18.8 C
Kocaeli
Çarşamba, Ekim 7, 2026
Ana SayfaÖne ÇıkanlarSaraya Bağlı Bilim İnsanları

Saraya Bağlı Bilim İnsanları

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, gündemdeki FON SOYGUNUNA dair büyük harflerle bir mesaj yayınladı: “Ulaşabildiğim bilgilere göre, fon fırtınasının arkasında İsrail, MOSSAD ve hatta ABD var. Cumhurbaşkanı ve bütün devlet erkânının çok dikkatli olması zaruridir. Hedef cumhurbaşkanımız ve dünya gücü haline gelen devletimizdir. Muhalefete akan kanalizasyonlar, bahsettiği kanallardan gelmektedir. Dikkat!” dedi.

Aslında, AKP içinden olanların bile açıkça itiraf ettikleri gibi, olayın dış güçlerle bir alakası yoktu.

AKP’li Şamil Tayyar “Her şey gözümüzün önünde oldu, vurgun mahallindekiler bizim çocuklardı. Sözüm ona finans dehasıydılar, yerli ve milliydiler. Güçlüydüler. Dokunulmazlardı. Yağma coşkusuyla kendi finansal iktidarlarını kuruyorlardı… Kimse bu yozlaşmayı gizemli senaryolarla masumlaştırmaya kalkışmasın” dedi.

AKP’li Milletvekili Serkan Bayram da “Bir sürü insanın, engelli kardeşlerimizin hakkını elinden aldık. Fatma Betül yesin diye mi? Artık içim acıyor.Genel başkan yardımcıları var deniyor, bürokrasiden kimseler var deniyor, bakan yardımcılardan var deniyor. Kim varsa bunun içinde temizlensin. Partimiz gerçek manada aklansın. Adalette güveni sağlayalım. Adaletin olmadığı bir yerde yatırım olmaz. Yabancıya sermaye gelmez, gelmiyor da kaçıyor” diye feryat etti. Ancak nasıl bir baskı gördüyse, bu açıklamasının bir gün bile arkasında duramadı. Cumhurbaşkanından ve partililerinden özür diledi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu sorunu şöyle tanımladı: “Cumhuriyet tarihimizin kamu gözetiminde yapılan en büyük soygun ve vurgunuyla karşı karşıyayız. Göz göre göre gelmiş bir krizdir. Bu sıradan bir mali kriz de değildir. Bu bir sistem krizidir. Bu bir devlet krizidir. Bu bir siyasi krizdir. Dolayısıyla dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun bu tarz krizler iktidarları, bakanları götürür.”

Böylesine devasa bir sorun karşısında, koskoca bir profesörün (Ahmet Akgündüz’ün) yaptığı bu yorumu hayret ve dehşetle okudum.

******************************

Ahmet Akgündüz, Hayrettin Karaman, Mehmet Uçum

Prof. Ahmet Akgündüz’ün sosyal medya paylaşımında kullandığı dil, akademisyen kimliğinden ziyade bir siyasi trolün retoriğini andırmaktadır. Görünen o ki, iktidara yakınlık, insanın nesnelliğini ve vicdanını köreltebiliyor.

Akgündüz’ün 2018 yılında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “İslam’ın güncellenmesi gerektiğine” dair sözleri üzerine sarf ettiği cümle unutulmazdır: “Muhterem Cumhurbaşkanım! Haddinizi aşarak şer’î meselelerde fikir beyan etmeyiniz! Zira ne müçtehit ve ne de fıkıhçısınız! Sizi Allah için seviyor ve 21. Asrın siyasî müceddidi olarak ilan ediyorum; ancak siz ne dinî müceddidsiniz ve ne de fıkıhçısınız. Ehil olmadığınız konularda ve hele de şer’î konularda görüş beyân etmeniz tamamen şahsınızı felâkete sürükleyebilir. Ben sözlerinizin maksadını aştığını hüsnüzanla yorumluyorum.”

Demek ki kendi dini yorumuna aykırı beyanlarına karşı Cumhurbaşkanına sert çıkış yapabilen Prof. Akgündüz’ün “asrın soygunu” karşısında tek endişesi devleti yöneten siyasi iradenin bu olaydan zarar görmemesidir. Bunun için milletin aklıyla alay eder gibi bu büyük soygunu “dış güçlere” bağlama safsatasına sığınmaktadır.

“Saray alimleri” deyince akla gelen başka örnekler de var: Mesela Yeni Şafak yazarı ilahiyatçı Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın “İktidara (AKP’ye) zarar verecekse haksızlık ve yanlışlardan şikayetle doğruları söylemek caiz değildir” fetvası unutulmazdır.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un da unutulmaz fetvaları/yorumları var: Mesela “Anayasaya göre, Cumhurbaşkanı seçiminin 3 hafta öne alınması halinde Erdoğan’ın yeniden aday olabileceğini” söyledi.

Aynı Mehmet Uçum, teröristbaşı Öcalan’a İmralı’da villa tahsis edilmesi, burayı çalışma ofisi olarak kullanması ve devletle müzakere sürecini buradan yönetmesini de “bunlardan hükümlü statüsünün ortadan kalktığı şeklinde bir sonuç çıkarılamaz. Fiilen serbest bırakıldığı şeklinde de bir sonuç çıkarılamaz” diye yorumladı. Her iki yorum da hukuki bir zemine dayanıyor iddiasıyla, gerçeği saklıyor ve iktidarın işine gelen sonuca varıyor.

Bunlar bilimi temsil eden “ulema” görünümlü kişilerin, iktidarı temsil eden “umera” arasındaki ilişkilerinin niteliğini göstermektedir.

******************************

Saray Alimleri ve İmam-ı Azam Ebu Hanife

İslami gelenekte bilim insanının iktidara tabi olması, felaketin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Ebu Hanife, Halife el-Mansur’un başkadılık teklifini ve ihsanlarını “İlmin bağımsızlığını iktidara satmamak” adına reddetmiş; hapiste işkence görme pahasına ilkelerinden taviz vermemiştir.

Adem Çaylak- Rabia Nur Kartal’ın yazdığı “İslam Siyasi Tarihinde Bilgi/ Ulema- İktidar /Umera İlişkisi: Ebu Hanife Örneği” başlıklı makaleden özetleyelim:

Ebu Hanife, siyasi alanda İslam’ın emir, hüküm ve ilkelerinin terk edilmeye, saltanatın güçlenmeğe, nepotizm ve yozlaşmanın hızla yaygınlaşamaya başladığına şahit olmuştur. İslam toplumuna hükmeden idareciler Allah’ın hükümlerinden ve adaletli yönetimden uzaklaşmaya başlamıştır.

Dönemin idarecileri ALİMLERİ, kendi zalim yönetimlerini meşru göstermek ve halk tabanında itibar ve onay elde etmek için, bir araç olarak kullanıyorlardı.

Ebu Hanife bunun farkına varmış, bu nedenle de Emevî ve Abbasi saltanatının zulüm yönetimlerine karşı hak ve adaleti temsil eden bir duruş göstermiş, muhalif kimliği ve siyasetini gizlememiştir. Döneminin yönetimlerine karşı çıkan isyan ve ayaklanmaları desteklemiş, zalim idarecilerin azledilebileceğine yönelik fetvalar vermiştir.

Klasik Ehl-i Sünnet kanadının aksine, istikrar ve otorite talebini değil adaleti ön plana çıkaran bir yorum ve direniş sergilemiştir.

“Sultanın sofrasına oturan alimin fetvasına itibar edilmez” sözü Ebu Hanife’nin tarihsel duruşunu ve zihniyetini tam olarak yansıtmaktadır. Kaynaklarda bu anlama gelen hadislere de yer verilmiştir.

Bilim insanının iktidara yanaşması, yalnızca bireysel bir ahlak sorunu değildir; toplumun hakikate ve adalete olan inancını zedeleyen toplumsal bir tehdittir.

Hukukun ve etik ilkelerin rafa kaldırıldığı, akademisyenlerin iktidar sözcülüğüne soyunduğu yerde bilim gelişemez, adalet tesis edilemez.

Ruhittin sönmez
Ruhittin sönmez
Ruhittin Sönmez 1956 Bucak/ Burdur doğumludur. 1980’den itibaren Kocaeli’de yaşamaktadır. EĞİTİM: İlkokul, orta okul ve lise eğitimlerini Bucak’ta yaptı. 1973’te İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi - Kimya Yüksek Mühendisliğinden ve 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. İŞ HAYATI: 1978-1980 Akyazı/Sakarya Yonca Süt Fabrikası İşletme ve Laboratuvar Şefi 1980-1995 Petkim A.Ş. Yarımca Kompleksi (İşletme Mühendisi, İşletme Şefi, Başmühendis.) 1995-2001 Satış Müdür Muavini 2001’de 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Kauçuk Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Başkanlığı yaptı. 2001-2004 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdür Yrd. 2004 - 01.02.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdürü. 01.02.2007 - 30.09.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi İnsan Kaynakları Müdürü. 01.01.2008 - 30.10.2008 Yantaş Yavuzlar Plastik A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı. 03.03.2010’den itibaren Serbest Avukat 2018’den itibaren Arabulucu Sosyal Faaliyetler: Yaklaşık 16 yıl Türk Sanat Müziği korolarında korist olarak çalıştı. (İstanbul Üniversitesi Korosu, Kubbealtı Musiki Cemiyeti ve Tüpraş Türk Sanat Müziği Grubu) 250 Mühendis üyesi bulunan Petkim Mühendisler Derneği'nde 4 yıl başkanlık yaptı. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nda Başkan Yardımcısı, Yönetim Kurulu Üyesi ve 7 yıl Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. 2001-2002 yıllarında Kocaeli TV' de "Geniş Açı" adlı siyasi, sosyal, kültürel tartışmaların yapıldığı programın yapımcılığı ve sunuculuğunu yaptı. Ocak 2023’ten itibaren aynı programı noktaTV’de devam ettirmektedir. Halen Kocaeli Gazetesinde haftada 2 gün köşe yazısı yayınlanmaktadır. Bu yazıların tamamı kocaeliaydinlarocagi.org.tr sitesinde yer almaktadır.

Seçtiklerimiz

spot_img