Diyanet İşleri Başkanlığı’na

33

Muhterem Başkanım, ehemmiyetine binaen önce şu hususu
ifade edeyim ki, niyet ve maksadım hiçbir kimseyi şikâyetetmek değildir. Bu
yazıyı sizlere yazmamın yegâne sebebi, sade bir vatandaş olarak hayatın içinden
Diyanet camiasında zaman zaman görmüş olduğum bazı aksaklıkları sizlere arz
etmekten ibarettir.

         Arz edeceğim birinci husus şudur:
Camilerde vazifeli olan imam efendiler, zaman zaman Sabah Namazlarında camiye gelmeyi
ihmal etmektedirler. Bu husus sadece benim şahsi kanaatim olmayıp, birçok
yerlerde ki cemaatin ortak kanaati halinde bulunmaktadır.

Ben emekli bir vatandaş olarak imkân buldukça gezerim..
Gittiğim yerlerde de Allah’ın izniyle mutlaka Sabah Namazı için camiye giderim.
Fakat gittiğim camilerde tevafuk mudur, tesadüf müdür bilmiyorum fakat vazifeli
imam efendinin o sabah camiye gelmediği görülmektedir. Enteresan olan durum da
şudur ki, gelmeyen imam efendilerin birçoğu caminin bitişiğinde bulunan lojmanlarda
ikamet etmektedirler.

         Bu husus ile alakalı olarak bizzat
yaşamış olduğum bir durumdan bahsetmek istiyorum. Ben hâlihazırda doğup
büyüdüğüm yerin haricinde, başka bir vilayette ikamet etmekteyim. Fakat sıla-i
rahimin ehemmiyetini bildiğim için her sene bir defa, bazı hallerde de iki defa
olmak üzere, memleketime giderim. Bu arada başta, anam babam olmak üzere, bütün
eş, dost ve akraba-i taallukatın mezarlarını ziyaret etmek maksadıyla da
doğduğum köye kadar giderim. Sabah ezanı okununca da haliyle camiye giderim.
Fakat camiye gidince bir de bakarım ki, caminin kapısı kilitli.  Meğer imam kendi sesinden okuduğu ezanı banda
alıp otomatiğe bağlamış. Biliyorum ki imam efendi caminin bitişiğinde ki
lojmanda ikamet ediyor. Gidiyorum zilini çalıp imam efendiyi yatağından
kaldırıyorum. Bu husus, her köye gidişimde ayni şekilde tekerrür etmiştir.
Şimdi o imam, tayin olmak suretiyle başka yere gitmiş bulunmaktadır. Yerine
gelenin ise, henüz ne yaptığını bilmiyorum. Buna benzer bir durumu ayniyle
bundan yıllarca önce 1990 lı yıllarda İstanbul Fatih de bulunan Ak Şemsettin
Camiinde cemaat olduğum yıllarda da yaşamıştım.

 Bu gibi meydana
gelen aksamalar zaman zaman bazı cemaat tarafından müftülüklere intikal
ettirilmekte ise de verilen cevap hiçbir zaman “ bakarız ederiz” den ileriye gitmemektedir.

Şuan
için İmam efendilerin ezandan sonra, hatta sünnet namazından sonra camiye
gelmelerinin sebebi, otomatik olarak okunan ezan sistemidir. Hangi fayda ümit
edilerek uygulamaya konulmuş olursa olsun, merkezi olarak okunan ezan sistemine
Derhal son verilmesinde büyük fayda mülahaza edilmektedir. Ezanlar mutlaka imam
efendiler tarafından bizzat okunmalıdır.

         Bir de şu husus var ki, imamlar kendi
tercihlerine göre, haftanın muayyen günlerinde olmak üzere,bir gün hafta tatili
kullanmaktadırlar. Kanuni haklarıdır. Elbette ki, tatil haklarını
kullanacaklardır. Buna kimsenin bir şey demeye hakkı yoktur. Fakat çok calibi
dikkattir ki, haftalık tatilini kullanan imamların bazıları evlerinde oldukları
halde, başta Sabah Namazı olmak üzere, 
vakit namazlarına cemaat olarak dahi gelmemektedir.

         Hâlbuki vaizlerimiz kürsülerde, imamlarımız
camilerde müteaddit defalar aşağıdaki hadisi şerifi bizlere anlatmışlardır:

            Ebu
Hureyre( R. A. ) dan rivayet edilen bir Hadisi Şerifiyle Resullah (S.A.V.
)  “Eğer insanlar, ezanın ve (cemaat ile
kılınan namazda) birinci safın sevabını bilseler, kur’a çekmeden bunu elde
etmeleri mümkün olmasa, mutlaka kur’a çekerlerdi.  Eğer namazlara erken gelmenin sevabını
bilselerdi, bunu için yarışırlardı.

            Eğer
insanlar, Yatsı ile Sabah Namazlarını cemaat ile kılmanın sevabını bilselerdi
bu namazlara emekleyerek dahi olsa gelirlerdi” ( Buhari, Ezan 9,32 ) buyurarak mescitlerde
cemaat ile namaz kılmanın ehemmiyetine büyük vurgu yapmışlardır.

         Hatta öyle ki, bazı camilerde bu Hadisi
Şerifin, imam efendiler tarafından levha haline getirilmek suretiyle caminin
girişine asıldığı görülmektedir.

         Benim devamlı olarak namaz kıldığım
mahalle caminin imamı bugünlerde İl Müftülüğü tarafından bir kursa gönderilmiş
bulunmaktadır. Bu kurs söylendiğine göre 6 ay devam edecekmiş. Bu kurs
süresince imam efendi hafta içinde öğlen ve ikindi namazlarını kıldıramayacağını
yazılı olarak cemaate duyurmuş bulunmaktadır. Bunun üzerine caminin dernek
başkanı, Müftülüğe müracaat ederek vekil olarak bir imamın gönderilmesi
talebinde bulunmuştur. Fakat müftülük ellerinde yeterli personel olmadığı
gerekçesi ile bu talebe maalesef müspet cevap verememiştir. Şimdi cami kendi
kaderine terk edilmiş vaziyettedir. Kimin imamlık, kimin müezzinlik yapacağı
belli değildir. Önüne gelen mihraba geçip, imamlık yapmaktadır.

Şimdi, biraz da salgın ve sokağa çıkma yasağının tesiriyle,
sabah namazlarını imam dâhil sadece, üç kişiyle kılıyoruz. Diğer vakitlerde de
gelen cemaatin sayısı azami, beş altı kişiyi geçmemektedir.  Hatta öyle ki,  Öğle Namazının, ikindi namazının da tek
kişiyle kılındığı vakidir. Bu arada şu hususu da ifade edeyim ki, mahallemizin cami
çevresinde oldukça kalabalık bir nüfus mevcuttur.

İkinci bir husus daha var ki, oda salgın hastalık sebebiyle,
Cuma Namazlarının kısaltılması meselesidir. Bilindiği üzere, Başkanlığınız
tarafından, insanları salgın afetinden korumak maksadıyla Cuma Namazlarının
kısaltılarak kılınmasına karar verilmişti. Başlangıçta sadece Cuma Namazının
ilk 4 rekât sünneti ile 2 rekât farzının kılınmasına hatta bu arada tespihinde çekilmemesine
karar verilmişti.  Ancak, İslamiyet’in
ilk yıllarından beri yapıldığını düşündüğüm uygulamaya pek uymayan bu karardan,
kısa bir süre zarfında vazgeçilmek suretiyle, bugünkü hale, yani 4 rekât ilk
sünnet, 2 rekât farz, 4 rekât da son sünnet kılınmasına ve arkasından da tespih
çekilmesine müsaade edilmiştir.

 Ben hayırlısı
ile 82 yaşındayım. Bu sebeple Allah’ın izniyle en az 70 yıldan fazla bir
zamandan beri Cuma Namazı kılarım. Cuma Namazlarını bugüne kadar hep 16 rekât
olarak kıldım. Dedem ile Babam da 16
rekât kılarlardı
. Zira imam efendiler yıllardan beri müteaddit defa Cuma
Namazının 16 rekât olduğu telkininde bulunmuşlardır. Esasen cemaatin tamamına
yakını da halen 16 rekât olarak kılmaktadır. Ancak memur olan imamlar ile
birkaç cemaat bu karara riayet etmektedir. Böyle bir durumda ise, imam tespihattan
sonra duasını yapıp camiden ayrıldığı halde, cemaatin bir kısmı namaz kılmaya
devam etmektedir.  Şayet bir de o gün
cenaze var ise, cemaatin bir kısmı içeride namaz kılmaya devam ederken, bir
kısmı da dışarıda cenaze namazı kılıyor.

Âcizane kanaatime göre bu manzara birlik ve beraberlik
dini olan dinimiz ile pek bağdaşmamaktadır. Bu uygulama sadece zamandan üç beş dakika tasarruf yapılması maksadıyla
yapılmakta ise de bu kararın isabetli olmadığını düşünüyorum.
Şöyle ki, bugün
bilhassa İstanbul’da metrobüsler Beylikdüzü’nden Söğütlü Çeşme’ye; metrolar, Halkalı’dan
Gebze’ye kadar hiçbir fiziki mesafe kurallarına riayet etmeden, balık istifi
gibi yolcu taşırlarken, sağlık bakımından nedense herhangi bir mahsur teşkil
etmiyor. Faka fiziki mesafeye ve temizlik kaidelerine çok güzel bir şekilde
riayet edilen camiler mi tehlikeli olarak görülüyor? Cemaatin sadece en fazla üç beş dakika daha fazla içeride kalmasına
müsaade edilmiyor.
Bu hususu takdirlerinize arz ediyorum.

Ne derece doğru olur bilmiyorum ama şu aklıma geliyor.
Bundan yıllarca önce 2012 Yılında Burdur’a bir akrabamı ziyareti için
gitmiştim.  Günlerden Cuma olduğu için
Cuma Namazı kılmak üzere yakında bulunan
BURKENT
Camiine gittik.  Caminin
girişinde kartona elle yazılmış bir yazı dikkatimi çekti, Kartonun üzerinde “Bu camide Cuma Namazı 10 rekât olarak
kılınmaktadır”
yazıyordu. Yazı benim hayretimi mucip oldu. Çünkü o zamana
kadar böyle bir şey ne görmüş ne de duymuştum. Ezan okunduğu için hemen namaza
başladık.  Fakat benim içim içime
sığmadı.  İmam efendi ile bazı cemaat
namazı 10 rekât kılarak bitirdi. Haliyle biz ve cemaatin bir kısmı da 16 rekâta
tamamladık. Namazdan sonra İmam efendin yanına gidip, “hocam bu kartondaki yazı
neyin nesidir?” diye sordum. İmam efendi gayet normal bir şekilde, “bundan
sonra böyle kılınacak. İlave olarak da halihazırda Burdur’da 4 camide bu
şekilde kılınıyor, kısa bir zaman sonra da bütün camilerde bizim kıldığımız gibi
10 rekât olarak kılınmaya başlanacak” dedi.

Tabii ki bu cevap bana hiç de tatmin edici gelmedi.
Fakat daha sonra buna benzer uygulamayı başka bir vilayette bir camide daha
gördüm. Oradaki imama da aynı şeyi sordum. Verilen cevap bir öncekinin
benzeriydi.

Bu durumu o zaman bir yazı ile Diyanet İşleri
Başkanlığı’na intikal ettirdim. Fakat Başkanlıktan benim anlayacağım bir şekil
de net bir cevap alamadım.

Halihazırda, Cuma namazının 10 rekât olarak kılınması
ne kadar yaygınlaştı bilmiyorum. Fakat şimdi düşünüyorum da yıllarca önce
konuşan imam efendiler herhalde boşa konuşmamışlar. Zira Başkanlığınız, uzun bir zamandan beri, hiçte bir kıymet ifade etmeyen
camide geçecek olan sadece üç beş dakikanın hesabını yapmak suretiyle, Cuma
Namazının 10 rekât olarak kılınmasına dair kararını değiştirmemektedir.
Hem
de Cemaatin büyük bir çoğunluğu tarafından bu karara riayet edilmediğini bile
bile. Yanlış düşünüyorsam peşin olarak özür dilerim.  Acaba diyorum, Diyanet İşleri Başkanlığı
yavaş yavaş Müslümanları Cuma Namazını 10 rekât olarak
kılmaya
mı alıştırıyor? Zira bu kararın bu kadar uzatılmasına başka türlü bir mana
veremiyorum.

Değerli Başkanım ehemmiyetine binaen tekrar ifade
edeyim ki, bu yazıyı yazmamın maksadı, kimseyi şikâyet ve rencide etmek
değildir. Tamamen halkın içinden sade bir vatandaş olarak, samimi duygu ve
düşüncelerimi sizlere arz etme gayesine matuf bulunmaktadır.  Bu
arada şu hususu da yazmakta fayda görüyorum ki, bu yazıyı mahallemizin Cami
Derneği Başkanının bilgisi dahilinde yazdım
. Ayrıca,  İstişare sünnettir diyerek bilgi ve tecrübesine
güvendiğim bu işleri bilen, aralarında bir hukukçunun da bulunduğu birkaç
arkadaş ile de istişare ettim. İstişare ettiğim arkadaşlar yazının
gönderilmesinin faydalı olacağını ifade ettiler.

Bu vesile ile selam ve hürmetlerimi sunar, Cenab-ı
Allah’tan hayırlı günler niyaz ederim.