Utanmazlık, Allah Vergisi Bir Yetenek midir?

23

Lise yıllarında, E******* adında
(bundan sonra kısaca sadece E diyelim) bir arkadaşım vardı. “Kişinin sevmediği
ot burnunun dibinde biter” düsturunca bu herifle arkadaşlığımı çok fazla devam
ettirmek istemesem bile ilginç bir şekilde arkadaşlığımız bugüne kadar devam
etti, hala da ediyor.

 

Her insan gibi E’nin de pek çok
özelliği vardır ama bence E’yi E yapan en önemli özellik onun gerçek anlamda
bir utanmaz olmasıdır. Yanlış anlaşılmasın buradaki utanmazlığı bir hakaret
yahut olumsuz bir özellik olarak değil, bilakis gayet takdire şayan bir vasıf
olarak dile getiriyorum. Nitekim E’nin yüzüne karşı da defalarca dile
getirdiğim gibi; ben E’yi tanımadan önce utanmazlığın çok kötü bir özellik
olduğunu düşünürdüm ancak E’yi tanıdıktan sonra anladım ki utanmazlık aslında
Allah vergisi bir yetenekmiş!

 

Bu utanmazlık yeteneği, bir emekli
memur çocuğu olan E’nin kolayca finans kaynakları bularak ticaret hayatında
hızla ilerlemesini sağlamıştır. Üstelik ilginç bir şekilde hiç kimseyi
kandırmadan, dolandırmadan, kimseye tek kuruş borcu kalmadan…

 

E kişisinin ticaret hayatı lise
son sınıfta cep telefonunu kaybetmesiyle başlar. Babasından korktuğu için
telefonunu kaybettiğini söyleyemez. Öte yandan, yeni bir telefon almaya yetecek
parası da bir telefon parasını borç verecek kadar kalantor bir arkadaşı da
yoktur. İşte tam da burada, baba korkusunun verdiği motivasyonun da
tetiklemesiyle E’nin utanmazlık yeteneği gün yüzüne çıkar. Evet, etrafında bir
cep telefonu parasını borç verecek kadar varlıklı bir arkadaşı yoktur ancak cep
telefonu parasının yirmide birini (1/20) borç verecek yirmi tane arkadaşı
vardır! O halde yirmi arkadaşının her birinden cep telefonunun yirmide birini
karşılayacak kadar borç alacaktır. Ve alır!

 

Bu taşra Jet Fadıl’ının kurduğu
sistem işlemeye başlar. Yirmi kişiden aldığı borçla kaybettiği telefonun
aynından yepyeni bir cep telefonu alır. Herifçioğlu adeta kâr-zarar ortaklığı
esasına dayalı bir kooperatif kurmuştur. Üstelik tek kuruş sermaye koymadan!

 

Borç alınır alınmasına ama bir
de bu borcun geri ödenmesi gibi küçük ve önemsiz (!) bir detay bulunmaktadır.
Gel gör ki bizim Taşralı Fadıl’ın borçlarını ödeyecek parası yoktur. İşte tam
da burada utanmazlık yeteneği ikinci defa devreye girer. Henüz borç istenmemiş
pırıl pırıl beş yeni arkadaş bulur. Bunlardan yine cep telefonunun yirmide
birine tekabül edecek miktarda borç ister. Bu yepyeni pırıl pırıl beş kişiden
aldığı borçla, daha önce borç aldığı beş kişinin borcunu kapatır ve bu
arkadaşlarının gözünde kredi puanını yükseltir. Böyle böyle derken borç isteme
networküne yeni yeni kişiler dâhil eder. Kurduğu sistem öyle bir hale gelir ki
sisteme dâhil ettiği her yeni kişiden borç almakta ve bu borçlarla eski
borçlarını ödemektedir. E, bu networkü o kadar genişletir ki, E’nin networküne
girmeniz için paranız olması bile gerekmemektedir. Yürüyen ve hatta yürümeyip
sadece nefes alan bir canlı olmanız E’nin sizden borç istemesi için yeterlidir.

 

Zaman gelir E’nin networkü doğal
sınırlarına ulaşır ve artık kendi kendisini idare eden bir sisteme dönüşür. E,
sistemine önceden dâhil olan yani ilk borç aldığı kişilere olan borçlarını
ödeyebilmek için sonradan borç istediği kişilere borçlanmış ve bu sonradan
borçlandığı kişilere olan borçlarını da daha önce borçlanıp da borcunu ödediği
kişilerden yeniden borç isteyerek sistemi çevirmeye başlamıştır. E’nin arkadaş
çevresi, birbirinden asla haberdar olmayan insanlardan oluşan ve borcun borçla
çevrildiği masonik bir tarikata dönmüştür adeta!

Bir cep telefonundan yola
çıkarak kurulan bu sistem, aradan bir-iki yıl geçtikten sonra arkadaş
çevresinin iş hayatına atılıp da ellerinin az da olsa para görmeye başlamasıyla
birlikte hedef büyütür. E bu yıllarda üniversiteye henüz yeni başlamış sefil
bir öğrencidir ama Türkiye’nin önde gelen iş adamlarının ve şirketlerinin bile
sahip olmadığı bir networke ve kredibiliteye sahiptir. Madem bunlara sahiptir o
zaman bu sefil üniversitelinin bir araba almaması için hiçbir sebep
bulunmamaktadır. Hemen networkünü devreye sokar. Bir araba alacak parası yoktur
ama etrafında bir araba parasının ellide birini verebilecek güçte elli tane
arkadaşı vardır!

 

E’nin kurduğu bu saadet zinciri
makine gibi işlemeye devam eder. E bu sistemle henüz bir üniversite
öğrencisiyken arabasını alır, internet cafe kurar, sigorta şirketi kurar.
Sigorta şirketini birlikte kurduğu ortakları sayesinde elinde siyasi gücü
bulunan kişilere yakın hale gelir. Bu siyasi bağlantılar E’yi ve ortaklarını
büyük bir telekomünikasyon şirketinin bölge bayisi olmaya kadar götürür. Bir
zamanlar kıytırık bir cep telefonu alabilmek için saadet zinciri kurmak zorunda
kalan E, Range Rover jeeplerle gezen kalantor bir iş adamı haline gelir. Ama
saadet zincirinden asla vazgeçmez çünkü işlerinin asıl bereketi tamamen
oradadır.

 

Aslında hakkını teslim etmek
lazım; E’nin borç alıp da ödemediği vaki değildir. Zaten E’nin olayı borç alıp
ödememek değil, borcu borçla çevirmektir. Kesin olarak emin değilim ama öyle
zannediyorum ki bu E yirmişer kişilik iki veya daha fazla grup oluşturmuştu.
Birinci yirmi kişilik gruba A takımı, ikinci yirmi kişilik gruba da B takımı
dersek A takımından borç alıp işlerini hallediyor. Sonra B takımından borç alıp
A takımının borcunu ödüyor, sonra C takımından borç alıp B takımının borcunu
ödüyor ve sonra başa dönüp tekrar A takımından borç alarak C takımının borcunu
ödüyor ve doğurgan döngüyü böylece devam ettiriyordu. Belki de işin içinde
bizim asla bilmediğimiz D takımı, E, takımı diye Z’ye kadar devam eden yirmi
kişilik takımlar vardı. Bunu asla bilemeyeceğiz!

 

Bu meselenin beni ilgilendiren
kısmı E’nin bu A takımında veya belki de B takımında yer alıyor olmamdı.
Kendimi bildim bileli E’yi finanse ediyordum ve aradan bir hayli zaman
geçtikten sonra hiç ummadığım bir anda bana borcunu ödüyordu. Ben E’ye borç
vermekten bıkmıştım ama o benden borç istemekten bir türlü bıkmamıştı!
Utanmazlık yeteneği E’yi borç isteme konusunda bıkkınlıktan da alıkoyuyordu. E
benden her borç istediğinde “İnşallah bu defa geri ödemez de kurtulurum”
diyerek borç veriyordum ama o aksi gibi her defasında borcunu ödüyor ve bir
sonraki seferde miktarı artırmış olarak tekrar borç istiyordu.

 

Konunun çok uzadığının
farkındayım. Fazla uzatmadan sadede gelelim. Türk siyasetine baktığım zaman
görüyorum ki utanmazlık sadece bizim E’ye ait bir yetenek değil. Türk
siyasetinde de gerek iktidar da olsun gerek muhalefette olsun mebzul miktarda
utanmaz var çok şükür (!) Millet işsizlikten sürünürken “iş çok insanlar iş
beğenmedikleri için çalışmıyorlar” diyeni mi ararsın, “ekonomi çok iyi, bunu
görmüyorlarsa gözlerine dizlerine dursun” diyeni mi ararsın, ülkenin gerçek
sorunları farklıyken “çakma” sorunlarla milleti uyutmaya çalışanı mı ararsın.

 

Siyasetin utanmazlarına bakınca,
bizim E’ye olan sevgim ve saygım artıyor ve can-ı gönülden şunu söylüyorum; bu
utanmazlar bizim E’ye kurban olsunlar!