Kuşatılan Türkiye

145

Daha ileriye ulaşmak için bir kaç adım geri gitmek gerekir. Çünkü en
ileri sıçrayışlar, iki adım geriden başlar. J.W. von Goethe

Bugün geldiğimiz noktanın
sebeplerini iyi tahlil edebilmek için daha evvel hangi adımları atmışız oraya
göz atmamız gerekiyor. Yoksa bugün ki sorunlar yumağı karşımıza birden bire
çıkmadı.

İkinci Dünya savaşında Türkiye
tarafsız görünmesine rağmen Sovyetler Birliğine karşı resmi olmayan yöntemlerle
Almanları destekliyordu. Bu durum Sovyetler birliğinin gözünden kaçmamış olacak
ki, savaş bittikten sonra 1925 yılında Türkiye-Sovyetler Birliği arasında
imzalanan Saldırmazlık anlaşmasının yenilenmesi, 1945 yılında Sovyetler
birliğinin tek taraflı feshine sebep oldu.

Saldırmazlık anlaşmasını
yenilemeyen 2. Dünya savaşının galibi Rusya, başta Kars ve Ardahan olmak üzere Türkiye’den
bazı hak taleplerinde bulundu.

Bunun üzerine İnönü Hükümeti 11
Mayıs 1950 yılında NATO’ya dâhil olmak için başvurdu. Başvuru teklifini ABD
kabul etmedi. 26 Haziran 1950’de patlak veren Kore Savaşı, 14 Mayıs 1950’de
iktidara gelen Demokrat Parti iktidarı için iyi bir fırsat oldu. Dışişleri Bakanı
Fuat Köprülü United Press’e: “Türkiye,
BM çerçevesi içinde kendi hissesine düşen bütün yükümlülükleri yerine
getirmekle sorumludur
” açıklamasını yaptı.

Bu açıklamanın ardından Türkiye’ye
gelen Amerikalı Senatör Mc Cain, basına verdiği demeçte, “General Mc Arthur’un karargâhında BM bayrağının yanında dalgalanmakta
olan Amerikan bayrağı ile Türk sancağının da yan yana dalgalanması, Türkiye’nin
Kore savaşına fiilen yardımı Atlantik Paktına (NATO) ya girmesini sağlayacaktır

diyordu. Aynı gün, yani 25 Temmuz 1950’de hükümet Kore’ye asker gönderme
kararını aldı. Kore savaşında en ağır kaybı Türk birlikleri verdi.

1951 Eylülünde Türkiye NATO’ya kabul
edildi. 18 Şubat 1952’de, 5886 sayılı yasa ile TBMM, NATO anlaşmasını onayladı
ve Türkiye resmen NATO üyesi oldu. DP Milletvekili Samet Ağaoğlu’nun, bu üyelik onayının ardından: “Kore’de bir avuç kan verdik ama “büyük devletler”
arasına da katıldık
.” Demeci o günlerin manşet haberi olmuştu. Yani “Türk Askerinin kanının” ne kadar ucuza
pazarlandığını sonraki yıllarda daha iyi anlayacağız.

18 Şubat 1952 NATO’ya girme
onayıyla; biz NATO’ya mı girdik NATO bize mi girdi tartışılır konu ama gerçek
olan bir şey vardı ki her on yılda bir Türk demokrasisi, ABD de eğitilen
NATO’cu subaylar tarafından darbelerle kesintiye uğratıldı. 27 Mayıs 1960, 12
Mart 1971, 12 Eylül 1980.

*NATO’ya girişimizle birlikte ilk
darbeyi, Atatürk’ün emriyle 1926 yılında Kayseri’de kurulan ve 1942 yılına
kadar 212 uçak üreten TOMTAŞ uçak fabrikasının kapattırılmasıyla aldık. Şimdi
soruyorum: eğer o uçak fabrikası kapatılmamış olsaydı bugün ABD ve Rusya arasında
hava savunması yönünden gel-gitler yaşanır mıydı?

*Diğer tabi üyeler gibi elinde
güçlü “VETO” kararı bulunan Türkiye, ABD’nin bir takım vaatlerine kanarak
Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönmesine onay verdi ve Yunanistan 1980
yılında tekrar NATO’nun askeri kanadına dönmüş oldu.

Aynı şekilde Fransa 2009 yılında
tekrar NATO’ya dâhil oldu. Soruyorum: Eğer Türkiye elindeki “VETO” kararını
Yunanistan ve Fransa’ya karşı kullanmış olsaydı, gerek Doğu Akdeniz, gerekse Egede
bugün bu kadar büyük sorunlarımız olur muydu?

*1992 Yılında Ege denizinde NATO
Kararlılık Gösterisi-92 tatbikatında, Muavenet gemimiz kasten vurulmuş ve 5
askerimiz şehit olmuş, 22 askerimiz de yaralanmıştır. Soruyorum: Eğer o
tatbikatta bunun cevabı verilmiş olsaydı bir daha böyle bir olaya cesaret
edebilirler miydi?

*Irak’ın kuzeyinde 1991 Yılında bugünkü
Barzani devletinin temelini atan Çekiç Güç, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Turgut
Özal ve Başbakanı Mesut Yılmaz tarafından ülkeye davet edilmişti. Muhalefetin
de onayıyla MGK toplantılarında, bu gücün görev süresinin uzatılması yönünde
tavsiye kararları alınmış ve kararlar Meclis’te kabul edilmiştir. Soruyorum:
Çekiç Güç, sayesinde Kuzey Irak ta kurulan bu devletçik olmasaydı şimdi Türkiye’nin
Kuzey Irak diye bir problemi olur muydu?

*Yunanistan 2004 yılından
başlayarak 2020 Yılına kadar Ege’deki Türkiye’ye ait olan 19 adayı, Avrupa
Birliğine girme sevdamız yüzünden işgal etti. Bugün Ege’de ve Doğu Akdeniz de
başımızın belası olan Yunanistan’a Kardak Kayalıklarında gösterdiğimiz direnci
gösterseydik: haddini bilmez şekilde bu gün gene bu derece şımarıklık yaparlar
mıydı?

*2014 Yılında Suriye sınırındaki
mayınların temizlenip 4 milyon Suriyeli Türkiye’ye girdikten sonra, Türk
topraklarını çiğneterek Kobani’ye geçirdiğimiz Peşmerge, bugün PKK-PYD olarak
Suriye’nin kuzeyinde boşalan topraklarda ABD desteği ile sözde bir devlet kurma
çalışması içinde. O halde soruyorum: “Sınırlarımızda temizlenen mayınlardan
sonra boşalan Suriye’nin kuzeyine bir devletçik kurulacağı hiç mi akıllara
gelmedi?  Devlet aklı bu kadar öngörüsüz
olacaksa neyi öngörecek bu devlet?

Yukarıda madde madde sıraladığım
problemler zamanında birazcık düşünülüp sezilseydi eğer bugün Doğu Akdeniz de,
Ege Denizinde, Kuzey Suriye’deki oluşumlar bu kadar ağır şartlarla karşımıza
çıkmazdı.

Sağlıklı kalın.