Yarınları Çalmak

35

Cuma yazımda, gelecek nesilleri yükümlülük altına sokan
icraatın, kanunen mümkün olsa da vicdanın ve bilgeliğin bunu reddedeceğini
yazmıştım. Uzun vadeli borçlarla, hazine garantileriyle çocuklarımızı,
torunlarımızı borçlu kılmanın…

 

Bugünkü çıkar uğruna gelecek nesillerin sağlığını, refahını,
yaşayacağı ortamı ipotek altına alan bir başka davranış çevreye karşı
duyarsızlıktır. Birçok örnek bulunabilir. Bir tanesinden bahsedeyim,
Türkiye’nin nefes borularından Balıkesir ve Çanakkale’nin Kaz Dağları’ndan. Bu
övülerek yaratılmış ormanların yüzölçümünün % 70’ine maden arama ruhsatı
verilmiş! Bu ruhsatlardan azımsanmayacak bir kısmı maden işletmesine dönüşmüş.
Bunlar arasında geriye dönülemez tabiat tahribatı yapanlar çoğunlukta. Bugün
birileri kazanıyor. Belki bugünün Türkiye’sinin de kazançları var. Ya yarının
Türkiye’si? Çocuklarımız, torunlarımız? Onlardan izin aldık mı?

 

 

 Çevresel Etki Değerlendirme – kısa adıyla ÇED- mevzuatının
yirmi küsur kez değiştirildiği söyleniyor. İhale kanunu da yüz küsur defa
değiştirilmişti. Ne için? İhale kanunu hangi maksatla değişiyorsa, ÇED mevzuatı
da tıpa tıp aynı maksatla değişiyor.

 

Gelecek nesilleri mahkûm eden başka bir haksızlık,
milletlerarası ekonomi tavsiyelerinde, ekonomi teorilerinde de gizlidir.
Mesela, “Mukayeseli Avantajlar Teorisi”… Bu teoriye göre her ülke en iyi
ürettiği ürünlere odaklanmalı, başkalarının daha verimli şartlarda ürettiklerinin
yerlisini üretmeye kalkmamalıdır. Bu teoriye uymanın, toplam değeri arttırdığı
matematikle de ispatlanabilir. Üniversite birinci sınıf iktisat kitaplarında
ispatını bulabilirsiniz.

 

Merdiveni Tekmelemek

Bu teori, bazen gönüllü, bazen güç kullanılarak uygulanmış.
Cambridge Üniversitesi gelişme ekonomisi hocası, Güney Koreli Ha-Joon Chang,
“Merdiveni Tekmelemek” kitabında, İngiltere’nin o zamanki kolonisi Amerika’nın,
dokuma endüstrisi kurmasını yasakladığını anlatıyor. İletişim Yayınevi, bu
kitabı, herhalde eyice anlayalım diye, “Kalkınma Reçetelerinin Gerçek Yüzü”
diye çevirmiş, İngiliz gemilerinin Afrika’dan taşıdığı köleler sayesinde
Amerika’da pamuk üretmek ucuz ve avantajlıydı. Bu pamuklar, koloninin değil,
hızla büyüyen İngiliz tekstil sanayiinin yararına kullanılmalıydı. Bu muhakkak,
mukayeseli avantajlar teorisine de bire bir uygundu. Pamuğun Amerika’da üretimi
daha ucuzdu. Tekstilin İngiltere’de üretimi de. İşte size, çok sık duyduğumuz
“kazan-kazan, win-win” düzeni.

 

Amerika, mukayeseli avantajlar teorisine devam etseydi, hâlâ
Avrupa’nın ham madde tedarikçisiydi. Amerikan ihtilalinden sonra İngiltere
pamuk üretme işini Mısır’a kaydırdı. Osmanlı’nın ekonomik sıkışıklıktan, askeri
ve idari zafiyetten İngiltere’ye teslim ettiği Mısır’a… Ödünç verdiğimizi
sanıyorduk; Kıbrıs’ı ödünç verdiğimiz gibi.

 

 

 Ha-Joon Chang’ın kitapta fısıldadığı birkaç gerçek daha var.
Şimdi uluslararası serbest ticareti, ideolojik bir asabiyetle savunan
ülkelerin, kendileri kalkınırken ithal ikameciliği, koruyucu gümrükler ve genç
endüstrilerinin teşviki yönünde her şeyi yaptıkları. Endüstrileşme merdiveninin
basamaklarını çıkıp, sanayi ülkesi konumuna yerleştikten sonra sıfır gümrük,
koruma aleyhtarlığı ve diğer tezlerin savunucusu oluyorlar. Chang’ın deyimiyle
oralara çıkarken kullandıkları merdiveni, başkası kullanmasın diye tekmeleyip
atıyorlardı.

 

Bugün için yarını feda etmek

Mukayeseli avantajlar gibi, matematik ispatı olan bir
teoriyi, dünya ekonomisine yararı belli serbest ticareti kötü yapan nedir?
Bunların sadece bugüne bakıp yarını hesaba katmamalarıdır. Bugün kazan-kazan
olan bir davranış, yarınlarda, kalkınmakta olan taraf için kayıp olabilir.
Yarının kaybı.

 

ABD-İngiltere ile kazan-kazan oynasaydı hâlâ siyahlara pamuk
toplatıyordu. Serbest ticaretin, sıfır gümrüğün baş savunucusu ABD’nin bugün
Çin’le tutumları değiştirmesi de aynı gerçeğin çarpıcı bir örneğidir. Sanayi
üretimi, ucuz işçilik ve telif gibi, lisans gibi fazla endişeleri olmayan Çin,
bugün uluslararası ticarette liberal, ABD ise Çin’e karşı korumacıdır. Ne
günlere kaldık!

 

 

 Bu arada bir hakkı da
teslim edeyim: Bundan 11 yıl önce, Prof. Dr. Konuralp Ercilasun, şu öngörüde
bulunuyordu: “Bugünün en büyük ekonomisi olan ABD’nin yerini 2020’de Çin’in
alacağını düşünürsek, önümüzdeki yıllarda bu ülkeyi küreselleşme ve liberalizmin
en ateşli savunucusu olarak görmek bizi şaşırtmamalıdır.“(21. Yüzyıl, Haziran
2010, 18. sayı, sayfa 35-40) Gerçekten de satın alma gücü paritesiyle Çin,
ABD’yi geçti ve serbest ticaret ve liberalizm savunuculuğunda ABD ile yer
değiştirdi.

 

İki yazı boyunca hep aynı hatayı anlattım. Bugünün uğruna
yarını feda etmek. Bugünün menfaati için gelecek nesillere ipotek koymak. Bu
suç bazen bir ülke içinde, bazen dünya çapında işleniyor.

 

Kapitalizm işte deniyor. Şimdi son icat “Karma Kapitalizm”.
Bu karma ekonomi gibi bir şey değil. Hint alt kıtasının “karma”sı. Alev
Alatlı’nın tercümesiyle, “bıldırda yediğin hurmalar, bugün mideni tırmalar”
veya etme-bulma kapitalizmi. Bugün odaklılıktan kurtulup, bugünle yarını
birlikte düşünebilen kafalara ihtiyacımız var. Bugünkü nesillerin size verdiği
yetkilerle gelecek nesilleri yükümlülük altına sokarken iki defa düşünün, hatta
düşünmekle yetinmeyip vicdanınıza, ahlakınıza da bir danışın.

 

 Bugün yaşayan ahaliye halk denir. Bu halk, dününün
şuurundaysa, yarının sorumluluğunu da duyuyorsa, ancak o zaman millet olur. (https://millidusunce.com/yarinlari-calmak/)