Vahşi Kapitalizmin, Emeğine Çöktüğü Bir Dahi: Nikola TESLA

35

Nikola
Tesla. Sırbistan asıllı bir bilim insanı, bir dâhi. Hayatını bilime ve
insanlığın hizmetine adamışların formal bir milliyeti olsa da, aslında onlar
bütün insanlığın ortak değeri olmalıdır. Nitekim öyle de oldu. Nikola Tesla
dünya için adeta “bizim Tesla” yakınlığını vermişti. Çünkü Tesla,
enerjiyi paketleyip satan vahşi
kapitalizme karşı direnmişti. Hayatının sonuna kadar hiç kaybetmediği bir
hayâli vardı; dünyaya kablosuz ve bedava elektrik enerjisi sağlamak ve
bunu insanlığa hediye etmekti. Ama
kimlerle dans ettiğinin farkında değildi. Ne yazık ki o büyük dahi,
kapitalizmin dizginlenemez azgın
hırslarına yenik düşmüştü.

            Bazı yetenekler vardır ki, zamanının
çok ötelerindedir. Emsalleriyle eşleştirmek, bir kalıba oturtmak nafile bir
iştir. Sığmazlar. İşte Nikola böyle sıra dışı biriydi. İçtiği kahve fincanın,
çorba tasının hacmini hesaplamak biraz uçuk sayılabilir. Elbette o, bundan
sorumlu değildi. Zihinsel aktivitesi ultra
boyutundaydı. Bir anlamda fıtrata had koyulamıyor. Tesla’nın annesi de
çevresinde “pratik ev aletleri mucidi” olarak tanınan
bir kadındı.
Zaten genetik bir gerçek de şudur ki;
çocukların sayısal zekâsı anneden gelmektedir. Ailenin “papaz” olma ısrarına karşılık o, mühendislik eğitimini seçmiştir. Nitekim
o da biliyordu ki, Avrupa’nın skolastik
tortuları Rönesans sonrasında da
devam etmekteydi. Zaten sorgulayan biri
papazlık yapamazdı. Aforoz edilir,
dışlanırdı.

17.yüzyıl sonrası batıdaki bilimi ve aydınlanma
dönemini anlamak için ortaçağ Avrupa’sına bakmak gerekir. O dönem Avrupa’da tam
bir kaos hakimdi. Özellikle kiliseler
tiranların, zorbaların elinde bir nevi baskı aracıydı. Kilise kutsal olduğu kadar bir
anlamda da otoriter kurum gibiydi. Bilimsel araştırma istekleri bile kilisenin
onayına sunulurdu. Bu bir anlamda bilginin îsevileşmesi demekti.
Bütün bunlar “tanrı adına
yapılır, istenmeyen durumda da; “baba, oğul ve kutsal ruh böyle
bir çalışmayı istemiyor” denilirdi. Kilisenin reddettiği bir konu son
nokta sayılırdı. Aksi durum ise engizisyon mahkemelerinde (hep kilise
lehine) çözülürdü. Avrupa tarihi için engizisyon hiç bir hukuk sistemine
uymayan ve silinemeyen bir kara leke olarak kalmıştır. Rönasans
ve reformlara kadar Avrupa, yüzyıllarca süren gerçek bir fetret
dönemi yaşamıştır.  Kilise otoritesiyle
baskılanan araştırmalar ise, bu dönem sonrasında bir nevi bilimsel açlığa
dönüşmüştür. Bu etkiyle mi bilinmez, dünya bilim tarihinde çok hızlı önemli
ve büyük gelişmeler kaydedilmiştir. İşte Nikola Tesla bu dönem sonrasının bir
meyvesidir.

Tesla’yı anlatmak gerçekten zordur.  Yedi yüzü aşan patent ve buluşlarının hangi
birisi anlatılabilir? Onun için; kablosuz mucîdi mi, frekans
mı, alternatif akım mı demeli, fraktal şimşekler
mi?  Elektron mikroskop mu,
Tesla bobini ile yüz binlerce volt mu? Ya da
iyonosfere; elektrik enerjisi, radyo ses ve elektromanyetik dalgaları kablosuz
transfer etmek isteyen bir çılgın mı? tanımlamak kolay değil. Yüz otuz yıl öncesini
tasavvur ediniz; hayâl bile edilemeyecek o yıllarda uzaktan kontrol
sistemini kuran bir ultra zekâyı. 
Yaklaşık kırk km. uzaktaki radyo alıcılarıyla bir dizi ampulü kablosuz
yakan bir bilim şövalyesini.

 

Bu dünyadan birçok bilim
adamı geldi geçti. Newton, Galile, Arşimet, Pisagor’lar. Faraday, Maxwell’ler,
Albert Einstain’ler. Ya da Türk- islam dünyasından;
Katip Çelebi, Hezarfen Ahmed, El-Harezmi, Cabir bin Hayyan’lar.  El-Kindi, Farabi, İbni Sina, İbn-i Heysem’ler.
Hepsi ve daha nice bilim insanı dünya uygarlığına çok önemli katkıda
bulunmuşlardır. Ancak Tesla çok daha başka biriydi.

 

Nikola Tesla, Hırvatistan’lı bir garibandır. Eğitimi sonrasında ünlü Ford şirketinde
indüksiyon ateşleme bobini geliştirmiş ancak patentini şirket kapatmıştır. Piyasanın
ilk tokatını yiyen Tesla, acımasız kapitalizmin ikinci tokatını da Edison’un
Fransa şubesinde vaad edilen primin verilmemesiyle yemişti. Daha sonra ABD’ye
giderek yine Edison’un şirketine muhtaç olmuştur. Bir sermaye devi olan
Edison’un yanında yeniden çalışmış, yeni tasarımlarla ve geliştirdiği otomotik kontrol sistemiyle onun şirketine büyük servetler sağlamıştır.
Ancak Edison tipik bir piyasa adamı (ya da basit bir yalancı) edasıyla vaad
ettiği elli bin doları için “bu bir Amerika espirisiydi” demiştir. Burada bir
ayrıntıdan söz etmek gerekirse o da şudur; Edison zeki bir adamdır. Elektriği
değil, ampulü bulmuş, üretmiş ve tanesini 2,5 dolara pazarlamıştır. Yani bir
bilim insanından çok bir işadamıdır. Ayrıca ucuz bir yalancı ve emeğe çöken
acımasız bir “kapitalci”dir. Bu
yaklaşım, bir servet düşmanlığı olarak algılanmamalıdır.  Ayrıca çalışanların hakkını veren ve katma değer üreten girişimcileri tenzih ederiz. Bilim adamı bilimi ve
araştırmayı bir pazarlama vesilesi yapamaz.
Onun adı “inovasyon”dur.  Bilim ve teknolojiyi kullanır ancak ciro ve
kâr amaçlıdır. İşte daha önce kilisenin baskıladığı bilimsel gelişme bu dönemde
de sınırsız rant ve rekabetçi sermaye ile yeşermeden kurutulmuştur.  Öyle olmasaydı insanlık bugün bedava enerji
kullanacaktı. Global kapital hırsı buna izin vermemiştir.

Sonuçta; Tesla kirasını ödeyemeyen bir borçlu olarak göçüp gitmiştir.
Ortada büyük ve devâsa bir emek var.
Bunlar dünya kamuoyuna mâl olanlar. Bir de bilinmeyen projeleri var ki, ona da ABD
istihbaratı el koymuştur. Buna hakkı var mıdır, sormak gerekir. İnsanlık için hayatını
teknolojik buluşlara harcayan bir dâhinin mirası, elbette bütün insanlığa ait
olmalıydı. Eserleri, hayatın her alanında. Her gün defalarca kullandığımız
ileri teknolojilerde; röntgen, radyo, robot teknolojisi, uydu sistemleri,
radarlar, indüksiyon-transformatörler ve daha yüzlercesinde onun emeği ile yüz
yüzeyiz. Artık “bunlar kuranda zaten vardı” demeyiniz lütfen. Elbette ilahî kitabımızda;
yeryüzüne (adeta) tefriş edilmiş
nimetler
olduğundan söz eder. Elektik de, elektromanyetik de, optik, hidrodinamik
ve fiziğin bütün ilkeleri de işte o
bahsedilen  harika nîmetlerdir. Ancak arayıp
bulursanız onlara erişilir. Gerisi kolaycılık
ve boş laftır.

Minnettarız Tesla, hem de çok. Emeğini bir borç, insanlığa-bilim camiasına
bir hediye olarak biliriz.  İyi ki papaz
olmamışsın. Dünya, doymak bilmeyen, zalim ve yayılmacı güçlerle yeteri kadar “papaz oldu” zaten.