Kimileri ümitsizlik ve karamsarlık içinde, zihnen hasta bir durum sergiliyor!
Cahillerin sayı çokluğundan yakınıyor! Bilgili, değerli âlim ve bilginlerin de,
Kabiliyetli oluş özelliklerini, gittikçe kaybettiklerinden, dem vurarak;
Kara bir tablo çiziyor!
“Korkarız ki, zaman gelecek, dinimiz sönecek!” diye endişe içindeler!
Oysa, düşünmüyorlar ki:
Kâinat söndürülmedikçe, hâlen zemine çakılmış kazıklar hükmünde olan
İslâm inancı sönmez.
İslâm sembolleri olan câmi minareleri, camiler, din bilgileri ortadan kalkmadığı sürece,
İslâmiyet her an, parlak bir şekilde yaşamaya devam edecek.
Çünkü, her mabet âdeta bir öğretmen gibi, mânen ders vermekte.
Çünkü, din bilgileri hâl diliyle, dinsel hakikatlerin birer üstadı vaziyetinde.
Çünkü, her din ve iman meseleleri; birer üstad gibi hâl diliyle, din hakikatlerini;
Hatasız olarak tam bir şekilde anlatıp durmaktalar.
Çünkü, her biri İslâm sembolü bilgin ve mâhir hocalar hükmündeler.
Çünkü, durmadan, bakanlara İslâm rûhunu ders veriyorlar.
Çünkü, asırların geçmesi ve zamanın sürekliliği sebebiyle;
Sanki, cisimleşmiş İslâmiyet nurları, İslâm sembolleri olarak kendilerini gösteriyor.
Sanki, İslâmiyet suyu donmuş olarak; ibadethanelerde yer almış birer iman direği gibiler.
Sanki, birer cisim şekline girmişler.
Sanki, İslâm hakikatleri, akide ve ibadetlere ait meseleler;
Müşahhaslaşmış / maddeleşmiş şekilde kendilerini açığa vuruyor.
Sanki, İslâm’ın temel meseleleri, âlemler içinde taşlaşmış.
Birer elmas direk olarak; zemin ile gökyüzü onlarla temas hâlinde.
Özellikle, beyanı acze düşüren hatip olan Kur’an; daima tekrar edici, ezelî hutbe olarak;
Hakikatlerin sesini yaydıkça yayıyor.
Çünkü, İslâm dünyasının dört bir tarafında, hiçbir köy ve hiçbir mekân yoktur ki,
Onun hitap ve seslenişlerinden mahrum kalmış olsun.
Konuşmalarını dinlememiş, öğrettiklerini işitmemiş olsunlar.
Bunun içindir ki, “Hâfızlık” pek büyük bir rütbedir.
Okumak ise, insanlar ve cinler için ibadet sayılır.
Öğretim, eğitim, doğruluk ve kesinliği herkesce kabul edilen;
Esaslar, hatırlama ve hatırlatmalar; bu faaliyetlerin birer göstergeleridir.
Madem içtimaî / toplumsal hayat İslâmla başlamıştır.
Herkesin imanı, kendine mahsus delillerden ibaret değildir.
İnsanın hakkı kabul etme duygusu olan “Vicdan”ın da bunda payı büyüktür.
Toplumun kalbindeki sınırsız sebeplere dahi dayanır.
Hatta dikkatle üzerinde durmaya değer bir husus:
İslâm; vahiy / Allah’ın hitabı ile fıtrat / yaratılış gibi, iki sağlam esasa dayanır.
Sağlam esaslarıyla, apaçık eserleriyle kürenin yarısıyla kaynaşmış;
Yaratılıştan gelen bir rûh olmuşken; artık onu perdelemek imkânsızdır.
Fakat, yazık ki, bazı geveze kâfirler safsatalı adamlar,
Şu yüce ve yüksek kasrın / İslâm Sarayı’nın esaslarına ilişiyor!
İmkân buldukça, onları deprettirip, sarsmaya kalkışıyorlar!
Halbuki, onlara ilişilmez, onlarla oynanılmaz!
Çünkü, istikbalde en gür seda, İslâm’ın sedası olacaktır.
Çünkü, İslâm Güneşi’nin doğum sancıları başlamıştır.
Öyleyse, ne mutlu bunun farkında olanlara.


