İş Bilmezliği Ustalıkla Gizleme Sanatı

26

Çok değerli bir ağabeyimin
akrabalarının işlettiği bir zücaciye mağazası vardı. O değerli ağabeyimin biri bekâr
olan iki baldızı ile bacanağının işlettiği bir mağazaydı burası. Yine bu
değerli ağabeyimin M**** adında bir de kayınbiraderi vardı. M, İlk üçü kız
çocuk olan dört çocuklu bir ailenin tekne kazıntısı tek erkek evladı olarak
dünyaya gelen ve bu nedenle şımartılarak büyüyen biriydi. Bu M mağazada ablaları
ve eniştesiyle takılır, getir götür kabilinden işlerini yapardı. Bu mağaza
aslında M ile ablalarına babalarından miras kalan bir yerdi. Ancak M hem iş
bilmez hem de biraz sorumsuz, hadi sorumsuz demeyelim akla havada biri olduğu
için onu mağaza yönetiminden uzak tutar, M’ye sadece getir götür kabilinden
işler yaptırırlardı. Amerikan Dolarının 1,5 TL seviyelerinde olduğu zamanlardı
ve öyle bir zamanda bu mağaza yılda 2 milyon TL’ye yakın ciro yapıyordu. Herkes
halinden memnundu.

 

2008’de ülkemizi teğet geçen (!)
krizin de etkisiyle mağazada işler biraz sıkıntıya girmişti. Krizi fırsata
çevirme becerisi olan M “Siz ticareti bilmiyorsunuz, beceriksizliğinizle
mağazayı batırıyorsunuz” diyerek ablalarının ve eniştesinin burnundan getirdi
ve mağazanın bütün yönetim yetkisini tek başına kendi üzerine aldı. M,
kendisini mağazanın mutlak kurtarıcısı olarak görüyordu.

 

Hayatı boyunca üzerine hiçbir
sorumluluk almamış olan M, mağazanın yönetimini ve özellikle mağazanın kasasını
ele geçirince geçmişinden ve ailesinden intikam alırcasına adeta “mağaza öyle
batırılmaz böyle batırılır” moduna girdi. Tek erkek çocuk olarak büyümenin
getirdiği bencillik ve sorumsuzlukla tam bir mirasyedi gibi hareket etti.
Sattı, savurdu, gelen parayı lemlerde ezdi. M, diğer eniştesi olan benim o
değerli ağabeyimi kah Ukrayna’dan arıyor, kah Tayland’dan arıyor ve âlemlere
nasıl aktığını anlatıyordu. Mağaza batıyordu ama M’nin ekonomisi şaha
kalkıyordu maşallah.

 

Hazıra dağ dayanmaz. Paralar suyunu
çekince M de nakit bulabilmek için bu defa banka kredisine başvurdu. Mağazayı,
babadan kalma taşınmazları teminat göstererek bankalardan krediler aldı. Peki,
o kredileri işini kurtarmak için kullandı mı? Tabi ki hayır! Borç parayla
hovardalığa devam etti bizim M.

 

Akıbet malum. Yazın yediğin hurmaların,
kış mevsimi geldiğinde tırmalamak gibi bir adeti vardır. Çekilen kredilerin
geri ödeme zamanı geldiğinde M tabi ki bankalara tek bir kuruş ödememişti. Çok
kısa bir süre içinde ne mağaza kaldı ellerinde ne de baba yadigarı taşınmazlar.
Ticaretin ustası olma iddiasıyla ortaya çıkan M, on yılların birikimi aile
şirketini batırmış ve sadece kendisini değil iki ablası ile eniştesini de
ekmeklerinden etmişti. Ablaları ile eniştesinin hikâyesi burada sona eriyordu
ama M gibi biri için böyle bir son asla son olamazdı.

 

Uçan kuşa borcu olan M, annesinin
adına bir ızgaracı / kebapçı açmıştı. Hem hayırlı olsun deme hem de destek olma
düşüncesiyle o değerli ağabeyimle birlikte M’nin dükkanına kebap yemeye
gitmiştik. En iyi ürününün ciğer şiş olduğunu söyleyince biz de ciğer şiş
söyledik. Siparişler hazırlanıp, ciğer şişler önümüze servis edilince daha
renginden bu ciğerlerin yeterince pişmediğini anlamıştım. Yine de bir tadına
bakayım dedim. Aman Allahım, ciğerler bildiğin çiğdi. O değerli ağabeyim de
benimle aynı tepkiyi vermişti. Hemen kayınbiraderi olan M’ye “Yahu M****ciğim
bu ciğerler pişmemiş, çiğ” deyince M hemen itiraz etti. “Olur mu abi dedi,
bunlar süper pişmiş. Bak!” dedi ve “Bak!” demesiyle birlikte o çiğ ciğerleri
bir bir ağzına atıp çiğnemeden yutmaya başladı. Bir yandan “Bak süper pişmiş”
diyor, diğer yandan çiğ ciğerleri leblebi gibi ağzına atıyordu. Anlayacağınız
bizim M işinde ustalaşmayı bırakın, asgari seviyede bile iş yapmayı
öğrenememişti ancak iş bilmezliğini ustalıkla gizlemeyi çok iyi öğrenmişti.

 

Hatır için çiğ tavuk bile yenir derler
ama o günkü çiğ ciğer tecrübesinden sonra M’nin dükkânına bir daha hatır için
dahi gitmedik. Sonradan öğrendik ki M, annesi adına açtığı bu dükkânın vergi ve
SGK borçlarını ödememiş hatta elektrik, su faturalarını bile ödememiş. Baba yadigârı
taşınmazlarını yok pahasına bir bir kaybettiği yetmiyormuş gibi, üstüne bir de
annesini devlete karşı ciddi şekilde borçlandırmıştı.

 

M işte böyle bir adamdı ama her şeye
rağmen M iyi bir adamdı. Çünkü M sadece kendi ailesinin malvarlığını heba
etmişti. Kriz ortamında ortaya çıkıp “ben ülkeyi daha iyi yönetirim” diye
iktidarı alıp bütün ülkeyi heba eden, bütün ülkeyi borç batağı içinde bırakan
kimleri kimleri gördü bu gözler. M iş bilmezliğini örtmek için çiğ ciğerleri
kendisi yer, ağrıtırsa kendi karnını ağrıtırdı. Kendi iş bilmezliklerini ört
bas etmek için milletin karnını ağrıtanları gördü bu gözler. Onlarla bizim M’yi
kıyasladığım zaman, M onların yanında baya baya eli öpülesi biri olarak
kalıyor. Onların yanında bizim M’ye can kurban!