Ya Kıbrıs’ın Kuzeyi Türk’ün Olmasaydı?

34

        Bir düşünün bakalım!

        Bundan tam 46 yıl önce Türk askeri adaya
gelmemiş, Kıbrıs’ın kuzeyi Türk’ün olmasaydı? Rum’un insafına terk edilmiş Kıbrıs’ta
neler olacak, o günlerin izleri bugünlere nasıl yansıyacaktı?

        Atalarımızdan emanettir dediğimiz, on binlerce
şehidimizin ayak izlerini taşıyan bu stratejik adanın Rumların elinde olduğunu
düşünebiliyor musunuz?

        Böylesi bir durumda Türkiye’nin değil Doğu
Akdeniz’e açılması, güney sahillerinin dışında dahi çıkması mümkün olamazdı!

       Adada 1963-1974 arası yaşanan o acılı
yılların ne demek olduğunu bilen, o yılların her türlü acısını, mahrumiyetini
tadan insanlarımızın sayısı giderek azalıyor.

       1571’de adayı fetheden atalarımızdan bugüne
kaç nesil geldi, geçti. Ama hala Kıbrıs adası çözüm bekler durumda ne yazık ki!

      Ne yazık ki diyorum. Çünkü 1974’te Rumların
topluca katletmek üzere olduğu Kıbrıs Türkünün yardımına koşan Türk askerinin
adaya çıkmasıyla birlikte aslında adada çözüm sağlanmıştı. Bu çözüm hem de en
adilane olanıydı.

     
Neredeyse 60 yıl olmuş hala bir başka çözüm olacak diye bekleniyorsa
eğer! Bu hayalden öteye bir şey değildir. Ya da çözüm adına adada bir başka
senaryonun hayata geçirilmesi istenmektedir!

      Şimdi
ada tarihine damgasını vuran her şey bir yana, tarih sayfalarını geriye doğru
tarayalım ve 20 Temmuz 1974 öncesine bakalım:

      ‘’Şiddetli
çatışmalar tüm adayı sarmış, adada kalan 60 bin civarındaki Kıbrıs Türk’ü
çaresizlik içinde anavatanı Türkiye’den gelecek yardımı beklemektedir. Artık günler
değil saatler dahi çok önemlidir. Çünkü hayat onlar için kum saatine dönüşmüş,
düşen her kum tanesi geride kalan ömrün ne kadar olduğunu göstermektedir…’’
(Bkz. Unutanlar, Unutturulanlar, Ya da Hatırlayamadıklarımız- 2004 Atilla
Çilingir)

      Şimdi bu noktada duralım ve elimizi
vicdanımıza koyup düşünelim!

      Adada
böylesi bir durum yaşanırken; ya Türk Askeri adaya gelmemiş, Rum’un insafına
kalan Kıbrıs Türk’ünü topyekûn imha edilmekten kurtarmamış olsaydı bugün
Kıbrıs’ta durum nasıl olacaktı?

      Acaba
bugünleri görebilecek kaç Kıbrıs Türk’ü adada kalacaktı?

       Bu gün adanın kuzeyini süsleyen ay yıldızlı
milli ve devlet bayraklarımız gönderlerde olabilecek miydi?

      1983
yılından bu yana sadece Türkiye tanımış olsa dahi Kıbrıs Türk’üne anasının ak
sütü gibi helal olan KKTC devleti adanın kuzeyinde var olacak mıydı?

     Kıbrıs Türk’ü kendi devletinde özgürce
yaşamanın hazzını tadabilecek miydi?

     Diğer bir soru da Türkiye Doğu Akdeniz’de
böylesine etkili hareket edebilecek miydi?

      Geçtiğimiz yazdan beri gerek Kıbrıs adasının
çevresinde, gerekse Doğu Akdeniz’de sular giderek ısınmakta, bu bölgede tespit
edilen zengin enerji yataklarının işletilmesi için dünyanın pek çok devleti
Rumlarla iş birlikteliği yapmaktadır.

     Çok
doğaldır ki, Türkiye ve KKTC devletleri de bu bölgede mevcut uluslararası hak
ve hukukları çerçevesinde burada mevcut enerji yataklarının tespiti,
işletilmesi yönünde yapmış oldukları anlaşmalar çerçevesinde sondaj
faaliyetlerini sürdürmektedirler.

      Ancak
on binlerce kilometre öteden gelip de sanki haklarıymış gibi bu bölgenin enerji
kaynaklarından pay almanın peşinde olan devletler, Türkiye ve KKTC’nin bu
faaliyetlerine başladığı günden beri karşı çıkmaktadırlar.

     İşte bu noktada bir kez daha düşünelim!

     Enerji
yatakları böylesine zengin bu bölgede, neredeyse dünya devlerinin tamamı Rumlarla
kol kola bir şekilde pay kapmanın peşinde koşarken; Ya Türk askeri Kıbrıs’a
gelmemiş, 37 yıl önce KKTC devleti de kurulmamış olsaydı! Türkiye ve KKTC, bu
bölgede aynı faaliyetleri yapabilecek miydi?

     Bir
başka önemli soru?

       Türlü Bizans oyunlarıyla, yapmış olduğu içi
tuzak dolu ittifaklarla Ege’de başlayıp, Doğu Akdeniz’e doğru yayılan
Yunanistan’ın adeta Türkiye’yi kuşatmaya çalıştığı bu hamlelerine Kıbrıs
adasının kuzeyi Türk’ün elinde olmasaydı nasıl cevap verilecekti?

      Yıllar çok çabuk geçiyor! Kıbrıs’ta yaşanan
onca olay çok çabuk unutuldu!

      Ama tarihin
unutmaz hafızası günü geldiğinde yaşanan onca gerçeği bir tokat gibi
unutanların yüzüne çarpıveriyor!

    
Bir zamanlar; ‘’Rumlardan daima bir adım önde olacağız’’,  ‘’Egemenlik uğruna ölünecek leyla değildir’’,
‘’Git sen kendi ülkende konuş’’, ‘’Adada tek devlet, tek egemenlik, tek millet
den başka çözüm olmaz’’, ‘’Birleşik Kıbrıs ada için en iyi çözüm şeklidir’’,
‘’Adada Kıbrıslılar yaşıyor’’, ‘’Kurtar Bizi Annan’’, ‘’Barra Denktaş’’,
‘’AB’ye Yes Be Annem’’, ‘’Biz hep yavru olarak mı kalacağız?  Burası bağımsız bir devlettir‘’, ‘’Türk ordusu
işgalcidir!’’…

     Tırnak
içine aldığım bu tür söylemlerle, adada çözüm olacağını sananlara günümüzün ada
gerçekleri en doğru yanıtı vermiştir.

     Kıbrıs Rum tarafının adada çözüm diye bir
derdi yoktur!

     Ada
Rumlarının yegâne derdi Kıbrıs adasının tüm yönetimini ele geçirmektir.

      Günümüz Kıbrıs’ı ve Doğu Akdeniz’de Rumların
bölge devletleri ve diğer devletlerle yapmış oldukları enerji odaklı
anlaşmalara, Güney Kıbrıs’tan adanın kuzeyinde kalan Rum yerleşim merkezlerine
Rum ailelerin göç etmelerini özendiren maddi yardımlara, KKTC’nin Maraş
bölgesinde yapmış olduğu yeni açılıma mani olmak adına Rum tarafının yapmış
oldukları yaygaraya bakıldığında:

  Bu
gelişmelerin tamamı Rumların adada tek söz sahibi benim, benim dediğim olur,
demelerinden başka bir şey değildir…

      Ama tarihe kazınan gerçekler hiç de öyle
değildir!

      Bir
de adanın kuzeyindeki gerçek vardır. Bu gerçek tarih sayfalarına bundan 46 yıl
önce Büyük Türk Milletinin birlikteliği, o dönemdeki Türkiye Hükümetinin
kararlılığı, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin adaya çıkışı, Kıbrıs Türk’ünün milli
mücadele direnişi ve nice kahramanlıklarla yazılmıştır.

    Şimdi bir kez daha sormak gerek!

    Ya
Kıbrıs’ın Kuzeyi Türk’ün olmasaydı?

    Türkiye, Doğu Akdeniz’de bu kadar etkili ve
güçlü olacak mıydı?

Önceki İçerikŞaşırdık mı?
Sonraki İçerikİlm-i hâl
Avatar photo
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.