Son Sabah

32

(Tarih:
10 Kasım 1938 Perşembe, saat: 09.00 Yer: Dolmabahçe Sarayı – İstanbul)

        

         Tanık: Atatürk’ün Genel Sekreteri,
Hasan Rıza Soyak anlatıyor:

      ‘’Gözleri kapalı, göğüs mütemadiyen inip, çıkmakta… Sarayda ve oda da
ruhani bir sessizlik hâkim. Yatağının sağ tarafında, hemen yanı başında Op.
Mim. Kemal Öke ayakta duruyor. Dr. Kamil Berk, başını Mim Kemal’in omzuna
dayamış hıçkırıklarına hâkim olamıyor. Prof. Akil Muhtar Özden kendinden
geçmiş, odanın içinde telaşlı adımlarla durmadan dolaşıyor; hem ağlıyor, hem de
mütemadiyen ‘Aman Yarabbi, Aman Yarabbi…’ diye söyleniyor.

      Ben yatağın sol tarafında, ayakta
duruyorum; yanımda muhafız komutanı İsmail Hakkı Tekçe var. Her tarafım
uyuşmuş, bütün duyularım donmuş bir halde, o güzel, o mutlu çehreye bakıyorum.
Hazin sessizlik içinde kulağıma yalnız Dr. Mehmet Kamil ve Prof. Akil Muhtar’ın
hıçkırıkları çarpıyor.

     Karyolanın ayakucunda Dr. Süreyya Hidayet
Serter ve Dr. Abravaya Marmaralı ayak parmaklarının hissiyatını tetkik
etmekteler.

    Hizmetliler bir köşeye büzüşmüş, korku içinde
beklemekte.

   Saat
tam 9’u beş geçiyor…

   Birdenbire
gözleri açılıyor, dikkat ediyorum.

   Gök
mavisi gözlerinde hala bildiğimiz, çelik parıltıları ışıldamaktadır. Bir an
sert bir hareketle başını sağa çeviriyor…

  
Bana öyle geliyor ki, bu hareketiyle etrafındakilerin şahıslarında ilahi
bir aşkla bağlandığı ve inandığı aziz milletini son defa askerce
selamlamaktadır.

   Kılıç
Ali’ye eğilip:

  ‘Kılıç
bak! Bir tarih göçüyor’ diyorum.

     Birkaç saniye sonra o aziz varlık,
milletinin ve idrakiyle beşer tarihindeki ölümsüz hayatına göçmüş bulunuyordu…

    Ben de artık hıçkırıklarımı zapt edemedim;
yatağa dönüp, diz çöktüm, sağ elini ellerimin içine aldım, öptüm ve yüzüme
sürdüm.

    Bu sırada Operatör Mim Kemal gözlerini
kapatıyor, Dr. Mehmet Kamil’de Gazi Mustafa Kemal (GMK) işlemeli ipek mendiliyle
çenesini bağlıyordu. Yerimden kalktım, yapılacak vazifelerim vardı;
gözyaşlarımı sildim ve odadan çıktım…’’

   Değerli okur; tam 82 yıl geçti o son
sabahın ardından…

    82 yıldan beri bitmeyen, ardında her geçen gün
giderek artan bir sevgi seli bırakan, beyinlere kazınmış, dünyanın saygı
duyduğu bir lider:  Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

    Düşman
çizmelerinin işgaliyle darmadağın olmuş Osmanlı Devletinin o yoksul ve muhtaç
döneminde, her türlü olumsuzluğa rağmen yılmayan; sadece halkına güvenerek
çıktığı milli mücadele yolunda bağımsızlık mücadelesini kazanarak, ümmet olmaktan
çıkardığı halkına; millet olmanın ama hür ve bağımsız bir millet olmanın yolunu
açan, adeta kan çanağında devlet kuran bir lider.  Sadece milletinin değil, son yüzyılın da en
büyük devlet adamı olarak da biliniyor.

      Son
yıllarda onunla ilgili ülkemizde kimi siyasilerin yapmış olduğu acımasız ve
haksız eleştirilere, bilinen ağızların: ‘’Onun fikirleri ve devrimleri ‘Eski Türkiye’de’
kaldı’’ açıklamalarına! Bazı çevrelerin edep dışı söylemlerine!  Hele, hele kimi hainlerin yakıp, yıktıkları
heykellerine rağmen!

      Beyninde,
fikirlerinde yaşayan, gösterdiği aydınlık yolda yılmadan ilerleme azminde olan
milyonlarca yurtseverin gönlünde taht kurmuş bir lider.

     Ama bence Atatürk’ü, Türk Milletinin atası,
dünyanın en büyük lideri yapan önemli gerçek:

      Onun
milletine olan güveni, sevgisi, bağlılığı ve bu coğrafyada kazanmış olduğu hür
ve bağımsız yaşam hakkımızdır.

      Eğer bugün 97 yıllık Demokratik ve Laik Cumhuriyet
Türkiye’sinde özgürce yaşıyor, millet olabilmenin onurunu taşıyorsak bu önemli
değerleri; Yüce Atatürk ve dava arkadaşlarına borçlu olduğumuzu bir an bile
aklımızdan çıkartmamalıyız.

       Son
yüzyılın en büyük lideri sıfatını taşıyan Atatürk’e, bu unvanın verilmesinin
gerekçelerini; unutturmaya çalışan- unutturacağını sanan kimilerine; onun devletimizin
tarihine kazıdığı aşağıdaki gerçekleri bir kez daha hatırlatmak isterim:

              Atatürk:

         
Emperyalizme
karşı ilk kurtuluş savaşını veren, bu mücadeleyi zafere ulaştıran büyük bir
komutan, ulusal bir kahramandır.

         
Çöken bir
imparatorluktan, halk egemenliğine dayalı, hukukun üstünlüğünü esas alan,
çağdaş ve laik, demokratik bir cumhuriyet kurucusu olarak, tarihin kaydettiği
en önemli devlet adamlarının en baştaki yerini halen muhafaza etmektedir.

         
Tarihin
ender kaydettiği bir devrimcidir.

         
Kendi
yurdunda olduğu kadar, tüm dünyada da barışı samimi olarak isteyen yüzyılın
lideridir.

         
Halen
dünyada, ‘aydınlık geleceğin sembolü’ olarak anılmaktadır.’’

      Yüreği insan ve vatan sevgisiyle dolu,
kendisini milletinin müreffeh geleceğine adamış, tüm dünyanın hayranlıkla
bahsettiği böylesine büyük bir devlet adamının, Büyük Önder Atatürk’ümüzün, son
yüzyılın en büyük liderinin; Türk Milletinin içinden çıkması, bizi uluslararası
camiada en ön saflara çıkaran önemli bir gerçektir.

       Her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz
fikirlerini, devrimlerini tekrar, tekrar okuyarak; işaretlemiş olduğu aydınlık
geleceğin ne olduğunu iyice anlamamız, ülkemizin son dönemde yaşadığı teslimiyet
– dönüşüm ve mutabakat süreçlerine, bu gerçekler çerçevesinde bakılması
gerekliliğini özellikle belirtmek isterim.

       Yaşadığımız bu coğrafyada, kan çanağında bir devlet
kuran Büyük Önderimizin 82’ncı ölüm yıldönümünde; onu yüreğimden taşan sevgi ve
saygı duygularıyla anarken;

      Şu önemli hususun altını çizmek istiyorum:

       Gazi
Mustafa Kemal Atatürk’ün yakmış olduğu ‘Aydınlık Türkiye Meşalesini’ hiçbir
güç, hiçbir dönüşüm ve teslimiyet asla söndüremeyecek, onun ve dava
arkadaşlarının yaratmış olduğu mucizevi gerçeği, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin
varoluş felsefesini değiştiremeyecektir. Çünkü Türk Milletinin ezici bir
çoğunluğu onu ve eserlerini korumaya devam etmektedir.

      Unutulmasın
ki,

      Milletinin gönlüne, beynine kazınmış liderler
asla unutulmazlar. Onlar, tarihin gerçek sayfalarında canlı olarak kalır, daima
hatırlanırlar.

      Kimi
liderler ise; yazdıklarını sandıkları tarihin çöplüğünde kalırlar.

      Bundan 82 yıl önce Genel Sekreteri Hasan Rıza
Soyak’ın ifade ettiği gibi, onun ebediyete intikali ile gerçekten bir tarih
göçmüştü.

     Ancak Büyük Atatürk’ün Türk Milletine
emanet etmiş olduğu eserleri hala gönlümüzde, beynimizde ve ülkemizin her
yanında yaşamakta ve en çok ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde, bize yol göstermeye
devam etmektedir.

      82’nci ölüm yıl dönümünde aziz hatırası önünde
saygı ve minnetle eğiliyor; gösterdiği aydınlık yoldan hiçbir dönemde sapmayan,
eserlerini daima savunan bir Kıbrıs Gazisi olarak onu sevgiyle selamlıyorum.
Ruhu şad olsun.

     Vatan ona ve dava arkadaşlarına
minnettardır.

    ( Kaynakça: 1938-Son Yıl, Dr. Orhan Çekiç )

Önceki İçerikDeprem İşini Yapıyor
Sonraki İçerikGazi Mustafa Kemal, Nasıl Atatürk Oldu?
Avatar photo
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.