24.9 C
Kocaeli
Pazar, Temmuz 26, 2026

Sonsuz Saadet

Cismanî / bedensel saadet ve mutluluk üç temel esas üzerinde yükselir.

Bu esaslar: Mesken / oturulan yer, ekl / yemek içmek ve nikâh / evlenmedir.

Bir de bunların devamlı olmasıdır. Çünkü devam etmezse zıddına dönüşür.

x

Mesken’in en lâtifi, hoş ve çekici olanı, dört tarafı türlü türlü gül ve çiçeklerle süslenmiş,

Bağ ve bahçelerinin içinden, şırıl şırıl sular akan kasr ve köşklerdir.

x

Saadetn ikinci esası olan ekl ise:

Yiyecek kuvvet verdiği için,

En iyisi, en lezizi, alışılmış olan;

İnsana garip, yabancı olmayan şeylerdir.

Çünkü ancak ülfetle, o nimetin kıymeti bilinir.

Lezzet verdiği cihetle de,

Lezzetin en büyük lezzeti yenilenmesindedir.

x

Saadetin esaslarından nikâh ise:

İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden,

Kalbine mukabil bir kalbin, mevcut bulunmasıdır ki;

Her iki taraf, sevgilerini karşılıklı göstersinler

Ve lezzetlerde birbirine ortak,

Gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine yardımcı olsunlar.

Kalplerin en lâtifi, en şefkatlisi kadın kalbidir.

Fakat kadın ile ruhî geçimi tamamlayan,

Kalbî ünsiyet ve ülfeti sağlayan,

Sûrî ve zahirî / görünüşteki arkadaşlığı samimîleştiren,

Kadının iffetiyle;

Çirkin ahlâk ve kötü huylardan temiz ve pak bulunması

Ve çirkin arzulardan uzak kalmasıdır.

x

Elemli, kederli âlemde pek büyük lezzet ve faydalar olsun da,

Lezzetler yeri olan, ebedî saadet yeri öteki âlemde;

Daha nezih, daha güzel imkânların olmaması; olacak şey mi?

Bu âlemde lezzet, elemin sona ermesinden hâsıl olur.

Fakat, “Âhiret’te elem yoktur!” denirse, deriz ki:

Elemin def’i; lezzetin sebeplerinden, sadece biridir.

Yoksa ondan ibaret değildir.

Üstelik ebedî âlem, bu âleme benzetilemez. Aralarında sayısız farklar vardır.

Cennet nimetleriyle dünya nimetleri arasında, yalnız benzerlikten söz edilebilir.

İbni Abbas’ın dediği gibi:

“Cennette dünya meyvelerinin yalnız isimleri vardır.”

Yani, isimleri birdir, fakat lezzetleri ayrıdır.

Velhasıl:

“İnsan, ebed (devamlı var olmak) için yaratılmıştır.

Onun hakikî lezzetleri, ancak marifetullah (Allah’ı tanımak, anlamak ve bilmekde),

Muhabbetullah (Allah sevgisi, O’na karşı duyulan sevgide ve)

İlim gibi umur-i ebediyede (ebedî, sonsuz ve sürekli işlerde)dir.”

Muhsin Bozkurt
Muhsin Bozkurt
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.

Seçtiklerimiz

spot_img