“İnsanın cesed ve ruhtan meydana gelmesi gibi, kelâm dahi lâfız ve mânâdan meydana gelir.
Lâfız bir sadefse, mânâ o sadefteki inci, lâfız bir zarfsa, mânâ o zarftaki mektup, lâfız bir elbise ise, mânâ o elbisedeki dilberdir.”
x
Müzikten anlamak için, müzisyen ve bestekâr olmak gerekmez. Okumak için, yazar olmak şart olmadığı gibi, resim seyretmek için de, ressam olmak şart değil.
x
“Hürriyet, aslında güzel bir nimettir, ama bazen bir kısım dezavantajları da olur. Mesela, ehil olan ve olmayan herkes, hemen her konuda konuştuğunda, pek çok insanın kafası karışır, bu kadar farklı fikirler arasında doğru olanı ayırmak zor olur.”
x
“Kur’ân, görülen âlemde görülmeyen âlemin dili” dir.”
x
“İnsan, ruhuyla ve cismiyle gayp (görünmez) ve şehadet (görünür) âlemlerinin bir hulâsası (özeti) hâline gelir. O âlemlerde tecelli eden, onda (insanda) tecelli eder…İnsan; Allah’ın kemal (mükemmel) sıfatlarının bir mazharı (zuhur ettiği yer) olur. ‘Ben gizli bir hazine idim. Ben’i tanımaları için mahlûkatı yarattım.’ kudsî hadisinin beyanında Muhyiddin İbni Arabî’nin şu ifadesi bunu teyid eder (doğrular): ‘Mahlûkatı, onlarda cemâlimi (güzelliğimi) müşahede etmek (görmek) için yarattım.’ ”
x
“ ‘Rab’ âlemi bütün cüzleriyle (kısımlarıyla) terbiye eden demektir. Âlemin her bir cüz’ü de âlem gibi bir âlemdir. O âlemin zerreleri yıldızlar gibi farklı farklı olup, intizamla hareket etmektedir. ”
x
“Rahmeti rahmet, nimeti nimet yapan, kıyametin gelmesi ve ebedî saadetin husûlüdür (hâsıl olmasıdır). Yoksa en büyük nimetlerden olan akıl, insana bir musibet olur. Rahmetin en lâtif envaından (çeşitlerinden) olan muhabbet ve şefkat, ebedî ayrılık mülâhazasıyla (düşüncesiyle) şiddetli bir eleme dönüşür.”
x
“Şeriat (İslâm); ifrat (aşırı ileri gitmeyi) ve tefriti (aşırı geri klmayı) yasaklar, vasatı (orta yolu) ise emreder.”
x
“Her şeyi yerli yerince yapmaya hikmet denir. Yerinde bir hareket hikmetli iş, ince mânâlar (anlamlar) taşıyan bir söz, hikmetli sözdür. Bir yönüyle hikmet, her şeyin inceliklerine nüfuz etmek, nedenine ve niçinine vakıf olmaktır. Hikmetin bu yönü, bilhassa bilgi ile alâkalıdır.”
x
“ ‘Eşya, ancak zıddıyla bilinir.’ sözü meşhurdur. Yani, zıddın varlığı o şeyin nisbÎ (göreceli) hakikatlerinin zuhur ve vücuduna bir sebeptir. Mesela, çirkinlik olmasa ve güzelliğin arasına karışmasa, güzellik nihayetsiz mertebeleriyle ortaya çıkmaz.”
x
“Bütün ihtilal ve fesatların (bozukluk ve karışıklıkların) üssü’l-esasını (aslını) ve toplumdaki bütün rezil ahlâkın kaynağını sadece iki kelime görürsün.
Birinci kelime: ‘Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölsün, bana ne!’
İkinci kelime: ‘Sen çalış ben yiyeyim. Sen yorul, ben rahat edeyim!’
İşte gaddar, doymaz, şenî (fena ve çirkin) olan birinci kelime, insanlık âlemini zelzeleye verdi, neredeyse harap etti. Bunun kökünü kesecek ancak zekâttır.
Zâlim, hırslı, çirkin olan ikinci kelime, insanlığın ilerleyişine zarar verdi. Neredeyse herc ü merc (karışıklık) ateşine yuvarlanmaya doğru götürdü. Bunu kökünden halledecek, bu derde deva olacak, ancak faizin haram kılınmasıdır. Bunu dikkatle teemmül et (iyice düşün)!”


