Dün, Bugün ve Yarın İslâmiyet (1)

27

     Akıl ve naklin
(vahiy ve sünnetin) el ele verip ittifak ederek, İslâm hakikatlerinin gerçek
olduğu tasdik edilmişken,

     Asılları, hakikat
zemininde kökleşmekle beraber, dal ve budakları mükemmelliğin göklerine
yükselip yayılmış olduğu halde,

     Hem öyle dallar
ki, meyveleri iki dünya saadeti, yani dünya ve ahiret saadetini vermişken,

     Bizleri mucize
olan Kur’an ile irşat etmişken,

     Öyle bir kitap /
Kur’an ki, kaideleriyle âlemin hilkat / yaratılış kitabı; kaderin eli ve hikmet
kalemi ile yazılmışken,

     Yürürlükte olan
ince, derin ilahî kanunları ortaya koyduğu halde,

     Âdilane / adalete
yakışır hükümleriyle; insan türünün nizamına, dengesine ve ilerlemesine; O
Kur’an mutlak kefil ve her hususta üstad ve yol gösterici olmuşken,

     Sonsuz salâvat /
dualar, kâinatın reisi, fahrı ve iftihar vesilesi olan Hz. Peygamber’e olsun
ki, bütün cins ve türleriyle âlem; O’nun peygamberliğine şehadet / tanıklık
ettiği halde,

     Yine tüm cins ve
türleriyle âlem; O’nun mucizelerine delalet edip, onları gösteriyorken,

     Gayb hazinesinden
getirdiği, yüksek bir meta olan dine, yani İslâmiyete dellallık ettiği halde,

     Âleme teşrif
ettiğinde, her tür kendine has diliyle onu alkışladığı halde,

     Ezel sultanı olan
Allah; yer ve göğün tellerini konuşturduğu ve her bir tel, başka bir dil ile
mucizelerinin nağmelerini söyledikleri halde,

     O şirin sadâ, bu
gök kubbede ilelebet çınladığı halde,

     Sema, kendisinde
meydana gelen miraç olayı ve Ay’ın bölünmesiyle yani semavî dilleriyle
risaletini / peygamberliğini tebrik ederken,

     Yeryüzü, kendi taş, ağaç ve hayvanın /
canlıların dilleriyle mucizelerini sena edip överken,

     Atmosfer, kendi
cin ve bulutların işaretleriyle nübüvvetini / peygamberliğini müjdeler ve O’nu
himayeden geri kalmazken,

     Mazi / geçmiş
zaman, enbiya / peygamberler, semavî kitaplar ve kâhinlerin rumuz ve
telvihatlarıyla / remiz ve işaretleriyle; o hakikat güneşinin fecri sadıkını
gösterip, müjdelerken,

     Ve zamanı hâl,
yani asrısaadet lisanı hâliyle, Arapların tabiatında meydana gelen, o büyük
inkılâbı / değişimi; tam bir bedeviyetten mükemmel bir medeniyetin, çok kısa
bir zamanda doğmasını şahit ve tanık göstererek; nübüvvetini / peygamberliğini
ispat ederken,

     İstikbal / gelecek
zaman; kendinde meydana gelen ve gelecek olayların ve fenlerin dakik / ince
tavırlarıyla O’nun bahtiyar kafilesini karşılarken,

     Yine istikbal,
hakimane bir dil ile irşatlarına teşekkür ederken,

     İnsan nev’i kendi
araştırmalarıyla, özellikle güneş gibi kendi kendine bürhan / delil olan beliğ
hatibi Hz. Muhammed’in diliyle, Haktan geldiğini ilân ederken,

     Ve Zatı Zülcelâl
olan Allah kendi Kur’anı / Kitabının beliğ diliyle, o ümmi peygamberin risalet
fermanını kıraat edip okuyor iken,

     X

     19. asrın başından
beri, milletin hâlen geri kalmış olmasından ötürü feryad ve figan ederek;
üzülmemek elde değil. Çünkü İslâmiyetin mağz ve lübbünü / özünü terk ederek,
kışrına / kabuğuna ve zâhirine / dış görünüşüne bakıp durduk. Ve tabii ki
aldandık.

     İslâmiyeti yanlış
anlayarak ve ona karşı edepte kusur ederek; İslâmiyet’in hakkını ve müstehak
olduğu / lâyık bulunduğu hürmet ve saygıyı, ona karşı ifa edemedik / yerine
getiremedik!

     Tâ, o da bizden
nefret ederek vehim ve hayallerin bulutlarıyla sarılıp, tesettür eyledi /
bizden kendini gizledi ve perdeledi.

     Hem de hakkı var: Zira biz İsrailiyâtı
usûlüne / metoduna ve hikâyeleri akaidine / inancına ve mecazları hakikatlerine
karıştırarak kıymetini takdir edemedik. İslâmı rayından çıkardık.

     O da ceza olarak
bizi dünyada tedip / yola getirmek için, zillet ve sefalet içinde bıraktı.

     Bizi kurtaracak,
yine onun merhametidir.

     Öyleyse, ey
müslüman kardeşler! Geliniz, ondan özür dileyeceğiz. El birliğiyle sadakat
elini uzatacağız. Ona biat edeceğiz. Onun hablülmetînine / sağlam ipine
sarılacağız.

     Hem de korkusuzca, geçmiş asır ve yüzyılların
menfî fikirlerine karşı çıkmalıyız. Meydana çıkmak için, bizi bu hususta
heyecanlandıracak ve cesaret verecek olan; itikadımız / inancımız ve yakînimiz
/ kesin bilgimizdir.

     Çünkü biliyoruz
ki, Hak neşv ü nema bulacak / büyüyüp gelişecektir.

     Her ne kadar
toprakta gizlense de, taraftar ve mültezimleri / destekçileri muzaffer
olacaklardır.

     Her ne kadar zaman
ve zeminin merhametsizliğinden, görünüşte az ve zayıf olsalar da.

     Hem de
itikadımızdır ki: İstikbalde / gelecekte hüküm sürecek ve her kıt’asında mutlak
hâkim olacak, yalnız İslâmiyet hakikatidir.

     Evet, gelecekteki
saadet sarayında, tahta kurulacak gerçekler ve bilgiler; yalnız İslâmiyet
olacaktır.

     Nitekim geleceği
fethedecek yalnız odur. Çünkü emare ve işaretleri görünüyor.

Önceki İçerikİyilikspor & Kötülükspor ve İnsanlık ligi
Sonraki İçerikSon Günlerde Uygulan Ekonomik Politikalar
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.