anaların gözyaşını kurutmaya yetmez.

Terörün devamından büyük rantlar sağlayan iç ve dış güç odakları elbette var, var olmaya devam edecektir. Çünkü ölen onların çocukları değil, hassolarla-memoların ölmeleri onların hiç umurunda değildir. Vatan-millet-bayrak nutuktan öteye geçmez.

Terörü dıştan lanetleyip içten destekleyenlerle terörle mücadele yapılamaz

Terörün iç ve dış bağlantılarını kesip finans kaynaklarını yok ettiğiniz zaman terör zaten kendiliğinden biter

Çözümü içerde kendimiz de aramalıyız. Çözüm ne Kuzey Irak’ta ne de ABD’de çözüm bizde oda bilirsek eğer…

Cenabı hak beldemizi, ilçemizi, ilimizi, ülkemizi, İslam alemini ve tüm insanlığı terörün her çeşidinden korusun, barış ve huzur dolu günler dileğiyle,,, …