Uykudan Uyanan Şehir…

28

       Takvim yaprakları 1974 Yılının 14 Ağustosunu gösteriyordu…

        Kıbrıs’ta başlayan 2’nci harekât
süratle gelişmiş, Gazimağosa’ya giren Mehmetçik, sadece ata yadigârı bu Türk
Şehrini değil, adanın da en önemli turizm merkezi olan ‘’Maraş’’ bölgesini de
ele geçirmişti…

       O günün sabahı bu turistik bölgeye giren
askerlerimiz sokak, sokak araştırma yaptıkları sahil şeridinde hangi otele
girseler, o otelin yemek masalarında yarım bırakılmış yiyecek tabakları, türlü
içki şişeleri ile karşılaşmışlar, kimi otel lobilerinde ise dizi, dizi seyahat
valizleri bulmuşlardı!

       Bir zamanlar ‘’Akdeniz’in Monte Carlo’su’’
olarak bilinen bu turizm merkezi, o sabaha silah sesleriyle uyanmıştı!

      Yılın neredeyse tamamında tatilin
doyumsuz tadını bilen, yaşayan yüzlerce oteli dolduran binlerce turist; ilk kez
savaşın o acımasız yüzüyle tanışmış, o nefis kumsallı sahillerde cıvıldaşan
neşeli insan seslerinin yerini silah sesleri almıştı…

    Ve…

     O gün, on binlerce insan birkaç saat
içinde Maraş bölgesinden kaçarcasına uzaklaştı. Savaşın gölgesiyle kararan
ışıklar, bir daha yanmamacasına söndü…

    BM Güvenlik Konseyi de bu bölgeye
girilmesini yasaklayan bir karar aldı…

     Aradan yıllar geçti. Neredeyse yarım asır
oldu. Bu terk edilen, yasaklanarak derin uykuya dalan ‘’Hayalet Şehir’’ yeniden
hayata dönüyor şimdi.

   Uyuyan güzel,  uykudan uyanıyor…

   Maraş’ın o kararan ışıkları yeniden yanacak.
Tam 46 yıldır, insanların ayak basmadığı o ünlü sahil şeridi, adanın gözbebeği
bu turizm merkezi yeniden insanlarla buluşacak…

    Gazimağosa’nın Maraş’ı 8 Ekim 2020 Perşembe
günü insanlığa açılıyor çünkü…

     Kıbrıs
müzakerelerinin ayrılmaz parçası Maraş, en nihayetinde Türkiye ve KKTC deki
yöneticilerin vermiş olduğu çok doğru bir karar sonucunda adada yaşayanların
hizmetine giriyor.  Çünkü Maraş
bölgesinin neredeyse tamamı atalarımızdan bize miras Osmanlı Vakıflarının malı.

      Ama KKTC yönetiminin yapmış olduğu çağrı; bu
bölgede malı, mülkü olan üçüncü ülkeler de dâhil herkesi kapsıyor…

     Pekiyi,
Rum kesimi atılan bu adım karşısında ne yapıyor?

     O
tarafta ortalık toz duman!

     Yunanistan’ın
da desteğin alan Rumlar öncelikle BM ve AB’yi ayağa kaldırıp, Maraş konusunda atılan
bu adımın önünü kesmeye çalışıyorlar. Çünkü onlarda biliyorlar ki, Türk
tarafının atmış olduğu bu kararlı adımdan dönüş yok.

      Bu turizm bölgesinin canlanması için 10 milyar
dolar gerekiyormuş, bölgede mevcut otellerin hemen, hemen tamamı üçüncü ülkelere
aitmiş, bunlarla ilgili hukuki süreç yılları alırmış, artık bunların hepsi 8
Ekimden sonra eskimiş olacak.

      Çünkü 8 Ekim 2020; Kıbrıs Türk Halkı için
adada atılan en önemli adımlardan birisi olarak tarih sayfalarında yerini
alacak.

       Bu tarihten sonra Maraş bölgesinde
faaliyete geçen her otel, o oteli açan ülkenin bayrağını da taşıyacak.

       Bu tarihten sonra bu bölgede açılan her
otele dünyanın dört bir yanından gelecek turistler, o ülkelerin pasaportlarını
taşıyacak. O pasaportlara vurulacak giriş, çıkış onayında ay yıldızlı KKTC
gümrük mührü olacak.

      Varsın Kıbrıs meselesi bir elli yıl daha
masada beklesin!

      Ama inancım odur ki, Kıbrıs’ın en gözde
turizm merkezi Maraş’ın canlanmasıyla birlikte burada yeniden faaliyete geçecek
otellere gelecek yüz binlerce turist; Kıbrıs meselesini görüşme masasından çok
daha önce çözecek.

    Bu süreç, adanın sadece Rumlara ait olmadığını,
adanın kuzeyinde Türklerin yaşadığını, onlarında ayrı bir devletinin olduğunu
tüm dünyaya gösterecek.

    Açıkçası artık adada sadece GKRY değil,
KKTC’nin de varlığı tescil edilmiş olacak.

    Sıralamış olduğum bu nedenler dolayısıyla
Maraş bölgesinin halkın girişine açılması, orada bulunan 10 bin yatak
kapasiteli otellerin hizmete girmesiyle ilgili karar çok önemlidir.

     Bu
kararı alan, ısrarla takip ederek, Türkiye’nin de tam desteğini sağlayan KKTC
Başbakanı Sn. Ersin Tatar’ı kutluyorum.

     Bu arada 11 Ekim 2020 Pazar günü KKTC’de
Cumhurbaşkanlığı seçimi var…

     Korona salgınının tüm dünyayı etkisine aldığı
bu kısıtlı dönemde ada Türkleri yeni bir Cumhurbaşkanı seçecek…

    Cumhurbaşkanı
adayları arasında iki isim öne çıkıyor!

     Birincisi halen Başbakanlık görevini yürüten
Sn. Ersin Tatar. Diğeri ise, halen Cumhurbaşkanlığı görevinde olan Sn. Mustafa
Akıncı…

     Sn. Akıncı Rumlarla iç, içe yaşamın anahtarı
olan ‘’Birleşik Kıbrıs’’ çatısına giden yolu yani federasyonu; Sn. Tatar ise
eşit egemenlik şartıyla iki ayrı devlet yapısını savunuyor.

      Bu seçim de, daha öncekilerde olduğu gibi her
iki aday da ikinci tura kalacak gibi gözüküyor! İkinci turda ise diğer
adayların oylarını kendi tarafına alabilen, bu seçimin kazananı olacaktır.

     Ancak adada yaşanan gerçeğe baktığımızda:

     1968 yılından beri süregelen müzakereler
sürecinden sıkılmış, bezmiş sadece günlük geçim derdinin peşine düşmüş iki ayrı
halk ise, an itibariyle içselleştirdiği iki ayrı bölgedeki yaşam şekline
alışmış bir halde geleceğini planlıyor.

      Onun içindir ki, adadaki çözümü siyasilerin
tercihi değil! Adadaki yaşamı zenginleştiren adımların atılması sağlayacaktır.

      Turizm, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları,
su, elektrik, sanayi, ticaret v.b… Bu adımların en önemlileridir.

      Maraş Bölgesinin açılmasıyla birlikte burada
mevcut lüks otellerin hizmete girmesi; KKTC’nin turizm gelirlerini ikiye hatta
üçe katlayacak, bu gelişmede ada Türklerinin geleceğine zenginlik katan bir
adım olarak tarihe atılan en güçlü imza olacaktır.

Önceki İçerikR e h b e r
Sonraki İçerikTarih Yazmanın Önemi
Avatar photo
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.