29.4 C
Kocaeli
Salı, Eylül 1, 2026
Ana SayfaDin ve AhlâkKâinat, İnsan ve Yaratıcı

Kâinat, İnsan ve Yaratıcı

Âmiriyet / emredici oluş ve hâkimiyetin / hükmedici oluşun gereği rakip kabul etmemektir. Şeriki / ortağı reddetmek, müdahaleyi / karışmayı kaldırmaktır. Nitekim, köyde iki muhtar, nahiyede iki müdür, vilâyette iki vâli bulunsa; işler allak bullak olur. Bir yerde iki yönetici olsa, karma karışıklığa sebep olurlar. Madem insanlarda hâkimiyet ve âmiriyet rakip ve karışmayı kabul etmiyor. Mutlak saltanat suretindeki hâkimiyet ve rablik derecesindeki bir âmiriyetde, Mutlak Kadir olanın ne derece müdahaleyi red kanununun hükmünü, nasıl esaslı bir surette yürüteceğini düşün.

Demek ki, ulûhiyet / ilâhlık ve rubûbiyetin / rablığın en kat’î ve daimî lâzımı; vahdet, teklik ve bir oluş keyfiyetidir. Bunun apaçık bir delili ve kesin şâhidi; kâinattaki mükemmel intizamdır. Nitekim, sinek kanadından tut, göklerdeki yıldızlara kadar öyle bir nizam var ki, akıllar onun karşısında hayretten vecde gelerek âdeta secde hâline geçerler. Eğer zerre miktar ortağa yer bulunsa, karışması söz konusu olsa; nizam bozulacak, suret değişecek, bozukluk eserleri görünecekti. Oysa, nizam ve intizam gâyet mükemmeldir. Demek ki, kâinattaki intizam vahdaniyetin / Allah’ın bir oluşunun kesin bir şâhididir.

Âlem değişkendir. Her değişken ise, sonradan olmadır. Herbir sonradan oluşun bir icad edeni vardır. Öyle ise, bu kâinatın kadîm / varlığının başlangıcı olmayan bir mûcidi, yani Allah’ı var. Evet, kâinat sonradan yaratılmıştır. Çünkü, görüyoruz ki, her asır, sene ve mevsimde; bir kâinat, bir âlem gider, bir diğeri gelir. Demek ki, celâl sahibi, herşeye gücü yeten bir Allah var ki, bu kâinatı hiçten îcad ederek; her sene, her mevsim ve her günde birisini îcad eder. Şuur / bilinç sahiplerine gösterir. Sonra onu alır, başkasını getirir. Zaman şeridine asar. Elbette bu âlem gibi, yenilenen birer kâinat hükmünde olan her bahar da; hiçten gelen ve giden kâinatları îcad eden kudretli birinin kudret mucizelerinden başka bir şey değildir. Elbette âlem içinde, her zaman âlemleri yaratıp değiştiren Zât; mutlaka şu âlemi de O yaratmış, insan için misafirhane yapmıştır.

Adem / yokluk, vücud / varlık, ikisi de eşit olsa, bir tahsis edici / ait kılıcı, bir tercih edici, bir mûcid lâzımdır. Çünkü mümkinât birbirini îcad edip, varlıklar; zincirleme, silsile hâlinde birbirini meydana getiremez. Yahut, o onu, o da onu îcad edip, devir suretinde bile olmaz. Öyle ise, varlığı olmazsa olmaz, zarurî bir Vâcibü’l- Vücûd, yâni Allah vardır ki, bunları îcad ediyor. Velhasıl, herşeyde; herşeyin Yaratıcısına has damgayı göstermek daha kat’î, daha kolaydır. Zaten herbir şey vücudunda, sıfatlarında, devamında; hadsiz imkânlar, yani gâyet çok yollar ve cihetler içinde tereddütte iken, görüyoruz ki, o hadsiz cihetler içinde vücudu bakımından düzgün olan bir yolu takip ediyor. Herbir sıfatı da mahsus bir tarzda ona veriyor. Bekası boyunca bütün değiştirdiği sıfat ve haller dahi böyle bir tahsis ile veriliyor.

Demek ki, bir tahsis edenin iradesiyle, bir tercih edenin tercihiyle, hikmet sahibi bir mucidin icadıyladır ki, hadsiz yollar içinde, hikmetli bir yolda onu sevk eder. Muntazam sıfatları ve hâlleri ona giydirir. Sonra tek oluştan çıkarıp, bir terkipli cisme cüz’ / parça yapar, imkânlar ziyadeleşir. Çünkü, o cisimde binler tarzda bulunabilir. Halbuki, neticesiz o vaziyetler içinde neticeli özel bir durum ona verilir ki, önemli sonuçları, faydaları ve o cisimdeki işleri görebilsin.

Sonra, o cisim dahi diğer bir cisme cüz’ yaptırılıyor. İmkânlar daha ziyadeleşir. Çünkü, binlerle tarzda bulunabilir. İşte, o binler tarz içinde birtek vaziyet veriliyor. O vaziyet ile önemli görevler gördürülüyor ve bunun gibi daha niceleri. Gittikçe, daha çok kat’î bir şekilde, Müdebbir ve Hakîm olan bir Zâtın; olmazsa olmaz vücudunu gösteriyor. Âlim olan bir Âmir’in emriyle sevk edildiğini bildiriyor.

Cisim içinde cisim, birbiri içinde cüz’ olup giden bütün bu terkiplerde, nasıl bir nefer, takımında, bölüğünde, taburunda, alayında, fırkasında, ordusunda iç içe o şekil ve biçimlerden herbirisine mahsus birer vazifesi, hikmetli birer nisbeti / bağı, intizamlı birer hizmeti bulunuyor. Hem, nasıl ki, senin gözbebeğinden bir hücrecik, gözünde bir nisbeti / alâkası ve bir görevi var, senin başının umumu nisbetinde dahi hikmetli bir vazifesi ve hizmeti vardır. Zerre miktar şaşırsa, sıhhat ve beden idaresi bozulur. Kan damarlarına, his ve hareket sinirlerine, hattâ bedenin bütününde birer özel vazifesi, hikmetli birer vaziyeti vardır. Binlerle imkânlar içinde, bir San’atkâr Yaratıcı’nın hikmetiyle o belli vaziyet verilmiştir. Öyle de, kâinattaki varlıkların herbiri; kendi zâtı ve sıfatları ile, çok imkân yolları içinde has bir vücudu ve hikmetli bir sûreti ve faydalı sıfatlarıyla, nasıl bir Vâcibü’l-Vücûda şehadet ederler. Öyle de, mürekkebata girdikleri / bileşik bir hâl aldıkları zaman, herbir mürekkeb / bileşik de, daha başka bir lisanla yine Sanatkâr Yaratıcı’sını ilân eder. Git gide, tâ en büyük mürekkebe / birleşiğe kadar nisbeti ve vazifesi, hizmeti itibariyle Sâni-i Hakîmin vücub-u vücuduna ve seçme iradesine şehadet eder. Çünkü, birşeyi bütün mürekkebata / bileşiklere hikmetli münasebetleri muhafaza suretinde yerleştiren, bütün o mürekkebatın Hâlıkı olabilir. Demek, birtek şey binler lisanlarla O’na şehadet eder.

Muhsin Bozkurt
Muhsin Bozkurt
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.

Seçtiklerimiz

spot_img