Hoş Geldin Ya Şehri Ramazan

47

İslam’ın beş şartından biri de, Ramazan ayında, her gün
oruç tutmaktır. Oruç, hicretten 18 ay sonra, Şaban ayının onuncu günü, Bedir
gazasından bir ay evvel farz oldu. Ramazan, “yanmak” demektir. Bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günahları
yanar, yok olur.

Ramazan ayı, çok şereflidir. İlk günleri rahmet, ortası af
ve mağfiret ve sonu Cehennemden azat olmaktır.” Ramazan ayı, en büyük
nimetlerden, eşsiz hazinelerden biridir. Kur’an-ı kerim, bu ayda indi. Affın,
ihsanın, bereketin, iyiliklerin, güzelliklerin, manevi atmosferin yağmurlar
gibi yüreklere aktığı eşsiz müjdelerin dolu olduğu bir aydır. Bir günü, bine
bedeldir. Hele içinde bir de, “bin aya bedel olan Kadir gecesi” vardır ki, nimet
üstüne nimettir.

Ramazan, sabır ayıdır. Bu ay, güzel huylu olmak iyi
geçinmek, yardım ve düşkünlere, kimsesizlere, komşulara, akrabaya, kendi
ailesine ve çocuklarına iyilik yapma, gönül alma ayıdır. Bu ay, İnsanlığımızı
hatırlama, insan olabilmeye pencere açma zamanıdır.

O yüzden insanları “kırmamalı, üzmemeli, rencide
olabileceği kaba söz, gıybet, alaya alma, küçük görme, aşağılama” vb. kötü söz
ve davranışlardan kaçınmalıdır. Kendisine kötülük edenlerden, kırıcı söz
söyleyenlerden, münakaşa etmek isteyenlerden, “ben oruçluyum” diyerek uzak durmalı kesinlikle kalp kırmamalıdır.

Oruç tutmak, belli bir süre midemizin aç susuz kalması
anlamına gelmez. Ya da en leziz ve haddinden fazla yemeklerle nefisimizi
doyurup, sahura kadar eğlenip, öğleye kadar uyuyarak günü doldurmak hiç
değildir. Orucunu bütün uzuvlarıyla, bütün ruhuyla en samimi, içten duygularla
tutan mümin tertemiz olur. İşte hakiki oruç budur ve böyle olmalıdır.

Bu ay, kendimize öz eleştiri gözüyle bakarak; hatalarımızı
görüp düzeltme, kötü huylarımızı terk etme ayıdır. Cömertlik, iyilik yapma,
affetme, anne, baba, dede, nine vb. akrabaları, hısımları ve dostları hatırlama
ayıdır.

O yüzden, Ramazanda “bedeni yormadan, sıkıntıya sokmadan”
kalbimizle, zihnimizle ve tüm uzuvlarımızla birlikte; ibadetle, iyilik
yapmakla, gönül almakla, sevindirmekle, huzurla, aşkla ve sevgi ile huşu içinde
değerlendirmelidir.

Bütün azalarımızı, düşüncemizi ve gönlümüzü kötülüklere
kapatarak, güzel, tatlı, kendimize ve insanlığa yararlı iyi iş ve söylemlerle
meşgul olmalıdır. Böylece tüm insanlara karşı; güler yüzlü, tatlı sözlü,
mütevazı, nazik, yüreği sevgi ve merhametle donatılmış, duygulu, hoşgörülü,
yardımsever vb. olmalıdır.

Niyetimiz Mevla’nın rızası için, samimi, sade ve mütevazı
iftarlar verebilmek olmalıdır. İftarın zenginliği, aşırı külfete sebep olması,
nefsi okşayan şaşaalı, gösterişe kayan, israfı körükleyen türden olması da
uygun değildir.

Ramazan-ı şerifte edeple, saygıyla, huşuyla, buruk ve kırık
bir kalple, Kur’an-ı kerim okunmalı, geceler; zikir, istiğfar, münacat ve
tefekkürle yad edilmelidir. Böylelikle bedenler latif, geceler huzurlu,
gündüzler bereketli, duygular deruni, zaman kıymetli, ömür mesut geçer.

Ramazanın her günü bayramdır, çünkü her gün yüz binlerce
Müslüman affa uğruyor. Bu günlerin kıymetini bilip değerlendirenin, bütün bir
senesi bereketli geçer. Oruçluya Allah-ü Teâlâ’nın ihsanı boldur. Hazineler
elinde iken, niçin aç durduğu Yusuf aleyhiselama sorulunca, “tok olunca açları unutmaktan korkuyorum”
buyurmuştur. Atalarımız da, “Tok, açın hâlinden bilmez” demişlerdir.

Dünyada misafir olan ey ahiret yolcusu, uyanmak ve dönüşü
olmayan yolculuğa azık toplama zamanıdır. Doğmak ölümün habercisidir. Her fani
ölümü tadacaktır. Geçen sene oruç tutan niceleri şimdi aramızda yoklar.
Kimilerimiz de bundan sonraki ramazanda olmayacaktır.

Ramazan bir fırsat, bizlere hediye edilmiş büyük bir
ihsandır. Bu nimetten yararlanmasını bilelim. Gönlümüze hikmet pınarlarını,
merhamet duygularını, sevgi ve dayanışma aşkını akıtalım.

Allah-ü Teâlâ cümlemize, razı olduğu, beğendiği yolda
bulunmayı, “maddi, manevi huzuru, sağlığı ve mutluluğu” nasip eylesin! Âmin.

Sevgiyle kalın.