15.5 C
Kocaeli
Çarşamba, Kasım 4, 2026
Ana SayfaDin ve AhlâkDüşün Damlaları (67)

Düşün Damlaları (67)

İnsanlık âleminde bir ma’buda tapma duygusu -yanlış ve hatalı tabir ve tariflerle de olsa- İnsan’ın fıtrat ve yaratılışında hükmünü hep icra eylemiş / yürütmüş ve yürütmektedir. Beşeriyet ve insanlıkta mevcut olan ayrı ayrı dinler, inançlar ve Ubudiyet / Kulluk tarzları bu hakikat ve gerçeği açıkça göstermektedir.

x

Bu asrın da kendine hâs bir üslub ve mücahede / cihad etme, gayret gösterme ve çalışma sistemi ve tarzı olacağı şüphesizdir. Mesela eskide koskoca bir âlimin kullandığı silâhları yani yazdıklarını düşünelim. Bu asrın din düşmanlarının şüphe ve vesveselerine karşı yetersiz kalıyorsa, noksanlık

-haşa- o Âlim’de değil, zamandadır. Çünkü bu zamanın insanı “Ben gördüğüme inanırım diyor.” Öyle ise, zamanımızdaki insanın aklına ve gözüne hitap edip, dâvâmızı müşahhaslaştırmak / kabul edilir hâle getirmekle mükellef ve yükümlüyüz. Sonra da fikir ve görüşümüzü âyet ve hadislere raptedebiliriz. Çünkü, o Âlim gibi her bir mütefekkir; aynı zamanda kendi zamanının Âlimidir.

x

Fâilsiz bir fiil ve müsemmasız / isimlendirilmemiş bir isim mümkün olmadığı gibi, mevsufsuz / vasıflanmamış bir sıfat, sanatkârsız bir sanat dahi mümkün değildir.

x

Kâinatın en mühim / en önemli neticesi ve meyvesi ve yaratılış hikmeti / gaye ve amacı hayattır.

Elbette, o yüksek hakikat, bu fâni, kısacık, noksan, elemli dünya hayatından ibaret değildir.

Belki hayat ağacının gayesi, sonucu ve o hayatın azametine lâyık bir meyvesi ebedî hayattır.

Öteki âlem olan uhrevî ahiret hayatıdır.

Taşıyla, ağacıyla ve toprağıyla hayattar olan saadet yerindeki hayattır.

Yoksa, bu hadsiz mühim cihazlar ile techiz edilen hayat şeceresi / hayat ağacı; özellikle

Şuurlu insan hakkında meyvesiz, faydasız, hikmetsiz, hakikatsiz olmak lâzım gelecek.

Sermayece ve cihazatça serçe kuşundan meselâ yirmi derece ziyadesi olan

Ve bu kâinatın ve hayat sahiplerinin en önemli, yüksek ve ehemmiyetli yaratılmışı olan insan,

Serçe kuşundan saadet-i hayat cihetinde yirmi derece aşağı düşüp, en bedbaht bir biçare olacak.

Hem en kıymetli bir nimet olan akıl dahi, geçmiş zamanın hüzünlerini,

Gelecek zamanın korkularını düşünmekle, insan kalbini mütemadiyen incitip

Bir lezzete dokuz elemleri karıştıracağından, en musibetli bir belâ olur.

Bu ise yüz derece bâtıl olup, akla uygun olmıyan bir sonuçtur.

Demek bu dünya hayatı, ahirete iman rüknünü / esasını kat’î bir şekilde ispat ediyor.

Nitekim, her baharda haşrin üç yüz binden fazla örneklerini gözümüze gösteriyor.

x

Herbir eser, hususan canlı olsa, kâinatın küçük bir misalidir. Âlemin bir çekirdeğidir.

Arz küresinin bir meyvesidir. Öyle ise, o küçük misali / örneği, o çekirdeği, o meyveyi icad eden,

Herhalde bütün kâinatı icad eden yine odur.

Çünkü, meyvenin mûcidi, ağacının mûcidinden başkası olamaz.

Öyleyse her bir eser, bütün eserleri Müessirine verdiği gibi,

Her bir fiil dahi, bütün fiilleri Fâiline isnad eder.

Çünkü, görüyoruz ki, herbir icad edici fiil, ekser mevcudatı kuşatacak şekilde geniş

Ve zerreden güneşlere kadar uzun birer yaratılış kanununun ucu olarak görünüyor.

Demek, icad eden fiil sahibi kim ise, mevcudatı içine alan

Ve zerreden güneşlere kadar uzanan küllî / kapsamlı kanun ile bağlanan

Bütün fiillerin Fâili, o olsa gerektir.

Evet, bir sineğe hayat veren, bütün böcekleri, küçük hayvanları icad eden

Ve arzı dirilten Zât olacaktır. Hem Mevlevî gibi zerreyi döndüren kim ise,

Zincirleme bir şekilde mevcudatı harekete geçirip,

Tâ güneşi seyyaratiyle gezdiren yine aynı Zât olmak gerekir.

Çünkü kanun bir silsiledir; fiiller onunla bağlıdır.

Muhsin Bozkurt
Muhsin Bozkurt
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.

Seçtiklerimiz

spot_img