Deprem İşini Yapıyor

45

Nietzsche der ki; “Depremin imtihan olduğu doğrudur. Ama din imtihanı değil
mühendislik imtihanıdır”.
Her
deprem sonrası ortalıkta bir “günah skalası” dolaşır durur. Neyi nasıl
anlatmalı, oldukça zor. Nerden tutarsanız elinizde kalıyor. Öncelikle,
depremler herhangi bir şeyin sebebi değil, aksine devam eden bir faaliyetin
sonucudur. Yine bilinmelidir ki, deprem bir terbiye etmek-haddini
bildirmek vasıtası değildir. İşleyen sistem sayfasının bir dipnotudur. Hani neredeyse
bir ölçek verilmediği kaldı; “..büyük günahlar için altı buçuk-yedi
büyüklüğünde, biraz orta tiptekiler için de dört-beş..” gibi. İzmir depremini
zinaya bağlayarak deprem mağdurlarına hakaret eden bazı hezeyanlar çok üzücü ve
can sıkıcı. O zaman yedi nokta dokuz ile yıkılan Erzincan için günahın dibi mi olmalıydı?
 Ya Niksar-Erbaa, Bolu-Gerede’liler,
Çaldıran’lı, Mudurnu’lular ne yapmalı. Böyle bir akıl ve iz’an tutulması
olabilir mi? Ayrıca böyle bir bakış, insani değerlere de çok uzak.  Her depremde bir “günahkâr gürûh”
arayan bu tip söylemler anlamsız ve içi boş gürültüler kabilindendir. Gayr-i
ciddi ve tutarsızdır. Burada temel kriter nedir, bir bilebilsek. Zina mı, içki
tüketimi mi, ateizm mi, hangisi?. Dünyada birçok “asismik bölge” var ki
deprem hemen hiç olmaz oralarda. Mesela,
Sibirya,
Kanada, iç Afrika ve Brezilya gibi. A
ncak içki tüketimi gâni. Hele de festivaller ve diğer
“azgınca” işler. 17 Ağustos Gölcük-Arifiye depreminde yatılı kuran kursları ve
camiler de yıkıldı. Söz konusu anlayışla bunun izahı olabilir mi? Kaldı ki
Allah, sizin keyfinize göre; “o günahkâr ona ceza ver, bunu
kahret,..” diyeceğiniz bir kavram değil.

Yerkürede, fiziğin temel
esaslarına göre sistematik olarak “işleyen bir kanun” olduğunu
artık anlamak gerekir. Kaldı ki, bunu böyle bilmek, ilahî iradeye-kudrete bir nakîse
değil. Aksine, sistemin tamamına bakılırsa, bu mükemmel deverânın sahibini
anlamaya, ona teşekkür/tefekkür etmeye vesile olur.

Yaşayan bu yerkürenin canlılığı,
ekolojik dengenin devamı ve yaşam konforu sunulan harika bir döngü olduğunu
artık anlamak gerek. Kıtaların bir alt katman üzerinde yüzmesi ilginç değil mi?
Ege kesimi batıya doğru hareket ediyor, Kızıldeniz açılıyor, Arabistan ve Afrika
kıtası ülkemiz levhasına çarpmış durumda (çarpışma devam ediyor), Afrika
kuzeybatı yönüne doğru, güney Amerika almış başını gidiyor v.b. gibi. Devam
eden bu kıtasal tekâmül ve döngüyü anlamak lazım. Nitekim bu döngü nedeniyle birçok
fiziko-kimyasal faaliyetler, kurulan ısı dengeleri, izostazik dengelerin,
hidrodinamik faaliyetlerin ve daha ötesinin kurulduğunu da anlamak gerekir. Bu
devâsa sistem işlerken mekanik bazı kırılıp-dökülmeler de o sistemin bir
parçası
ve ona dâhil. Bütününe bakılmazsa “skolastik” bir anlayışla izahı
zordur.

Kısaca, kusursuz işleyen
sistemler içinde deprem bir “kusur” değildir. Deprem işini yapıyor.  Ne fiziğin prensiplerine, ne de kırılma
mekaniğine aykırı hiçbir yönü yoktur. Oluştuğu ortamın mekanizması ve
geometrisi bir o kadar net, berrak ve anlaşılabilir. Kaynağı, müphem-esrarlı
bir bilinmezlik içermez.  Yerbilimci
sismologlar oluşan sismik hareketliliği adeta “takibe” alarak
modellemelerle davranışlarını incelemekteler. Aykırılık, kusur ve gözyaşı insanların
denetlenemez beton tutkusundan kaynaklı olsa gerek. Yapı bilimi ve yer bilimi
dikkate alınmaksızın, ne dere yatağı, ne alüvyal zemin ne de sahillerin balçık
zemini onun hırslarından kurtulamıyor.

Artık her bir depremi bir günah
grubuyla eşleştirme saçmalığını bırakıp insani değerlere bilimin aydınlığına yönelmek
lazım. Dünyada ortalama günlük (2’den küçük) 8 bin tane deprem oluyor. Bu aktivite
aslında “yaşayan gezegen” demek. “Hiç deprem olmasın
Allah’ım!” temennisi, açıkça “dünya ile birlikte biz de ölelim” duasından
başka anlamı yoktur. Kusursuz işleyen bir sistem var. Bu küresel işleyişin bir
kısmı da sessiz sedasız olmuyor. Şu harika boğazlar, vadiler, platolar bu
güzelliğe gelinceye kadar ne kıyametlerin koptuğu eski kayıtlardan biliniyor. Sonuçta
bir yerbilimci tavsiyesi gerekirse, şu olmalıdır; artık ilahiyatçıların,
astrofizik, yerfiziği okumaları meslekî terimle; “lazım”ın ötesinde “elzem
olmalı. Yoksa her önüne gelen kıt kestirimli zevat saçmalamaya, insanların
vaktini çalmaya devam edecek. Selam ve sağlıkla.