23.8 C
Kocaeli
Pazar, Temmuz 12, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 280

Adalet Devletin Nesi İdi?

Başlığı okuyunca hemen “böyle basit soru mu olur? Elbette
Adalet devletin temelidir”
diyeceksiniz. Bu sözü yüzlerce yıldır
belleklerimize kazıyan bir kültür mirasımız var. Mahkemelerimizde, adalet
saraylarımızda kocaman harflerle bu çok değerli söz yazılıdır.

Peki, adalet sistemine siyasi müdahalelerin olması, evrensel hukuk
kurallarının en temel ilkelerinden uzaklaşılarak yapılan bir yargılama ve toplum
vicdanına bu kadar aykırı bir mahkeme kararı neyin nesi?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bir
soru üzerine söylediği “31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır” sözü
üzerinden saçma bir suçlama yapıldı. Ceza Davasında yerel mahkeme 2 yıl 7 ay
hapis cezası ve siyasi haklardan yasaklanması kararı verdi.

Bir hukukçu olarak çok açık söylüyorum, akıl alır gibi değil.

Neden “bu karar hukukidir” diyen hiçbir ciddi hukukçu yok?

Neden herkes “bu dava ve karar
siyasidir” inancında?

Başta R. Tayyip Erdoğan olmak üzere siyasi parti liderleri, siyasi
parti temsilcileri, başta Süleyman Soylu olmak üzere siyasi bir makamda
olmamasına rağmen çok sayıda kamu görevlisinin söylediği hakaret ve iftira
nitelikli sözlerini sıralamaya kalsak kalın bir kitap olur.

Bu karara AKP’li Bülent Arınç bile tepki gösterdi: “Bugün
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu için, Türkiye’nin en
değerli ceza hukukçularından Prof. Dr. Adem Sözüer, Prof. Dr. Ahmet Gökçen ile
Prof. Dr. İzzet Özgenç’in hazırladığı ve bir ceza avukatı olarak şahsen benim
de katıldığım mütalaaya rağmen, mahkemeden çıkan mahkûmiyet kararı Türk
yargısı adına utanç verici ve umut kırıcıdır”
dedi.

Bu uzmanların “hakaret anlamı yoktur” şeklinde hemen
duruşma öncesinde verdiği raporu Mahkemenin hiç dikkate almaması da ilginç bulundu.

Esasen karar sonrasında yorumcular “AKP veya RTE kendisine
zararlı olabileceğini bilmesi gerektiği halde neden böyle bir karar alındı?”

“Bu karar siyaseten kime yarar?” “Bu kararın verilmesinde kim etkili olmuştur?”
gibi soruların cevabını arıyordu.

Neden hiç kimse “bu bağımsız ve tarafsız
bir yargı
kararıdır. Mahkeme, kararın kime yaradığına bakmaz. Ortada
işlenmiş bir suç var ve cezası verilmiştir” diyemiyor?

Neden herkes “bu kurguyu yapan siyasi akıldan” bahsediyor?

Neden Bülent Arınç bile “Dirayetli
ve feraset sahibi
SİYASİLERİN bu durumu göz önünde bulunduracağına ve bu
yanlışa izin vermeyeceğine
inanıyorum” demek zorunda kalıyor?

Çünkü özellikle FETÖ’cülerin yargıya hâkim olduğu dönemde
yoğunlaşan bir uygulama var: Siyaseti yargı yoluyla tanzim etmek. Aynı
yöntemin bu defa AKP yargısı oluşturularak devam ettirildiği kanaati yaygın.

O zaman devletin temelini yıkma anlamına gelecek adaletsiz eylemlerin
kimin işine yaradığı hesabı yanlış.

Devletin enkaza dönüşmesiyle altında kalacak olan sadece bazı
siyasiler değil, koca bir millet olur.

*******************************

Beni de Yargı Yoluyla Susturmak İstiyorlar

Ekrem İmamoğlu yalnız değil. Ben de benzer bir siyasi dava ile
muhatabım.
Dün İmamoğlu’nun ceza kararı açıklanırken, ben de hakkımda
açılmış bir ceza davasının tebligatını aldım.

Yurtdışında bulunan Sedat Peker, henüz susturulmadığı dönemde,
Ağustos 2022 de çok ciddi iddialarda bulunmuştu. Peker’in
İDDİASINA GÖRE, devlet içinde bir
 rüşvet mekanizması vardı. İçinde Sermaye Piyasası Kurulu’nun Eski
Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu ile Cumhurbaşkanı danışmanı
bazı isimler yer alıyordu. Peker, SPK Eski Başkanı Ali
Fuat Taşkesenlioğlu’nun arkasındaki gücün Serhat Albayrak olduğunu

söylüyordu.

Serhat Albayrak bildiğiniz gibi, eski Enerji/ Maliye ve Hazine Bakanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın abisi.
Ve Sabah/ATV ‘nin de içinde bulunduğu Turkuvaz Medyayı yöneten kişi.

Yazımın konusu ve öznesi Serhat Albayrak değildi. Sedat Peker’in, Serhat Albayrak hakkındaki İDDİALARI üzerinden, ucu
Cumhurbaşkanına varabilecek cümleler kurmasının amacını ve siyasi hedefini
anlamaya ve sorgulamaya çalıştım.

Serhat Albayrak hakkında tarafımdan
isnat edilmiş bir suç söz konusu değildi.
Peker’in İDDİALARININ doğru veya
yanlış olduğunu söylemeden siyasi bir analiz yaptım.

“Suç örgütü yöneticisi” bir kişinin
yüzbinlerce kişinin okuduğu, ülkedeki bütün büyük ve küçük ölçekli yazılı ve
görsel basında haberleştirilen, TV’lerde, gazetelerde yorumcu ve yazarlar ile
sosyal medyada onbinlerce kişinin yorumladığı İDDİALARI bütün demokratik
ülkelerde önemli bir haberdir.

Bu İDDİALARIN ciddi sonuçları oldu. Bazı ünlü
medya mensupları, iki Cumhurbaşkanı danışmanı istifa etti. Böyle bir
haberin yorumlanması basının sadece hakkı değil, aynı zamanda
görevidir.

Böyle bir basın faaliyetinden,
Türkiye’nin en büyük medya patronlarından birinin şikayetçi olmasını anlamak
mümkün değil.

Üstelik kendisinin yönettiği gazete ve
televizyonlarda o kadar çok kişi hakkında hakaret ve iftira suçu teşkil
edebilecek haber ve yorumlar
yer alıyor.

15 yıllık köşe yazarlığımda ilk defa bu yazım
hakkında Noterden tekzip metni gönderildi. Serhat
Albayrak vekilinin tekzibi ve cevaplarım gazetedeki köşemde
yayınlandı.
Yetmedi şikayetçinin talebiyle Gazetenin internet sitesinde
yayınlanan yazıya “erişim yasağı” getirildi.

Anlaşılan o ki bu da
yetmemiş. Şikayetçi Serhat Albayrak’ın suç duyurusunu ciddiye alan C. Savcısı düzenlediği
iddianamede, hakkımda “Hakaret ve İftira suçu” işlediğim gerekçesiyle
hapis cezası ve bunun sonucu olarak (seçme ve seçilme hakkı ve mesleğimi icra
etmek gibi) belli haklardan yoksun bırakılma cezası verilmesini talep etmiş.

Demokratik ülkelerde,
özellikle medya gibi bir gücü elinde bulunduranlar, hakkındaki iddialara karşı
cevap vererek kamu vicdanında aklanmayı tercih eder. Bizde ise iddiaların haber
olmasını, yorumlanmasını engellemek yolu tercih ediliyor.

Bunlar şahsen can sıkıcı.
Fakat ülkem ve milletim açısından utanç verici şeyler.

Ben her zaman olduğu gibi hukuk,
ahlak ve gazetecilik etik kurallarına uygun olarak inandığım doğruları,
bilgilerimi, yorumlarımı yazmaya ve sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Görelim Mevla’m neyler…
Neylerse güzel eyler…

Mesnevî’den Bir Demet

0

    “Hepsi anlaşılmasa
bile, hepsi terkedilmez.” (Arapça bir söz)

    “Mesnevî, vüsûl
(vâsıl oluş, eriş) ve yakîn (kesin biliş) sırlarının keşf ve izahı
(açıklanması)nda,

     Dînin asıllarının
asıllarının asıllarından bahseder.

    “Mesnevî; Allah’ın
fıkh-ı ekberi (en büyük fıkhı / ilmi),

      Allah’ın şer’-i
ezheri (En açık ve seçik kanunu),

      Allah’ın bürhan-ı
ezheri (en açık delili)dir.

    “Mesnevî’nin mevzûu
(konusu) ise, ilm-i hakîkat (hakîkat ve gerçek bilgisi) olduğu için,

    “Mesnevî:
Sabahlardan daha nurlu ve daha nurlandırıcı (aydınlatıcı)dır.

     Çünkü sabah,
gecenin karanlığını aydınlatır.

     Mesnevî ise,
okuyanın ve dinleyenin kalbindeki sıkıntı ve karanlıkları giderip aydınlatır.

    “Nebiyy-i Ekrem:
‘Cennet bahçelerinden istifade ediniz (yararlanınız)’ buyurdu.

    ‘Şu dünyamızda
cennet bahçeleri nedir?’ sualine (sorusuna) da:

    ‘İlim
meclisleridir’ cevabını verdi…

    (Zira) ‘Bir âlime
rastgelince, cennet ağaçlarından birine tesadüf etmiş olursunuz.’

    (Hz. Muhammed)                                                                                                                                              
    

    “Mânevî Cennet olan
Mesnevî’de de..Selsebil tabir edilen bir feyz (ilim-irfan) çeşmesi vardır.

    (Evet, Mesnevî;
asıl Cennet olan Kur’an ve Mânâ Cenneti’nden haber verir.

     Çünkü bir âyetinin
anlamı gerçek mânâda anlaşıldığı takdirde, alınacak lezzet;

     Cennetin tüm bağ
ve bostanlarından ve hurilerinden alınacak bütün lezzetlerden kat kat
fazladır.)

    “Mesnevî,
Mısır’daki Nil nehri gibidir.

     Sabır ve mücahede
(mânevî cihad) erbabına âb-ı hayat (hayat suyu)dur.

     Fir’avn ve etbâı
(mensupları) gibi küfür ve dalâlet (sapık ve yanlış yol) ashâbına

    (Yoldaşlarına) da
ayn-i hasret (hasretin ta kendisi)dir.

    “ ‘Allah O’nunla
(Kur’an ile) birçoğunu şaşırtır, yine onunla birçoğunu yola getirir.’

    (Bakara: 26)

     Kur’an öyle olduğu
gibi, Mesnevî de öyledir.

     Nitekim Sâhib-i
Ârifi de:

   ‘Kur’an gibi bizim
Mesnevî de bâzılarını hidayete,

     Bâzılarını dalâlete sevkeder.’ diyor.

    “ ‘Mesnevî
kalblerdeki maraz (hastalık)ların şifası,

     Dünyanın varına,
yoğuna ehemmiyet vermekten ileri gelen hüzünlerin cilâsı,

     Kur’an-ı Kerim’in
de zâhirî (görünen) ve bâtınî

    (İlk nazarda görünmeyen
hikmet ve işaretlerinin) ap-açık mânâsıdır.’

    “ ‘Mesnevî,
rızıkların genişlemesine ahlâkın da iyileşmesine sebebdir.’

    “ ‘Mesnevî,
Rabbü’l-Âleminden ilham olunmuş bir kitabdır.’

    “ ‘Mesnevî’nin
birtakım lâkabları daha vardır ki,

     Onlar da Allah
tarafından ihsan buyurulmuştur.’ ”

    (Mesnevî’nin
Dibacesi’nden)

x

     Mesnevî, okuyanı
manevî huzurun doyumsuz iklimlerinde gezdirir. Çünkü:

   “Huzur, doyulmayan
bir sevdâdır. Göze muhtaç olmadan görmedir;

     Uzuvlardan
müstağnî (uzak) bir yaşayıştır.

     Huzur, Allah’ın
huzurudur. Ondaki varlıkları ve manzaraları anlatmak,

     Dışarıdan
imkânsızdır.

     O, içsel keşifler
yapma hâlidir.

     Büyük dost ile
sohbet hâlidir.

     Onda, varlığına
esir insanın hiç bilmediği lütuflar, âlemler ve muradlar saklıdır.”

     (Nureddin Topçu)

Masterchief Türkiye

0

Mehmet
Şef – Sevgili seyirciler Masterchief Türkiye’de bir eleme gecesine daha hoş
geldiniz. Bu akşam eleme potasında üç yarışmacımız kalmak için mücadele
veriyorlar. Süleyman, Derya ve Fahrettin.

 

Danilo
– Yevet, abijim bu akşam bir kişi gidecek aranizdan iki kişi kalijak. Süreniz
tami tamina 45 dakika. Üç, iki, bir, başla!

 

***

 

Somer
– Jürideki arkadaşlarımızla aramızda değerlendirmemizi tamamladık ve gerçekten
zorlanarak en kötü tabağı kimin yaptığı konusunda oy birliğiyle bir karar
vardık.

 

Mehmet
Şef – Zorlandık çünkü üçünüzün tabağı da birbirinden kötüydü. ‘Ben şef
adayıyım’ diye buraya gelen arkadaşlardan böyle kötü tabaklar görmek beni
gerçekten hayal kırıklığına uğrattı. Türk mutfağının bu ellerde olmasını ben
bir şef olarak kabullenemiyorum.

 

Danilo
– Şimdi yarişmacilarimizi öne alalim. Gelin abijim öne doğru.

 

Somer
– Aranızda bu üç kötü tabak içinde en az kötü tabak hazırlayan isim…..
Fahrettin sensin.

 

Danilo
– Senin tabağinda öne çikan tek şey daha sağlikli bir tabak olmasi. Yoksa
lezzet yok, ustalik yok! Hijyenden kurtardin.

 

Mehmet
Şef – Senin bir sağlıkçı olman, bir hekim olman bu akşam için seni kurtardı.
Ama şunu açık söyleyim böyle tabak yapmaya devam edersen Materchief Türkiye
maceran kısa sürer. Bunu da bir sarı kart olarak kabul et!

 

Danilo
– Yevet! Şimdi sira geldi gejenin kaybedeni ile Masterchief Turkiye’ye devam
edicek isimleri açiklamaya!

 

(48
Dakikalık Reklam Arasından Sonra)

 

Somer
– Reklamlardan önce de söylediğimiz gibi birbirinden kötü tabaklar geldi
önümüze ve karar vermekte gerçekten zorlandık. Ama içinizden birinin tabağı
sadece görsellik yönünden diğerinden daha iyi olduğu için bu gecenin kazananı
oldu.

 

Danilo
– Yevet! Masterchief Turkiye’ye en az bir hafta dağa devam edecek kişi…..
Derya sensin.

 

Mehmet
Şef – Süleyman az sonra senin tabağını da değerlendireceğiz ama önce Derya’ya
bir çift sözüm olacak. Derya sen aileden ve çocuklardan sorumlu bir kişisin.
Senin sorumluluğun altında 6 yaşında bir çocuğun başına neler geldiğini hepimiz
gördük. Ama bu olay gerçekleşme tarihi nedeniyle doğrudan doğruya senin
tabağına eksi puan katmaması gerekir diye biz jüri olarak bir karara vardık ve
bu da senin Masterchief Türkiye maceranın bir hafta daha devam etmesini
sağladı.

 

Somer
– Evet Süleyman şimdi yapacağım değerlendirme sadece senin tabağınla alakalı
değil, Masterchief Türkiye’deki genel başarınla alakalı. İlk zamanlar sende bir
ışık olduğu ve şef olarak bir gelecek vaad ettiğin düşüncesindeydik ama
yaptığın her tabakla ama istisnasız her tabakla bizi yanılttın. Sende bir şef
ışığı olmadığı ve mutfağı artık ömür boyu bırakmanın hem sana hem de senin
hazırladığın tabaklardan yemek yeme şanssızlığını yaşayan insanlara daha faydalı
olacağını düşünüyorum. Bence senin bir daha mutfağa girmemen lazım. Sen özel
hayatında sigortacısın, bundan sonra mutfak seslerinden ziyade poliçe kesen
yazıcının cırt cırt sesiyle hayatını geçirmen senin için daha faydalı olur.

 

Danilo
– Yani ben geldi Turkiye, Turkiye şok guzel, İstanbul şok guzel, raki şok guzel
ama ben anlamiyor bu kadar guzellik içinde nasil oluyor bu kadar guvenliksiz
bir ortam sen yapabiliyor? Gerçekten merak ediyor ben. Mutfak ustalik
gerektiren bir alan ve özellikle Türk mutfaği o harika yemekleri yapabilmek
için ustalik lazım ama sende o ustalik yok. Bir şey daha ekleyim sen diğer
yarişmacilara karşı da centilmen değil yani. Hem mutfakta beceri yok hem
centilmen değil böyle olmaz yani.

 

Mehmet
Şef – Süleyman sana öncelikle şunu söyleyeyim, senin her şeyden önce mutfakta
güvenliği sağlaman lazımdı ama maalesef sen mutfaktayken mutfak güvenli değil.
Bir diğer şey ona buna bağıracağım, laf yetiştireceğim diye asıl yapman gereken
işi yapmıyorsun. Bu hiç sağlıklı bir durum değil. Sana bir ağabey tavsiyesi
vereyim, mutfakta da çalışacak olsan sigortacılık da yapacak olsan senin önce
yaptığın işe ve iş yaptığın ortamdaki insanlara saygılı olman lazım. Ne
meslektaşlarına saygın var ne de senin hazırladığın tabağı para verip yiyen
müşterilerine. Bu seni bir yere kadar götürür ama şunu bil hele ki
müşterilerine saygısızlık yapmaya ve onların önüne kötü tabaklar çıkarmaya
devam edersen o müşteri seni bitirir. Bir diğer şey ismin sürekli şaibeli
kişilerle birlikte anılıyor, kendi iyiliğin için buna bir son vermen lazım.
Sende şef mayası yok, onu zaten jüri arkadaşlarım da söyledi bence de sen
bundan sonraki hayatında bir daha mutfağa girme! Şimdi senin görüşlerini
alalım?

 

Süleyman
– Hepiniz Amerikan’ın çocuklarısınız! Sen de! Sen de! Sen de!

Somer
– Güvenlik, at şunu dışarı! At abicim hadi!

Fikir, Kuduz Muamelesi Görmemeli

Yazı yazarak, resim yaparak,
fotoğraf çekerek, şarkı besteleyerek vs geçimini temin eden fikir emekçisi
sayısı Türkiye’de çok az. Ya siyasi iradenin himayesine girecek veya bir
cemaata mensup olacak, ya da zengin olup bu işi hobi olarak gerçekleştireceksiniz.
O vakit pek sorun yaşamıyorsunuz. Vicdanınızın sesini dinleyerek, özgür şekilde
bir sorunu gündeme taşıdığınız roman, hikaye, şiir, düz yazı, beste, tablo,
veya araştırma güçlü birilerinin hoşuna gitmeyince adliye koridorlarında
dolaşıp durursunuz. Benim hayatım neredeyse çoğu zaman böyle geçmiştir, ya
okuduğum ya yazdığım kitaptan veyahut sorumlu olduğum medyanın müdürlüğünden 15
yaşımdan, en son 73 yaşına kadar mahkemelerde görüşümü savundum, sonunda da berat
ettim, aklandım. Yargılanmanızı kurucusu olduğunuz veyahut üyesi bulunduğunuz
meslek kuruluşları da bile pek umursamıyor!. Bu kuruluşlar sadece liderlerine
çalışır. Böyle bir zaman dilimindeyiz.

 

Galiba Bir Şeyler Olacak

 

Ülkemizdeki fikri fukaralığın
sebeplerinden en önemlisi bu olsa gerek.

Çünkü yıllarca önce eleştirel
görüşten uzaklaştırıldık. Analtik düşünceyi dışladık. Birkaç sene önce “Demokrasimizin
Perde Arkası, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’ın Yürüyüş Yolu-Yazılmayan Anılar”
adlı kitabımdan dolayı merhum hocam ile birlikte İstanbul Çağlayan Adliyesinde
yargılandık ve aklandık. Bir zamanlar böylesi davalara hukukçularımız daha
haberi duyar duymaz gönüllü olarak sizi arar bulur ve mahkemelere avukatınız
olarak savunurlardı. Artık yeni dönemde paranız varsa avukat tutabiliyorsunuz.
Bu süreçte Telif Hakları Derneği Genel Başkanı Sosyolog ve Yazar Cafer Vayni ve
danışman olarak Avukat Mehmet Cangir ilgilendi sadece. Mahkemeye sunulmak üzere
bilgi ve belgeler verdiler, dosyamı incelediler sağ olsunlar. Minnettarım.

Üyesi olduğum Telif Hakları
Derneği, İstanbul Doğuş Üniversitesiyle ortak Kültür ve Turizm Bakanlığının
katkılarıyla 25-26 Kasım 2022 tarihleri arasında 2. Ulusal Kültür Endüstrisi ve
Telif Hakları Sempozyumu düzenledi. İki gün buraya taşındım. İyi ki de
gitmişim. Bu konudaki son gelişmeleri de öğrenmiş oldum. Başkan Cafer Vayni ve
Rektör Prof. Dr. Turgut Özkan ile Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı
Prof. Dr Mustafa Alper Gümüş’ü kutladım. Emeği geçenlere şükranlarımı sundum.
Ayrıca toplantıyı hiç ayrılmayan izleyen ve not alan Kültür ve Turizm Bakanlığı
Telif Hakları Genel Müdür Yardımcısı Fatoş Altunç ve Uluslararası İlişkiler ve
Eğitim Koordinatörü Belgin Aslan’a teşekkür ettim. Böylesi toplantılarda
izleyiciler çok özeldir. Öyle miting alanlarındaki gibi salonlar dolmaz. Sadece
ilgililer ve alakalı olanlar takip ederler. Bu da öyle oldu. Çok güzel ve
donanımlı konuşmalar yapıldı. Görsel malzemelerle takviye edildi. Sorulara
cevap verildi. Sevindim ve istifade ettim.

 

Kâğıt Kitaptan Daha Çok Kazandırıyor

 

Cafer Vayni dostumun verdiği
bilgiye göre; telif hakları hususu Lozan Antlaşmasında (1923) bile yer almış. Cumhuriyet
bunu önemsemiş. Doç. Dr. Cahit Suluk’a göre de; fikri emeğin karşılığı konusunu
yasalara girmeden önce Karl Marks önermiş. Oysa İslam dini bunu çok daha önce
“İşçinin ücretini teri soğumadan veriniz” diye hatırlatıyor. Ama uygulama halen
Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılına gireceği günümüzde bile gelişmiş
ülkelerdeki gibi değil. Özellikle muhafazakâr patronlar kul hakkını, alın
terini, göz nurunu pek umursamıyorlar. Tartışılıp duruyor. Öyle ki Türkiye’de
mevcut kültür ve yayıncılık politikası da birkaç ihaleci holding, bazı yabancı
yayın temsilcisi tekel hariç iflasa doğru gidiyor. Bittabi bunda ekonomik
sebepler olduğunu gibi liyakatsizlik, hayat pahalılığı, enflasyon, işsizlik
gibi sebepler de etkiliyor. Beşiktaş’ta bir yayıncı-kitapevi kâğıda gelen
zamlar yüzünden müessesesini kapattı ve “sadece kâğıt alıp satsam daha fazla
para kazanırım” diyerek, mesleğe “Allaha ısmarladık” dedi. Böyle olunca da bir
zamanlar okuyamayan çocuğu için imkânı olan veliler “Sana bir araba alayım da,
hiç olmazsa şoförlük yap, işini gücün olsun, evlenirken lazım olacak”
zihniyeti, bu defa kültüre, yayıncılığa sirayet etti. Koca koca akademisyenler,
ilim adamları, saygın muharrirler eserinin basılması için yeterli tahsili ve
görgüsü olmayanlar karşısında rica ve minnete gidiyor. Çünkü artık üniversitelerin
yayın bütçesi kâfi değil, çok satanlar rağbet görüp kendisinin de imkânı
olmayınca böyle resimlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Biz bunları tartışırken
dijital yayıncılık ve internet zirveye çıkıyor. ABD ve Japonya gibi ülkelerde
kitaplar ve gazete-dergiler hala milyonlarca basılıyor ve bütün dünyaya servis
ediliyor. Bu yayınların görüşleriyle de dünya kamu oyu oluşturuluyor!.

 

Fikir Başlı Başına Bir Dinamiktir

 

Sempozyumdaki notlarıma
bakıyorum tek tek, neler konuşulmuş; Ciddi bir dönüşüm süreci içindeyiz. Kültür
endüstrisi bilgi ve iletişim, elektrik, gaz ve su sektörünün neredeyse iki katı
bir katma değer üretiyor. 2020’deki küresel inovasyon endeksi raporunda 14 sıra
birden yükseldik. Fikri emeğe dayalı üretimler artık daha öne çıktı. Üretilen
fikri eserlerin çoğunun günümüzde düşünsel bağlardan ve zincirlerden kurtulmuş
bir kültür endüstrisi içerisinde sunulması gerekiyor. Eser sahiplerinin hakları
yeniden gözden geçirilmeli, günümüz hukukuna uygun olmalı. Özellikle fikri
mülkiyet hakları güçlendirilmeli, kültür endüstrisi haline gelmelidir. Fikir,
başlı başına bir dinamiktir ve korunmalıdır. İki görüş; Marksizm kültür-fikir
hayatını biçimlendiriyor. 2. yaklaşım da Marksizm değil Ortodoks kültürü
endüstri oluşturuyor ve sanayileşmeye paralel gelişiyor. Günümüzde de giderek
bağımsızlaşıyor. Dolayısıyla kültür sektörü özgür olmalı. Her kültürün bir
manevi yönü vardır. Eğer hatırlanırsa bu önem arz eder. Tüketimi de ihtiyaca
göre gerçekleşmeli. Her ulus kendi kültürünü geliştirmeli ve dijileştirilmeli. Böyle
bir zaman diliminde yatırım, eser, teknoloji, girişim ve ticaret çarkı kültürde
böyle dönüyor. Günümüzde en yüksek telif ödemesi mobilya tasarımlarında
gerçekleşiyor. Yazılım bütün dünyada önde ve Türkiye’de iyi bir yerde
bulunuyor. Lisans almak şart. Yetki belgesi artık aranıyor. Zarar olmadan
tazminat olmaz. Kültür ve fikri gelişmeler karşısında korsan yayıncılık
teknolojinin gerisinde kaldı. Korsan kitap azaldı. Ancak internetle korsan
televizyonculuğun önüne henüz geçilemedi.

 

Youtube Saatte 25 Bin Ürün Ekliyor

 

Yasaklanmış cihaz ve
programlar hala mevcut. Cezası ise 6 ay ile iki yıl arasında değişiyor. Zaman
ayımı ise 8 yıl. İnternet suçu yasal düzenlemesi (2007) yapıldı. Ama hala
manevi, mali ve bağlantılı hak ihlalleri yapılıyor. 5846 sayılı kanun en çok
internet suçlarına uygulanıyor. Youtube saatte 35 bin ürün ekleniyor. Uyar
kaldır, uyar engelle sistemi getirilmeli. Google’un bütçesi bazı devlet
bütçelerinden daha fazladır. ABD’de telife konu kültür endüstrisi 1.6 milyar
$’dır. Yani Türkiye’nin gayri safi hasılasının iki katı.

 

Son Sözü Kralın Silahları Söylememeli

Her konuda telif süresi 70
yıl. Türkiye’de telif hakları konusunda resmi 9 meslek birliği var, sivillerle
birlikte bu sayı 27 oluyor. Sinemada sansür hala aşılamadı. Telif hakları
konusunda Kemal Sunal Ailesinin Gülşah Filme açtığı dava hala devam ediyor.
Basılı eser sayısı her geçen gün azalıyor. Bandrol yazarın hakkını koruyor.
İnternet suçları ise giderek artıyor. Dolayısıyla paylaştıklarımızın hala
farkında değiliz. Platformlarda bilgilendirme yapılır ve kolektiftir. Sorumlu
ise sahibi değildir. Uzlaşma ve şikâyetten vazgeçme hususları birbirinden
farklı şeylerdir. Esinlenme, kopyalama ve ayırt edicilikte haksız yararlanma
ifade özgürlüğü ve mülkiyet hakkı arasında bir denge kurulmalıdır. Fikri
mülkiyette kamu yararı aranmalıdır. Fransız ata sözü; Son sözü kralın silahları
söyler? Ne dersiniz? Toplantıda ünlü marka versace ve döviz getiren Türk filmi
Muhteşem Yüzyıl da konu edildi.

Sempozyum genelde iyi ve
geçer not aldı. Prof. Dr. Süleyman Doğan, Prof. Dr. Kadir Canatan, Prof.Dr.
Mehmet Genç, Dr. İhsan Baştürk, Avukat Teknail Özderyol, Fatma Sonan Dolunay,
Habibe Aslan gibi genelde katılımcılar iyi hazırlanmıştı.

Tebrik ettiğim, kutladığım,
mensubu olduğum Telif Hakları Derneği’nin genel kurulu ise saat 14.00’te
nisaplı 17, nisapsız 24 Aralık 2022 tarihinde Küçük Ayasofya Mahallesi 6/101
Sultanahmet İstanbul adresinde gerçekleştirilecek. Dilerim fikir hayatımız için
bir ufuk olur, münevverlerimizin ürettiği eserlerin yaygınlaşmasının önü
açılır.  

“Gelir Günü Gelir Günü”

Türk’ün
Çağı görülecek

Hak
mazluma verilecek

Gök
Çadırı gerilecek

 “Gelir Günü Gelir Günü”

 

Türk
Milleti uyanırsın

Hak
katında boyanırsın

Zorluklara
dayanırsın

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

 


ve açık kalmayacak

İnsan
haram almayacak

Gül
yanaklar solmayacak

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Türk’ü
özler Baba Gürgür (Kerkük’te)

Gök
yarılır namert korkar

Tuba
dalı yere sarkar

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Kaşgar
Atan ses verecek

Sözlük
sözlük harf derecek

Türkçe
Kutba yol serecek

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Türk
Milleti tanı kendin

Yaratıldın
nefsin yendin

Cennetteki
Âdem sendin

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Mazlumları
hep kayırdın

Zalimlere
hep bayırdın

Doğru
eğri hep ayırdın

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Yesevi’den
gelen ırmak

Yakışır
mı sana durmak

Hac-ı
Bektaş otağ kurmak

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Yedi
iklim barış dolsun

Bin
bir cihet insan olsun

Halktan
Hakka nice yolsun

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Çakıl
taşı kum elene

Akıl
gönül bir bilene

Göğü
kökle bak delene

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Kurt
ve kuzu konuşacak

Taş
ağaca danışacak

Birlik
bayram olunacak

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

İnsan
nasıl olunurmuş?

Sorgu
sual kılınırmış?

Kızıl
Elma alınırmış?

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Türk
ulusu aç gözünü

Gök
neslinin saç özünü

İnsanlığa
son sözünü

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Anadolu
Anadolu

Sana
sözüm dolu dolu

Göğe
çıksın Türk’ün yolu

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Kapıları
kapatma aç

Cömertliği
arşlara saç

TURAN
sana altın bir taç

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Türkler
diri bir olacak

Dikenleri
hep yolacak

Ebediyen
Türk kalacak

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Türkiye’miz
nakış nakış

Türk
gençliği sırlı bakış

Seyhun
Ceyhun bize akış

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Dağda
taşta varsa bir diz

Gökyüzünde
çizmişiz bir iz

Türkistan’da
Kafkas’da biz

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

İnsanlığa
beşik olduk

Kâhi
Uygur Kırgız dolduk

Gökyüzünden
yere yolduk

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Türk
Gençliği Umut sensin

Türk
vatanı Türk’ün densin

Sıcak
yemek tasta yensin

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Yunus
Türkçe öz anlatır

Pir
Sultan’ım göz anlatır

Özden
hilmi söz anlatır

“Gelir
Günü Gelir Günü”

En Büyük Engel Sevgisizliktir-II

“Güzellikleri
yalnız engelsizler için değil, engelliler için de isteyin.”

          
“Aşamadığımız engellimiz, engelimizi aşmaktır.”

 

 “Engelli
olmak bir hastalık değil bir insanlık halidir.” Demiştik.  Toplumsal faktörlerin etkisiyle engellilerin
yeterince istihdama katılamadığını, toplumsal yaşamın dışında kaldığını
vurgulamıştık.

Çoğumuz
istemeden de olsa bu özel grupla olan etkileşimimizde hatalar yapmaktayız.
Bazen onları topluma kazandırmak için yaptığımız iyi niyetli girişimlerden
ötürü onları toplumdan uzaklaştırabiliyoruz.

Bu
hassas konuyla ilgili doğru bilgeye sahip olmak ve bu bilgileri uygulamak
meslek, statü gözetmeksizin toplumun her bir bireyinin sorumluluğudur.

Size
nasıl davranılması gerektiğini düşünüyorsanız engellilere öyle davranın.
Karşınızdaki kişinin engelini değil, kişiyi düşünerek hareket edin. Engeli olan
insanlara karşı utangaç yaklaşmayın. Sakin olun ve her zaman olduğu gibi,
kendinize ve diğer insanlara davrandığınız gibi davranın.

Karşınızdaki
kişinin engelinin olması, her zaman yardıma ihtiyaç duyduğu anlamına gelmez.
Yardıma ihtiyaçları olup olmadığını sormadan yardım etmeyin. Sormadan yardım
ettiğiniz zaman kendilerini yetersiz hissedebilirler.

Etiketlemeden
konuşun. Herkes için kırıcı ve saldırgan bir yaklaşımdır etiketlemek.
Aşağılayıcı ve dışlayıcı kelimeler kullanmaktan kaçının.

Acıma
Duygusuyla Yaklaşmayın

Engele
sahip insanlar kurban değildir. Onları kurban psikolojisine sokacak şekilde,
onlara ekstra ilgi göstermeyin. Başlarını okşamaktan, küçümseyen kelimeler
kullanmaktan kaçının. Unutmayın: Onlar kurban değil, toplumun kahramanlarıdır.

Öncelikle,
iletişim kurarken engelli bireylerin yardımcılarıyla, ya da yakınlarıyla
konuşmak yerine, direk bireyin kendisiyle konuşmayı tercih edin. Aksi takdirde
sizin onları birey olarak görmediğinizi hissederler.

-İşitme
engelli bireylerin bir kısmı dudak okuyabilirler ya da belli oranda
duyabilirler. Kimisi de işitme engelli dili ya da teknolojik aletler
aracılığıyla iletişim kurabilirler. Onlara mutlaka hangi yolla iletişim kurmayı
tercih ettiklerini sorun.

–Görme
engelli bireylerle iletişiminizde mutlaka ilk tanıştığınızda kendinizi tanıtın.
Giderken ve iletişiminizi bitirirken mutlaka bunu onlara belirtin. Bu
konuşmanın bittiğini anlamaları için çok önemli. Desteğe ihtiyaçları olduğunda
kolunuz ya da omzunuzdan tutunabileceklerini onlara belirtmeniz büyük bir
inceliktir. Fakat sakın onlara destek olurken onları çekip itmeyin. Rehber
köpekleri varsa köpeklerini beslemeyin ya da köpeğin dikkatini dağıtacak
hareketlerde bulunmayın.

–Tekerlekli
sandalyeli bireylerle iletişim kurarken sandalyelerini itmemeye, sıkıştırmamaya
ve sandalyeyi tutmamaya özen gösterin. Tekerlekli sandalyedeki biriyle
konuşurken onun göz hizasına gelip göz teması kurarak iletişim kurmaya dikkat
edin.

-Zihinsel
engelli bireylerle iletişim kurarken basit, anlaması kolay ve açık cümleler
kurmayı tercih edin. Sabırlı olun ve sizle iletişim kurabilmeleri için onlara
zaman tanıyın.

–Konuşma
güçlüğü olan bireylerle iletişim kurarken ve konuşurken ne kadar zamana
ihtiyaçları varsa onlara o kadar zaman verin. Saygılı olun ve kelimeleri
onların yerine tamamlamaktan kaçının. Kelimeleri kendilerinin tamamlamalarına
izin verin.

 

Engellilerin
eğitim, sağlık, adli, ticari, sosyal, istihdam konularında belirli hakları bulunmaktadır:

Eğitim hakkı: Engelli olup,
normal MEB okullarına gidebilecek olan engelli çocuklar olabileceği gibi,
görme, duyma, ortopedik ve zihnen rahatsızlığı olan çocuklarımız da vardır ki;
bunlar özel eğitime tabidir. 1.,2.,3. dereceden engel durumuna göre, özel
eğitim merkezlerine, kaynaştırma okullarına gidebilirler. Bununla ilgili, Milli
Eğitim İlçe Müdürlükleri, Özel Eğitim Merkezleri’nden bilgi alabilirler. Ayrıca
görme engelli olanlar için sınavlarda yardımcı olması için, refakatçı
verilebilir.

Sağlık hakkı: Her vatandaş bu
hakka sahiptir; çalışmasa da. Eğer gelir durumu düşük ise Aile Çalışma ve
Sosyal Hizmetler İlçe Müdürlüğü Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Bölümünden bilgi
alabilirler. Kişi başı asgari ücretin 1/3 değerinde maaş eline geçen kişiler,
destek alabilirler. Yine engellilerin kalacağı umut evleri, gündüz bakım evleri
ve geçici misafirhane hizmetleri de mevcuttur.

Adli hakkı: İşitme engelli
sanığa, işaret dili tercümanı görevlendirilmesi, adli durumlarda engelli
bireylere engel durumuna uygun iletişim sağlanması, işitme ve konuşma engeli
bulunan bireye müdafii (savunma avukatı) görevlendirilmesi yasal haklarıdır.

Ticari hakkı: Gelir vergisinde,
engelli hizmet erbabı ile bakmakla yükümlü olduğu engelli kişisi bulunan
esnaflar, gelir vergisi indiriminden yararlanabilir. Araçlarda ÖTV, MTV
indirimlerinden yararlanabilirler.

Sosyal: Engelli çocuğu
olan anneler, erken emeklilik hakkından yararlanabilmektedir. Engelli
memurlara, isteği dışında gece nöbeti ve gece vardiyası nöbeti
verilememektedir. Engelli kartı olanlar, toplu taşıma araçlarından, kültürel
noktalardan, park yerlerinden ücretsiz yararlanabilirler.

İstihdam: Emekli gün
sayısında indirim uygulanır. 50 kişi ve üzeri işçi çalıştıran özel şirketlerde
yüzde 3, kamuda ise yüzde 4 engelli istihdam edilmek zorundadır.

            Her şeyden önce engelli bireylerin
de bizden biri olduğunu unutmayın. Herkesin güçlü ve zayıf yanları vardır.
Onların da zayıf oldukları yanların yanı sıra bizden güçlü oldukları yanları da
var.

Engellilere
engel olmak, en büyük engelliliktir. En büyük engel, engellenmektir. Engelli
olmak, engel değildir.  Engelsiz bir
yaşam için onlara engel olmayalım. Engellilerin sabrına ve azmine hayran
olmamak elde değildir. Engelliler de bizim bir parçamızdır, onlara sahip
çıkalım. Engellilere yol değil, sevgi açın. Engelliler sadaka değil, ilgi ve iş
beklemektedirler. Asıl Engelliler Onları Görmeyenlerdir Özel eğitim olmadan
çağdaş eğitim olmaz.

Engelli
yurttaşlarımızın, önündeki eşitsizliklerin ve adaletsizliklerin kalktığı
engelsiz bir yaşam diliyorum.

Sevgiyle
kalın.

Vatan Sevgisi

0

         “Herkesî kû
dur mand ez asl-ı hîş,

           Bâz cûyed
rûzgâr-i vasl-ı hîş.”

 

          (Aslından,
vatanından uzaklaşmış olan kimse,

            Orada
geçirmiş olduğu zamanı tekrar arar.)

 

     Bir kimseye nereli
olduğu sorulunca, kendisi nerede doğmuş olursa olsun ve hatta nerede yaşıyorsa
yaşasın; vereceği cevap, babasının memleketini söylemek olacaktır.

     Bütün babaları
aradan çıkarırsak; anlarız ki, tüm insanların babası Hz. Âdemdir.

     Hz. Âdem’in vatanı
cennettir. Dünya ise, cennetin gurbetidir. İnsan dünyaya cennete lâyık bir kul
olmayı kazansın ve hak etsin diye gönderilmiştir. Tıpkı çocuğun okula
gönderilmesinin sebebi; okul sonrasında iyi ve güzel hayat şartlarını edinsin
diyedir.

     Nitekim, Avrupa’da
senelerce çalışıp da, Türkiye’ye parasız pulsuz, yani eli boş dönenin yüzüne
tükürülür ve ayıplanır.

     x

     İşte asıl vatan
olan cennet; bu dünyada kazanıldığı için, dünya o kadar önemli ve değerlidir
ki, uğrunda gazi olur, gerekirse şehit düşer. Böylece en büyük gayeye erişmiş
bulunuruz.

     Çünkü:

 

   “Hubbü’l-vatan,
mine’l-iman.”

   “Vatan sevgisi,
imandandır.”

x

          Şimdiki
hâlden uzanıp geriye doğru,

          Anıyoruz, iyi
kötü, o eski günleri.

          Hiç gitmiyor
ki, hâlleri gözümüzde dupduru.

          Olmuşuz o
günlerin, çoktan beri sürgünü!

 

          İçimize değil
mi ki, konmuş bu hüzün;

          Unutturmuyor
kendisini, ne yaz ne güzün.

          Olmasaydı
kavuşma, duymazdık bu hasreti,

          Elbette var
gelecekte, bunun meserreti.

x

          İnsanın asıl
vatanı cenneti.

          Dünya ise
onun gurbeti.

          En âlâsından
yese de eti,

          Dünyaya yenik
düşer metaneti.

 

        “Hubbü’l-vatan,
mine’l-iman.”

          Severiz
cenneti, bu yüzden candan.

          Nasılsa,
gidilecek bu handan!

          Cennete
nazaran dünya, zindan!

x

    “İnsan-ı kâmil de
böyledir. Neyistan-ı ezelden, yani (A’yân-ı sâbite) âleminden, daha açığı
âlem-i  İlâhîdeki mevkiinden kader
sevkiyle şu dünya’ya getirilmiş, beşeriyet kaydına ve anâsır-ı tabiat bendine
vurulmuş, ayrılık ateşiyle bağrı şerha şerha olmuş, makam-ı kadîmindeki
feyizden mahrum kalmış; kalbini nefsin heveslerinden, zihnini (Hestî-i mevhûm)
yani, şu vehimden ibaret varlıktan tahliye etmiş, kendisini Allah’ın kudret ve
düzenine terketmiş,…” (Tahirü’l-Mevlevî) olarak kendisini ebedî âleme
hazırlamak için, dünyada bulunduğunun farkındadır.

“Nato Mermer, Nato Kafa”

0

Ben yıllardır eğitim sistemini ve eğitim yöneticiliğini
eleştirip, yapılması ve yapılmaması mutlak elzem olanlar üzerinde durdum. Ne
yazık ki, yanlışlarıyla bu kadar çok övünen kişilere artık nasıl yaklaşıp,
neler söylemem gerektiğini kestiremiyorum.

Sayın Bakan siz hâlâ öğretmenlerin kariyer sınavlarına gösterdiği ilginin sığ
sevincini medyada paylaşmayı sürdürüyorsunuz.

Bir başka konu da öğretmenlere hâlâ zorunlu değil, mecburi hizmetiçi eğitim
projeleri… Bu projeyi hazırlayan kukla yöneticiler, kendilerinde hangi
eksikliği görüyorlarsa, öğretmenlerde de aynı eksikliğin olacağı düşüncesiyle,
öğretmeni hizmetiçi eğitime tâbi tutuyorlar. Anlama ve dinleme özürlü olan
varlıkların tavsiye ve kararlarıyla hareket edenlere uygun bir sıfat
bulamıyorum.

Okullarda devamsızlık takip projesini hayata geçirmeyi övgüyle anlatan bakana
bakan biri olarak nasıl bir tavır belirleyeceğimi de kestiremiyorum.

Yanlışlarla dolu bir sistem… İçeriği yanlışlarla dolu ders kitapları… Saplantı
hâline dönüşmüş çoktan seçmeli ölçme ve değerlendirme soruları ki, aynı tip
sorularla yapılan öğretmen kariyer basamakları sınavı… Çoktan seçmeli sınav
sisteminin en kötü yanı, sınava girenin değil, sınavı hazırlayan ve yaptıranın
zekâsının ölçülebildiği bir sınav sistemi… Bu felaketler zincirine bağlı
olması istenen ve beklenen öğrencilerin devamsızlık takip sistemiyle okulda
tutulmaya çalışılma projesi… Ve sayın bakanın olağanüstü bir şey
başarmışçasına medyaya bunlardan gururla bahsetmesi… Buyurun cenaze namazına.

Binali Yıldırım’ın meclis konuşmalarının birinde, bir milletvekilini
eleştirerek verdiği örnek çok güzeldi. Aynı örneği ben de sayın bakan için
verip konuyu kapatacağım. Mealen yazdığımda hatalı bilgi olursa okuyucudan ve
hak sahiplerinden peşinen özür diliyorum.

Adamın biri “Hz. Davut bir köprü yapmak için (köprü olduğundan emin
değilim, sözün gelişi diyelim) Allah’tan kendisine bir kız çocuğu vermesini
istemiş. Allah dileğini kabul ederse, kızı kurban edeceğini vaat etmiş. Allah kız
çocuğunu vermiş. Hz. Davut kızının adını Ayşe koymuş. Köprü yapılmış. Davut,
Ayşe’yi Allah’a kurban etmek için yatırmış, tam kurban edeceği zaman Azrail
gökten bir keçi getirmiş ve bu keçinin kurban edilmesini istemiş.” diye
anlatıyor.

Hikâyeyi dinleyenlerden biri hikâyede yanlışlık olduğunu söylemiş. Kendisinden
yanlışı düzeltmesi istenmiş.

Adam, “Ben bu hikâyenin neresini düzelteyim? Hz. Davut değil, İbrahim.
Çocuk kız değil oğlan, adı Ayşe değil İsmail. Yapılan köprü değil Kâbe. Kurbanı
getiren Azrail değil, Cebrail. Kurban keçi değil, koç.”

Şimdi Sayın Bakan ben bunun neresini düzelteyim. Dökülen hangi yaprak toplanıp
da dalına konabilmiş. Allah aşkına ne olur, akla ve mantığa uygun tek bir şey
yapın, alkışlamazsam proje sahipleri gibi olayım.

12 Aralık 22
Erzurum

 

 

 

 

Eğitim Bir Sen’den Deniz Kabuğu Süslemesi

Eğitim Bir Sen öğretmen maaşlarıyla ilgili süslü bir tablo yayınlıyor.
Yayınladığı tablonun altına yaptığı açıklamaya bakar mısınız?

“Söz konusu yukardaki tabloya göre yeni başlayan bir sözleşmeli öğretmen
13.471,62 TL maaş alırken, yine yeni başlayan sözleşmeli branş öğretmeni
13.533,49 lira maaş alıyor.” diyor ve arkasından il milli eğitim
müdürlerinin şube müdürlerinden, şube müdürlerinin okul müdürlerinden, okul
müdürlerinin de öğretmenlerden daha az maaş aldıklarını iddia ediyor.

Ben yirmi sekizinci yılı çalışan bir uzman öğretmenim, e devlet Kasım ayı
bordrosunu aynen veriyorum; Net Ödenen: 11912.97 TL ve ek dersle birlikte
toplam ödenen net gelir: Toplam Ödenen: 13716.55 TL.

Şimdi size soruyorum; yukarıda verdikleri rakamları yeni başlayan bir
sözleşmeli öğretmen nasıl alıyor? Bu rakamları bu sendika hangi kurumdan ya da
nereden bulduğunu merak ediyorum. Hükümet sözcüsü gibi çıkıp saçma sapan
açıklamalar yaparak, toplumun kafasında “öğretmen dünyanın parasını
alıyor” dedirtmek mi maksatları acaba, diye soruyorum?

Ben şu an toplumda her kimle konuşsam, dünyanın parasını alıp bir de
ağladığımızdan söz ediyorlar. Beni temsil ettiğini söyleyen bir sendika ipe
sapa gelmez bu tür açıklamalarla alınmamış bir hakkın alındığını söyleyerek,
mevcut hükümet gibi kendisine sanal bir itibar yaratmaya mı çabalıyor? Bunun
adı toplum içinde “kaşarlanmışlıktır”

Eğitim Bir Sen AKP iktidar olduğundan bu yana sendikacılık değil, AKP’nin bir
alt birimi olarak çalışmasını sürdürdüğünü bilmek için ermiş olmaya gerek yok.

Şimdi yaptıkları bu açıklamada da Eğitim Bir Sen temsilcileri, şube müdürünün
okul müdüründen, okul müdürünün öğretmenden az maaş aldığını öne sürerken,
anladığım kadarıyla dertleri okul müdürü, şube müdürü, il ve ilçe eğitim
müdürlerinin haklarını savunmak değil, her zaman yaptıkları gibi üye sayısını
sabit tutacak birim amirlerinin desteğine muhtaç olduklarından onların
gönüllerini hoş tutmak.

Bu anlatılan masallara ancak AKP’nin kronik seçmeni ya da Eğitim Bir Sen’den
makam ve mevki bekleyen biatçı zihniyet inanır. Yarın bu iktidar gittiğinde bu
kişiler kapılara kilit vurup hangi sendikaya üye olmanın derdinde olacaklar,
merak ediyorum?

Allah bunlara akıl fikir, bize de zulme karşı direnme gücü versin.

Ali Polat’tan Muhteşem İki Kitap: Yeniden Doğuş Ve Sağlığın Başucu Kitabı

0

Ali Polat
eskilerin tâbiriyle ‘Nev’i şahsına
münhasır
’ bir insan. Bu tâbir, günümüz Türkçesiyle; ‘Kişiliğiyle herkesten ayrılan, kendine özgü tutum ve davranışı olan
kimse
’ şeklinde ifâde edilebilir. Frenkler ise ‘sui jeneris / sui generis’ diyor.

Yahya Kemal
Beyatlı ve Süleyman Nazif birer mısra yazarak oluşturdukları beyitte; İbrülemin
Mahmud Kemal İnal’ı

Hezâr
gıbta o devr-i kadîm efendisine

Ne
kendi kimseye benzer ne kimse kendisine’

ifâdesiyle
târif etmişlerdi.  Bu beyit, Ali Polat’ı
anlatmak için de rahatlıkla kullanılabilir.

Başarılı bir
iş adamı, velût bir yazar, donanımlı bir konferansçı, mükrim bir ev sâhibi,
candan bir dosttur, Güler yüzlüdür sohbeti tatlıdır. Hepsinden önemlisi,
popüler anlatımı ile çevresine ‘pozitif
enerji
’ dağıtır.

İyi düşünür,
güzel konuşur. Derin, mânâlı ve isâbetli özdeyişleri vardır: ‘Akıllı evlâda baba malı gerekmez. Akılsıza
baba malı yetmez
’, ‘Kimisi yaşadıkça ölür,
kimisi öldükten sonra da yaşa
r’, ‘Mücâdeleden
kaçıp pes edenler, kaybeder; mücâdeleye devam edenler kazanırlar
’, ‘Kuvvetli irâde en büyük güçtür.’ Ve daha
onlarcası… Bunlar kendi fikrî ürünlerinden bir kaçıdır. Alıntılayıp
söylediklerinin sayısını bilmek mümkün değil…

Sağlığın Başucu Kitabı

2022 yılında
8. baskısı yapılan eser 17 x 23 santim ölçülerinde kuşe kâğıda basılı, tamamı
renkli 270 sayfadır. Kapaktan verilen bilgilere göre 1. Bölümde ‘Beden Sağlığı’ konusu işleniyor ve ‘327 Sağlık Anahtarı’, ‘27 Karşılaştırmalı Tavsiye’; 2. Bölümde ‘Ruhî, Zihnî ve Mânevi Sağlık’ başlığı
altında ‘89 Sağlık Anahtarı’, ‘23 Karşılaştırmalı Tavsiye’ sunuluyor. ‘Toplum Sağlığı’ ile ‘Kâinat ve İnsan İlişkisi’ konularının
ele alındığı 3. ve 4. Bölümde okuyucuya 29’ar adet ‘Sağlık Anahtarı’ armağan ediliyor.

Toplam 474 adet sağlık anahtarından
bâzıları:

*Yeterli ve
dengeli beslenme. *Mevsime göre beslenme. *Daha az kimyevî yiyecek. *Bedenimizin
ihtiyaç duyduğu günlük gıdalar. *Tercih edilecek ve uzak durulacak yağlar.
*Vitaminler ve D vitamini. *Günlük alınması gereken en önemli 14 mineral. *Az
ve çok tüketilecek gıdalar. *Siyah üzüm, zerdeçal, çörek otu, keten tohumu
ezmesi  *Sabah aç karnına ve akşam
uyumadan önce, (kaynar olmamak şartıyla) sıcak su, kefir. *Günde 24 dakika
dans. *Temiz hava. *Derin nefes. *Nem oranı. *Erken yatıp erken kalkmak. *Göz
egzersizleri. *Sabah kahvaltısı. *Lifli gıdalar. *Gül suyu. *Kemiklere ve
kaslara iyi gelen besinler. *Aşılar.*Evde bulunması faydalı olan tıbbî âletler.
 

Bu
anahtarların hangi kilitleri açacağı ve nasıl kullanılacağı, sayfalar boyunca
anlatılıyor.

 

102 adet tavsiyeden bâzıları:

*Uykudan
önceki üç saat içinde yemek yemeyiniz. *1 litresinde 10 mg’dan fazla nitrat
olan sulardan içmeyiniz. *Faydalı çaylar. *Vücut sıcaklığına yakın olan
sıcaklıktaki yiyecek ve içecekleri tüketiniz. *Mikrodalga fırınlarının doğru
kullanımı hakkında… *Stresten kurtulmanın yolları… *Tabiatın programına
karışmayınız. *Huzurlu hayat için iç temizliği gereklidir. *Durumu müsâit
olanlar kan bağışında bulunmalı. *Beyin sağlığınızı korumak için… *Zekânızı
geliştirebilirsiniz.  *Şahsiyetinize,
haysiyetinizden daha çok önem veriniz. Haysiyet diğer insanların size verdiği
önemdir. Şahsiyet, sizin içinizdedir. *Keyif yerine mutluluğa öncelik veriniz.
*Sevilmek ve sevindirmek için… *Diploma ve meslek arasında tercih rehberi… *Ses
tonu ve konuşma âdâbı hakkında. *Yaradana teşekkür borcunuzu unutmayınız.
*Çakralar hakkında…  

***

Hüküm: Dünyâda
umûmî olarak sağlık konularını bu kitaptaki ölçüde toplayan başka bir kitap
bulmak, imkânsızlık ölçüsünde zordur.  

 

Yeniden Doğuş / Ergenlik – Ergenlik Dönemi
İle Baş Etme Rehberi

16,5 X 13,5
santim ölçülerinde, kuşe kâğıda basılı tamamı renkli 192 sayfalık eser, Uzman
Klinik Psikolog Eyyüp Durmaz’ın katkılarıyla hazırlanmış, Temmuz 2022’de
yayınlanmıştır.

Çocukluktan
sonra, kızların ve erkeklerin bedenlerinde fizikî, sosyal ve zihnî mânâda büyük
değişikliklerin meydana geldiği zaman dilimi, ‘ergenlik dönemi’ olarak adlandırılır. Bu dönem, şahsın beslenme ve yaşadığı
bölgenin iklim şartlarına göre değişiklikler gösterir.

Çocukluktan
ergenliğe uzanan bu yolda, çözümlenmesi gereken birçok problemlerle
karşılaşılır. Ergenlik döneminde başarılması gereken en önemli görev, kimlik
şuuru oluşturmaktır. Ergen çocuklar, kim olduklarını belirlemek için kendi
kimliklerini pekiştiren veya yansıtan gruplar bulmaya çalışırlar. Gruplar,
ergenlere ‘diğerlerinden farklı’ oldukları
duygusunu verir. Hayatın önceki dönemlerinde sorulamayacak olan ‘Ben kimim?’ sorusunun cevabı aranır.

Ergenlik
döneminin başlangıcı için kesin bir zaman vermek güçtür. Ergenlik, her çocukta
farklılık gösterebilen bir zaman dilimidir. Bedenle alâkalı değişimlerin,
kızlarda 10-12 yaşları arasında, erkeklerde ise 12-14 yaşları arasında ortaya
çıktığı belirlenmektedir. Kızlar, erkek çocuklara göre genellikle bu döneme 1-2
yıl daha erken girerler. Her çocuk bu döneme diğerlerinden farklı, daha erken
ya da geç girebilir.

Ergenliğin en
önemli belirtisi, kısa zamanda dikkati çekecek bir biçimde çok yönlü olarak
büyümektir. Buna büyüme atılımı adı verilir. Kızlarda ergenlik önce
başladığından 10-12 yaşlarında kızlar, erkeklerden daha uzun olurlar. Boy
uzaması giderek yavaşlar ve kızlarda 16 ile 18, erkeklerde 18 ile 20 yaşları
arasında durur.

Büyümenin
ergenlikten sonra da devam ettiği, 18 ile 30 yaşları arasında çok küçük
miktarda bir artış görüldüğü söylenebilir. Boy uzamasının yanında kızlarda ve
erkeklerde kilo artışı ve yağlanma da gözlenir. Kızlarda bu dönemde yaklaşık
16, erkeklerde ise 20 kiloluk bir artış olabilir. Bu dönemde baş kemiklerinde
de büyüme görülür. Yüz kemikleri büyür, çene uzar ve kalınlaşır, burun büyür.
Bu farklılaşma ilk başta yüzde simetrik olmayan bir görüntü oluştursa da
baştaki bütün organların büyümesi tamamlandığında bu asimetri ortadan kalkar.

Ali Polat
ergenlik dönemini; Erken ergenlik (12-14 yaş arası), Orta ergenlik (15-18 yaş
arası), geç ergenlik (18-20 yaş arası) olarak 3 grupta inceliyor. Ergenlik
döneminde, kızlarda ve erkeklerde meydana gelen değişiklikleri, karşılaşılabilecek
problemler ve çözüm yolları hakkında ebeveynlere tavsiyelerde bulunuyor.

Ergenlik
dönemindeki bedenî ve zihnî değişimler çocuklarda hassasiyeti artırır. Sinirli
ve hırçın olurlar. Karakterleri, şahsiyetleri de bu dönemde şekillenir. Bu
sebeple ebeveynlere lâzım olacak bilgiler, kitabın ana konusunu teşkil ediyor.
Önemli olan şudur: Var olan durumun tersine gitmek yerine, olanla barışık olmak
gerekir. Onu değiştirebilme şansı yoktur. Ailenin bu durumda kendi egosunu
yenmesi tek yoktur.

Çok mühim tavsiyeler:

Eğer çocuk cinsiyet
belirsizliğine meyilliyse erken dönemde yapılması gerekenler:

Daha önceden bu durum
psikiyatrik hastalık olarak nitelendirilirken son yıllarda hastalık
kategorisinden çıkarılmıştır. Öncelikle ilk aşamada hormon testlerinin
yapılması, o testin sonucuna göre sağlık açısından tedâvi edilmesi gerekir.
Eğer tıbbî bir problem yoksa çocuğu olduğu gibi kabul edip hayatına devam
etmesi için yardımcı olmak gerekir.

Çözüm kesinlikle
‘eğitim’dir. Eğitim, toplum normlarının geliştirilmesinde rol oynadığı için,
cinsiyet eşitliği anlayışının geliştirilmesinde temel araçtır. Cinsiyet temelli
şiddetle mücâdele edilmesi ve cinsiyet eşitliğinin geliştirilmesi, eğitime ve
toplumun her katmanından insanın aktif ilgisine ihtiyaç duyar.  (s : 56)

Diğer
konuların başlıklarından birkaç örnek:

*Engelli
ergenler ve problemleri. *Ergenlerde ekran bağımlılığı ve internetin yeri. *Ergenlerde
obezite problemi. *Ergen intiharlarındak uyarı işâretleri. *İstismara uğrayan
bir ergen için neler yapılabilir? *Ergenlikte imtihan endişesi. *Ergenlik
döneminde beslenme, *Ergenlik döneminde diyabetten nasıl korunulur?

ALİ POLAT:                                                                                                                                                     Taksim
Caddesi Nu: 65, Kat: 2-3 Taksim, Beyoğlu – İstanbul. Telefon: 0.212-256 84 90,                                   Belgegeçer:
0.212- 237 88 27 e-posta: ali.polat@hazar.gen.tr  www.hazar.gen.tr 

 

ALİ POLAT

12 Eylül 1944
târihinde Tebriz’de doğdu. Erzurum’da büyüdü. Eğitimini Erzurum Atatürk
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ekonomi Bölümünde yüksek mühendis olarak
tamamladı. 2004 yılında Azerbaycan Milletlerarası Üniversitesi’nden fahri
profesörlük, 2009 yılında Azerbaycan Ticâret Üniversitesi’nden fahrî doktora
unvanı aldı.

Türkiye Yazarlar Birliği
ve Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin şeref üyesidir.

1968’de iş hayatına
atılmış ve o tarihten 1982 yılına kadar yaptığı et ve et ürünleri ihracatı
yoluyla Doğu Anadolu Bölgesi’nin kalkınmasında aktif rol almıştır.

1983-1991 yılları
arasında Türkiye’nin turizm hamlesini başlatan öncü firmalarından birinin
ortağı olarak, Antalya, Fethiye ve Kapadokya’da toplam üç tatil köyü ve bir
otel kurmuştur.

Azerbaycan’ın
istiklalini tâkip eden 1991 yılından günümüze kadar olan dönemde, Azerbaycan
halkının yaşantısını iyileştirmeye yardımcı olmak amacıyla ticâret ve
yatırımların yanı sıra çeşitli eğitim ve kültür faaliyetlerinde bulunmuş,
radyo ve televizyonlarda programlara katılmıştır.

Aynı zaman zarfında
Türkiye’de Su Arıtma ve Telekomünikasyon sektörlerinde ticârî faaliyetlerini
devam ettirmiştir.

TSİAD (Türk-İran
Sanayicileri ve İş Adamları Demeği)nin kurucularındandır ve ömür boyu fahrî
başkamdır.

Hayat felsefesi;
üretken olmak, dostluk ve barış üzerine kurulu fikir adamı Ali Polat,
zamanının büyük kısmını araştırma ve kitap yazmaya adamıştır.

Ali Polat kültür
birikimlerinin ürünü olarak ve katkılarıyla yayınlanmasını sağladığı 100’den
fazla kitabı toplum yararına sunmuş, bütün çalışmalarını dünyânın çeşitli
yerlerinden isteyen herkese bedelsiz olarak göndermiştir. Meselâ ‘Üçbin Yıllık Birikim’ isimli kitabının
ilk baskısının büyük bölümünü hapishânelere ve daha sonraki baskılarını da
çeşitli kamu ve özel kuruluşlara göndermiştir. 

Türkiye’de yayınlanan eserleri: (Kitap ve CD

*Üç bin Yıllık
Birikim – 7 baskı – 13.500 adet. *Ya Ali: (Hz. Ali’nin hayatı, Felsefesi ve
1555 Veciz Sözü) 2 baskı – 4500 Adet *… Ve Biz – Kitap – 2 baskı – 4.000
Adet. *Ömer Hayyam ve Rubâileri. *Bir Damla Su 4 cilt. *Medeniyetlerin Buluştuğu
Tebriz ve Çevresi. 1.000 adet. *Sağlığın Başucu Kitabı. *Yeniden Doğuş –
Ergenlik.*Bedenimizi Tanıyalım (12 kitaplık set), Sağlıklı Yaşamak ve Yaş
Almak İçin 12 Temel İhtiyaç (12 Kitap.), Sağlıklı Yaşamak ve Yaş Almak İçin
Ruhsan, Sosyal ve Mânevî Sağlığın Önemi ve Terapiler (12 Kitap), Koruyucu ve
Tamamlayıcı Tıpta Kitaplar (3 Kitap), Su ve İnsan Sağlığı (8 Kitap), 41
Konuda Kurân-ı Kerîm Âyetlerinde İnsan Hakları (2 Cilt), Tatlı Düşmanla Başa
Çıkma Yolları, Yeniden Doğuş (Ergenlik), Sağlığın Başucu Kitabı.

2023 yılında
yayınlanacak kitaplar: Nitrat ve Nitritin İnsan Sağlığındaki Önemi, Doğal
Antibiyotikleri Tanıyalım ve Kullanalım, Havada-Suda-ve Toprakta İnsan
Sağlığını Etkileyen Virüsler ve Bakterilerden Korunmalın Yolları,
Mutlu-Huzurlu Ortak Yaşam ve Cinsellik (2 Cilt)

Madd3i ve Mânevi
Destek Olduğu Diğer Kitaplar: Azirbaycan Dilinde Sözlük (5 Cilt), İran
Türkleri, Güney Azerbaycan, İİran Coğrafyasında Türkler, Azerbaycan Üzerine
Genel Kaynaklar.  

Azerbaycan ’da yayınlanan eserleri: (Kitap ve CD)

*Üç Min İlin
Hikmeti. 3 baskı. 6000 adet.  *Hazreti
Ali. 2 baskı – 4000 adet. *Ezab Yüklü Eşşek. 1 Baskı. 2000 adet. *Ömer Hayyam
ve Rubaileri. 1 Baskı. 1250 adet. *Mirza Ali Mö’cüz / Şiirleri (Azerbaycan ve
Arap Alfabeleri ile) 2 Baskı  4000
adet. *Bir damlı su (2 Kitap) *Tebrizli bayatılar

Iran ’da Farsça yayınlanan eserleri:

*Rubâiyat-ı Hekim
Ömer Hayyam. *Ve…ma. *Şinasname Tebriz ve Piramun.

İran’da Azerbaycan Ağzı (Türkçe) yayınlanan eserleri: (Kitap ve CD)

*Ömer Hayyam ve
Rubailer, *Tebriz Bayatıları (Dörtlükleri)

Rusça: (Kitap ve CD)

*Ömer Hayyame
Rubaileri. 1 Baskı 1100 adet

Ali Polat ayrıca 15
adet poster hazırlamıştır.

İngilizce kitap:

*Tabriz and The
Region Around (İngiltere’deki müzelerde bulunan târihî Azerbaycan kültür
eserlerinin tanıtıldığı 30 dakikalık bir dokümanter filmin çekilmesini
sağlamıştır.)

Türkiye’de sözde
Ermeni Soykırımı ile ilgili 90 dakikalık 3 bölümden oluşan ‘Hakîkatin Özü’ isimli dokümanterin
yapımcılığını ve sponsorluğunu üstlenmiştir. Bu eser de Türkçe dışında
Azerbaycan Türkçesi, Ermenice, Rusça ve İngilizceye çevrilmiştir.

Ali Polat kendi
eserlerinin yanında Doç. Dr. Ali Kafkasyalı’nın hazırlamış olduğu ‘İran Türkleri’ adlı kitabın
yayınlanmasında da aktif rol oynamıştır.

Bu eserlerle
birlikte genç nesillere faydalı olabilmek maksadıyla özlü sözler ve öğretiler
içeren Türkçe ve Azerbaycan Türkçesiyle çeşitli çalışmaları vardır. Bunlar:
Kainat Havayolları, Beyin Dalgaları ve Etkileri, Çocukların Geleceği, Güzel
Kokalım, Hz. Ali’nin Huzurlu Hayat İçin Tavsiyeleri, Gülmenin ve Kahkahanın
Fizikî ve Ruhî Etkileri, Evlatlara Miras, Ticârette Başarının 30 Altın
Anahtarı, Beş Bin Senelik Öğüt, İş Fırsatları, Sağlıklı Mutfakların Besin
Pramidi, Hayat Çarkımızı Her 6 Ayda Kontrol Edelim, Egzersiz İlaçtır, Nevruz
için TSİAD demeği adına özel Nevruz sikkesi bastırmıştır ve Nevruz
kutlamalarına katılanlara hediye etmiştir.

Ali Polat NAB
Holding ile birlikte 2009 senesinde başlattığı Tebriz’in ilk alışveriş
merkezi ve 2014 yılında başlattığı 5 yıldızlı otel işletmeye açılmıştır..

*Ali Polat’ın
yaptığı ticârî faaliyetlerde elde edilen gelirin büyük bölümü, kültür ve
eğitim faaliyetlerinin devamını sağlamak için kullanılmaktadır.

*Her sene zeki ve
başarılı gençlere imkân dâhilinde burs vermektedir.

Ali Polat, 5 ülkede
100’den fazla eserle topluma faydalı olmaya çalışan, Türk dünyâsına faydalı
olabilecek tarzda 10 kitaba maddî ve mânevi destek olmuştur.

Hz. Mevlânâ

0

     17 Aralık 1273,
Mevlânâ Celaleddin-i Rumî’nin ölüm günüdür. Damla denizden haber verir
hükmünce, O’ndan bir nebze bahsetmeye çalışacağım.

   “Bu atom devrinde
insan; maddî imkânlar elde etmiş, zenginleşmiş, âdeta makineleşmiş, kendisini
birçok hususlarda rahata kavuşturmuştur. Fakat mânâ yönünden fakir düşmüştür.
Eski insanın sabrını, ilim aşkını, mânevî gücünü kaybetmiştir. Çünkü bitmez,
tükenmez ihtiyaçlarının ve sonsuz isteklerinin esiri olarak çırpınıp durmakta
ve dolayısıyla hayatı kendine zehir etmektedir. Böyle bir insan okumak için
fazla bir zaman (maalesef ayıramamakta, başta Mevlâna Hazretleri gibi büyük
zâtların aydınlatıcı eserlerinden uzak kalmaktadır).” (Şefik Can)

     İşte bu üzücü
durum karşısında tesellî bulmak isteyenler; Mevlânâ gibi ulu bir zatın kapısını
çalabilirler. Çünkü: 

   “Mevlânâ’da hakikî
Müslümanlık; belâgatin (güzel söz söyleme san’atının) en yüksek derecesi ile
ifade edilmiştir. Ve bu Müslümanlık (üstelik) şeklin değil, mânânın
müslümanlığıdır.

   “Basar basîreti açık
olanlar (hem bakan hem de görenler, Mevlânâ’da) sadece yaradılışın başlı başına
bir mûcize olduğunu ayan beyan (apaçık) görürler.

    “Arzın ve dağların
yüklenemediği büyük irfan emanetini parmağının ucunda oynatan bahtiyarlardan
biri (olarak da)…Mevlânâ(yı fark edebilirler. Gerçi)

    “Türbesine âşıklar
kalesi adı verilen Mevlânâ; peygamber değildir, fakat kitabı (Mesnevîsi)
vardır. (Kaldı ki:)

    “Garb (Batı bile)
Mevlânâ’yı hakikaten anlamaya çalışıyor. Ve buna ihtiyaç hissediyor. Ve ona
yaklaşanlar, hidâyete eriyor (İslâm’a giriyor).” (Prof. Dr. Ali Nihad Tarlan)

     Nitekim ABD’de,
son zamanlarda en çok satılan tercüme kitaplar arasında, Mesnevî başta geliyor.
Çünkü:

   
“Mesnevî’ye…Kur’an’ın içi ve özü derler. Eğer böyle bir teşbihe
(benzetmeye) cevaz (izin) verilirse Kur’an, bir gül bahçesi, Mesnevî ise gül
yağıdır. Gül yağında gülün şekli, zerafeti, harikulâde tenasüp ve âhengi
yoktur. Fakat onun ruhu vardır. Birincisi Tanrı, ikincisi kul işidir. Gül,
şekil ile ruhtur. Gülyağı yalnız ruhtur. Birkaç damla gülyağında bir gülistan
(gülbahçesi) mucizesini görebilecek gözler, onun üzerine eğilebilirler.” (Prof.
Dr. Ali Nihad Tarlan)

     x

    “ ‘(İnsanları)
Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle dâvet et.’ (Nahl:125)

    “Din büyüklerinden,
hem de şeriat (din) ve tarikatin en büyüklerinden olan (Hazret-i Mevlânâ) da
,…şeriat (İlahî yol ve yordamı gösteren) hükümlerini ve tarikat âdâbını halka
öğretmek için (Mesnevî)yi nazmetmiş (nazım olarak sıralı bir şekilde tertip
etmiş)tir. (Fakat:)

    “Söz, dinleyenin
anlayışına göre söylenir. Muhatab (dinleyen) ne kadar anlayışlı olursa, konuşan
da o nisbette yüksek söz söyler.

    “Hz.
Mevlânâ…’Cenab-ı Hak, dinleyenlerin himmetleri kadar vaizlerin lisanına
hikmet telkîn eder.’ ‘Dinleyenler ne kadar dikkatli dinlerlerse, vaizler de o
kadar hikmetli söylerler.’ sözünü şerheylemiş (açıklamış)tır.”
(Tahirü’l-Mevlevî)

x

    “Mesnevî’de
birtakım hikâyeler vardır. Fakat onların dercedilmesi (içine alınması), masal
söylemiş olmak için değil, o kıssalardan hisse alınmak düşüncesiyledir. Çünkü
yüksek bahisler ve derin hikmetler, böyle misallerle bir dereceye kadar
anlaşılabilir.” (Tahirü’l- Mevlevî)

     Hikâyeler avam /
halk, mânâlar havas / aydınlar içindir. Çünkü halk çocuk hükmündedir. Çocuk
gibi gördüğüne daha kolay ve daha çabuk inanır. Havassa / aydınlara mücerret /
soyut anlatışla yetinilse bile, halka müşahhas / somut anlatışlar gerek.

    “Mesnevî’de bâzı
hezlâmîz (alaycı-açık) fıkralar (da) vardır. Bunlar, yalnız zâhiri / dışı
görenler nazarında nezih (uygun) görülmese bile, basîret sahipleri (içi
görenler) nezdinde (yanında) hâl ve makâma münasip oldukları için, fasîh ve
beliğ (açık ve güzel) sayılırlar.” (Tahirü’l-Mevlevî)

     Zira halk
duyduğundan ziyade, gördüğüne daha çok ve daha çabuk inanır.