Son Günlerde Uygulan Ekonomik Politikalar

28

Kur
Korumalı Mevduat Hesabını
akıl edip, yürürlüğe koyanları tebrik
ediyorum. Zira, bu sistem getirilmeden önce faizler enflasyonun altında kaldığı
için insanlarımız tasarruflarını bankaların TL hesaplarına yatırmıyordu. Vatandaşlarımız
elinde bulunan TL’leri ne yapacağını bilemiyor, bunun neticesi olarak da en kısa
zamanda paralarını mecburen dövize çeviriyorlardı. Bir kısmı da “faiz haram” korkusuyla birikimlerini
yastık altında muhafaza ediyordu.

Şimdi
ise, getirilen bu yeni Kur Korumalı
Mevduat Hesabı Sistemi
sayesinde ise, ,vatandaş elinde bulunan Türk Lirası için herhangi bir kayba
uğramamaktadır. Fiilen faiz düşük kalsa bile kur artışının altında kaldığı için
uygulamada faizler yükseltilmiş oldu. Her ne kadar “Nas ile bildirilen hükme” uygun olmasa da mevcut sistem içinde bir
çözüm bulundu. Haliyle bu durum vatandaşın dövize olan talebini büyük ölçüde
azaltmış bulunmaktadır.

         Daha en başta Merkez Bankası politika faizini artırsa idi
zaten dolar kuru yükselmeyecekti. Enflasyon resmi TÜİK rakamlarına göre yüzde
36 iken, Politika faizi yüzde 14’e indirildiği için kurlar kontrol edilemez
şekilde yükselmişti.

Yeni
hesap tarzı ile gerçi bankalarda vadeli TL hesabında olana liralar Kur Korumalı
hesaba geçince dolarizasyon oranı yükselmiş oldu. Piyasada uygulanan faiz
oranları yüzde 23-25 mertebelerinden aşağıya inmedi. Bu durumda iktidar ya “Nas
böyle, bize uymak düşer” sözlerini geri alacak veya kurları yükseltmemek için
bir çare bulacaktı. Kur korumalı mevduat hesabı bu yükselmeyi kontrol altına
almak  maksadıyla  yürürlüğe konuldu..

         Bu itibarla, ekonomiye yönelik olarak alınan tedbirler ile kurlar
istikrar kazanmaya başladı. Yurt dışında da ekonomimiz güven kazanmaya başlamıştır.
Bu sebeplede, ABD’li dev yatırım bankası
JP Morgan da bazı Türk bankalarının
tahvilleri için tavsiyesini “nötr” den
ağırlığını artır’a” yükseltmiştir.

JP
Morgan gibi bankalar için “faiz lobisi”
veya “kapitalizmin sömürge aracı” gibi sıfatlar takılsa da dünya para
piyasalarındaki etkinliği tartışılmaz. Hükümetin açıkladığı yeni ekonomik
tedbirler içinde en etkili olan kur korumalı Türk parası (TL)  mevduat hesaplarına dair
olarak JP Morgan, vatandaşların
döviz talebinin azaltmaya başladığını ve dolar baskısının azaldığını açık bir
şekilde ifade etmektedir.

         Kurlardaki artış önce ekonomi yönetimi tarafından
“ihracatı artıracağı, üretim/ yatırım/ istihdam öncelikli yeni ekonomik modele
katkı sağlayacağı gerekçesiyle savunuluyordu. Fakat kur artışlarının enflasyona
büyük etkisi orta ve alt gelir gruplarını sıkıntıya sokunca, kurların bu
modelle (KKM hesabı ile) istikrar kazanmasına çalışılmaktadır.

         Dolara olan talepteki, artış veya azalış, doların azaldığı
ortamda, kurlarda dengelenme meydana getiriyor.

         Dolar talebinin düşmeye başlamasıyla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti
Merkez Bankası’nın (TCMB ) elinin rahatladığını ve dövize müdahale etme
konusunda daha az aksiyon gösterdiğini öne süren JP Morgan, vatandaşların döviz talebinin halihazırda düzenli bir
şekilde oynamalar yaptığını açıklamış bulunmaktadır.

         JP Morgan, dolar
talebinin azalması ile birlikte, çok kısa vade de kredi piyasasında da
istikrarın kazanılmasını beklediklerini duyurmuştur.

         Hükümetin almış olduğu tedbirler sayesinde döviz kurlarının
dengelenmeye başlamasıyla birlikte son zamanlarda marketlerde de kısmen fiyat
artış hızı
düşürülmüş oldu. Ancak, dolar kurunun 8 TL’den 13,5 TL artışının
getirdiği maliyetlerin tamamı henüz fiyatlara yansımamıştır. ÜFE artışının
yüzde 80 iken TÜFE’nin yüzde 36 artmış olması da göstermektedir ki, bu
maliyetler ileri tarihlerde peyde pey fiyatlara yansıyacaktır.

Muhalefetin
yapmış olduğu bütün algı operasyonlarına rağmen, vatandaşın Hükümete olan
güveni ve teveccühünde herhangi bir azalma olmamaktadır. 20 yıldır iktidarda
olan AK PARTİ’nin oyları düşmek şöyle dursun, yapılan her seçimde devamlı
olarak, kısmide olsa yükselmektedir. Halbuki sosyolojik kaide olarak,iktidarda
olan bir parti her geçen yıl oy kaybına uğrar. Buna mukabil ise, muhalefet
partilerinin oyu az veya çok artar. Fakat çok calibi dikkattir ki, bu kaide memleketimizde
neredeyse tersine işlemektedir.

Her
ne kadar ülkelerini sıkıntıya maruz bırakmış tek adamların yönettiği birçok
devlette de iktidarın yüksek oy almaya devam ettiği görülmekte ise, de ana
muhalefet partisi bir özeleştiri yapmalıdır. Aradan geçen 20 yıl gibi uzun bir
zamana rağmen, Ana Muhalefet Partisinin oyu adeta,  % 22- -23 lere çakılıp kalmış bulunmaktadır.
Bu cümleden olarak şu hususu ifade edeyim ki, şayet Ana Muhalefet Partisinin
iktidar olmaya niyeti varsa, maruz kaldığı bu durumun muhasebesini yapmasında
mutlak bir zaruret bulunmaktadır.

Fakat
bana öyle geliyor ki, Ana muhalefet Partisi Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun
hiçbir zaman iktidar olmak için bir gayreti ve niyeti bulunmamaktadır. Zira, Ana
Muhalefet Parti lideri olarak kalmak, onu ziyadesiyle memnun ve tatmin
etmektedir.  Bu suretle, hiçbir mesuliyet
altına girmeden Ana Muhalefet Partisi olarak saltanatını devam ettirmektedir. Fakat
bugüne kadar girmiş olduğu 15 seçimin tamamını kaybetmesi onda hiçbir zaman,
utanma, eksiklik ve ezilmişlik duygusu meydana getirmemektedir. Memleket
Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’nin çok güzel bir şekilde ifade ettiği
üzere, yenilen pehlivan güreşe doymaz misali yenilmişte yenilmiştir. Fakat, her nedense hiçbir zaman genel başkanlık
koltuğunu bırakmak aklına dahi gelmemektedir. Yapılan seçim anketlerinde AK
Parti’nin oyları nasıl oluyor da yüzde otuzların altına düşmüyor sorusuna Kılıçdaroğlu,
“düşecek düşecek. Samimi söylemek
gerekirse bizimde topluma güven vermemiz lazım”
demek suretiyle,  bu güne kadar güven vermediklerini açık bir
şekilde itiraf etmiştir.

Diğer
taraftan Kılıçdaroğlu devamlı olarak erken seçimi gündeme getirmektedir.
Acizane olarak şu hususu ifade edeyim ki, seçim 2023 yılının Haziran Ayında
normal zamanında yapılacaktır. Esasen, halkın ısrarlı bir seçim talebi de
yoktur.  Diyelim ki, farzımuhal erken
seçim yapıldı. Kılıçdaroğlu partisinin oyunu yüzde kırkın üzerine çıkarıp tek başına
iktidara geleceğine inanıyor mu acaba? Görünen köy kılavuz istemez. Bundan
sonra da, on defa seçim yapılsa Kılıçdaroğlu, Yine yenilecektir, yinede
kaybedecektir.

Fakat
bu seçimlerde de ittifaklar halinde seçimlere girilecek. Anketlerde Millet
İttifakının oyları Cumhur İttifakını geçmiş görünüyor. Hele hele DEVA ve Gelecek
Partileri de Millet İttifakına katılırsa HDP tarafsız kalsa bile AKP iktidarı
riske girebilir.. Bu bakımdan Ak Parti’nin vatandaşın mutfağındaki sıkıntıyı görmesi
ve gerekli tedbirleri alması  icap
etmektedir..

Yukarıda,ekonominin
kısmen düzelmeye başlamasından bahsetmiştik. Bu cümleden olarak Türkiye Cumhuriyeti
Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, Enflasyon Raporu 2021 – 2022
bilgilendirme toplantısında yapmış olduğu değerlendirmede, 2022 sonunda
enflasyonun %23,2,  2023 yılı sonunda
da  % 8,2 olacağını ifade etmiştir. Şahap
Kavcıoğlu Türkiye’nin dış talep görümünün de olumlu seyrini muhafaza ettiğini
söylemiştir. Ayrıca salgın tedbirlerinin kademe kademe kaldırılması, dış
iktisadi faaliyete katkısını artıran bir faktör olarak ortaya çıkmakta olduğunu
da ifade etmiştir. Bundan önceki plan hedeflerinde ve Merkez Bankası
hedeflerindeki sapmaların bu defa olmayacağı ümit edilmektedir.

Bu
bakımdan, salgın hastalık sebebiyle memleketimizde uygulanan kısıtlamaların hafifletilmesi,
başta turizm olmak üzere, ilgili hizmet kalemlerinde toparlanma eğiliminin
belirginleşmesinde önemli bir rol oynamış bulunmaktadır. Nitekim kredi kartı
ile yapılan harcamalara ait olan verilere göre, salgından daha çok etkilenen
hizmet sektörlerinde artış oranlarının daha yüksek olduğu görülmektedir.

Netice itibariyle,
alınan tedbirler sayesinde, ekonomi iyileşme trendine girmiş bulunmaktadır.
Temennimiz odur ki, iktisadi hayatımızın en kısa zamanda düzelerek, işlerin
yoluna girmesidir.