İndirildiği Dönemin Işığında K u r ’ â n T e f s i r i Tevhid Mesajı

36

İslâm medeniyetinin temeli
Kur’ân-ı Kerîm’dir. Kur’ân’ı ilk tefsir eden; sözlü olarak yorumlayan-açıklayan
Hz. Muhammed (sav) Efendimizdir. Tefsiri ondan ashabı almış, ashap da bu
bilgileri tâbiîne aktarmıştır. Tâbiînin önde gelenlerine ait Kur’ân tefsirleri
bir araya getirilmiştir. Tefsirlerin kitap hâline getirilmesine, milâdî 8.
asırda başlandı. Bu hizmetlerde İran asıllı İbn Cerîr et-Taberî (839-923) ön
planda görülmektedir. Türk asıllı Ebû Mansur Muhammed el Mâtürîdî (853-944) ‘Te’vilâtü’l-Kur’ân’ isimli kitabını
yazdı. O, meâl veya tefsir yerine, ‘Görünenden
farklı yorumlama, bilinenden farklı bir mânâ yükleme
’ mânâsında ‘Te’vîl’ kelimesini uygun görmüştü. Tercihinin
sebebini şöyle açıklıyordu: ‘Tefsir,
İlâhî kelâmın mânâ ve maksadı hakkında kesin ifâde kullanılmasıdır.  Bunu ancak, nüzûl sebeplerini bilen ve hâdiselere
vâkıf olan sahâbe yapabilir. Te’vîl ise sözün varabileceği muhtemel mânâlarla
yorumlanmasıdır
.’

O târihlerden günümüze, yüzlerce
müfessir, yüzlerce tefsir kitabı hazırladı. Her evde en az bir, pek çoğunda ise
3-5 adet tefsir kitabı vardır. Bu bolluğa rağmen Tefsir ana bilim dalı Öğretim
Üyesi Prof. Dr. Hasan Elik, Yrd. Doç. Dr. Muhammed Coşkun ile birlikte; ‘Tevhid Mesajı’ adını verdiği yeni bir
eser hazırladı.

Elik Hoca, 6 yaşında okumaya
başladığı, 11 yaşında hıfzettiği, derinliklerini daha iyi anlayabilmek için
Kur’ân’ın nâzil olduğu Mekke topraklarında 14 yıl ikamet etme imkânı buldu. Bu
birikimlerini, 2000 yılında başladığı çalışmaların neticesi olarak meydana getirdiği
eserini, mü’minlerin istifâdesine sundu. 2013 yılında, sert kapak içerisinde 17
X 24 santim ölçülerinde lüks Iwory kâğıda basılı 1488 sayfalık kitap, 2015
yılında ikinci, 2016 yılında üçüncü defa basıldı.

Eserin müellifleri Prof. Elik ve
Dr. Coşkun, ‘Tevhid Mesajı’ adını tercih
etmelerinin sebebini müşterek imzâlı ‘Giriş
başlıklı yazıda şöyle açıklıyorlar: “Bu
tefsirin temel mantığı, Kur’ân-ı Kerîm’in nüzûl ortamında ifâde ettiği anlamı,
klâsik tefsirden de istifâde ederek okuyucuya özlü bir şekilde sunmaktır. Mâlûm
olduğu üzere Kur’ân’ın temel mesajı, ‘tevhid’dir. Tevhid, Allah’ın benzerinin,
denginin veya zıddının bulunmaması, ulûhiyyete lâyık yegâne mâbut olması
demektir
.”  

Arapça bilmeyenlerin, Kur’ân
meallerini veya tefsirlerini okuyarak bütün derinliği ve enginliği ile
anlamaları mümkün değildir. Meallerde geniş açıklamalar yoktur. Bâzı tefsirler
de 10-30 cilt gibi büyük hacimlerdedir. Bu tür eserler elbette lüzumlu ve
faydalıdır. İlâhiyat öğrencilerinin ve ilim adamlarının vazgeçilmezidir. Sâde
vatandaşlarımız fazla zaman ve emek harcamadan aradığı bilgiye kolayca ulaşmayı
tercih eder. Prof. Elik ve Dr. Coşkun, bu hakîkatleri göz önünde bulundurarak
eseri; ‘genişçe bir meal ve efrâdını
câmi, ağyarını mâni tefsir
’ ölçüsüyle hazırlamışlar.

Kur’ân, sâdece okunmak için
değil, müminlerin okuyup doğru olarak anlamaları ve anladıklarını tatbik
etmeleri için gönderilmiştir. ‘Tevhid
Mesajı
’ bu maksada hizmet edecek şekilde hazırlanmıştır.

Kur’ân kitap değil, hitap’tır:
Kelimelerdir, cümlelerdir, dildir. Hiçbir dil, başka bir dile aynen çevrilemez.
Çevrilirse, mânâ ifâde eden cümleler değil, kelimeler yığını elde edilir. Kur’ân’ın
dil ve üslûp zenginlikleri, çeşitlilikler ve zenginlikler ihtiva eder. Söz
konusu çeşitliliği ve zenginliği meallerle okuyucuya yansıtmak mümkün olmaz.
Elik ve Coşkun’un hazırladığı eser, bu ölçülerden geniş, tefsirlerin yorucu
teferruatından uzaktır. Dipnotlarla, çok sayıda İslâm âliminin görüş ve
yorumlarına ulaşılabilmektedir. Eser; tefsir dalında 53, hadis dalında 13,
siyer ve târih dalında 13, sözlük dalında 13 ve diğer sâhalarda 12 adet olmak
üzere 104 adet ilmî eserden faydalanılarak hazırlanmıştır. 

Her sûrenin, ihtiva ettiği
konulara göre kendi içinde bölümlere ayrılmış olması, ana temanın okuyucu
tarafından kolaylıkla anlaşılmasını sağlamaktadır.

Tevhid inancının kapısı’ olarak vasıflandırılan Fâtiha sûresinin
tefsiri, kitabın bütünü hakkında fikir verecek, hükme varılmasını sağlayacak
mâhiyettedir:

FÂTİHA   Tevhit inancının kapısı!

Mekke döneminde vahyedilen, âdeta Kur’an’ın açılışı ve özeti
niteliğinde olan bu sûrede, tevhidin temel gerekçesi açıkça ortaya konmakta;
yaratıcı, nimet verici, dünya ve âhiretin yegâne hükümranı olan Allah’a,
doğrudan / vasıtasız kulluk (ibadet) edilmesi gerektiği ifâde edilerek, hiçbir
nesneye kutsallık, hiçbir insana beşer üstü bir kudret ve nitelik atfedilmemesi
gerektiği vurgulanmaktadır.

Sûrenin nâzil olduğu dönemde, Kur’ân’ın ilk muhatapları olan
Mekke müşriklerinin, Allah nezdinde üstün değer sâhibi olduğunu düşündükleri
bazı kişi ve nesneleri, O’nunla aralarında vasıta kıldıkları dikkate
alındığında, Fâtiha’nm, tevhit inancının âdeta bir beyannâmesi olduğu ortaya
çıkar.

Birçok isimle anılan sûre hakkında Hz. Peygamber’in övgü
dolu ifâdeleri vardır.

Yedi âyetten oluşmaktadır.

 l. Rahmetiyle sayısız
nimetler ihsan eden ve kulluk edilmeye lâyık yegâne mâbut olan Allah’ın
yardımıyla!1

2-4. Allah bütün varlıkların yegâne yaratıcısı ve sahibidir.2
O, insanlara sayısız nimetler ihsan etmiştir;3  dünyada ve âhirette O’ndan başka yardım
istenecek kudret olmadığı gibi,4 O’ndan başka yardım edebilecek güç
de yoktur. Kulluk edilmeye lâyık yegâne mâbut O’dur.5 O halde O’nun
nimetlerine şükrediniz6 ve sadece O’na kulluk ediniz.

5.(Ey müminler!
Size bu nimetleri ihsan eden rabbinize şöyle dua edi­niz):7 Rabbimiz! Sadece sana kulluk eder,8 müşrikler gibi başka varlıklardan medet ummayıp
yalnızca senden yardım9 dileriz.10

6-7.Bizleri tevhit inancından sapıp
peygamberlere düşmanlık ederek İlâhî rahmetten mahrum kalan ve cezaya müstehak
olanların11 durumuna düş­mekten
muhafaza eyle! Dünyada ve âhirette ilâhî rahmete ve cennet nimetine nâil olan
mesut kullardan olabilmek için daima tevhit yolunda sebat etmeye muvaffak kıl.12

—————————————————————

1Besmelenin başındaki “bâ” harfi,
istiâne (yardım istemek) anlamı verir (bk. Taberî). Aynca burada lafzan
söylenmemiş olmakla beraber takdir edilen fiilin “okurum, başlarım”), o fiile
taalluk eden isimden sonra gelmesi de, Allah lafzına vurgu ifâde eder ve
müşriklerin her işe başlarken kendi ilâhlarının adlarını zikretmelerine cevap
teşkil eder (bk. Taberî, Zemahşerî).

 

2Rab kelimesi Kur’an’da Allah’ın yaratıcılığını ve mâlik oluşunu vurgulamak
üzere kullanılır (bk. Taberî).

 

    3Rahmân kelimesi, insanlar için
kullanıldığında şefkat ve merhamet gibi duygusal bir içeriğe sahip olsa da,
Allah için kullanıldığında, O’nun sonsuz ikram ve lutuf sahibi olması anlamına
gelir (bk. Râgıb el-İsfahânî, ei-Müfredât, “rhm”
md.; Râzî).
Aynı kökten türeyen rahmân ve rahîm isimleri bazı
ilimlere göre aynı anlama gelirken (bk.
Taberî),
bazı âlimlere göre de rahmân yaratma nimetine, rahim
yaşatma ve diğer nimetlere işaret eder (bk.
ibn Acîbe,
ei-Bahrü’l-medîd).

 

 

4bk. Taberî, Zemahşerî.

 

5Hamd “şükretmek”anlamına gelmekle
beraber sadece “şükürler olsun” gibi bir ifâdeye hasredilmesi de doğru
değildir. Âlimler bunun hem sözlü hem de fiilî şükür olması gerektiğini
vurgulamışlardır ki kulun Allah’a fiilî olarak şükretmesi demek, öncelikle O’na
kulluk etmesi, başka şeyleri O’na ortak koşmaması demektir. Nitekim Endülüslü
müfessirlerden İbn Atıyye ve İbn Cüzey,
kelimenin kelime-i tevhitten daha güçlü bir şekilde
tevhit vurgusu taşıdığını ifâde etmişlerdir (bk. ibn Anyye,
el-Mufiarrar, İbn Cüzey,
et-Teshîl).

 

6Taberî

7Mâtürîdî’nin
şu ifâdeleri
buradaki dua cümlelerinin müminlere bir emir olduğunu, onlardan bu şekilde dua
etmelerinin istendiğini göstermektedir: “Bu âyetin başında, gizli bir emir
fiili bulunmaktadır ki bu fiil de ‘de, söyle’ anlamına gelen ‘kul’ fiilidir.”

8Râzî bu âyette geçen
“Sadece sana kulluk ederiz” ifâdesinin, “lâ ilâhe illallah” ile aynı mânada olduğunu
ifâde etmiştir. Nitekim İbn Abbas, Kur’an’da ibadet (kulluk) kelimesinin her
geçtiği yerde “tevhit” anlamına geldiğini söylemiştir (bk. Mâtürîdî).

9 Burada
söz konusu olan yardım (istiâne), insanların dünyevî konularda yardımlaşmaları
değildir. Kur’an, müminlerin hayırlı işlerde yardımlaşmalarını emretmektedir
(bk. Mâide 5/2). Buradaki yardım isteme (istiâne), kişinin herhangi bir varlığa
kutsallık atfederek âhirette onun kendisine yardımcı olacağını düşünmesi yani
şirk koşmasıdır.

10Buradan itibaren
sûrenin sonuna kadar olan âyetler, dua anlamı içerdikleri için iki türlü
anlaşılabilirler. Ya Allah kullarına böyle dua etmelerini, dolayısıyla böyle
inanıp böyle davranmalarını söylemektedir ya da haber cümlesi şeklinde emir
cümlesi kullanmaktadır. Nitekim En‘âm sûresinin başında geçen “Hamd Allah’adır”
cümlesinde Taberî, “Başka varlıklara değil, sadece ve sadece Allah’a hamd
ediniz, hiçbir şeyi O’na ortak koşmayınız” şeklinde izah etmekte ve “Bu cümle
haber kipinde olmakla beraber, emir anlamındadır” demektedir. Kendi cümlesi
şöyledir:
Fâtiha
sûresinde ise cümledeki her bir unsuru tek tek açıklayan ve teknik izahlara
giren Taberî, bu açıkmayı yapmamıştır. Ancak cümle aynıdır. Benzer şekilde
Zemahşerî de bu ifâdelerin Allah tarafından kulların diliyle söylendiğini
belirtir.
 

11Âyette geçen ifâdenin
“hıristiyanlara” ve “Yahudilere” işaret ettiğini bildiren rivayetler vardır.
Bizim verdiğimiz anlam bunu kapsayacak şekildedir. Muhtemelen Hz. Peygamber, Medine’de
kendisine iman etmeyen Yahudileri ve Hıristiyanları bu ifâdelerle nitelemiştir.
Ancak bu ifâdelerin Mekke’de vahyedildiğini düşündüğümüzde, Hz. Peygamberin bu ifâdesinin
tefsir mahiyetinde bir izah olmaktan ziyade bir tür “iktibas” olduğunu düşünmek
mümkündür. Zira neredeyse bütün müfessirler, bu sûrenin ilk âyetlerinin
kelime-i tevhit kadar güçlü bir tevhit ilânı ve şirk tenkidi olduğunu beyan
etmektedirler. Sûrenin bir bütün olarak nâzil olduğu da dikkate alınınca, ilk
âyetlerinde tamamen şirk tenkidine yoğunlaşan kısa bir sûrenin sonunda konunun
değiştiğini söylemek zordur. Bize göre bu âyetlerde temel vurgu, tevhidi ve Hz.
Peygamberi inkâr edenlerin eleştirilmesidir. Nüzûlü esnasında bu eleştirinin
ilk muhatapları müşrikler olmakla berâber, hicretten sonra Hz. Peygambere
düşmanlık eden ve tevhitten sapan Medine’deki Yahudi ve Hıristiyanlar da bu
âyetlerde tenkit edilenler kapsamına tabiî olarak girerler.

12Buradaki kelime, Taberi
tarafından (Bizi muvaffak kıl) şeklinde tefsir edilmiştir. Bu tefsir İbn
Abbas’tan da nakledilmiştir. (bk.Mâverdî)

 

Eserin 1480 ve 1481. sayfalarında
Nas sûresi, ‘Büyü ve benzeri yersiz korkuların reddi’ alt başlığıyla yer
alıyor. 30. Cüz 114. Sûre Nâs

Mekke döneminde vahyedilmiştir.
Tevhide karşı her türlü yolu deneyen Mekke müşriklerinin sihir vb. şeylerle Hz.
Peygamber’i korkutmaya ve etkilemeye çalışmalarına reddiye teşkil eder.

Altı âyettir.

1-6.Ey elçimiz Muhammed!
Cinlerden destek aldıklarını söyleyerek insanların içlerine şüphe ve korku
salmaya çalışan, mânevî baskılarla seni yıldırıp dâvândan vazgeçirmek isteyen
şeytan tabiatlı kimselere şunu söyle: ‘Allah’ın yardımıyla, sizler bana hiçbir
zarar veremezsiniz!1 Zira insanların yaratıcısı, onların üzerinde
tasarruf sâhibi olan kudret ve kulluk edilmeye lâyık yegâne mâbut Allah’tır.
Ben O’na inanıyor, O’na güveniyorum.

———————————-

1 Sihir ve gizli
güçlere yönelik inançlar Mekke müşriklerinde yaygındı. Bu sebeple Hz.
Peygamberi çeşitli yöntemlerle tevhitten vazgeçirmeye çalıştıkları gibi, bu tür
mânevî baskılara da başvurarak onu yıldırmak istemişlerdi. Felak ve Nâs
sûreleri, işte bu çabalara cevap sadedindedir. Ne var ki bu sûreler genellikle
tam ters istikamette anlaşılmış, sihrin etkili ve gerçekten de korkulacak bir
şey olduğu düşünülmüştür. Öyle ki bu sûrenin nüzûlüyle ilgili olarak, Lebîd b.
A‘sam adlı bir Yahudinin Hz. Peygamber’e sihir yaptığı söylenir (bk. Râzî).
Ancak böyle bir telakki Kur’an’ın üzerinde durduğu tevhit inancına aykırıdır.
Nitekim Kâdî Abdülcebbâr bu yöndeki görüşleri reddederek, Hz. Peygamber’e
yapıldığı iddia edilen sihrin asla gerçekleşmediğini söylemekte, bu anlayışın
Kur’an’ın birçok âyetine aykırı olduğunu, nübüvvetin güvenilirliğine gölge
düşürdüğünü, böyle bir iddianın, müşriklerin Hz. Peygamber’e yönelik “Sen
meshûrsun” (büyülenmişsin) şeklindeki iddialarını haklı çıkaracağını ifâde
ederek, ona büyü yapıldığına dair görüş ve rivâyetlerin kesinlikle kabul
edilemeyeceğini söylemiştir. (bk. Râzî) Biz de bu görüşe iştirak ediyoruz. Zira
böyle bir telakki sihrin ve sihirbazlığın Kur’ân’la temellendirilmesine zemin
teşkil etmekte, üstelik Hz. Peygamber’i de bunun ilk kurbanı olarak
sunmaktadır. Esâsen Felâk ve Nâs sûreleri bu tür inançların tâmâmen bâtıl
olduğunu, hiç kimsenin Allah’ın mutlak kudretine karşı koyamayacağını
vurgulamaktadır. Nitekim bu sûrelerin bir adı ‘Muavvizeteyen’, diğer adı da
‘mukaşkışşateyn’dir ki mukaşkışa ‘süpürüp
atan
‘ anlamına gelir. Sonuç olarak burada, Hz. Peygamber’in, düşmanlarının
sihir gibi faaliyetlerinden korkarak Allah’tan yardım istemesi değil, bilâkis
kendisine bu yöntemle zarar vermek isteyenlere İlâhî himâyenin gücüyle meydan okuması ifâde edilmektedir.
Taberî’nin tefsirinin girişinde ‘istiaze’yi yorumlama biçimi de bu görüşü
serdetmemizde etkili olmuştur. Doğrusunu
Allah bilir
.
  

İndirildiği Dönemin Işığında KUR’ÂN TEFSİRİ / Tevhid Mesajı; selis
Türkçesi, sunduğu faydalı ve öz bilgiler sebebiyle, her evde bulunması gereken,
herkesin faydalanabileceği bir eserdir. 

MARMARA ÜNİVERSİTESİ
İLÂHİYAT FAKÜLTESİ VAKFI YAYINLARI

Nuhkuyusu
Caddesi Nu: 110 Bağlarbaşı 34662 Üsküdar İstanbul. Telefon: 0.216-651 15 06
Belgegeçer: 0.216-651 00 61 e-posta:
ifav@ilahiyatvakfi.com  //  www.ilahiyatvakfi.com 

 

Prof. Dr. HASAN ELİK:                                                                                                                                                              1949 yılında
Tokat’ta doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul’da bitirdikten sonra, 1976
yılında İstanbul  İlahiyat Fakültesi’nden
mezun oldu.

1977 yılında ilmî
araştırmalar yapmak üzere Suudi Arabistan’a gitti.

King Abdülaziz Üniversitesi Arap Dili Enstitüsü’nü
Pekiyi dereceyle bitirdikten sonra, 1982 yılında ‘Nur suresinde toplumsal
Adab’ isimli master tezini tamamladı.  Adı geçen üniversitede ‘Tahâvî’nin Müşkilu’l-âsâr’ adlı eserinin edisyon kritiğini
yaparak 1989 yılında doktor unvanını aldı, 2007 yılında profesör oldu. 

Yayınlanmış
eserleri:
*Dini
Özünden Okumak, *Kur’ân’ın Korunmuşluğu Üzerine, *Kur’ân Işığında Farklı
Konular, Farklı Yorumlar, *İçimizdeki Allah, *Model İnsan Peygamber, *Evrensel
Mesaj / Kur’ân, *İslam ve İnsan, *İslam ve Hayat, *Yaratan ve Yaratılanlarla
İletişim Biçimi Olarak İbâdet, *İslam ve Denge, *İslam’ın Va’dettiği
Huzur,  *Bütün İnsanlar Hür ve Tok
Oluncaya Kadar, *Kuruluş ve Kurtuluşumuzda İslam, *İnsan Eksenli Din, Kur’ân
Tefsiri (Tevhid Mesajı).

 

Dr. Öğretim Üyesi MUHAMMED COŞKUN

1977
Erzurum/Aşkale’de doğdu. 1996’da Bursa İmam Hatip Lisesi’den, 2002’de Marmara
Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 2003-2011 yılları arasında
Iğdır ve Bursa’da öğretmenlik yaptı. 2010 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsünde Yüksek Lisansını tamamladı. 2011 yılında Fakültede
Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başladı, 
Tefsir bölümünde doktora çalışmasını tamamladı. Evli ve bir çocuk
babasıdır. Eserlerinden bazıları: Kur’an’a Giriş (Muhammed Âbid el-Câbirî’den
çeviri), Doğu-Batı Diyaloğu (Hasan Hanefi ve Muhammed Âbid el-Câbirî’den
çeviri), Kur’an ve Yaşam Arasında Kadın (Raşid Gannûşî’den çeviri),
Demokratik Hilafete Doğru (Ahmet el-Kâtip’ten çeviri), Hakkı Arayanlara
Nasihatler (Haris el-Muhâsibî’den çeviri). Tevhid Mesajı (Prof. Dr. Hasan
Elik ile birlikte)

 

Önceki İçerikEge Adalarının Tarihçesi ve Hukuki Durumu
Sonraki İçerikOkullar Olmadan Maarifi İdare Etmek
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.