R e h b e r

33

Her şehir, her müze, her kalıntı için; orayı gezip görmek
isteyenler için plânlar, programlar hazırlanır. Yazılı tarif ediciler ortaya
konur. Anlatıcı, izah edici kişiler vazifelendirilir ve görevlendirilir.

     İçinde yaşadığımız
dünya ve onun da içinde bulunduğu kâinat ve evren bir saray gibidir. Bir şehir,
bir memleket, bir ülke hükmündedir.

     Öyle ise, bir
teşrifatçısı; onu anlatacak, orayı gezdirecek muallim ve öğretmenlere lüzum ve
ihtiyaç vardır. Oradaki şartlara göre hareket etmesini, nasıl yaşamasını
gösterecek, öğretecek, tarif ve tayin edici bir kılavuza ihtiyaç ve gereksinim
vardır.

     O şehirde, o
memlekette yer alanların, o ülkede kalanların, o yörede bulunanların;
hikmetlerini, yapılış gayelerini, içindekilerin mana ve anlamlarını anlatacak,
bildirecek eleman ve rehberlere olan 
ihtiyaç zarurî ve elzemdir.

     Böylece o yöre ve
mekânın içinde yaşayan insanların kabiliyet ve istidatları nazara verilsin,
gözler önüne serilsin. Meraklıları işba edilip doyurulsun. Geldiklerine,
gördüklerine, bulduklarına memnun olsunlar, sevinsinler ve şâd olsunlar.

     İşte Kur’an; tüm
sözlerin üstünde, bütün makamların en yükseğinde bir projektör gibi dünyayı ve
içindekilerini, özellikle eşref-i mahlûkat / yaratılmışların en şereflisi
olarak yaratılmış olan insanın; en büyük, en doğru, en isabetli, en güvenilir
bir kılavuzu, bir önderi ve bir rehberidir.

     Rehbersiz,
plânsız, programsız yola çıkılamayacağı gibi, Kur’ansız da vasat / orta yol,
doğru yol yani sırat-ı müstakim bulunamaz, bilinemez ve görülemez.

     İşte Kur’an tüm
âlemlerin ve içindekilerin her türlü maddî – mânevî sevk ve idare ettiricisi
olan Allah’ın bir kelâmı / sözüdür. Tüm mevcûdâtın, bütün varlıkların İlâhı /
Tanrısı olması hasebiyle Allahın bir fermanı / emri / buyruğu, Allah’ın bir
hitabı / seslenişi, Allah’ın bir konuşmasıdır. Bazen de şifreli bir haberleşme
ve çok yönlü bir iletişim vasıta ve aracıdır.

     İşte böyle kudsî
ve kutsal bir kitabın her asra bakan veçhesi / yüzü olduğu gibi, bilhassa /
özellikle bu asra, bu yüzyılımıza da bakan bir yanı vardır. Üstelik bu zaman;
tüm geçmiş zamanların mes’ele ve problemlerinin def’âten / birden asrın
insanına hücum ettiği / saldırdığı acip, şaşırtıcı bir asırdır.

     Âdeta / sanki bu
asrın insanı; bütün geçmiş asırları yaşamış gibidir. Bu asrın insanı; tüm
yüzyılların meseleleriyle yüzleşmiş, karşılaşmış sayılır. Bu asrın insanı;
binbir açmazın, sayısız çıkmaz yolun ortasında kalarak şaşkına dönmüştür. Bu
asrın insanı; çıkış yolu arayan bir kimsenin hâleti rûhiyesini / rûh hâlini
taşımaktadır.

     İşte bu asrın
insanı geçmişin bu sayısız tasallutlarına / musallat oluşlarına ve
sarkıntılıklarına karşı; ancak ilimle, fikirle, din ile ve imanla meydan
okuyabilir. Ancak cadde-i kübrâda / en büyük mecra ve yolda emniyetle yol
alabilir. Bu ise, en büyük mürşit / irşat edici / yol gösterici olan sırat-ı
müstakime / doğru yola sahip olmakla, onu bulmakla, onu bilmekle ve ona canı gönülden
sarılmakla mümkün ve olasıdır. Nitekim Koca Akif de:

 

     Doğruda doğruya
Kur’an’dan alıp ilhamı,

     Asrın idrâkine
söyletmeliyiz İslâmı.

 

derken bu hayatî hususa dikkatleri çekmektedir. Çünkü:

 

     “Elde (Allah
tarafından vahiy yoluyla Hz. Muhammed’e indirilmiş, semavî / göksel kitapların
sonuncusu olan) Kur’an gibi (sonsuz, devamlı mucize olan) bir mucize-i bâkî
varken,

     “Başka bürhan
(delil ve ispat) aramak aklıma zait (fazlalık ve gereksiz) görünür.

     “Elde Kur’an gibi
(hakiki delil olan) bir bürhan-ı hakikat (hakikat delili) varken,

     “Münkirleri (inkar
edenleri) ilzam (delille ispat edip, cevap veremez hale getirmek) için
gönlüme  sıklet mi (bir ağırlık, bir yük
mü) gelir?”

Önceki İçerikSiyaset & Maske, Adalet & Mesafe, Zihniyet & Hijyen
Sonraki İçerikUykudan Uyanan Şehir…
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.