Yorum Farkı, Asıl Gerçeklik

44

Asıl gerçeklik hangisi? Anlatılan gerçeklik mi, anlaşılan gerçeklik mi? Ya da asıl gerçeklik bunların dışında bir şey mi? Bazen sizin anlattığınız ile, anlatılana muhatap olanın anladığı farklı olabiliyor. Bu da değişik davranışlara yol açıyor. Gerçeğin algılanmasında farklılığın olmasının, bir başka ifadeyle ayniliğin olmamasının suçlusu, bunu öyle veya böyle anlayan mı, anlatan mı?

Bir gün evden çıktım, ciple işe gidiyordum. İlerlediğim yol hem çamurlu hem kasisliydi. İnşaat halindeki yolun dar bir bölgesinden geçmem gerekiyordu. Karşıdan bir otomobil göründü, yanımdan geçerken camı açtım, direksiyondaki beye o dar bölgeden geçip geçemeyeceğimi sordum. “Ooo, ağabi, bu araba geçtikten sonra senin araban üç kere geçer.” deyince tebessüm ettim. Benim arabam onunkine göre hem daha yüksek hem daha genişti. O, arabanın yüksekliğini esas alarak “geçer” demişti, halbuki ben genişliğinden dolayı o soruyu sormuştum. Onun verdiği cevabın nedeni ile benim sorduğum sorunun nedeni  farklıydı. Yorum farkı bu olsa gerek. Olaylara, varlıklara, olgulara, durumlara nereden baktığınız çok önemli. En basit maddenin bile eni, boyu, derinliği ve ruhu olmak üzere dört boyutunun olduğunu biliyoruz.

Bir dostum anlatmıştı. Bir gün ismi de İrfan olan irfan sahibi biri Avustralya’da bir eve konuk edilir. Evdeki konuklar bir hayli kalabalıktır. İrfan Bey, ev sahibine ismini sorar ve “Kütük” cevabını alır. Önce inanamaz; çünkü insan ismi olarak “Kütük” sözcüğünü ilk kez duymuştur. İster istemez, o ve yanındakiler tebessüm ederler. Bu ismin bir hikayesi olmalı, der İrfan Bey. Ev sahibinden anlatmasını ister. Kütük Bey, şöyle özetler: “Ben Tokatlıyım. Babamın ve onun çocukluk arkadaşının on yıl çocukları olmamış. Her ikisi bir gün ilçedeki türbeye gitmişler. Namaz kılıp Allah’tan çocuk dilemişler. Oradan ayrılırken onları gören türbedar söyle demiş: ‘İkinizin de erkek çocuğu olacak, isimlerini “Kütük” koyun.’ Gerçekten bir müddet sonra babamın ve arkadaşının birer erkek çocuğu olmuş. Türbedarı hatırlamışlar ve arkadaşımla benim adımı da “Kütük” koymuşlar. Biz büyüdük, okul arkadaşlarımız ismimizle alay etmeye başladılar. Babalarımız ismimizi değiştirmeyi düşünmüşler. Babamın arkadaşı oğlunun ismini değiştirmiş; fakat aynı  gün arkadaşım ölmüş. Bunun üzerine babam benim ismimi değiştirmekten vazgeçmiş. Ben, türbedarın önerisi üzerine doğduğum günden beri “Kütük” diye çağrılmaktayım.” Kütük isminin hikayesini dinleyen İrfan Bey, bu defa tekrar tebessüm eder ve şöyle der: “Kütük Bey, sizin hakikaten çok derin, manalı bir isminiz var. Demek ki türbedar, kalp gözü açık, bilge kişiymiş. Kütük; resmi kayıt defteri, ana defter, bütün bilgilerin toplandığı merkez defter, her şeyin başı, asıl kaynağı, bizim de kaderimizin yazıldığı defter, demektir. Sizin ne anlamlı isminiz varmış böyle!” deyince ev sahibi Kütük Bey, “İsmimin anlamını bunca yıldır yanlış biliyormuşum, şimdi öğrendim; ismimi daha çok sevdim.” der.

Bu gerçekliğin anlaşılması için İrfan Bey’e ihtiyaç varmış. İrfan Bey, küllenen gerçekliği üflemiş; üflenmeyen nice gerçek var ki kömür olup fosilleşiyor. Tarih ve sosyal hayat, yalan olan gerçeklerle ve gerçek olan yalanlarla dolu. Senin gerçeğin sana, benim gerçeğim bana, demek de kurtarmıyor bazen. Gerçeklerin farklı algılanması sosyal olaylara neden olabiliyor, istenmeyen sonuçlarla karşılaşabiliyoruz. Bu yaşa geldim, şu gerçeği anladım: Maddenin tek boyutu yok; mananın bin bir derinliği, düşüncenin bin bir yüksekliği var. En doğru gerçeklik, içimizdeki gerçeklik. Bu gerçekliği keşfedenlerin başka gerçekler peşinde koşmasına gerek yok.

Herkesin keşfedemediği o yüce gerçeklik, varlık nedenimiz olmalı.