Çalışan Aileler ve Çocuklarıyla İlgilenmeleri

57

Genelde çalışan ailelerde yoğunluk hep kadınların üstünde
kalmaktadır. Yoğun iş performansıyla gün içinde yorulan anne eve gelip
tabiri caizse günün yorgunluğunu atmak üzere bacaklarını uzatıp
dinlenmesi gerekirken evde ev işlerini kendini bekler bulmakta. Annenin
yapması gereken bu işlerle uğraşırken haklı olarak günün yorgunluğu ile
eve gelen baba bacaklarını uzatarak dinlenmek üzere yerini almalıdır ki
yarınki işine dinç ve dinlenmiş olarak dönebilsin. Kısaca senaryosunu
çizdiğimiz bu tablo da farkında isek çocuklar hiç rol almadılar. Neden?

Acaba ailenin çocukları mı yok veya çocuklarına ayıracakları zamanı mı?

Bu sorunun cevabını hepimiz biliyoruz. Ancak toplum olarak ihmale gelmemesi gereken en önemli unsuru ihmal etmekteyiz.

Günümüz şartların da ebeveynlerin her ikisinin de çalışan
bireylerden olması toplumumuzun bazı değerlerinin değişimini gündeme
getirmektedir. Bu arada ebeveynler çocuklarına zaman ayırabilmek için
uğraşı vermelerine karşın bunu tam manası ile yerine getiremedikleri de
aşikârdır.

Anne–babalar çocukla yeterli zaman geçiremediklerinde suçluluk
duyabilirler; çalışan annelerde bu duygu daha yoğun yaşanabilir. Bunun
sebebi ise yaşadığımız kültürde çocuğun ve ailede yaşayan diğer
fertlerin bakımının ve evle ilgili diğer işlerin yürütülmesinin hala
sadece kadının sorumluluğu gibi görülmesidir. Bu sorumlulukla baş başa
kalan anne işindeki başarı ve kariyerini kaybetmekle karşı karşıya
kalmakta anne üzerinde aşırı baskı ve strese yol açmaktadır.

Burada görülen baskı ve stresin hafifletilmesi veya tamamen ortadan
kaldırılabilmesi için ailede anneye yardımcı unsurların ortaya çıkarak
annenin yükünün azaltılmasıdır. Ama asıl sorun bunlar yapılmak
istenirken evdeki çocuğun durumunu ele almak gerekmektedir. Çocuğun
ilgi alanları ve çocukla ilgilenmek annenin üzerinde bırakılmamalıdır.
Hem iş hem aile yaşantısının sorumlulukları çok fazladır; ama
atlanmaması gereken, kişinin bütün işi tek başına yapmak zorunda
olmadığı ve kalan bütün boş vaktini tamamıyla çocuğa adamasının gerekli
olmadığıdır. Çocuğa değerli bir zaman aralığı bıraktığını
hissettirebilmektir.

Anne evde bu konumu ile yalnız bırakılmamalı annenin evdeki işleri
paylaşılmalıdır. Babalar genelde çocuklarına pahalı hediyeler alarak
çocukları ile ilgili işleri çözdüklerine onlarla ilgilendiklerine
inanmaktadırlar. Ebeveyn çocuğa rehberlik etmeli gözlemlemeli ama aynı
zamanda çocuğun kendi kararları vermesine de izin vermelidir. Çocukla
beraber vakit geçirildiği zaman, küçük projeler düşünülmeli ve anlık
bulunan aktivitelerin günlük hayatta da uygulanmaya başlanması aile içi
iletişimi arttıran temel unsurlardandır. Evde bir işle meşgulken ya da
televizyon izlerken aynı zamanda çocukla ilgilenmeye çalışmak onunla
değerli zaman dilimi geçirmek anlamına gelmez; doyurucu etkileşim
değeri taşımaz. Örneğin; kurabiye yaparken onu da bu işin içine dahil
etmek ya da çocuğun yaş dönemine uygun bir televizyon programı hakkında
duygu ve düşüncelerini konuşmak o zamanı daha verimli kılabilir.
Birlikte yapılan bir alışverişi dahi değerli zaman dilimine sokmak
mümkün olabilir; eksiklerin tespitinde ve malzemelerin alımında etkin
rol üstlendiğinde kendini önemli hisseder ve anne-babayla paylaşım
ihtiyacını giderir.

Çocuğu için vakit ayıramayan “”çok meşgul”” aileler, çocuğun
kendisini önemsiz, değersiz hissetmesine ve ebeveynin diğer işlerinin
kendisinden daha öncelikli olduğunu düşünmesine yol açabilir. Kaliteli
zaman geçirmenin amacı, çocuğun anne-babası için ne kadar önemli
olduğunu hissetmesidir.

Çocukla beraber yapılabilecek sınırsız aktiviteler vardır. Önemli
olan bu değerli zamanı çocukla beraber keyifli bir hale getirmek ve
çocuğun bu zamandan maksimum düzeyde verim ve keyif almasını sağlamaya
çalışmaktır. Anne-babaların hata yapmaktan korkmamaları, hata
yaptıklarını hissettikleri zaman çocuğu da bir birey yerine koyarak
telafi etmek için çaba göstermeleri, kendi anne-babalık içgüdülerine
güvenerek bu zamanı değerlendirmeleri bu zamanı daha da etkin kılar.

Kaliteli zaman geçirmek çocuklar sadece küçükken değil büyüdükleri
zaman da psiko-sosyal ve duygusal gelişimleri açısından büyük önem
taşımaktadır.