Kedinâme

89

Kimileri
sevmiyor olsa da genel kabul görmüş görüşe göre kediler sevimli yaratıklardır.
Kediler insanların hayatında olduğu gibi şiir, hikâye ve romanlarda, en sevimli
halleriyle ve büyük boy fotoğraflarıyla duvar takvimlerinde yerlerini almıştır.
Son yıllarda tamamı kediye ayrılmış kitaplar da yayınlanmaktadır.

Edebiyatçı
yazar Mehmet Nuri Yardım, 13,5 X
20,5 santim ölçülerindeki 224 sayfalık ‘Kedinâme
isimli eserinde, göbek kordonu bile kesilmemiş yeni doğmuş bir yavru iken evine
aldığı ve ‘Lokum’ adını verdiği
kedisinden yola çıkarak müfit ve muhtasar bir kedi bibliyografyası hazırlamış.
Sıkılmadan rahatça ve merakla okunabilecek, sonra tekrar okuma ihtiyacını
hissettirecek kitaptaki kısa kısa bölümlerin başlıklarından örnekler:

*İnsanlık
târihi boyunca kedi. *İslâm’da kedinin yeri. *Kedi ev halkındandır. *Kedilerin
parayla alınıp satılması günahtır. *Peygamberi ısıracak yılanı haklayan kedi.
*Cennete girecek dört hayvandan biri. *Kara kedinin hikâyesi…

Anadolu insanı,
sevdiği ulu kişilerin târihî hayatlarını destanlarla, kerametlerle, olağanüstü
kahramanlıklarla süsler. Oğuz Han, Abdülkerim Satuk Buğra Han, Sarı Saltuk,
Nasreddin Hoca, Hacı Bayram-ı Velî ve daha nicelerinin hayatı efsânelerle iç
içedir. İnsanlarımızın çok sevdiği kediler de bu cemilekâr ikramdan payını
almışlardır.

KARA
KEDİNİN HİKÂYESİ

Şeyh İbrahim Has
Efendi, Tezkiret’ül-Has isimli eserinde kaydettiğine göre bir gün Şeyh Vefâ
Hazretleri çilehânesinde ibâdet ile meşgul iken komşularından bir kadın yanına
gelir, ‘Oğlum Malta’da esirdir,
kurtarmanızı istiyorum
.’ der. Vefâ Hazretleri ‘Dua edelim de kurtulsun.’ cevabını verir. Kadın aksi, ‘Ben duâ istemem, oğlumu isterim.’ diye
ısrar eder. Şeyh Vefâ’nın yanında siyah bir kedi bulunuyormuş. Kediyi
göstererek ‘Söyleyelim de oğlunu şu
karakedicik kurtarsın
.’ cevabını verir. Kadın bu teklifi kabul ederek Şeyh
Vefâ’nın yanından ayrılır.

Kadının oğlu Esir
Bey, Malta Adası’nda bir Hıristiyan’ın esaret mahallinde çalışmakta ve onun
mutfağında yemek pişirmektedir. Bir gün balık kızartacakmış. Balıkları
ayıklayıp temizlerken o anda bir kara kedi belirmiş. Balığı hemen kapıp kaçmış.
Esir, balığı kedinin ağzından kurtarmak için arkasından koşmuş. Kedi kapıyı
açık bulduğu bir eve girmiş. Esir kapıyı çalmış ve içeridekilere balığı kapan
kedinin bu eve kaçtığını söylemişse de ev sâhibi böyle bir kedinin eve
gelmediğini söylemiş. Bu sırada bulunduğu yerin Malta değil, Vefâ Mahallesi ve
görüştüğü şahsın kendi annesi olduğunu anlamış. Oğul, ana birbirine sarılmışlar
ve her ikisi tarafından yaşanan bu olaylar duyulmuş. Birlikte kalkıp Şeyh
Vefâ’nın çilehânesine gelmişler. Vefâ Hazretleri’nin yanındaki kara kediyi
gören oğul, ‘İşte ana, balığı kapan kedi
bu idi
.’ demiş. Gerek oğlu ve gerek anası bu olayı görünce Şeyh Vefa
Hazretleri’nin dergâhına kapılanıp hizmetine girmiş ve ömürlerinin sonuna kadar
buradan ayrılmamışlar.

***

Sayın
Yardım’ın eserinde, buna benzer başka hikâyeler de var. Onlarla ilgilenmeyi
okuyuculara bırakıp, başlıklara devam edelim:

*Kedilerin vefa
duyguları yüksektir. *Kedi dostu yabancı meşhurlar. *Kediler depremi (kısa bir
süre öncesinde) hisseder. *Bir kedi efsânesi. *Kediler duyguludur. *Mırlamanın
iyileştirici gücü vardır.

Kedisever
sanatkârlar: (Kitapta yer alan isimlerden bâzıları) Ahmet Vefik Paşa, Hüseyin
Rahmi Gürpınar, Tamburî Cemil Bey ve oğlu Mesut Cemil ile diğerleri…

MESUT CEMİL ANLATIYOR:

Komşumuz olan
Amerikalı aile, Türkiye’deki görevleri sona erip ülkelerinde döndüklerinde,
evlerinde besledikleri kedi sokakta yapayalnız kaldı. Onu, gidenlerin ardından
inler gibi miyavlarken gördüm. Onu evime almasam bile, bahçenin bir köşesinde,
barınacak bir yer yapıp karnını doyurdum. Her gün gelip yemeğini yiyor, sonra
sâhiplerini uğurladığı yere gidiyor, saatlerce bekliyor ve zaman zaman yine acı
acı miyavlıyordu. Yemeğini her zamanki yerine koymadığım bir gün, onu bekledim
ve mutfağa aldım, önüne yemek koydum iştahla yemeğe başlayınca anladım ki çok
acıkmıştı. Onu yiyeceği ile baş başa bırakıp odama geçtim. Arkamdan geldi.
Elime kitap alıp koltuğa oturdum. O da karşıma geçip oturdu. Kitaptan çok ona
bakıyordum. Değişmeyen bir ihtiyâcın varlığını hayretle görmeğe başladım. Bu,
ondaki sonsuz insan sevgisiydi. Kucağıma tırmanmayı bekler bir dikkat hâli içinde,
yüzüme sonsuz bir tatlılık, yakınlık ve istekle bakıyordu. Tekrar yemek kabının
başına götürdüm; yine arkamdan geldi. Bir daha götürdüm ve bu sefer, kırık
İngilizcemle: ‘Haydi bakalım, yemeğini ye!’
diyerek yanında durdum. Biraz yedi; fakat döndü, yine yüzüme bakmağa başladı.
Nihâyet öğrendim ki, yemeğini râhatça yemesi için mutlaka yanında durmam ve
mütemâdiyen sırtını okşamam gerekmektedir. Çünkü böyle yapmazsam, aç durmak
bahasına, mütemâdiyen yüzüme bakmağa râzı oluyor. Traş oluyorum, gayet nâzik,
kibâr ve tertipli bir oturuşla, beni en iyi görebileceği bir yere geliyor;
elime, koluma, göğsüme, çeneme değil, gözlerimin tâ içine, yuvarlak gözleriyle
bakıyor. Yatağa çıkması yasak olduğu için, ben yatarken o, kanapenin üzerinde
kıvrılıyor. Gecenin hangi saatinde uyansam, onun şükran, saygı, iyimserlik, sâfiyet
hayret ve aşkla Allâh’a bakar gibi dikktli ve saygılı bakan gözlerini üzerimde
görüyorum.

***

Bekir Sıtkı Erdoğan’dan bir dörtlük:

Hak, her şeye lâyık olan cevheri verdi.

Tırtıl iki diş bulsa eğer ormanı yerdi.

Şâyet kediler haftada bir gün uçabilse

Dünyada serçelerin nesli biterdi.

Kedisever diğer şâir ve yazarlar: Mehmed Şevket Eygi,
Ümit Meriç, Üstün İnanç, Necip Fâzıl Kısakürek, Hâlit Refiğ ve eşi Gülper Refiğ,
Ahmet Hamdi Tanpınar, Doğan Hızlan ve diğerleri…

Kediye dâir
yazılar
’ başlıklı bölümdeki yazılar; Annemarie Schimmel, Sâmiha Ayverdi, Safiye
Erol, Sezai Karakoç, İnci Enginün, Necdet Subaşı, Osman Fikri Sertkaya, Sefa
Saygılı ve diğerleri… (s: 81-132) 133. sayfadan 140. sayfaya kadar olan bölümde
kedilere yazılmış şiirler var.

Kedisever şâirlerden bâzıları: Özdemir Asaf, Orhan
Veli Kanık, Oktay Rifat, Behçet Necatigil, Kâmil Uğurlu…

Bâzı ünlülerin ve sâhiplendiği kedilerin isimleri,
141, 142. sayfalarda. Sonraki 8 sayfada eserin yazarı Mehmet Nuri Yurdam’ın
kedi besleyeceklere tavsiyeleri yer alıyor.

Ve Yardım’ın kedisi Lokum’un ön sözü… Sonra Lokum’un
günlüğü… ile kitap sona eriyor.

Kedi için ‘nankördür
derler. Mehmet Nuri Yardım’ın bu kitabı yazmaktaki maksadı; kedinin, candan ve
sâdık bir dost olduğunu dosta düşmana anlatmak…

El hak başarılı…

Kediseverlerin de kediye mesâfeli duranların da zevkle
ve severek okuyacakları bir kitap…

 

MEHEMT
NURİ YARDIM:

Edebiyat Araştırmacısı,
Gazeteci, Yazar Mehmet Nuri Yardım 23 Nisan 1960 târihinde Siirt’de doğdu. İlk
ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra 1980’de girdiği İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1985’te mezun oldu.

1979 yılında basın
mesleğine girdi. Yeni Asya, Doğuş, Tercüman, Türkiye, Hürriyet, Bizim Gazete,
Haber Fatih, Orta Doğu, Yeniçağ ve Milat gazetelerinde çalıştı. Kültür sanat
sayfaları hazırladı, yazılar yazıp röportajlar yaptı. Türkiye Çocuk Dergisi’nin
haber müdürü oldu. Kubbealtı Akademi Mecmuası’nda Yazı İşleri Müdürlüğü, bazı
yayınevlerinde musahhihlik, redaktörlük ve editörlük yaptı.

Kısa adı ESKADER olan
Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’ni kurdu ve uzun yıllar
başkanlığını yaptı.

1 Ocak 2017 tarihinden
itibaren TRT İstanbul Kent Radyosu’nda Haldun Hürel ile birlikte Pazar günleri
İstanbul Masalları’ isimli kültür
sanat programını sunuyor.

Pek çoğunun 3., 5. baskıları
yapılan 100’e yakın kitabı yayınlanmıştır.

 

KUŞBAKIŞI:

YOL
AYIRIMINDAKİLER

Balans
Ayarları
’, ‘Çankaya Sancıları’, ‘Darbe İçinde Darbe’ ve ‘Türkiye’de Askerî Darbe Teşebbüsleri
gibi kitapların yazarı Erol Maraşlı, bu defa, Ülkücü Hareket
mensuplarının çileli hayatlarını anlatıyor.

Onlar, beş bin
yıllık Türk’ün ülküsünü şahikaya çıkarmak için yetiştirilmişlerdi. Vatan için;
amasız, fakatsız, bahânesiz ve korkusuz ölmeyi göze almışlardı. Milleti için
can vermeye koşanlardı. Devlet-i Ebediyye için devletlû olmayı akıllarına
getirmeden Alperen oldular. Şanlı bir mücâdele içinde kan kardeşiydiler. Gün
geldi ayrı düşüp, Bozkurt iken birbirlerinin kurdu oldular. Kimisi kara toprağa
girerken, kimilerine ikbal kapıları açıldı. Bâzıları darağaçlarında asıldı.
Yusufiye onların mekânı oldu. Vatan, millet, devlet için mücâdele ettiklerini
sanıyorlardı. Savundukları devletin başındakiler tarafından asıldılar,
ötelendiler, Hepsinin yüreğini saran aşkın adı: vatan sevgisi, Türk
milliyetçiliği idi. Hor görülseler de, suçlansalar da devlet kapılarından
kovulsalar da, kaybolup gitseler de, işkence altında inleseler de gücenmeyecekler,
yorulmayacaklar, terk edip gitmeyeceklerdi
.’

13,5 X 21 santim ölçülerindeki, 272 sayfalık Yol
Ayırımındakiler
isimli eserde, yukarıdaki cümlelerle tavsif edilen ülkü
erlerinin hikâyesi anlatılıyor. Kitapta 36 adet hikâye var. Fakat, bir
zamanlar, filmler için kullanılan ‘36
kısım, tekmili bir arada
’ değil. Çünkü hikâyeler 36’dan ibâret değil.
Binlerce ülkücünün herbirinin 36’dan fazla hikâyesi var. ‘İçerideki’ hikâye ayrı, çıktıktan sonrakiler ayrı. Hepsinde hüzün
var, gözyaşı var. ‘Göz’ ve ‘yaş’… onlar birbirinden hiç ayrılmaz. Kucaklaşmalarda
da öyledir: Anneler, çocuklar, eşler ve dostlar ayrılırken de, kavuşurken da
gözler yaşarır. Babalar belli etmezlerse de hiç kimse onların acılarının gözü
yaşlı olanlardan daha az olduğunu söyleyemez.

Erol Maraşlı, 1960 askerî darbesine ve hatta 3 Mayıs
1944’de ‘Irkçılık Turancılık Dâvâsı’ olarak isimlendirilen keyfî zulümlere de
uzanıyor. Dünyada hiçbir devlet, vatanını ve milletini seven geçleri
cezalandırmamıştı. İlk örneği bizde ve defalarca yaşanmıştır. 

Türkiye’de
yaşanan kirli dolaplar da kitapta yer alıyor. 1980 öncesi bankerler furyası
gibi…

1980
darbesi hazırlıkları, ‘Netekim’ emekli olmaktan kurtulunca neler oldu?  Millî Güvenlik Kurulu’nun hukuk anlayışı…
Parti kurma çalışmaları… Ve milletvekili genel seçimleri, politik entrikalar…

Ve
daha fazlası…

Acı
da olsa, tatlı da olsa, hayâli cihan değer hâtıralarla dolu günler…

Hâfıza-i
beşer, nisyan ile mâlüldür. 

Târihin
tekerrür etmemesi için, ders almak için okunması gereken sayfalar…

 BİLGEOĞUZ YAYINLARI: 

Alemdar
Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul. Tel: 0.212-527 33
65 Belgegeçer: 0.212-527 33 64 Whatsapp hattı: 0.553-129 86 86 E-posta:
bilgekitap@gmail.com   WEB: www.bilgeoguz.com 

 

SULTAN ALÂEDDİN
KEYKUBAT

Gökhan Maraş, ‘Uluğ Sultan’, ‘Demir Sultan’, ‘Sultanü’l-Âlem’,
Sultanü’l-Âzam’ olarak tavsif ettiği
Anadolu Selçuklularının on birinci hükümdârı Sultan Alâeddin Keykubat’ı  roman üslûbuyla anlatıyor. 12 X 19,5 santim
ölçülerinde 372 sayfalık eser, Şubat 2021’de yayınlandı.

Anadolu
Selçuklularının ilk on sultanı yıldız gibi parlak, devleti yükselten
kişilerdir. Alâeddin Keykubat, bu on sultanın güneşidir. O’nun zamanında
yapılan kervansaraylar ve köprüler, bütün sultanların yaptırdıklarının
toplamından fazladır. Bu eserlerin çok büyük kısmı günümüze ulaşmıştır.

O,
çok iyi bir diplomat ve askerdir. Doğudan gelen Moğol tehlikesine karşı Doğu
Anadolu’dan başlamak üzere bütün şehirlerin kalelerini ya sağlamlaştırmış veya
yeniden yaptırmış; Abbasilerle, Memlûklerle, Harzemşahlarla, Bizans’la ve
Gürcüstan’la anlaşmalar yaparak ülkesini koruma altına almıştır.

Sultan
Alâeddin Keykubat, dünya târihinde ilk defa ticâret sebebiyle, yönetimi altında
bulunan topraklardan geçen kervanlar için ‘devlet
sigortası
’ kavramını getirmiştir. Selçuklu ülkesiyle ticâret yapan bütün
kervanlar, karada ve denizde eşkıyânın ve harâmilerin vereceği zarara karşı
Selçuklu Devleti’nin teminâtı altındadır.

Haftada
bir gün halka açık divan kurarak, divanın başında da bizzat kendisi bunarak,
devletten şikâyeti olanları dinlemiş ve âdil hükümler vermiştir.

Diplomatik
becerisiyle büyük Moğol Hanı Ögeday’ın takdirini ve sevgisini kazanmıştır.
Ögeday Han da Sultan’a altından yapılma ‘payza
adı verilen özel mührünü göndermiştir. Bu payza sâhibi kişi, bütün Moğol noyanlarına
ve askerlerine emir verme hakkına sâhiptir. Ögeday Han’ın verdiği payza,
yeryüzünde Sultan Alâeddin’den başka hiçbir kral veya sultana verilmemiştir.
Ögeday Han, Sultan Alâeddin’den başka hiçbir kral ve sultanı muhatap alarak
mektup yazmamıştır.

Anadolu’nun
bugünkü demografik yapısı da bu sultanın zamanında oluşmaya başlamıştır.

ÖTÜKEN NEŞRİYAT A. Ş.

İstiklal Caddesi, Ankara Han Nu: 63/3 Beyoğlu 34433 İstanbul Telefon:
0.212- 251 03 50

Belgegeçer: 0.212-251 00 12 e-Posta: otuken@otuken.com.tr  www.otuken.com.tr 

 

TÜRK TÂRİHİNDE UNUTULANLAR

Yesevî Vakfı
Mütevelli Heyeti Başkanı, yüksek verimli yazar Erdoğan Aslıyüce; ‘Türk
Târihinde Yanlış Bilinenler, Yorumlananlar
’ ve ‘Türk Târihinde Yazılmayanlar’ isimli eserlerinden sonra
projektörlerini 12,5 X 19,5 santim ölçülerinde, 372 sayfalık renkli ve resimli Türk Târihinde Unutulanlar isimli eseriyle
yine târihimize çeviriyor. Târih hazinemizin, bilinmeyen veya çok az bilinen
sayfalarını fikir nâmusu ile okuyucuya sunuyor.

Ele aldığı konuların
başlıklarından dikkat çeken seçmeler: *Mondros ve Samsun’a çıkış, *Persler ve
İskitler, *Emperyalizmin Oyunu ve İnsanlarımız, *Halifenin Mektubu, *İkinci
Haliç Konferansı, *Babanzâdeler, *100 İhânet Plânı, *Kızılelma, *Sarmatlar,
*Yahudiler, *Osmanlı Afrikası’nı ve On İki Adayı Nasıl Kaybettik? *Doğu Karadeniz’de
Türkler, *Arşaklı Türk Devleti, *Reformcu İslâmcı Cemâlettin Afganî, *Reformcu
İslâmcı Muhammed Abduh.

Arşaklı Türk Devleti’ başlıklı yazının
özeti:

Arşaklar Türk
Devleti MÖ 250’de kurulmuş, 477 yıl hüküm sürdükten sonra MS 226’da Fars –
Sâsânî Devleti’nin baskıları neticesinde târih sahnesinden çekilmiştir. Bu süre
içerisinde Arşakları 36 han yönetmiştir. Hepsi de birinci, ikinci,… ‘Otuz altıncı Arşak’ şeklinde
numaralandırılarak anılmıştır.

MÖ 160-139 yılları
arasında 21 yıl hüküm süren Altıncı Arşak son başşehir Hamadan’da kestiği
parada hem Türkmen top sakallı resmini hem de (daha sonra) Oğuzların Bayındır
boyu tarafından kullanılan armayı koydurmuştur. Para üzerinde; ‘Basileus Basileun Megaloy Arsakoy / Krallar
Kralı Ulu Arşak
’ ibâresi vardır. Bu ibâre de Dede Korkut Kitabı’ndaki ‘Hanlar Hanı Bayundur Han’ ifâdesiyle tam
örtüşmektedir.

Kaynak: Zeki Velidî
Togan. Umûmî Türk Târihine Giriş. İstanbul Üniversitesi  Edebiyat Fakültesi Yayını. İkinci Baskı, s:
47. İstanbul 1970

 YESEVÎ YAYINCILIK:

 Küçük Ayasofya Mahallesi, Küçük Ayasofya Caddesi,
Hüseyin Ağa Medresesi Nu: 13. Sultanahmet, Fatih, İstanbul. Telefon:
0.212-63850 12, Belgegeçer: 0.212-63835 47 e-posta:
e_asliyuce@yahoo.com 

 

KISA
KISA… KISA KISA…

Önceki İçerikBilmem Anlatabiliyormuyum
Sonraki İçerikTurnusol Turşusu; Sahibinden, Beklentiden
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.