Kaybolan Sadece 128 Milyar Dolar Değil

50

T.C. Merkez Bankası’nın 128
Milyar dolar rezervinin kaybolması elbette çok önemli. Muhalefetin devletimizin
bir yıllık bütçesi kadar muazzam bir paranın ne olduğunu sorması da çok
kıymetli.

 

Ancak bu soruların gündeme
gelmesine yol açan afişlerin yasaklanması ve devamında yaşananlar çok
değerli başka kayıplarımızın olduğunu da
gösterdi.

 

Önce savcılar afişlerin fonunda bulunan “Saray” silueti sebebiyle
“Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla
soruşturmalar açtılar.

 

“128 milyar dolar nerede?” sorusunun muhatabı CB sisteminde bellidir. Sistem “tek kişilik
hükümet sistemidir.” Bakanlar da Merkez
Bankası Başkanı da Cumhurbaşkanı tarafından atanan ve istediğinde kolayca
görevden alınabilen teknisyenlerdir.

 

O halde muhalefetin
böyle bir soruyu soracağı en doğru kişi Cumhurbaşkanıdır.

 

Muhalefetin yürütmenin başı
olan Cumhurbaşkanına milletin parası hakkında soru sorması, bırakın suç olmayı, yapması gereken
görevidir.

 

Muhalefet bu defa saray
silueti olmayan afişlerle aynı soruyu sormaya başlayınca, daha da utanç
verici uygulamalara şahit olduk.

 

Bazı valiler afişleri
kaldırmak için “korona tedbirleri kapsamında” gerekçesiyle talimatlar verdiler.

 

“Lebalep kongreler” ve
binlerce kişilik cenaze namazlarında virüs tehlikesi görmeyen valiler birkaç
metrelik bez afişlerdeki virüs bombalarını
keşfettiler. Sağlığımızı korumak için (!)  itfaiye, özel kuvvet, zabıta bütün
kaynaklarını harekete geçirip afişleri indirme gayretkeşliğine girdiler.

 

Yaptıkları bu gülünç işlerle,
en az 128 milyar dolar kadar önemli olan, değerlerimizi yok ettiler: Devletimize,
demokrasiye ve hukuka olan inancımızı buharlaştırdılar. İdaresi, yargısı ve kurumlarıyla tam bir parti devleti görüntüsü verdiler.

 

“Muhalefetsiz bir Türkiye”
özleminin eseri olarak, CHP’nin “Kanal İstanbul”, “FETÖ’nün siyasi ayağı” ile
elektrik ve doğalgaz zamları hakkında halkı bilgilendirmek için bastırdığı kitapçıkları toplattılar. CHP Genel Başkanı dahil parti yöneticileri ve milletvekilleri
hakkında dokunulmazlıklarının kaldırılması için fezlekeler hazırlandı.

 

Bunlar demokratik ülkelerde
normal sayılması mümkün olmayan işler.

 

İktidarın bu tavırları koltukları
kaybetme korkusunun eseri. “Halkın gönüllerine
girerek oy alma” imkânları kalmadığını görüp, korkutarak iktidarlarının
devamını sağlamak telaşı içindeler.

 

Ama Türk milleti her zaman zor
tepki verse de bu kadarına tahammül etmez. Çünkü Türkiye bir kabile devleti
değil. Demokrasi tecrübesi çoğunluğun genlerine işlemiştir. Gittikçe
otokratlaşan yönetim tarzı insanlarımızı ürkütmekte ve endişeye sevk
etmektedir.

 

Ak Parti “128 milyar dolar
nerede” sorusuna verdiği gülünç tepkilerle kendi ayağına sıktığını görmelidir.

******************************

Bugünün Uğruna Yarını Feda Etmek

Prof. Dr. İskender Öksüz iki
köşe yazısı
ile hem Türkiye’de ve hem de küresel çapta işlenen bir suça dikkat çekti:

 

“Bugünün uğruna yarını feda etmek. Bugünün menfaati için
gelecek nesillere ipotek koymak.”

 

Prof. Öksüz’ün verdiği
örnekler hepimizin bildiği konular. Ama sorduğu sorular tokat gibi:

 

“Türkiye’nin nefes
borularından Balıkesir ve Çanakkale’nin Kaz Dağları’nda, bu övülerek yaratılmış ormanların yüzölçümünün
%70’ine maden arama ruhsatı verilmiş! Bu
ruhsatlardan azımsanmayacak bir kısmı maden işletmesine dönüşmüş. Bunlar
arasında geriye dönülemez tabiat tahribatı
yapanlar çoğunlukta.

 

Bugün birileri kazanıyor.
Belki bugünün Türkiye’sinin de kazançları var. Ya yarının Türkiye’si? Çocuklarımız, torunlarımız? Onlardan izin
aldık mı?”

 

İskender Öksüz Hoca işte bu
noktada en kritik soruyu sorup, cevabını veriyor:

 

“Millî iradeye dayanan iktidar dilediğini yapabilir mi?”

 

İktidarlar milletten aldığı yetkiyi, belli sınırlar içinde kullanabilir, milletin geleceğine zarar
verecek şekilde kullanamaz!

****

Bugünün iktidarının “getirisi götürüsünden az olan gösterişli
yatırımlarla” gelecek nesilleri de borçlandırma hakkı var mıdır?

 

Mesela 1,7 milyar dolar yapım
maliyetli Osmangazi Köprüsü’ne, Hazine
garantisi kapsamında, sadece bir yılda 3,3 milyar lira ödedik. Çünkü her sene için dolar üzerinden gelir
garantisi verilmiş. Araç sahiplerinden tahsil
edilen, fahiş geçiş ücretleri bile yetmediği için ödenen fark bu. Mevcut
iktidardan sonra da yıllarca, garanti edilen bu paraları ödemeye devam
edeceğiz.

 

“Kanal İstanbul” projesinin
yapım maliyetinin 74 milyar dolar olacağı bildiriliyor.  Bugün İstanbul Boğaz’ından geçen gemi
sayısının iki katı kadar geçiş garantisi verilecek. “En az 300 milyar
dolarlık Kanal İstanbul’un Hazine garantisini” çocuklarımız
ve torunlarımız da ödeyecek.

 

İbrahim Kahveci’nin
ifadesiyle, “ecnebi ülke gemileri için evlatlarımızın geleceğini ipotek
ediyoruz.”

 

Böyle bir borçlandırmaya “iktidarın
hakkı vardır” diyebilir misiniz?

 

Hadi biz “oy verdik,
katlanalım” diyelim. Fakat “çocuklarımız, torunlarımız da size oy verdi
mi?”

****

Toplumsal vicdanın kabul
etmediği böyle bir yetki aşımı olduğunda
sistemin bir sigortası olmalıdır.

 

Bu sigorta “anayasal demokrasiyi” benimsemek ve tavizsiz uygulamaktır. Çünkü anayasal demokrasi “iktidarın milletin geleceğini ipotek altına
almasını engelleyen, demokrasiyi ve hürriyetleri ortadan kaldırmasını
engelleyen demokrasi cinsidir.”

 

CB Sistemi, bizi “Anayasal Demokrasi”den
uzaklaştırıyor ve iktidarın yetki aşımına karşı sigortadan mahrum
ediyor.

Önceki İçerikYarınları Çalmak
Sonraki İçerikKıbrıs’tan Günümüze Yansıyanlar
Avatar photo
Doğum 20.07.1956 BUCAK-BURDUR Eğitim Cumhuriyet İlk Okulu, Bucak Lisesi (Mezuniyet 1973) İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi - Kimya Yüksek Mühendisliği (Mezuniyet 1978) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Mezuniyet 1995) Çok sayıda şirket içi ve şirket dışı eğitim programlarına iştirak. (ISO 9000, Toplam Kalite Yönetimi, Verimlilik, İş İdaresi, Pazarlama, İstatistiksel Proses Kontrol, Kişisel Gelişim, Kişisel İmaj ve diğer konularda onlarca eğitim programı) 1978-1980 Akyazı/Sakarya Yonca Süt Fabrikası İşletme ve Laboratuar Şefi 1980-1995 Petkim A.Ş. Yarımca Kompleksi (İşletme Mühendisi, İşletme Şefi, Başmühendis.) 1995-2001 Satış Müdür Muavini 2001-2004 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdür Yrd. 2004 - 01.02.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdürü. 01.02.2007 - 30.09.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi İnsan Kaynakları Müdürü. 01.01.2008 - 30.10.2008 Yantaş Yavuzlar Plastik A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı. 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Kauçuk Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Başkanlığı yaptı. (2001) 03.03.2010- Serbest Avukat Medeni Hal :Evli ve İki Çocuklu Lisan : İngilizce (İntermedite level) Sosyal Faaliyetler :İstanbul Üniversitesi Korosu, Kubbealtı Musiki Cemiyeti ve halen Tüpraş Türk Sanat Müziği Grubunda korist. 250 mühendis üyesi bulunan Petkim Mühendisler Derneği'nde 4 yıl başkanlık yaptı. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nda Başkan Yardımcısı, Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı. Halen Yönetim Kurulu Başkanı. 2001-2002 yıllarında Kocaeli TV' de, "Geniş Açı" adlı siyasi, sosyal, kültürel tartışmaların yapıldığı programın yapımcılığı ve sunuculuğunu yaptı. Halen Kocaeli Gazetesinde haftada bir köşe yazısı yayınlanmaktadır. Bu yazıların tamamı kocaeliaydinlarocagi.org.tr sitesinde yer almaktadır.