Süngü ve Yürek

31

Mustafa Kemal anlatıyor; Sakarya savaşının bir yerinde telefonla emir veriyor. ‘ Süngü takın ve düşmana saldırın’. Telefondaki komutan, ‘komutanım süngümüz yok’ diyor. Süngü emri veriyor, askerin süngüsü yok! Mustafa Kemal Kendini toparlıyor. ‘Topal Osman ve 70–80 kişilik adamlarının eğri bıçakları var. Alın o eğri bıçakları onlarla saldırın’ diyor.


Ülke olarak şu an geldiğimiz durum itibariyle böyle bir giriş yapmak, anlatmak istediklerimi daha doğru ifade edebilmek için çok önemli doğrusu. Sürekli şehit veriyoruz. O elleri öpülesi annelerin feryatlarıyla irkiliyoruz her gün. Bir annenin en dokunulmazıdır evladı. İğrenç bir oyunun piyonları kalleşçe dokunuyor o evlatlara. Annelerin koklamaya doyamadıkları o gülleri koparıyorlar. O kıyamadığımız bedenleri yine annelerinin kucağına veriyoruz. Vatan toprağına. Vatan bir annedir. Ve biliyorum ki o toprak, sevgiyle, gururla sarıyor evlatlarını. Kendisi için kanının son damlasına kadar savaşmış, canını yüzünde tebessümle onun için vermiş diğer yüz binlerce evlatlarını sarıp kokladığı gibi.


Televizyon kanallarında almış bir hengâme gidiyor. İşi bilen bilmeyen herkes harekât uzmanı olmuş. Onlarca çeşit fikirler atılıyor ortaya. Aslında fena da olmuyor hani. Herkes safını belli ediyor. Toplum meydanlarda, caddelerde tepkisini gösteriyor. Siyasetçiler, yöneticiler ise sansür ve gizlilik peşindeler. Haklı gerekçeleri de olabilir.


Tüm bunları izlerken insanların yüzünde hep aynı şeyi görüyorum. Neler oluyor? Nasıl bu hale geldik? O dönülmez noktaya geldik ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu aslında onlarca yıl nasıl uyuduğumuzun ve uyutulduğumuzun resmidir. Dünyanın her yerindeki insanlık bahçelerindeki çeşit çeşit çiçekler, devasa biçerdöverlerle hasat edilirken, yok edilirken, biz sınırlarımız içinde kendimizi güvende hissederek ve hatta kafasını kuma gömmüş devekuşu misali yaşadık. Görmedik, duymadık, bilmedik. Üç maymunu oynadık.


Şimdi kalabalıklar halinde sokaklardayız. Öfke kusuyoruz. Birlik beraberlik gösteriyoruz güya. Toplumsal enerjimizi boşaltmaktan başka bir şey de yaptığımız yok oysa. Gençler, orta yaşlılar mikrofonlara konuşuyorlar. Askere alın bizi diyorlar. Askerlik şubelerinin önleri kalabalıklarla dolu.


Ben bu tepkilerin içinde bulunmayacağım. Bunu derken vatanım için gerektiği yerde canımı da vermeye her zaman hazırım. Tıpkı Atalarım gibi. Evet, çok kızgınım. Çok ikiyüzlü geliyor olanlar bana.


O evlatlar kaybedilmeden önce neredeydiniz demek geliyor içimden. Onlar gibi binlercesi kaybedilirken nerelerdeydiniz? Kendi yaşam argümanlarınız içinde yaşarken, daha çok para için, daha lüks yaşamak için değerlerinizden ödün vererek iğrençleşirken de bu evlatları kaybediyorduk.


Nerelerdeydiniz beyler, hanımlar, gençler? Birbirimizin kızlarına laf atarken, sokaklarda kadınlarımız rahatça yürüyemezken, uyduruk bahanelerle birbirimizi döverken, ülkemiz soyulurken, gitgide bağımlılığa sürüklenirken, iki fikre bölünüp, birbirimizi öldürürken, rüşvet verirken, birbirinizin ekmeğiyle oynarken, birbirimize iftiralar atarken, en iğrenç suçlar artarken nerelerdeydiniz?


Tüm güzelliklerimiz harcanırken nerelerdeydiniz? Vatan Anne’dir diyoruz şimdi. Yıllarca birbirinin o elleri öpülesi annelerine küfredenler nerdeydiniz? Vatan, komşunuzdur. Vatan, ormanlarındır, çocuklardır.


Vatan, birbirimizi gördüğünüzde bir selam vermemizdir. Vatan, deli akan derelerdir, sevgilinizle buluşmaya giderken adımlarınızı attığınız parke taşlardır. Vatan, başkalarının namusunu, onurunu kendinizin bilmektir. Vatan Aşk’tır. Vatan düğündür, cenazedir. Vatan bizi biz yapan her şeydir. NEREDEYDİNİZ? NEREDEYDİK?


Niyetim burada ahkâm kesmek değil elbette. Pkk’ nın sadece bir terör örgütü olmadığını, yeniden şekillendirilen dünyada bir taşeron olduğunu anlatmayacağım. İleride bu konuda daha teknik ve daha ayrıntılı bir yazı çalışmasında bulunacağım.


Yukarıdaki satırlarda duygularımı paylaşmaya çalıştım. Ama şimdi düşüncelerden bahsetmek isterim. Bu büyük oyun oynanırken, iki konuda uyarı yapmak ihtiyacında hissediyorum kendimi.


İlki şudur; Amaç bu ülkeyi ilk etapta iki parçaya bölmek, ayırmak. Büyük Ortadoğu projesinin Türkiye ayağının temelinde bu var. Bunu, bırakın pkk’yı, koca ordularla bile yapamazlar ve bunu kendileri de çok iyi biliyorlar. Bölünmeyi sağlayabilecek tek unsur, milletin kendi içinde çatışmaya başlamasıdır.


Sağ-sol denediler olmadı, Dinli- dinsiz denediler olmadı. Şimdi 30 yıldır başka bir şey deniyorlar. Arada bir hepsini kokteyl de yapıyorlar. İşte duygularım bir tarafa, sokaklarda, meydanlarda, caddelerde büyük kitleler halinde gösterilere karşı olmamın nedeni asıl budur işte.


Hepimiz öfkeliyiz. Acımız bir şimdi. Bir araya geliyoruz ve öfkemiz büyüyor. Bir şeyler yapmak için çıldırıyoruz. O yüzdendir ki, askerlik şubelerinin önü dolu. Pkk’yı yok etmek istiyoruz. Ama bizim direkt pkk terörist’i yakalama durumumuz yok. Bu devletimizin görevi. Ama bu kitleler kontrolden çıktığında, pkk diye güneydoğulu vatandaşlarımıza yönlenirseler ne olacak? Aslında kalleş unsurlarında hesabı budur.


Toplumu ayağa kaldıracak eylemler yaptırarak, toplumun öfkesini, güneydoğulu vatandaşlarımıza kaydırtmak ve dolayısıyla millet içi çatışma ortamını yaratmak. Yoksa 12 değil 112 askerimizi katletseler, Türkiye’mize bir zarar veremeyeceklerini bilmektedirler. Oyun milletimiz üzerinde dönmektedir.


Aman dikkat diyorum. Öfkemizi daha iyi bir insan olmaya yönlendirelim. Daha iyi bir evlat, daha iyi bir baba, daha iyi bir anne, daha iyi bir eş, daha iyi bir işçi, memur, mühendis, simitçi. Her ne isek daha iyi olmaya dönüştürelim.


Birbirimizin namusuna, onuruna saygıya dönüştürelim diyorum. Birbirimizi daha çok sevelim. Bu millet asırlardır her çileyi gördü. Hiçbir zaman iki olmadı. Hep birdi. Hep beraber bu birliği ayakta tutalım ve bunun için sokaklara çıkalım, caddelere gidelim, meydanlara akalım diyorum, Öfke için değil.


İkinci uyarım da şudur; oyunun ikinci perdesi de devlet üzerinedir diye düşünüyorum. Fiili olarak kurulsa da, sözde Kürdistan’ın resmiyet kazanması için Kerkük’ü kendine katması gerekmektedir. Çünkü bu kültür ve petrol şehri olmadan asla devlet olamazlar.


O nedenle ülkemizin tüm unsurlarını yani devletimizin ve ordumuzun dikkat ve enerjisini pkk üzerine odaklayarak Kerkük’ü bizden uzaklaştırma projesidir. Tüm enerjimizi pkk üzerine boşalttırarak, Kerkük’te duran kırmızı çizgilerimizi, pkk seviyesine indirgemektir. Buna da aman dikkat diyorum.


Bu büyük oyun, ne tesadüf ne de öylesine yapılmış eylemler değil diyorum. Irak’a girmeli miyiz? Evet, girmeliyiz. Nereye kadar? Sonuna kadar. Yani bu oyunları alt üst edecek kadar. Ya dünya güçleri? Tepkileri ne olacak? Ne olursa olsun. Hiçbir şey bağımsızlığımızdan ve bütünlüğümüzden önemli değil. Korkmalı mıyız? Neden korkalım? Biz bağımsızlık mücadelemizi o yokluklarda tüm dünyaya karşı vermedik mi? Bedel hesaplanıyor bu günlerde.


Bu millet 180 yıldır bedel ödüyor. Bu millete bedelin ne demek olduğunu anlatmak gibi bir hadsizlikte bulunanlar var. Yok, girersek şu olurmuş, bu olurmuş. Yok, Amerika amca kızarmış. Bataklıkmış. Dünyada tek batak vardır. O da bu milletin 180 yıldır akan kanı. O kana girenler, batar, boğulur yok olurlar.


Bunu da tüm dünya böyle bilsin diye haykırıyorum. Eğer böyle icazet peşinde, birilerini ikna etme peşinde ya da rızasını alma peşinde koşarsak, bırakın kendimizi, onlara karşı bile saygınlığımız kalmayacak.


Atalarımızın kanlarını, canlarını vererek kazandıkları bu saygınlığı peşkeş etmeye hakkımız yok. Hepimiz bir gün öleceğiz elbette. Yüce Mevla’dan, mahşer gününde o yüce şehitlerimizin yüzlerine bakabilecek kadar yüzümüz olmasını nasip etmesini diliyorum.


Yazımın başındaki Mustafa Kemal anısına dönmek istiyorum. Süngü hücumuna kalkılacak. Süngü yok askerde. Bugün süngü var, top var, uçak var, her şey var. O süngüsüz süngü hücumu yapan yiğitlerde olan yürek, bugün de var. Ama o yüreğin üzerini onların medeniyet dedikleri çamurlarla kaplamışız.


Muhtaç olduğumuz kudret, amerikanın, batının izninde değil, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur. O kanı akıtan yürekte aradığınız kudreti bulursunuz. O öyle yürektir ki, içine bir bakınız. Eşsiz bir iman bulursunuz, cesaret bulursunuz, fedakârlık bulursunuz, kucak kucağa beraber can vermenin onurunu bulursunuz, vatan için canını vermeden sevdiceğine dönmekten ar eden, vatanı anası gibi gören bir sevgi bulursunuz.


Mustafa Kemal Paşa, Hasan çavuş, Şehit Mehmetler, Sırtında mermi, kucağında bebesini taşıyan anneler ve diğerleri… Sizleri o kadar çok özledim ki. Duygularımızın yoğun olduğu bu dönemde, eğer kelimeleri çok sivri kullandıysam özür diliyorum. Mazur görünüz, Sağlıcakla kalınız efendim.